Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi geçen hafta, Türkiye’deki önde gelen insan hakları savunucusu Osman Kavala'nın davasında önemli bir karar verdi.
⚖️ AİHM, Türkiye yetkililerinin kötü niyetini kınadı ve Kavala'nın yaklaşık dokuz yıldır siyasi güdümlü bir dava nedeniyle hukuka aykırı olarak cezaevinde tutulduğuna hükmetti. Bunun sonucunda, Kavala hakkındaki mahkumiyet kararının geçersiz kabul edilmesi gerektiğini belirtti ve Kavala'nın derhal serbest bırakılmasını istedi.
📌 Dava, gerçek ve varsayılan muhalefete yönelik baskılar kapsamında yargının nasıl araçsallaştırıldığının simgesidir.
🛑 Bu muamele, devam eden daha geniş çaplı otoriter baskının bir parçasıdır ve bu bağlamda siyasi muhalefeti bastırmayı, muhalif sesleri susturmayı ve sivil toplumun hareket alanını ciddi ölçüde kısıtlamayı amaçlayan eşgüdümlü çabalar ortaya konulmaktadır.
❗Osman Kavala davası, insan haklarının korunmasına ilişkin Avrupa sistemi için bir turnusol kağıdıdır. Halklar ile hükümetleri ve kurumları, Türkiye'de kötüleşen insan hakları durumuna direnmeli ve bu gidişatı tersine çevirmelidir.
Yazının tamamı 👉 https://t.co/KTB356agMc
Trilyonları yurtdışına kaçıran Melih Gökçek’in
*Sabah 05’de evine baskın yapılmayacak mı
*Donuna kadar ev aranmayacak mı
*Kasadan çıkan para görüntüleri olmayacak mı
*Yandaş medyada bunlar yayınlanmayacak mı
*Gazeteci troller TV’de höykürmeyecek mi
*Kelepçeli video nerede
KUVÂYİ MİLLİYE
Saat 2.30.
Kocatepe yanık ve ihtiyar bir bayırdır,
Ne ağaç, ne kuş sesi,
Ne toprak kokusu vardır.
Gündüz güneşin,
Gece yıldızların altında kayalardır.
Ve şimdi gece olduğu için
Ve dünya karanlıkta daha bizim,
Daha yakın,
Daha küçük kaldığı için ve bu vakitlerde topraktan ve yürekten
Evimize, aşkımıza ve kendimize dair
Sesler geldiği için
Kayalıklarda şayak kalpaklı nöbetçi
Okşayarak gülümseyen bıyığını
Seyrediyordu Kocatepe’den
Dünyanın en yıldızlı karanlığını.
Düşman üç saatlik yerdedir
Ve Hıdırlık-tepesi olmasa
Afyonkarahisar şehrinin ışıkları gözükecek.
Kuzeydoğuda Güzelim-dağları
Ve dağlarda tek
Tek
Ateşler yanıyor.
Ovada Akarçay bir pırıltı halinde
Ve şayak kalpaklı nöbetçinin hayalinde
Şimdi yalnız suların yaptığı bir yolculuk var :
Akarçay belki bir akar su,
Belki bir ırmak,
Belki küçücük bir nehirdir.
Akarçay Dereboğazı’nda değirmenleri çevirip
Ve kılçıksız yılan balıklarıyla
Yedişehitler kayasının gölgesine girip
Çıkar.
Ve kocaman çiçekleri eflâtun
Kırmızı
Beyaz ve sapları bir, bir buçuk adam boyundaki
Kaşhaşların arasından akar. Ve Afyon önünde
Altıgözler Köprüsü’nün altından
Gündoğuya dönerek ve Konya tren hattına rastlayıp yolda
Büyükçobanlar Köyü’nü solda
Ve Kızılkilise’yi sağda bırakıp
Gider.
Düşündü birdenbire kayalardaki adam
Kaynakları ve yolları düşman elinde kalan bütün nehirleri.
Kim bilir onlar ne kadar büyük,
Ne kadar uzundular?
Birçoğunun adını bilmiyordu,
Yalnız, Yunan’dan önce ve Seferberlik’ten evvel
Selimşahlar Çiftliği’nde ırgatlık ederken Manisa’da
Geçerdi Gediz’in sularını başı dönerek.
