13 yıl önce bugün iç kanama geçiren Ali İsmail Korkmaz’a ağrı kesici vererek hastaneden gönderen Yunus Emre Devlet Hastanesi’nde görevli doktor Hasan Gülcü hala doktorluk yapmaya devam ediyor.
Doğru mu yaptım, sorusunun cevabı bilinemez. Zaten doğru da yoktur. Bir şeyi seçersin. Bazı durumlar için doğru bazı durumlar için yanlıştır. Yanlışları idare eder, doğrularla mutlu olursun. Hayattaki pek çok seçim böyledir. Hiçbiri geri döndürülemez. Sadece
HAYALLERİMİ SATMAYACAĞIM!
Gürkan Akgün şu sözlerle savunmasını bitirirdi:
Bu hayatta toplumsal adaletten, eşitlikten, hakkaniyetten, dayanışmadan yana durmaya çalıştım hep.
Rant uğruna evinden, mahallesinden, yurdundan edilenlerin, depremde evi başına yıkılanların, yoksulun, garibanın, yok sayılanın, mağdurların yanında saf tutmaya gayret ettim. Ama gerçek mağdurların. Bu şehirden dünyaları kazanıp da, savcılık çağırınca biz çok mağdur olduk diyenlerin değil.
Eksiklerim, yapmaya çalışıp yapamadıklarım, yetemediklerim, yetişemediklerim elbette olmuştur ama görev ve sorumluluklarıma leke sürecek hiçbir şey yapmadım.
Beni yetiştiren annemin, babamın; üzerimde emeği olan hiç kimsenin boynunu bir milim bile eğecek bir işin içerisinde yer almadım.
Çalıştım. Emeğimden başka hiçbir şeyim yoktu. O yüzden en iyi bildiğim şeyi yaptım. Sadece çalıştım.
Günlerin sonunda evet, belki hayatlarımız alt üst oldu. Özgürlüğünden, sevdiklerinden yoksun kalmak insanın özünü zedeleyen bir olgu. Ama yaşama dair umudumu asla kaybetmedim.
Belki gönlümüzdeki gibi olmuyor ama kurduğumuz hayallerin peşinden gitmeye devam ediyoruz. Ben cezaevinde olsam da eşim Sinem'le burada nikahımızı yaptık. Geleceğe dair hayaller kurmaya devam ediyoruz.
Benim bu topraklara olan sevgim de inancım da çok büyük.
Memleketin gelecek güzel günlerine dair; insanların barış ve refah içerisinde yaşadığı, daha adil, demokratik, özgür ve tam bağımsız bir Türkiye’ye dair hayaller kurmaya devam ediyorum.
Hayallerimi satmayacağım!
Ben bu memlekette her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı gibi eşimle, ailemle, dostlarımla özgürce, kimseye boyun eğmeden, onurlu bir şekilde yaşamak istiyorum.
Bu memleket için çalışmaya devam etmek istiyorum.
Bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak hiçbir ayrıcalık beklemeden hakkımın, hukukumun korunmasını istiyorum.
Ve onca zaman geçmesine rağmen; bıkmadan, usanmadan tek bir şey istiyorum: Adalet istiyorum. #İBBDavası
Bizler; 19 Mart 2025’te başlayan ve kamuoyunda İBB Davası olarak bilinen sürecin tutuklu kamu görevlileriyiz.
400 günü aşkın süredir çeşitli yazılı görsel medya organlarında türlü iftira, yalan, kara propaganda ve daha da önemlisi adil yargılanmayı etkileyecek açıklamalar ile karşı karşıya kaldık. Bizler, kamu görevlisi olmanın verdiği sorumlulukla; bize yöneltilen bu orantısız güce ve adeta düşmanlığa karşı bugüne kadar herhangi bir cevap vermedik.
Yargılamanın 40’ıncı gününde, yapılan her savunmada görülmektedir ki; hiçbir somut delile dayanmayan bu iddianame tek tek dökülmektedir.
Eğer gerçekten bu konuda merakı veya tereddütü olan varsa, kendilerini tarihe tanıklık etmek adına mahkeme salonuna davet ediyoruz.
