Bomboş bir iddia ile Murat’ı tutuklamaya sevk etti savcı.
Bravo Fuat Uğur! Daha ifadesi bile alınmadan kimin tutuklanmaya sevk edileceğini günler öncesinden ifşa ettin!
Bravo Türk yargısı! Daha ifadesini bile almadan kimi tutuklamak istediğinizi açıkladınız!
Göreve gelir gelmez ilk gittikleri yer İsmailağa Cemaatinin medresesi. Hayatını kaybeden çocuğun annesine ablasına gitmiyor, cemaate gidiyor. Çocuk cemaatin işlettiği otoparktaki elektrik kaçağına kapılarak ölüyor. Başkanlığa çöken mağdura değil, faile geçmiş olsuna gidiyor
💥 “Oturma organından ‘kulis bilgisi’ adı altında haber yapan haysiyet cellatlarını saymayın...”
Tutuklu gazeteci Murat Ağırel, cezaevinden mektup gönderdi:
• Takip edenler bilirler. Tek cümlem belgesiz değildir. Araştırırım, belgelerim, emin olurum ve sonra yazarım.
• Bu uğurda da yargılanmaktan çekinmem. Bedel ödemekten korkmam.
• Alnım ak, başım dik. Ancak şimdi ise bambaşka bir durum var. Yapmadığım bir haber nedeniyle tutuklandım.
• Suçum neymiş biliyor musunuz? Haber yapmayarak, örgüte üye de olmayarak, örgüte yardım etmişim.
• Vallahi şaka değil. Billahi değil. Niye inanmıyorsunuz?
• Cezaevindekiler de inanmıyor. “Olur mu öyle şey ya” diyorlar. “Oluyor” diyorum. Gülüyorlar.
• Kalemini namus bilen her gazeteci araştırır, belgeler ve yazar. Oturma organından ‘kulis bilgisi’ adı altında haber yapan haysiyet cellatlarını saymayın.
• Kalemini namus bilen herkes halkın sesi, kulağı, gözü olur.
• Gazetecilik yapmaya devam edeceğim. Şimdi kalemimi Metris Cezaevi’nin duvarlarına sürtüyorum, daha da keskinleşiyor.
• Cumhuriyet'e sahip çıkın. Sevgilerle...
Murat Ağırel’in tutuklanması ile fon vurgunu sonrasında tutuklanan gazeteci, yorumcu sayısı 3 oldu.
Fatma Betül Sayan ise gözaltına bile alınmadı, sadece ifade verdi. Komedi ülkesi.
Ne çabuk unuttuk masum tutuklularımızı
Ekrem İmamoğlu'nu mesela
Sinem Dedetaş'ı, Fatma Kaplan Hürriyet'i
Oğuzhan Uğur neden tutuklu ?
Merdan Abi, Şaban ve Fatih,
Tuğba, Derya ya da İrem'i
En son Murat Ağırel'i
Dün de İsmail Arı gözaltına alındı
Halk susarsa herkes susar.
Bu ülke 25 bankanın TMSF’ye devredildiği günleri gördü. %70’e dayanan enflasyonu, devalüasyonu, iflasları, ekonomik yıkımı gördü. Hepsinden de çıktı !
Ama bugün yaşadıklarımızı artık yalnızca ekonomik kriz diye açıklayamazsınız.
Ne yaptığınızın, bu milleti nasıl yoksullaştırdığınızın farkındayız ! İnsanların birikimleri eriyor, mülkleri el değiştiriyor, yılların emeği yok pahasına satılıyor.
Siz bütün bunları göre göre aynı politikalarda ısrar ediyorsunuz.
Artık mesele beceriksizlik mi, yoksa bilinçli bir tercih mi diye sormak gerekiyor.
Çünkü bunun bedelini hep millet ödüyor, hesabını ise kimse vermiyor !
BirGün Koordinatörü Yaşar Aydın:
*1 milyon Akp’li, 80 milyonun kanını emiyor, bu mutlu azınlık gitmeden olmaz.
