Neden kaybediyoruz?
Neden Müslüman olduğumuz halde üzerimize küfür hükümleri tatbik ediliyor?
Neden laikliğe mahkûm edildik?
Neden kapitalist ideolojinin sömürü çarklarında eziliyoruz?
Neden her alanda çökmüş bir toplum haline geldik?
Neden paramparça olduk?
Neden Gazze'yi kurtaramıyoruz?
Nede bu cendereden çıkamıyoruz?
Ne yapmamız lazım?
Nereye başvurmanız lazım?
Nereden başlamak gerekiyor?
Konuşmamız, tartışmamız, kafa yormamız, gerekirse kavga etmemiz gereken meseleler bunlar!
Hayat memat meselesi olan bu konuları konuşmamak için, belkide bu konulardan dikkatleri uzaklaştırmak için ilgi çekici ama sonucu Müslümanların hayatına etki etmeyecek tartışma konuları açılıyor ve gündem bunlarla dolduruluyor.
Çünkü laikliği tartışmaya açmanın bir bedeli var!
Allah'ın indirdikleriyle hükmetmenin bir bedeli var!
Toplumu değiştirmek için çalışmanın bir bedeli var!
Bedel ödemek istemeyenlerin gündemlerinde boğulmayalım!
Tüm cehdimizi İslâmî hayatı yeniden başlatmak için harcayalım.
Sahte olan geçicidir, geçici olan ise elbet yok olmaya mahkûmdur!
🔴 Matematikçi Ali Nesin, babası Aziz Nesin'in "Gerçek Müslüman Atatürk'ü sevemez. Seviyorsa ya ahmaktır ya sahtekârdır" sözlerine ilişkin soruyu yanıtladı.
Ali Nesin:
"Eğer dine Kur'an'da yazdığı gibi inanıyorsan, bu Atatürk'ün öğretileriyle birçok yerde ters düşer. Atatürk peçeyi yasakladı, tarikatları yasakladı. Dinle bir mücadelesi vardı Atatürk'ün."
Yaşadığımız fasit toplumu İslâm ile değiştirmek yerine, İslam'ın bazı hükümlerini yaşadığımız toplumda meşrulaştırma adına yapılan her arayış beyhudedir.
Çünkü İslam'ın hükümleri kıyamete kadar geçerli iken bugün meşru görülmeyen şeyler ilk yasa değişikliğinde meşru görülebilir.
Zamanın değişmesi ile hüküm değişmez, dinde güncelleme yapma ile içtihat yapma aynı şey değildir.
Nasıl ki el kesmek şer'i delile binaen meşru ise; Halife Ömer'in kıtlık döneminde el kesmeyi uygulamaması dini güncellemek değil, o da aynı şekilde şer'i delile binaen bir uygulamadır ve de meşrudur.
Mesela bugün demokrasi ve laiklik meşru sayılmaktadır. Oysa ki İslam'a göre hiçbir zaman meşru olmayacaktır.
Güncelleme aklın belki de heva ve hevesin ortaya koyduğu yorum, içtihat ise şeri nasların içinden müçtehidin İslam'ı hükme ulaşmak için ulaştığı şeri hükümdür.
Şer'i olan şey meşru değilse meşru hâle getirmek her müminin görevidir. Zira Allah'ın şeriatı hayatımıza yön vermesi ve uygulanması içindir.
Altı çizilmesi gereken tehdit, sadece cani Netanyahu değildir. Çünkü Müslümanlar ve insanlığın ortak düşmanı, Filistin'deki işgalci Yahudi varlığının tamamı ve kafir Amerika'dır.
Sadece soykırımcı katil Netanyahu'nun ismini zikredip altını çizmek, işgalci çeteyi yani "İsrail"i aklamaya götüren bir söylemdir ve bunun bir sonraki adımı da normalleşmedir. "Netanyahu "İsrail"e de zarar veriyor" söylemi ise "İşgalci varlığa tamam Netahyahu'ya hayır" demektir.
Bu varlık mübarek topraklarda 78 yıldır işgalci olarak duruyor, Netanyahu'dan önce onlarcası geldi geçti, ondan sonra da başkaları gelecek. Mesele koltukta kimin oturduğu değildir, mesele bu toprakların kime ait olduğudur. Bu sebeple söylenecek söz "Bu topraklar bizimdir, siz işgalcisiniz ve defolup gideceksiniz." olmalıdır.
Şifa sizin elinizde...
Bir doktor, tedaviye muhtaç hastayı gördüğünde 'banane kardeşim' diyebilir mi?