Bizler devlet memurlarıyız. Bu dava ise siyasi saiklerle yürüyen bir davadır ve bu toplumun gönlünde çoktan mahkum edilmiştir.
Bu davayı olduğundan büyük, devasa boyutlarda göstermek için; liyakat, tecrübe ve emekleriyle Türkiye ve dünyaya model teşkil edecek, vizyoner ve halkın yararına projelerin altına imza atan bürokratların, seçilmiş belediye başkanımızın görevinin başında olmaması en basit ifadeyle halkımızın cezalandırılmasıdır.
Bu vesile ile bugüne kadar gerek tutuklu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımıza, bürokratlar olarak bizlere ve ailelerimize dayanışma duygularını göstererek bu haksız-hukuksuz yürütülen acımasız operasyonda yanımızda duran herkese, bize inanan ve güvenenlere, desteklerini korkmadan açıklayabilenlere, sahip çıkanlara sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz.
Üstümüzde hiçbir koruma kalkanı yoktur. Her sorumlu kamu görevlisi gibi hukuk önünde hesap verebilir, yargılanabiliriz. Bizi yetiştiren ailelerimiz, üstümüzde emeği olan her bir insan ve Türkiye kamuoyu bilmelidir ki; İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin şerefli ve onurlu bürokratları olarak; ne geçmişimizi temizlemeye ne de arınmaya ihtiyacımız vardır.
Ülkenin siyasetinden yegane beklentisi; daha fazla özgürlük, daha fazla adalet, daha fazla demokrasi olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi bürokratları olarak bugün tutsak da olsak, Türkiye’nin aydınlık, güzel günlerine olan inancımızla çalışmaya ve üretmeye devam ediyoruz.
Geleceğe dair umudumuzu asla kaybetmedik. Geçmişin karanlık hesaplarına da hapsolmayacağız.
Bugün Silivri’de tutsak İstanbul Büyükşehir Belediyesi bürokratları olarak biliyoruz ki yalnız değiliz. Bu yoksul ve onurlu ülkenin dört bir yanında bize tutunan vicdanlı yüreklere sözümüz, çocuklarımıza yeminimiz var.
Asla yılmayacağız, asla vazgeçmeyeceğiz!
TUTUKLU İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ BÜROKRATLARI
Şebnem Ferah’a verilen reaksiyonu sadece ‘müzik zevki’ sanıyorsanız mevzuyu kaçırıyorsunuz.
İnsanlar sadece bir rock sanatçısına bilet almıyor. Kendi gençliğine, kaybettiği ülkeye, artık var olmayan bir atmosfere dokunmaya çalışıyor.
Bir dönem üniversite şenlikleri vardı bu ülkede. Gerçekten vardı. Öğrenci dediğin şey AVM’de story çekip kahve zincirinde oturan bir müşteri profili değildi sadece. Çimlerde saatlerce oturulurdu. Vega çıkardı. Şebnem Ferah çıkardı. Mor ve Ötesi çıkardı. İnsanlar birbirine benzemeden aynı yerde durabiliyordu.
Ve en önemlisi, herkes bu kadar öfkeli değildi.
Şimdi daha çok Z kuşağı, ‘Şebnem kim ya’, ‘vasat rockstar’ falan yazıyor. Yazabilir. Zevk meselesi. Kimse herkes aynı şeyi sevsin demiyor zaten. Ama bazı yorumlarda korkunç bir tarih yoksunluğu var. İnsan kendi yaşamadığı dönemin duygusunu küçümsememeli. Çünkü bazen cehalet, fikir sahibi olmak değil; bağlamdan habersiz özgüven oluyor.
Arkadaşlar, muhtemelen çoğunuz müziğe Spotify algoritmasıyla doğdunuz. Biz bir şarkının klibini görmek için saatlerce power, mtv falan açık bekliyorduk. Siz her şeye sınırsız erişimle büyüdünüz ama hiçbir şeye tam bağlanamadan büyüdünüz. Aradaki fark bu.