*Servetlerinin miktarı bizim ufkumuzun çok ötesinde
Halk TV’nin sahibi Cafer Mahiroğlu, katıldığı bir yayında çok çarpıcı bir iddiayı ilk kez gündeme taşıdı. Geçmişte kurulan Artı Bir TV sürecinde Kemal Kılıçdaroğlu’nun evine en yakınındaki isimle gittiğini belirten Mahiroğlu, "Orada cepten çıkan listeyle önüme bir teklif konuldu ve kanalı o yöntemlerle çalıştırmam istendi. O teklifi reddettiğim için Kemal Bey ile ilişkimi 4 yıl boyunca askıya aldım. Eğer kendisi o ismi ve miktarı açıklamazsa, tüm ayrıntılarıyla ben kamuoyuna anlatacağım" dedi.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında kayyım atanan Halk TV’nin Yönetim Kurulu Başkanı Cafer Mahiroğlu, gazeteci Can Ataklı’nın YouTube kanalında yayınlanan "Gündem Analiz" programına konuk oldu.
Halk TV’ye yönelik operasyonun öncesinde Kemal Kılıçdaroğlu’nun kanalı hedef alan sözlerine tepki gösteren Mahiroğlu, yıllar önce kurulan Artı Bir TV döneminde Kılıçdaroğlu’nun evinde yaşandığını öne sürdüğü kapalı kapılar ardındaki görüşmeyi ilk kez anlattı.
"11 BELEDİYE BAŞKANININ ÖNÜNDE İSMİMİ ZİKRETTİĞİNİN SABAHI EVİNE KİMİNLE GİTTİM?"
Kemal Kılıçdaroğlu’ndan "Butlan Kemal" diye söz eden ancak bahsettiği olay geçmişte yaşandığı için "Kemal Bey" hitabını kullanacağını belirten Cafer Mahiroğlu, Can Ataklı aracılığıyla Kılıçdaroğlu’na şu soruları yöneltti:
"Artı Bir Televizyonu diye bir televizyon kurulmuştu. Kemal Bey beni, en yakın adamıyla birlikte 11 belediye başkanı içerisinde ismimi zikrettiğinin sabahı; evine kiminle gittim? O ismi kendisinin açıklamasını ve bu ismi sormanızı istiyorum. Ve o isim, cebinden çıkan listeyle bana ne sundu ve ben ne dedim? Artı Bir Televizyonu'na neden girmedim ve neden o günden sonra Kemal Bey'le ilişkimi 4 yıl askıya aldım? Bu sorunun cevabını Kemal Bey verecek."
"CEPTEN ÇIKAN LİSTEYLE KANALI O YÖNTEMLERLE ÇALIŞTIRMAM İSTENDİ"
Söz konusu olaya o dönem görev yapan 11 belediye başkanının da şahit olduğunu vurgulayan Mahiroğlu, Kılıçdaroğlu’nun evinde kendisine yapılan teklifi reddederek masadan kalktığını söyledi:
"O dönemin 11 tane belediye başkanı buna şahittir. Oraya gittiğimizde, Kemal Bey’in yanında birlikte gittiğimiz kişi cebinden çıkardığında; o listede yazılanın bana emanet edilip bu kanalı o yöntemlerle çalıştırmam istendiğinde ben orada ne deyip nasıl kalkmışım ve kendisiyle 4 yıllık ilişkimi nasıl askıya almışım, bunları soracaksınız."
"İSMİYLE, MİKTARIYLA VE İŞLEVİYLE HER ŞEYİ AÇIKLARIM!"
Gazeteci Can Ataklı’nın "Peki bir şey söylemezse, cevap vermezse ya da 'Ben hatırlamıyorum' derse siz açıklayacak mısınız?" sorusu üzerine Cafer Mahiroğlu, Kılıçdaroğlu’na açıkça rest çekti.
Teklife onay vermediği için Artı Bir TV ile hiçbir bağının olmadığını belirten Mahiroğlu, sözlerini şöyle tamamladı:
"Tabii ki açıklarım! Ben net olarak; ismiyle, detayıyla, adıyla, miktarıyla, olayın işleviyle, bana önerisiyle her şeyini açıklarım. Ben buna onay vermediğim için kendisiyle 4 yıllık ilişkimi bitirmişimdir, Artı Bir Televizyonu ile hiçbir ilişkim olmamıştır."