Dağlarda tek
Tek
Ateşler yanıyordu.
Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki
Şayak kalpaklı adam nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
Güzel, rahat günlere inanıyordu
Ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,
Birdenbire beş adım sağında onu gördü.
Paşalar onun arkasındaydılar. O, saatı sordu.
Paşalar : «Üç,» dediler.
Sarışın bir kurda benziyordu.
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar,
Eğildi, durdu. Bıraksalar ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak
Ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe’den Afyon Ovası’na atlıyacaktı.
Saat 3.30.
Halimur – Ayvalı hattı üzerinde
Manga mevziindedir.
İzmirli Ali Onbaşı
(kendisi tornacıdır)
Karanlıkta gözyordamıyla
Sanki onları bir daha görmiyecekmiş gibi
Baktı manga efradına birer birer : Sağda birinci nefer
Sarışındı.
İkinci esmer.
Üçüncü kekemeydi
Fakat bölükte
Yoktu onun üstüne şarkı söyliyen.
Dördüncünün yine mutlak bulamaç istiyordu canı.
Beşinci, vuracaktı amcasını vuranı
Tezkere alıp Urfa’ya girdiği akşam.
Altıncı, inanılmıyacak kadar büyük ayaklı bir adam,
Memlekette toprağını ve tek öküzünü
İhtıyar bir muhacir karısına bıraktığı için
Kardeşleri onu mahkemeye verdiler
Ve bölükte arkadaşlarının yerine nöbete kalktığı için
Ona «Deli Erzurumlu» derdiler.
Yedinci, Mehmet oğlu Osman’dı.
Çanakkale’de, İnönü’nde, Sakarya’da yaralandı
Ve gözünü kırpmadan
Daha bir hayli yara alabilir,
Yine de dimdik ayakta kalabilir.
Sekizinci,
İbrahim,
Korkmayacaktı bu kadar bembeyaz dişleri böyle tıkırdayıp
Birbirine böyle vurmasalar.
Ve İzmirli Ali Onbaşı biliyordu ki :
Tavşan korktuğu için kaçmaz
Kaçtığı için korkar.
Saat 4.00
Ağzıkara – Söğütlüdere mıntıkası.
On ikinci Piyade Fırkası.
Gözler karanlıkta, uzakta.
Eller yakında, makanizmalar üzerinde.
Herkes yerli yerinde. Tabur imamı
Mevzideki biricik silâhsız adam :
Ölülerin adamı,
Kırık bir söğüt dalı dikerek kıbleye doğru,
Durdu boyun büküp
El kavuşturup
Sabah namazına.
İçi rahattır.
Cennet, ebedî bir istirahattır.
Ve yenilseler de, yenseler de âdâyı,
Meydânı gazadan o kendi elleriyle verecektir
Cenâbı rabbülâlemîne şühedâyı.
Saat 4.45.
Sandıklı civarı.
Köyler.
Sarkık, siyah bıyıklı süvari,
Çınar dibinde, beygirinin yanında duruyordu.
Çukurova beygiri
Kuyruğunu karanlığa vuruyordu :
Dizkapaklarında kan,
Kantarmasında köpük…
İkinci Süvari Fırkası’ndan Dördüncü Bölük,
Atları, kılıçları ve insanlarıyla havayı kokluyor.
Geride, köylerde bir horoz öttü.
Ve sarkık, siyah bıyıklı süvari
Ellerinin tersiyle yüzünü örttü.
Karşı dağlar ardında, düşman elinde kalan
Bir başka horoz vardır :
Baltaibik, sütbeyaz bir Denizli horozu.
Düşmanlar herhal onu çoktan kesip
Çorbasını yapmışlardır…
Saat beşe on var.
Kırk dakka sonra şafak
Sökecek.
«Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak».
Tınaztepe’ye karşı Kömürtepe güneyinde,
On beşinci Piyade Fırkası’ndan iki ihtiyat zabiti
Ve onların genci, uzunu,
Darülmuallim'in mezunu
Nurettin Eşfak,
Mavzer tabancasının emniyetiyle oynıyarak
Konuşuyor :
-Bizim İstiklâl Marşı’nda aksıyan bir taraf var,
bilmem ki, nasıl anlatsam,
Âkif, inanmış adam,
fakat onun, ben,
inandıklarının hepsine inanmıyorum.
