“Ekonomide alarm zilleri” Petrol, borsa, fonlar ve alım gücü… son ekonomik olayların konuşulduğu bir program. Güncel sorunlar ve ana sebepleri tabi ki İslam’ın köklü çözümünün konuşulduğu güzel bir oda.
Güzel bir açıklama olmuş.
Devlet, yatırımcıdan çok sistemik riski koruyor.
Finans, reel üretimden kopup fiktif değer üretiyor.
Kazanç özelleşiyor, risk ve zarar topluma yayılıyor.
Kâr özel, zarar olunca kamu
Sorun ekonomik sistemde aranmalı.
Oh ne güzel dünya!
Sen şirket kur, küçük yatırımcılardan para topla, yüksek maaş ve kar payları ile zenginleş, sonra şirket battığında devlet devreye girsin ve oluşan enkazı kamu kaynaklarıyla ortadan kaldırsın.
Borsa İstanbul’da tasfiye edilen fonlar ve kamu bankalarına devredilen tasarruf finansman şirketleri, münferit birer finansal başarısızlık değildir. Reel üretimden kopmuş modern finansal sistemin ürettiği kaçınılmaz sonuçlardır.
Serbest piyasa dogmasının ve finans ekonomisinin ürettiği bu vahim tabloyu 4 temel eksende ele almak gerekir.
1-Kamu otoritesinin bu yapılara müdahale etmesi veya tasfiye süreçlerini üstlenmesinin ana sebebi, küçük yatırımcıyı korumak değildir. Yeni bir ekonomik kriz korkusudur. Finansal zincirin bir halkasının kopması, domino etkisiyle tüm piyasaya yayılma potansiyeli taşır. Devlet, sistemin kökten çökmesini engellemek adına enkazı temizler ve enkazı oluşturan yapının sorgulanmasını gözlerden uzaklaştırır.
2-Klasik sermaye piyasası teorisi, borsayı ve finansal araçları "üretime kaynak aktarma mekanizması" olarak sunar. Oysa günümüz kapitalist finans anlayışındaki fonlar ve türevleri, gerçek mal ve hizmet üretiminden tamamen bağımsız, gerçek olmayan (fiktif) bir değer üretme yarışından ibarettir.
Reel sanayiye veya katma değerli üretime dönüşmeyen, sadece para hareketinden para kazanmayı hedefleyen modeller "şişirilmiş değerler" oluşturur.
Sisteme yeni girenlerin kaynağıyla eski girenlerin doyurulduğu ya da varlık fiyatlarının aşırı köpürtüldüğü bu düzen, makroekonomik bir gerçekliğe dayanmadığı için ilk sarsıntıda patlamaya mahkûmdur.
3. Bu sistemin kurgusunda risk ve kazanç adil bir şekilde dağılmaz.
Sistemi kuranlar ve yönetenler, yüksek yönetim ücretleri, fahiş maaşlar, kâr payları ve primlerle süreç boyunca kişisel servet birikimleriyle zenginleşirler.
Küçük yatırımcı ise kazanç ve enflasyondan korunma arayışıyla sisteme çekilir, çöküş anında ise asıl kaybeden olur.
Tasfiye edilen veya kamuya devredilen yapıların bütçeye getirdiği yük, günün sonunda kamu kaynakları üzerinden bütün halkın sırtına biner.
4-Sermayedarlar büyüme evresinde, devlet piyasadan elini çeksin, serbest piyasa kendi dengesini bulur derler ancak kriz evresinde sistemsel risk var, kamu bizi kurtarmalı noktasına gelirler. Kârın özelleştirilip zararın kamusallaştırıldığı bu sistemsel çelişki aynı zamanda finansal aktörlerin kontrolsüz risk almasını teşvik eden büyük bir ahlaki yozlaşmaya da kapı aralamaktadır.
Batan fonları veya tıkanan tasarruf şirketlerini devralmak yaranın üzerine bant çekmektir. Gerçek üretime, istihdama ve somut katma değere dayalı olmayan ekonomi yaklaşımları yarayı tedavi etmeyeceği gibi kangrene dönüştürecektir.
Oh ne güzel dünya!