Bir de şu var. O dönem insanlar birbirini sürekli politik kimlik etiketiyle tartmıyordu. Şimdi bir sanatçının söylediği bir selam, ettiği bir cümle yüzünden komple insan silmeye çalışılıyor. Herkes birbirine savcı gibi davranıyor. Sürekli bir linç mahkemesi kuruluyor. Bu konuda bile ve bu çok yoruuc maalesef:)
Bu yüzden Şebnem Ferah’a olan ilgi sadece nostalji değil. İnsanların ‘normal’ hissedebildiği son dönemlerden birine duyduğu özlem. Tıpkıı Çilekeş'de olduğu gibi. Ama tabi ki ve tabi ki Şebnem'in sesini, müziğini, performansını, hep bi ağızdan o şarkıları söylemeyi özledik. Mevzuyu basitleştirmeyim :)
Ama kötü haber de şu ki, bazı şeyler geri gelmiyor. Mesele sadece bir konser hiçbir zaman değil. Ülkenin ruh hali değişti. Kampüs kültürü gitti. Ucuz konserler gitti. Bir arada yaşama refleksi gitti. Genç olmanın o hafif yanı gitti.
Şimdi geriye dönüp bunu anlatınca bazı insanların anlamaması çok normal. Çünkü insan hiç yaşamadığı bir kaybın yasını tutamaz. 🥲
Süpürge reklamını izleyip "aa köpek annesi de olunabiliyormuş, ben en iyisi insan annesi olmayayım" diyen kimse olacağını sanmıyorum. Ama bunun bile yasaklandığını, şeytanlaştırıldığını görüp "özgürlüğün bu kadar baskı altına alındığı yerde çocuk sahibi olmayayım" diyen var.
Ankara’da 1 Mayıs kutlamalarında Öğrenci Sendikası üyesi öğrencilerin "Asla Yalnız Yürümeyeceksin" sloganı attığı sırada, iki öğrenci Tandoğan Meydanı'na gidebilmek için refüjü aşması gereken tekerlekli sandalyeli bir arkadaşlarına yardımcı oldu
madencinin alamadığı alışveriş listesi. bu kişilere gazla müdahale ediliyor, gözaltındalar. neden? alamadıkları paralarını istiyorlar. kendilerine ait olanı.
“… ve bu dünyada, bu zulüm senin sayende.
ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer ve hala şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
demeye de dilim varmıyor ama
kabahatin çoğu senin, canım kardeşim.”
demiş Nazım.
Kolektif değerlerin çöktüğü, yerine bireysel kurtuluşun kutsandığı dünyada yaşadıklarımız sürpriz değil, tam da düzenin amaçladığı son. Önlem diye daha fazla silahlı güvenlik görevlisi önerilmesi ise absürt. Devasa sorunun, keşke böyle görece basit bir çözümü olsaydı.
HAKLIYIZ, BURADAYIZ, ALIŞMIYORUZ!
Tutuklu meslektaşlarımız arasına bugün iki meslektaşımız; Kent A.Ş. Genel Müdürü Nazım Akkoyunlu, Üsküdar Belediye Başkan Yardımcısı ve 34. Dönem Onur Kurulu Üyemiz Filiz Deveci eklenmiştir. Ayrıca 34. Dönem Denetleme Kurulu Üyemiz Teoman Tekkökoğlu ile üyemiz Hülya Tekkökoğlu’nun oğlu Mimar Barkın Ege Tekkökoğlu da tutuklananlar arasında yer almaktadır. Yaklaşık bir yıldır sistematik hale getirilen, her sabah bir başka arkadaşımızın özgürlüğünün kısıtlandığı bu sürece alışmıyoruz.
Ben de arkadaşlarıma şahidim. Filiz Deveci, Nazım Akkoyunlu ve Ege Tekkökoğlu yıllardır tanıdığım ve hayatlarında kamu yararının ötesinde derdi olmamış meslek insanlarıdır. İşini kamu yararı için yapmanın cezalandırıldığı bir dönemden geçiyoruz maalesef! @barkinege@filizdoguz
Make new friends, but keep the old.
A new photo captures the Moon's near side on the right (the side we see from Earth, identifiable by its dark splotches) and its far side on the left. The Artemis II crew are the first to see the far side with human eyes.