Meselâ, bakın :
«Gelecektir sana vaadettiği günler Hakkın.»
Hayır,
Gelecek günler için
Gökten âyet inmedi bize.
Onu biz, kendimiz
Vaadettik kendimize.
Bir şarkı istiyorum
Zaferden sonrasına dair.
«Kim bilir belki yarın…»
Saat beşe beş var.
Dağlar aydınlanıyor.
Bir yerlerde bir şeyler yanıyor.
Gün ağardı ağaracak.
Kokusu tütmeğe başladı :
Anadolu toprağı uyanıyor.
Ve bu anda, kalbi bir şahan gibi göklere salıp
Ve pırıltılar görüp
Ve çok uzak
Çok uzak bir yerlere çağıran sesler duyarak
Bir müthiş ve mukaddes mâcerada,
Ön safta, en ön sırada,
Şahlanıp ölesi geliyordu insanın.
Topçu evvel mülâzımı Hasan’ın
Yaşı yirmi birdi.
Kumral başını gökyüzüne çevirdi,
Kalktı ayağa.
Baktı, yıldızları ağaran muazzam karanlığa.
Şimdi bir hamlede o kadar büyük,
Öyle şöhretli işler yapmak istiyordu ki
Bütün ömrünü ve hâtırasını
Ve yedi buçukluk bataryasını
Ağlanacak kadar küçük buluyordu.
Yüzbaşı sordu :
– Saat kaç?
– Beş.
– Yarım saat sonra demek…
98956 tüfek
Ve şoför Ahmet’in üç numrolu kamyonetinden
Yedi buçukluk şnayderlere, on beşlik obüslere kadar,
Bütün âletleriyle
Ve vatan uğrunda,
Yani, toprak ve hürriyet için ölebilmek kabiliyetleriyle
Birinci ve İkinci ordular
Baskına hazırdılar.
Alaca karanlıkta, bir çınar dibinde,
Beygirinin yanında duran
Sarkık, siyah bıyıklı süvari
Kısa çizmeleriyle atladı atına.
Nurettin Eşfak
Baktı saatına :
– Beş otuz…
Ve başladı topçu ateşiyle
Ve fecirle birlikte büyük taarruz…
Sonra.
Sonra, düşmanın müstahkem cepheleri düştü.
Bunlar :
Karahisar güneyinde 50
Ve doğusunda 20-30 kilometredeydiler.
Sonra.
Sonra, düşman ordusu kuvâyi külliyesini ihâta ettik
Aslıhanlar civarında
30 Ağustosa kadar.
Sonra.
Sonra, 30 Ağustosta düşman kuvâyı külliyesi imha ve esir olundu.
Esirler arasında General Trikopis :
Alaturka sopa yemiş bir temiz
ve sırmaları kopuk frenk uşağı…
Yaralı bir düşman ölüsüne takıldı
Nurettin Eşfak’ın ayağı.
Nurettin dedi ki : «Teselyalı Çoban Mihail,»
Nurettin dedi ki : «Seni biz değil,
Buraya gönderenler öldürdü seni…»
Sonra.
Sonra, 31 Ağustos günü
Ordularımız İzmir’e doğru yürürken
Serseri bir kurşunla vurulan
Deli Erzurumluydu.
Devrildi.
Kürek kemikleri altında toprağı duydu.
Baktı yukarı, baktı karşıya.
Gözler hayretle yandılar :
Önünde, sırtüstü, yan yana yatan postalları
Her seferkinden kocamandılar.
Ve bu postallar daha bir hayli zaman
Üzerlerinden atlayıp geçen arkadaşların arkasından
Seyredip güneşli gökyüzünü
İhtiyar bir muhacir karısını düşündüler.
Sonra…
Sonra, sarsılıp ayrıldılar birbirlerinden
Ve Deli Erzurumlu ölürken kederinden
Yüzlerini toprağa döndüler…
Solda, ilerdeydi Ali Onbaşı.
Kan içindeydi yüzü gözü.