Sen şirket kur, küçük yatırımcılardan para topla, yüksek maaş ve kar payları ile zenginleş, sonra şirket battığında devlet devreye girsin ve oluşan enkazı kamu kaynaklarıyla ortadan kaldırsın.
Borsa İstanbul’da tasfiye edilen fonlar ve kamu bankalarına devredilen tasarruf finansman şirketleri, münferit birer finansal başarısızlık değildir. Reel üretimden kopmuş modern finansal sistemin ürettiği kaçınılmaz sonuçlardır.
Serbest piyasa dogmasının ve finans ekonomisinin ürettiği bu vahim tabloyu 4 temel eksende ele almak gerekir.
1-Kamu otoritesinin bu yapılara müdahale etmesi veya tasfiye süreçlerini üstlenmesinin ana sebebi, küçük yatırımcıyı korumak değildir. Yeni bir ekonomik kriz korkusudur. Finansal zincirin bir halkasının kopması, domino etkisiyle tüm piyasaya yayılma potansiyeli taşır. Devlet, sistemin kökten çökmesini engellemek adına enkazı temizler ve enkazı oluşturan yapının sorgulanmasını gözlerden uzaklaştırır.
2-Klasik sermaye piyasası teorisi, borsayı ve finansal araçları "üretime kaynak aktarma mekanizması" olarak sunar. Oysa günümüz kapitalist finans anlayışındaki fonlar ve türevleri, gerçek mal ve hizmet üretiminden tamamen bağımsız, gerçek olmayan (fiktif) bir değer üretme yarışından ibarettir.
Reel sanayiye veya katma değerli üretime dönüşmeyen, sadece para hareketinden para kazanmayı hedefleyen modeller "şişirilmiş değerler" oluşturur.
Sisteme yeni girenlerin kaynağıyla eski girenlerin doyurulduğu ya da varlık fiyatlarının aşırı köpürtüldüğü bu düzen, makroekonomik bir gerçekliğe dayanmadığı için ilk sarsıntıda patlamaya mahkûmdur.
3. Bu sistemin kurgusunda risk ve kazanç adil bir şekilde dağılmaz.
Sistemi kuranlar ve yönetenler, yüksek yönetim ücretleri, fahiş maaşlar, kâr payları ve primlerle süreç boyunca kişisel servet birikimleriyle zenginleşirler.
Küçük yatırımcı ise kazanç ve enflasyondan korunma arayışıyla sisteme çekilir, çöküş anında ise asıl kaybeden olur.
Tasfiye edilen veya kamuya devredilen yapıların bütçeye getirdiği yük, günün sonunda kamu kaynakları üzerinden bütün halkın sırtına biner.
4-Sermayedarlar büyüme evresinde, devlet piyasadan elini çeksin, serbest piyasa kendi dengesini bulur derler ancak kriz evresinde sistemsel risk var, kamu bizi kurtarmalı noktasına gelirler. Kârın özelleştirilip zararın kamusallaştırıldığı bu sistemsel çelişki aynı zamanda finansal aktörlerin kontrolsüz risk almasını teşvik eden büyük bir ahlaki yozlaşmaya da kapı aralamaktadır.
Batan fonları veya tıkanan tasarruf şirketlerini devralmak yaranın üzerine bant çekmektir. Gerçek üretime, istihdama ve somut katma değere dayalı olmayan ekonomi yaklaşımları yarayı tedavi etmeyeceği gibi kangrene dönüştürecektir.
Kur’an, servetin belli bir kesimin elinde toplanmamasını ilke edinir
“Servetin, içinizden yalnızca zenginler arasında dolaşan bir devlet olmaması için
📖 Haşr 59/7
Resûlullah ﷺ:
“İnsanlar üç şeyde ortaktır: Su, mera ve ateş.
İslam’da bazı kaynaklar toplumun ortak hakkıdır.
SPK fon piyasasında tedbirler aldı. TCMB likidite adımları açıkladı. Finansal İstikrar Komitesi de gelişmeleri değerlendirdi.
Peki asıl mesele ne?
Sadece piyasayı istikrara kavuşturmak mı, yoksa ekonominin insan ve toplum için nasıl işlemesi gerektiğini de sorgulamak mı?
