Ubûdiyyet, ibadetten efdaldir. Çünkü ubûdiyyet, kulun Rabbin yaptığı her şeye razı olmasıdır. İbadet ise Rabbin razı olduğu şeyleri yapmaktır. Ubûdiyyet kuldan hiçbir zaman ayrılmazken ibadet sadece bazı vakitlerle sınırlıdır.
(Nablusî, Şerh-i Dîbâce-i Mesnevî)
Tez savunmaları yaklaştı. Herkes harıl harıl tezini düzeltecek insan arıyor, sürekli dosya geliyor bu ara. Özellikle teknik düzeltmeleri yapabilen insan sayısı az. Acaba tez için basit word kullanımı atölyesi mi yapsam mini bir tane? Şöyle makul ücretli.
Looking forward to presenting a paper at the al-Mahdi Institute in Birmingham on 2 June 2026:
“The Classification of Kashf as a Source of Knowledge in Dāwūd al-Qayṣarī’s Thought.”
#IslamicStudies#IslamicThought#Sufism
Vegan sufiler saçmalığını sosyal medya pompaladı, bazı yayınevleri de buna destek oldu. Etyemez ismi “biz tekkemizde gıybet etmeyiz, o yüzden et yemeyiz” sözünden geliyor:
birbirinizin gıybetini yapmayın; herhangi biriniz ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? (Hucurat-12)
“yaşadığı günü kınayıp dünü överken insan hep aynı insandır: dünü yaşarken de onu kınayıp bir önceki günü övmekteydi. bu hep böyle devam eder.”
arabî, fütûhât, cilt XVI, s. 21
#Çekiliş
📚İstanbul'un hafızasını sokak sokak kayda geçiren Cemaleddin Server Revnakoğlu'nun anıt eseri Revnakoğlu'nun İstanbul'u, çekilişle 5 okurumuza hediye!
Yapmanız gerekenler:
📌Ketebe’yi takip etmek
📌 Bu gönderiyi RT etmek
⌛️Son katılım: 31 Mart Salı, 23.59
📢Kazananlar 2 Nisan Perşembe açıklanacaktır.
MÜJDE!
Defter-i Uşşak mobil uygulaması hazır. Uzun zamandır eksikliğini hissetdiğimiz bu uygulamada hem Defter-i Uşşak'daki yazıları, hem Youtube'daki kayıtları, hem Flickr'daki fotoğrafları hem de PDF olarak yayınladığımız kitapları birarada bulabilirsiniz.
Bu dün atılmış yeni gördüm. İşin aslını söyleyeyim Gazze'de ölenler İran ve İrancılar için politik açıdan kullanışlı bir aparattan fazlası değil.
Şu twitleri atan tayfa(direkt alıntıladığım kişiyi kastetmiyorum, belki kendisi de öyledir ama tanımıyorum) Esed savundu burada. Hepimiz de o günlerde gördük, gösterdik.
Zaten bu yüzden ''bize ne filistinden yhaa'' tayfayla beraber kullandıkları bir saldırı biçimi bu. Arkalarına da retoriğe aldanan temiz müslümanlar takılıyor.
Sıfıra yakın bir makuliyet zemini ile harab olmuş duyguları kaşıyorlar sadece. Kendileri bunun farkında olabilirler ancak retorik olarak güçlü bir anlam ifade ediyor.
Mesela ;
İsrail ile ticareti keselim.
-Peki nasıl ?
Yasaklansın.
-Tamam. Öyle bir açıklama yapıldı ama mallar şu an İtalya'ya ve çeşitli limanlara gidiyor. Oradan İsrail'e gidiyor. Bu nasıl engellenecek ?
Yasaklansın.
-Nasıl ?
Bakın konuşmanın makuliyet seviyesi yaklaşık bu düzeyde. İsrail'e diğer ülkeler vasıtası ile mal götürülüyor. Tüm dış ticareti mi yasaklayacaksın ? Ne yapacaksın yani buna ?
Alınacak karşı önlemlerin ya da yaptırımların düzeyi hakkında bir fikrimiz var mı ? Buna karşı elimizdeki gücün miktarını biliyor muyuz ? Ben bilmiyorum. Burada yaygara yapanlar da bilmiyor. Muhtemelen yaygarayı politik olarak organize edenler ise biliyorlar.