Bir süvari takımı geçti yanından dörtnala.
Kaçanı kovalamıyordu yalnız
Ulaşmak da istiyordu bir yerlere
Ve sadece kahretmiyor
Yaratıyordu da.
Ve kılıçların,
Nalların,
Ellerin
Ve gözlerin pırıltısı
Ardarda çakan aydınlık bir bütündü.
Ali Onbaşı bir şimşek hızıyla düşündü
Ve şu türküyü duydu :
«Dörtnala gelip Uzak Asya’dan
Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket bizim.
Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
Ve ipek bir halıya benzeyen toprak,
Bu cehennem, bu cennet bizim.
Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
Yok edin insanın insana kulluğunu,
Bu dâvet bizim…
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşçesine,
Bu hasret bizim…»
Sonra.
Sonra, 9 Eylülde İzmir’e girdik
Ve Kayserili bir nefer
Yanan şehrin kızıltısı içinden gelip
Öfkeden, sevinçten, ümitten ağlıya ağlıya,
Güneyden Kuzeye,
Doğudan Batıya,
Türk halkıyla beraber
Seyretti İzmir rıhtımından Akdeniz’i.
Ve biz de burda bitirdik destanımızı.
Biliyoruz ki lâyığınca olmadı bu kitap,
Türk halkı bağışlasın bizi,
Onlar ki toprakta karınca,
Suda balık,
Havada kuş kadar
Çokturlar;
Korkak,
Cesur,
Câhil,
Hakîm
Ve çocukturlar
Ve kahreden
Yaratan ki onlardır,
Kitabımızda yalnız onların maceraları vardır…
NÂZIM HİKMET
Bugün kamu bankaları cephesinden peş peşe haberler geliyor. KOBİ'lere yönelik kaynaklar, kredi paketleri, esnaf düzenlemeleri... Ve doğal olarak herkes aynı soruyu soruyor: Kredi muslukları açılıyor mu? Erken seçim sinyali mi bu?
**VakıfBank'ın 1,5 milyar euroluk kaynağı.** Bu, Dünya Bankası İcra Kurulu tarafından onaylanan "Türkiye İstihdam ve Büyüme için Finansmana Erişim Projesi" kapsamında sağlanan bir finansman.
Türkiye genelinde mikro, küçük ve orta ölçekli işletmelerin finansmana erişimini artırmak.
**Kamu bankalarının KOBİ paketleri.** Ziraat, Halkbank ve VakıfBank cephesinden yıl boyunca KOBİ ve esnafa yönelik kredi kampanyaları geldi. Ziraat tarafında 1 milyon liraya kadar, 6 aya kadar ödemesiz dönem ve 60 aya kadar vadeli KOBİ kredileri; VakıfBank tarafında 1 yıla kadar geri ödemesiz dönem imkanları duyuruldu. Ayrıca Kredi Garanti Fonu kefaletiyle 15 bankanın katıldığı, işletme başına yüksek limitli bir destek paketi de devrede.
Ve burada araştırmada karşıma çıkan çok önemli bir detay var, çünkü tablo göründüğü kadar tek yönlü değil.
27 Ağustos tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile, Halkbank üzerinden esnaf ve sanatkârlara kullandırılan Hazine faiz destekli kredilerde faiz indirim oranları DÜŞÜRÜLDÜ.
Yani devlet, esnaf kredisine verdiği sübvansiyonu AZALTTI.
Ama aynı kararda bir gevşeme de var ve asıl ilginç olan bu: Daha önce esnafın kredi kullanabilmesi için vadesi geçmiş borcunun ve sosyal güvenlik prim borcunun bulunmaması ya da borçların yapılandırılmış olması şartı aranıyordu. Yeni düzenlemeyle bu şart ARANMAKSIZIN kredi kullanılabilecek.
Şimdi bu iki hamleyi yan yana koyun, çünkü birlikte okununca çok net bir mesaj çıkıyor.
Bir tarafta faiz sübvansiyonu düşürülüyor. Diğer tarafta krediye erişim şartları gevşetiliyor.
Tercümesi şu: Devlet, kredinin BÜTÇEYE MALİYETİNİ kısıyor ama krediye ERİŞEBİLECEK KİŞİ SAYISINI artırıyor.