SPK: Borsa İstanbul AŞ piyasalarında gerçekleşen gelişmeler dikkate alınarak, sermaye piyasalarının güvenilir, şeffaf, istikrarlı bir ortamda işleyişinin sağlanması ile yatırımcıların hak ve yararlarının korunmasını teminen bazı kararlar alınmıştır.
👇
https://t.co/HeIas7qZNh
İslam ekonomiyi sadece “para nasıl kazanılır?” diye ele almaz
Daha temel sorular sorar
Mülkiyet nedir?
Servet nasıl dolaşmalı?
Emek nasıl korunmalı?
Kamu malının hakkı nedir?
Zengin-yoksul dengesi nasıl gözetilmeli?
Ekonomiyi konuşmak, aslında insanı ve toplumu konuşmaktır.
Bugün finans piyasalarında önemli gelişmeler yaşandı.
Finansal İstikrar Komitesi toplandı. SPK ve TCMB yeni tedbirler açıkladı.
Asıl soru şu:
Bu sadece bir piyasa dalgalanması mı, yoksa finansal sistemin yapısını sorgulamamız gereken bir mesele mi?
Konuşulması gereken yakıt fiyatları mı,yoksa kaynakların türünü,tasarrufunu ve dağıtımını belirleyen iktisadi bakış mı?Fiyat ve etki alanı konuşuluyorsa, kaynakları,gelirleri ve insanları sömüren kapitalist ekonomi vardır. Dağlara buğday serpmek hayal değil,tarihi bir hakikattir.
Son günlerde pompaya yansıyan zamlarla birlikte mazotun litre fiyatı 100 TL’yi aştı. Bundan 15 sene önce 100 TL’ye 30 litre mazot alınabiliyordu.
İşin inkar edilemez gerçeği ise; bu zamlar sadece pompayla sınırla kalmayacak ve hayatın sair alanlarına da olumsuz manada etkisi olacaktır.
Ekonomik zorluklar, artan maliyetler, yüksek enflasyon ve borçlanma yükü hayatın her alanını olumsuz manada etkilemektedir.
İnsanlar hayatlarını idame etmekte zorlanıyor…
Ticaret meşgul olanlar ayakta kalma mücadelesi veriyor…
Ve dahası…
Bütün bu zorluklar kapitalist ekonomi nizamından kaynaklanmaktadır.
Her fırsatta, her platformda her konu bağlamında yegane çözümün İslam’ın kendisine has iktisat nizamında olduğunu söylüyoruz, söylemeye de devam edeceğiz.
Bugün kapitalizmin yol açtığı gelir dağılımındaki adaletsizlikler; malın kıtlığına değil, mevcut mal ve hizmetlerin bireyler arasında yanlış dağıtılmasına bağlıdır.
İslam iktisat nizamı; ekonomik dengeyi sağlamak için mülkiyeti; özel mülkiyet, kamu mülkiyeti ve devlet mülkiyeti olarak üçe ayırır. Servetin belli kimselerde tekelleşmesini engeller ve malın bireyler arasında İslam'ın ön gördüğü şekilde dağılmasını esas alır.
İşte petrol de insanların aralarında ortak olduğunu şeriatın nassla belirlediği kamu mülkiyeti kapsamına girmektedir. Kamu mülkiyeti kapsamına giren ne varsa; devlet tarafından yönetilir ve ortaya çıkan gelir tüm halkın maslahatı yönünde kullanılır.
Nasslarla insanlığın ortak kılındığı kaynaklar; insanlığın faydasına ücretle satılamaz.
Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdular:
“Müslümanlar üç şeyde ortaktırlar: Suda, merada ve ateşte…” [Ahmed bin Hanbel]
Yapay Zeka Ekonomisi | Eko Vizyon
Eko Vizyon’un bu bölümünde; yapay zeka ekonomisini, onu kontrol eden güçleri ve bu ekonominin potansiyel etki sahasını ele alıyoruz.
"Yapay zekâ artık yalnızca bir teknoloji değil. Aynı zamanda sermaye, enerji, veri, çip, iş gücü, devlet gücü ve jeopolitik hâkimiyet meselesi.
