🟢"KUL" OLMAK
"Kul olmayı seçiyorum, seçmek istiyorum" diyoruz ancak nasıl kul olunur bilmiyoruz. Bu tam olarak sorduğumuz soru.
Kul olmak için ilk önce kendini bileceksin. Kendini bildiğinde, Rabbimizi bileceksin. Yani kendini bildiğinde şeytanı da bilmekte var. Kendini bileceksin, Rabbimizi bileceksin.
Birincisi: İman'ın ve İslam'ın şartlarını kabul edip aynı zamanda uygulayacaksın. Yani namazı, orucu, zekatı, haccı ve üzerine farz ve sünnet olanları yapmaya gayret edeceksin. Farzlarda "yapabildiğin kadar" diye bir şey yok. Ancak özür olduğu zaman telafisi vardır. Bu bir.
İkincisi; Kul olma yolunu arıyorsun değil mi?
Başına her ne gelirse; tüm kulları, eşyayı, hayvanları ve de şeytanı, nefs dahil hepsini aradan çıkartacaksın. Yani yolda gidiyorsun, kaza oldu. Karşıdaki kişiden değil, Allah'tan bileceksin veya bir işin var; o iş oldu olmadı, karşı taraf iyi davrandı, kötü davrandı, hakaret etti, güzel karşıladı, ağırladı vs. hiçbir şeyi, kul ve kullardan bilmeyeceksin, Allah'tan bileceksin.
Üçüncü olarak, kendine hizmet için bir yol seçeceksin. Basında gördüğümüz bir kişi vardı: Sürekli hastane önünde, termosla çay dağıtıyor. Hastası olanlara, bekleme salonundaki kişilere poğaça dağıtıyor. Böyle bir hizmeti seçmiş. Çünkü zamanında evladı orada vefat etmiş. O sıkıntıyı çekince, sonrasında böyle bir hizmet yolunu seçmiş. Bir diğeri ise sürekli olarak fakirlere yardım ediyor. Bir diğeri kedi besliyor.
Biz de; Allah rızası için insanların dertlerini dinleyelim dedik. Özetle; Hizmet yolu seçmek lazım. İşte kulluğun başlangıcı burada oluyor.
Dördüncüsü; önemli olan çok ibadet etmek değil, az da olsa devamlılığını sağlamaktır. Kendinize bir yön belirleyin ve bunu devamlı hale getirin, istikrarlı olun.
Eğer kulluk yapmak istediğinizi biliyorsanız ama nasıl olacağını bilmiyorsanız, bu dört madde ve ilgili gayretleriniz size yeterli olacaktır.
Yaptığınız amelleri Allah'ın rızası için yapmaya başlayıp arada yapamıyorsanız, belki de Allah'ın rızasından çıktınız. Az da olsa devamlılığın inceliği de burada işte. Devam edebiliyorsanız ve arada boşluk olmasına rağmen hala devam ediyorsanız, Allah'ın rızasına doğru gidiyorsunuz demektir.
Peki, "şeytanın rızasına doğru gitmediğimizi nereden anlarız?" dediğinizde hemen en başa dönün; İmanın şartı, İslam'ın şartını ve farzları yapıp yapmadığınıza bakın. Hemen bir sonrakinde, başınıza gelenlerde kullara suçlu diye bakıyorsanız, yaptığınız hizmetin hangi yöne gittiğini bu size gösterecektir.
Eğer mesela namaz gibi bir ibadeti Allah rızası için yapıyorsanız, buna devam edersiniz. Ancak bir süre sonra kopukluk oluyorsa genellikle şeytan araya giriyordur ve hiç devamı gelmez.
Fakat, yapılan hizmetle imtihan oluruz ve arada yapmadığınız ya da kesintiye uğradığınız bir dönem de olsa mutlaka devam eder ve başlarsınız.
Yani, mutlaka her kul bir hizmet yolunu seçmeli ve bu seçtiği hizmet yolunda uzun yıllar gidince geriye bakmalı. Bu durumu yaşıyor mu, yaşamıyor mu? Kısa süreli yapmadığı dönemi mi olmuş, yine de devam ediyor mu, o anda yapıyor mu veya o konuyu hepten unutmuş mu?