Ekonomi literatüründe bilinen bir olgu var: Siyasi konjonktür döngüsü. Kısaca şunu söyler: Seçime yaklaşan iktidarlar harcamayı artırma, krediyi ucuzlatma ve büyümeyi destekleme eğilimine girer. Bu, Türkiye'ye özgü değil; dünyanın her yerinde gözlenen bir davranış kalıbıdır.
Piyasa da bu yüzden kredi genişlemesi sinyallerini "sandık yaklaşıyor olabilir" diye okur. Bu okuma yaygındır ve kendisi de fiyatları hareket ettirir.
Ama elimizdeki veriler bu okumayı şu an TAM OLARAK desteklemiyor. Çünkü klasik seçim ekonomisinde sübvansiyonlar artar, bu hafta ise azaldı. Yani ortada kredi erişimini genişletme çabası var, ama henüz "kese ağzının açıldığı" bir tablo yok.
Benim yorumum şu: Şu anki hamleler bir seçim hazırlığından çok, faiz indirim döngüsüne geçişin ÖN HAZIRLIĞI gibi duruyor. Merkez Bankası bir yandan haftalık repo ihalelerine yeniden başlayıp fonlama maliyetini fiilen yüzde 40'tan yüzde 37'ye çekti; diğer yandan kamu bankaları kredi kanallarını genişletiyor. İkisi aynı yöne bakıyor: Ekonomiyi yeniden canlandırma.
Erken seçim ihtimali ise ayrı bir başlık ve asıl cevabı 7 Eylül'de göreceğiz.
Orta Vadeli Program o gün açıklanacak ve gerçek mesajı orada okuyacağız. Bakacağımız üç şey var:
**Bütçe açığının milli gelire oranı hedefi.** Bu oran belirgin şekilde yükseltiliyorsa, yani "daha fazla açık vereceğiz" deniyorsa, bu genişleyici maliye politikası sinyalidir. Asıl cömertlik göstergesi budur.
**Büyüme hedefi.** Mevcut şartlarda gerçekçi olmayacak kadar yüksek bir büyüme hedefi konuluyorsa, buna ulaşmak için kredi ve harcama kanallarının açılacağı anlaşılır.
**Transfer ve sosyal harcamalar ile maaş politikası çerçevesi.** Bunlarda belirgin bir genişleme varsa, tablo değişir.
Eğer 7 Eylül'de bu üç başlıkta gevşeme görürsek, o zaman "kese açılıyor" demek mümkün olur. Ama program sıkı maliye politikasında ısrar ediyor ve bütçe açığı hedefini daraltıyorsa, bu hafta gördüğümüz sübvansiyon kesintisi tesadüf değil, bilinçli bir çizgi demektir.
Faydalı bulduysanız RT ve kaydet yapmayı unutma
#kobi #kredi #bankacılık #faiz #ovp #ekonomi #bist100
🗞️ Şerbetli soygun
Mısır şurubu olarak bilinen nişasta bazlı şekerin (NBŞ) Türkiye’deki üretim kotası 73 bin ton olmasına karşın, üretim kapasitesi 1 milyon 94 bin ton. Sahte faturalarla satış ve kaçak üretimin merkezinde yer alan NBŞ ile patronlar kârlarını katlarken, şeker pancarı üretimi ve eken üreticilerin sayısı azalıyor. Halk da NBŞ kullanımında artışın bedelini obezite, karaciğer yağlanması, diyabet ve kalp damar hastalıkları ile ödüyor, şirketler daha fazla kâr için halkın sağlığını da çalıyor.
📌 Evrensel yarın bayilerde
@Ateology_X Ben taşınmadan önce, bunun neden böyle olduğunu imama sormuş biri; Diyanetin emri, mümkün olduğunca yüksek ve uzun okunacak cevabını almış. O mahallede camilerin haricinde 12 adet hoparlör koymuşlar elektrik direklerine.
@Tekyolbilim@sahsnamunhas1r Varlığın birliği veya tek varlık ne denirse densin zaten tanrı değildir. Bütün dinler tarihin çöp sepetine atılmaya mahkümdür.