Peki neden? Çünkü yapay zekâyı kim kontrol ederse yalnızca teknolojiyi değil, geleceğin ekonomisini de kontrol etme potansiyeline sahip olur..."
Temel itibari ile sorun ne ücret sorunu ne de kaynakların yetersizliği değil, asıl sorun kaynakların dağıtımı, para sistemi, ücret tespiti vs hasılı günümüz kapitalist iktisadi anlayışın insan, hayat ve eşya hakkındaki fikri. Çözüm İslam'ın iktisad sistemi. #AylıkKazancım
📢 PANEL | VAHYİN İNŞA ETTİĞİ NESİL
İslam’ın eğitim ve ilim anlayışını konuşuyor; vahyin insanı nasıl şekillendirdiğini, eğitimin neslin şahsiyet ve düşünce dünyasındaki rolünü ele alıyoruz.
📌 Panel Konusu:
“Vahyin İnşa Ettiği Nesil: İslam’da Eğitim ve İlim Anlayışı”
🎙️ Konuşmacılar:
▪️ Ahmed Huzeyfe Tahtalı
▪️ Ramazan Çiğnitaş
📅 15 Eylül Salı
⏰ 21.00
📍 Köklü Değişim Kocaeli Darıca Temsilciliği
Osmangazi Mah. Atatürk Blv. No:33 Darıca / Kocaeli
#GeleceğimizİslamiEğitimde
#ilkdersimizkardeşlik
Sokaklar Güvende ismi verilen operasyon ile iki binden fazla kişi gözaltına alınmış.
Ancak belki de her ay benzer suçlardan hükümlü olup ceza indirimi yasasından tahliye edilenler de buna yakındır.
Sokakların güvende olması sadece suçluların yakalanması ile sağlanamaz. Suç ve suçlu üreten bu sistem sadece sinekleri yakalanan bir bataklık misali değil midir?
Toplumsal yozlaşma, suçun alenileşmesi, dayatılan yasalar ile ailenin etkisizleştirilmesi, ebeveyn korumasının yok edilmesi, cezaevlerinin doluluk oranı sebebiyle rutin hale gelen infaz indirimleri ile sokaklar nasıl güvende olabilir?
Algıları değiştirmek için değil, suça neden olan ekonomik ve sosyolojik durumu düzeltmek için uğraşın!
Yıllar geçti, bakanlar değişti.
Sınav sistemleri değişti.
Müfredatlar değişti.
Eğitim modellerinin adı değişti.
Ama gençliğin yaşadığı fikrî ve ahlâkî buhran değişmedi.
İsimler değişiyor, müfredat değişiyor; fakat gençliğe verilen laik kapitalist istikamet değişmiyor.
#GeleceğimizİslamiEğitimde
#ŞahsiyetliNesil
Hepimizin bildiği Kur’anî bir kıssadır…
Yusuf Aleyhis Selam zindandayken Mısır kralı bir rüya görür ve vezirlerinden gördüğü o rüyayı yorumlamalarını ister.
Hatta vezirleri kralın gördüğü rüyadan için Kur’an’ın tabiriyle اَضْغَاثُ اَحْلَامٍۚ “rüya dediğin şey karmakarışık hayallerdir” derler ve ciddiye bile almazlar.
Ama gel görün ki vezirlerin basit bir olay olarak değerlendirip ciddiye bile almadıkları “RÜYA HÂDİSESİ” Yusuf Aleyhis Selam’ın zindandan çıkış bileti, dahası yeryüzünde Allah’ın şeriatını uygulayabileceği iktidar yolculuğunun vesilesi olmuştur.
Bu ayet bize çoğu kimsenin ciddiye bile almadığı, basit ve küçük görülen hadislerin büyük değişimlerin habercisi ve vesilesi olabileceğini öğretiyor.
Aynı şekilde bu ayet basit bir rüyayı vesile kılıp kör kuyudaki Yusuf’u iktidar yapan Allah’ın Azametini ve her şeye Kâdir olduğunu hatırlatıyor.
Bize düşen küçük hadiselerin büyük değişimlerin vesile olabileceğine inanmak ve çalışmaktır.