Zaten böyle bir ''gücümüz neye yeter'' gündemi de yok. Safi duygu ve hamaset kasarak, hamasetlerine stratejik olarak tabi olunması gerektiğini zannediyorlar.
Yani konuyu bizim ve İsrail'in, dolayısı ile İsrail'in oluşturacağı küresel kamuoyunun ayrı ayrı ekonomik, askeri ve siyasi gücünü tahlil edemeyen birinin yorumlamasının ne anlamı var ? Bunların hiçbirini bilmeyenlerin yaygarası ile strateji mi belirlenecek ? Ben devlet yönetsem ben de bu yaygarayı dinlemezdim.
Gündelik siyaseti yorumlamak için elinde ülkelere dair veriler olması gerekir ki güç tayini yapabilesin. Ben bu verileri bilmiyorum. Bunları yazanlar da bilmiyorlar. O halde burada hepimiz mukallidiz. Ben İrancıları taklid etmeyi tercih etmiyorum. Tartıştığımız dönemde ise bir faydayı elimizden kaçıracağımız için tartıştım.
Bu arada Esed savunucusu İrancıların müslümanları ve kanlarını düşünme konusunda samimiyetine inanacağıma, Erdoğan'ın samimiyetine inanırım. Benim açımdan çok daha makul bir tercih.
Haricen, şu tartışmanın yapıldığı dönemde yapılması gereken ve sivil toplum tarafından yapılabilecek şeyler vardı. Bu tartışma sadece İran'ın politik çıkarları için açıldı.
O gün söyledim ; Kamuoyu oluşturma kabiliyetiniz İran çocuk kanı üzerinden bölgesel çıkar devşirmek istediği için yok oldu. Bundan hiçbir şey de elde edemeyeceksiniz dedim. Hiçbir şey elde edemediniz. 1 gram bile haklı çıkartmadı süreç sizi.
Sonra Suriye meselesinde gördünüz ki bu İrancıların çocukların ölmesi ile hiçbir dertleri yok.
Bizim için siyonist olmak ya da İrancı olmak diye bir dikotomi yok. Biz üçüncü bir yol olacağız.
Bugün bu tartışmanın benim açımdan hiçbir önemi de kalmadı. Zira o gün bir hareket kabiliyetini kırdığı için çok sinirlenmiştim. Şimdi çoluk çocuğun kanından istediğiniz kadar gündelik politika devşirebilirsiniz, zira zaten sivil bir hareket kabiliyetiniz kalmadı.
İran'ın bölgesel çıkarları için güttüğü politika ve söylem sayesinde darmadağın olmuş, kendimizi ve diğerlerini suçlamaktan öteye gidemeyen çerçöpler gibi olduk. Ufacık eylemlere seviniyoruz.
Elinizden gelebilecek olan basit şeyleri bile yapamayarak, başkalarını büyük işler yapamadıkları için suçlayıp duruyorsunuz. Sizin ferasetiniz ne ki daha iyisini hak ettiğinizi sanıyorsunuz.
Kaç zamandır yaygara yaptıkları meseleye dair bu yazıyı da İrancıların filan kanaati değişsin diye atmadım. Bunlara aldanan saf arkadaşlar oluyor. Belki birine faydası olur.
Bana gelince ümmetin acziyetinden utanıyorum ama bunun 20-50-100 yıllık bir mesele olmadığını ve suçlunun biz olmadığımızı da biliyorum.
7 Ekim'den beri neredeyse aldığım her pozisyonda bana yakışan şekilde davrandığımı düşünüyorum. Popülizm yapıp kitlenin birbiri ile kavga edip dağılmasına su taşımaktansa, tertemiz lincimi yedim. Halen de ara ara geliyor aynısı.
Eh niyetleri Allah biliyor, pek de umurumda değil. Nihayetinde kullara hesap vermek için yaşamıyoruz hayatımızı. Takatimi olabilecek en fazla seviyede zorladım ve gücüm bundan daha fazlasına yetmedi, Allah'ın beni mazur kılmasını umuyorum.
Gerisi sizin gündelik siyasette yapacağınız kavgalar. Onlar da beni ırgalamıyor.
Ich freue mich, mitteilen zu dürfen, dass meine Masterarbeit, die ich Anfang dieses Jahres abgeschlossen habe, nun als Buch beim Springer Nature Verlag veröffentlicht wurde.