Atatürk, Hitler tarafından kendisine yollanan bir filmi yanındakilerle birlikte sofraya oturmadan önce izlemiştir. Bu, Hitler ve Partisinin bir propaganda filmidir. Salon aydınlanınca Atatürk ve arkadaşları sofraya geçmişlerdir ve âdet olduğu üzere, “Nasıl buldunuz?” diye sormuştur. Etrafındakilerin yanıtlarını dinledikten sonra şunları söylemiştir:
•
“Efendim, bu adam, filmde gördüğünüz gibi rol icabı bir hamle ile işe başladı. (...) Bugün Almanya’nın bütün askerî gücü onun elinde. Yarın harbe girişecektir. O ve onun mukallidi Mussolini harbe hazırlıkla meşguller. Evet, yakın bir gelecekte harbe dalacaklardır.”
•
“Dalacaklardır, çünkü asker değillerdir, harp ne demek bilmezler… Harp bir felakettir ve hele bu iki müttefik için mutlaka ölümdür. Talih Almanya’ya öyle bir toprak vermiştir ki, o, daima iki ateş arasında kalmaya mahkûmdur.”
•
“Körü körüne hesapsız, kitapsız bir nefis itimadı, tamamen otomatik bir ordu sistemi, ilk hamlede korkunç bir kuvvet tesiri yapacak, fakat bir kere bir tarafı sakatlandı mı, tarumar olacak, o çalışkan millet yere serilecektir. Ortada ne Hitler, ne teşkilatı kalacaktır.
Mussolini’den hiç bahse hacet yoktur,
o, efendisinin ortadan kalktığı gün yok olacaktır…”
Prof. Ali Canip Yöntem’in Yeni Türk Edebiyatı Üzerine Makaleleri, ss. 816 – 817.
Barış Terkoğlu:
Bu meydan şahit olsun,
Bu meydanın üzerindeki kara gök şahit olsun,
Şu ağaçlar, üzerine konan kuşlar şahit olsun,
*Kendisine zulümden, çivili sopalardan düzen kuranlar eninde sonunda tarih önünde kurdukları düzenden utanarak yaşayacaklar
İzin almadan tuvalete bile gidemeyenler milyarlarca dolarlık soygun yapmışlar öyle mi? Hem de bunu kimsenin haberi olmadan aylarca, yıllarca yapmışlar öyle mi?
Tek adam rejiminde tek adamdan habersiz bunları yapabilmek imkansız. Bu sebeple konunun üzerine gidilemiyor. 2/3 Kişinin istifası, whatsapp gruplarından atılmasıyla bu iş geçiştiriliyor ve hala dolandırıcı listesi açıklanmıyorsa bunun anlamı çok açık ve nettir.
KAMUOYUNUN DİKKATİNE
Cuma akşamı Sözcü TV yayınındayken +63 ile başlayan bir telefon numarasından arandım. Yayında olduğum için telefonu açamadım. Daha sonra bana bir mesaj gönderildi. Mesajda, Daltonlar örgütünün yöneticisi olduğu iddia edilen bir kişinin adı verilerek yayını terk etmem istendi.
Numarayı engelledim. Daha sonra +62 ile başlayan başka bir numaradan arandım. Arayan kişi, kendisini tanıtarak Daltonlar örgütünün liderinden izin aldığını söyledi. Bana 5 milyon lira ceza kestiğini, bu parayı vermezsem beni öldüreceğini belirtti.
Konuyla ilgili elimizdeki belgelerle birlikte suç duyurusunda bulundum ve koruma talep ettim. Bir emniyet mensubu tanıdığım aracılığıyla İstanbul Emniyetine de ulaştım ve onlarla istişare etmek istedim. Bugün için bana randevu verildi. Ancak daha sonra aranarak, konuyu bir karakola anlatmam gerektiği söylendi ve randevum iptal edildi.
Bu aşamada, yaşadıklarıma ilişkin somut bilgileri en ufak bir yorum katmadan sizlerle paylaştım. Konuyla ilgili henüz siyasi veya şahsi bir yorum da yapmayacağım, yaşadığım yalın gerçek budur;
“Ülkenin en tehlikeli suç örgütlerinden birinin adı kullanılarak tehdit edildim. Televizyon yayınını terk etmem, istenen 5 milyon lirayı ödemezsem öldürüleceğim söylendi.”
Şu an itibarıyla hayatım tehdit altında. Devletten başka beni koruyacak bir merci, halktan başka da bir dayanağım yok.
20.10.2026
Av. Afşin Hatipoğlu