Bize düşen Muhsin olmaktır. Sabır ve sebat etmektir.
Bize düşen, bizi Allah’ın rızasından uzaklaştıracak her türlü Batı menşeili fikir, düşünce ve nizamlara tevessüle etmektense “zindan sizin tekliflerinizden daha hayırlıdır” diyen Yusuflar olmaktır.
“Biz dilediğimiz kimseye rahmetimizi eriştiririz. Muhsinlerin mükâfatını ise asla zayi etmeyiz.” [Yusuf 56]
Milyonlarca evladımız yeni ders dönemine adım atarken; evlatlarımız kaygılı, karamsar ve umutsuz.
Yarınlarımız; rant kapısına dönüştürülen okul masraflarıyla, inançsızlık ve savrulma bunalımlarıyla, batıyı merkeze alan hayat tarzıyla planlı şekilde tahrip ediliyor.
Sistem, bu çöküntüyü “gündem oyunlarıyla” örtbas ediyor.
Yayın organları yaşanan manevi çürümeyi “modernizm” maskesiyle sunuyor.
Fakat şunun farkındayız:
Bu, evlatlarımızın kimliğini ve duruşunu silme planıdır.
Gençlerimizi ve yarınlarımızı muhafaza edecek tek kale İslami Eğitim Modeli’dir.
Rabbimizden kampanyamızı, kardeşlerimizi İslami kimlik ve şahsiyetine kavuşturan, geleceğini imar eden nesiller yetiştirmeye vesile kılmasını niyaz etsin.
#GeleceğimizİslamiEğitimde
#ŞahsiyetliNesil
Yılda 184 milyon dolar kâr eden iki boğaz köprüsünün özelleştirilmesi imtiyazlı sınıflara sermaye transferidir.
Kapitalist sistem, devasa bütçeleri gerektiren oto yolları, köprüleri halkın vergisi ile yapar, bunu halka hizmet görüntüsüyle sunar, sonra bunun daha kârlı olduğu gürültüsüyle kapitalist baronlara devreder.
Neticede devlet tüm ikna ve gürültü araçlarına sahiptir. Günün sonunda hizmet denen şeyin baronlara hizmet olduğu; halkın vergileri ile yapılan kamu servetlerinin baronlara aktarılması olduğu anlaşılır, minareyi çalan kılıfı hazırlar.
Nihayetinde kapitalist devlet bunun için kurulmuştur, parlamentolar çalınan minarenin/otoritenin kılıfıdır. Bütün iktidarlar servetleri tedrici olarak kapitalist baronlara teslim etmek için mesai yaparlar.
ABD Başkanı Donald Trump, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda üzerinde "önce" ve "sonra" yazan İran haritasını kendi fotoğrafıyla değiştirdi.
Bu tam anlamıyla bir "Firavun Şeciyesi" ve güç zehirlenmesinin tezahürlerindendir.
Nasıl ki binlerce yıl önce Firavun, Nil nehrine bakıp ayette de geçtiği gibi "Mısır’ın mülkiyeti ve altımdan akan ırmaklar benim değil mi" diyerek büyüklendiyse, bugün de Trump ve vahşi kapitalizm dünyayı bir menfaat haritası olarak görmektedir.
Gazze’yi bir sahil yatırım projesi olarak görmek, Grönland’a sahip olmak istemek, Ortadoğu'dan Afrika’ya kadar her yeri kendi "âli" menfaatleri için rant toprakları zannetmek çağdaş Firavun zihniyetinin ta kendisidir.
Ne var ki Rabbimizin değişmez yasaları vardır; teker teker işlemektedir.
Suların kendi emrinde olduğunu zanneden Firavun nasıl o sularda boğulduysa, asrımızın modern Firavunları da kurdukları mülkiyet hayallerinde ve yaşattıkları zulümlerin içinde elbet hezimete uğrayacaklardır.
Zira mülkün hakiki sahibi olan Allah, vaadinden asla dönmeyecek ve yeryüzündeki zulüm düzenini sonunda değiştirecektir.
Şüphesiz ki bu alemlerin Rabbine hiç de zor değildir.