İşte burada yaptığınız hizmetlerin artısını, eksisini, doğrusunu, yanlışını, kul olduğunu, olmadığını göreceksiniz.
Bununla beraber kendinize şu soruları soracaksınız: “hizmet etmeyen kul değil mi?” İmanın şartını, İslam'ın şartını, namazını, orucunu, zekatını, haccını yerine getiriyor. Kendisi için yaşıyor, yaptığı ibadetler aslında kendi içindir. Ancak bu durum, kul olanlar ve kul olmak isteyenler için farklıdır. Kul olmak isteyen, bekler ve emredileni yapar. Ancak kul zaten görevini yapıyor, kendi içindir.
Kul olmak isteyen ve kul arasında büyük bir fark vardır.
bu dizeleri insanın bizzat kendi kuyusuna, o en derinine savurduğu bir haykırış olarak okumuştum. bir sorun yok yani sevgili dostlarım :) son zamanlar şiirle mecburi iştigalin sonucu diyelim.
Nuh'un Gemisi bir ilkel tahta yığını değil; "Münzelen" şifresiyle dikey iniş yapan siber-ilahi bir sığınaktı.
Biz günlük kısır çekişmler ve dar kalıplar içinde debelenirken, İlahi sistem bize "Yaradan Rabbinin adıyla Oku" demeye devam ediyor.
Akledenlere selam olsun...
Eğer cennet nehirleri sadece yerçekimine tabi, yatağında akan sıradan su kütleleri olsaydı, Arapçada nehirlerin akması için kullanılan daha durağan veya mekanik fiiller tercih edilebilirdi.
Peki neden "tecri" fiili kullanılmış ?
Göksel cisimlerin uzaydaki engelsiz akışıyla (Tecrî), Nuh'un gemisinin dağ gibi dalgalardaki akışının aynı kelimeyle tanımlanması; bu yapının zeminle sürtünmeyi sıfırlayan kozmik bir uzay gemisi ya da bir ilahi hovercraft olduğunu mümkün kılmaktadır.
Schumacher, Aklı Karışıklar İçin Kılavuz'da “renk körü göz” metaforuyla bunu izah ediyor. Renk tonlarını ayırt edemeyip dünyayı kendi kısıtlı algısıyla sınırlı sanmak gibi beşeri bilim de elindeki teleskobun gücü ve o anki rasyonalitenin sınırları kadar gerçeklik sunabiliyor.
Bu durum, beşeri bilimin mutlak bir inanç dogması değil; eldeki araçlara, teleskopların gücüne ve insan aklının o anki sınırlı algı kapasitesine göre sürekli yön değiştiren değişken bir parametreler bütünü olduğunun en somut kanıtıdır.
"Kul hakkı ile cennetin satın alınabileceğini kim söyledi?
Cennetin karşılığı Allahu Teala'nın rızasıdır, merhametidir.
Kullarını cehenneme göndermeye vesile olarak nasıl rızaya kavuşulur ? "
@mrtarmutcuoglu paylaşımlarda sahneye çıkış anını gördüğümde içim ürpermişti, devamını izleyemedim bile 🥺 şeytani düzene ait birçok sembol ve figür daha ilk bakışta göze çarpıyor. Rabbim cümlemizi esirgesin, hakikati görecek feraset nasip eylesin 🤲🏻
Siz, bağrınızı açıp kendi elininizle yüzbinleri bir araya toplayarak ritüellere ev sahipliği yapacak, eşlik ederek şeytani frekansı arşa çıkaracaksınız; sonra da "saldırı mı var çok kötüyüz" diyeceksiniz :)
Hakediş diye bir şey var.
Allah ve Resulünün bu kadar emir ve tavsiyesine rağmen; affetmenin, merhamet etmenin zor gelmesinin tek sebebi var:
Bu ameli yapmak nefsinize ağır geliyor ve yapmak istemiyorsunuz.
Hakikat budur
Nefsinizi ikna edin, nefsinizle anlaşın...