Bugün özelde Müslümanlar, genelde insanlık hasta mı, hasta. Tedaviye muhtaç mı, muhtaç. Ayağa kalkmaya muhtaç. Sadece Müslümanlar değil bütün insanlık Allah Azze ve Celle'nin rahmet dinine muhtaç. Ve bu sizin elinizde...
İtalyanların işgaline karşı verdiği mücadele ile tarihe ismini yazdıran şehit Ömer Muhtar hayatta olsaydı şu soruyu sorardı; "Libya'yı kimden kurtarmak için geldiniz ve kim ile yöneteceksiniz?"
On yıllarca Avrupa ülkelerinin sömürdüğü Libya'nın parçalanmış olması, istikrarsızlık içinde debelenmesi büyük bir sorundur. Peki ya Libya'nın birliğini sağlayacak çerçeveyi kim belirleyecek? Libya’nın birleşmesi Hafter'i destekleyen Amerika'nın şemsiyesi altında gerçekleşirse, Türkiye'nin girişimleri ile Amerika tarafına çekilen Trablus hükumeti bu şemsiyenin altına gelirse ne olur? Sadece birleşmiş bir Libya olur. Kaddafi döneminde Avrupa'ya bağımlı tek bir Libya vardı şimdi Amerika'ya bağımlı tek bir Libya olacak.
Ama eğer Libyalılar bugünkü istikrarsızlık durumunu, sömürgeci devletlerin nüfuzundan kurtulup egemen bir devlet kurmak için bir fırsata dönüştürebilirlerse, işte o zaman Libya farklı bir tarihi dönüm noktasıyla karşı karşıya olabilir. Türkiye'nin Libya dosyasında yapacağı şey bu fırsata kapı açmak olmalıdır. Amerikancı Hafter güçlerinin egemen olacağı bir Libya için çalışan Türkiye'nin Ömer Muhtar'ın mücadelesi ise övünmesi kendi gerçekliği ile örtüşmemektedir.
Suriye'nin terörü destekleyen ülkeler listesinden çıkarıp global ekonomik sistemin bir parçası olmasına ABD'nin izin vermesi bir fırsat ve kazanım değildir.
Çünkü, Suriye'ye ekonomik yaptırımları uyguladığında da rejim (Baas) Amerika'nın düşmanı değildi aksine kuklasıydı.
Devrim sürecinde Baas rejimine can suyu olmak için iplerini gevşettiği ve Suriye'de cinayetler işlemesini teşvik ettiği Hizbullah ve İran bugün Amerika ile ortak olmasının bedelini ödüyor.
ABD Hazine Bakanlığı daha yeni, Türkiye, İran, BAE ve Lübnan arasında ticari uçuşlarla Hizbullah’a ve İran Devrim Muhafızları Ordusu Kudüs Gücü'ne yüz milyonlarca dolara varan nakit aktardığını öne sürdüğü bir ağı yaptırım listesine aldı.
Yani Amerika bugüne kadar hiçbir zaman Müslümanların menfaatine bir karar almadı. Çöküşte olduğu bu dönemde bile aldığı kararlar kendi çıkarlarını korumaya yöneliktir. Bunu anlamak için siyasi uzman olmaya gerek yok. Amerika bu...
Şu muhabire bakar mısınız.. o kadar ezber cümleler kalıplaşmış kelimeler kullanıyor ki her taraftan sırıtıyor. Çünkü kolay olanı bu insanları suçlayıp bu hale getirenleri görmemek. Müslümanların sahipsizliğini, liderinin olduğunu görmemek suçu ezilenlere yüklemek gerçekten kolay.
Şimdiki yöneticiler etraflarında binlerce saray alimi tutacaklarına bir tane Behlül Dane tutsalar hem akıbetleri için daha hayırlı hem de devlet için daha ekonomik olurdu.
Lakin Behlül de şimdiki yöneticilere böyle nasihat etse sanırım cezaevinden çıkamazdı.
Troller tarafından provakatör, dış güçlerin adamı, hain, nankör vb. gibi birçok itham ile karşılaşınca kendine has üslubu ile sorardı: "Deli ben miyim yoksa ahiretini başkasının dünyası için heder eden sizler misiniz?" diye.
Behlüllere deli demek en kolay olanı. Zor olanı ise İslâm'a aykırı binlerce uygulama varken yöneticilere hakkı söylemek ve İslam'ı uygulamaya davet etmektir.
Ancak yetmez ama evetciler, ehveni şerciler, maslahatcılar, yavaş yavaş İslam gelecek diye hâlâ hayal görenler bunu yapamaz.
O halde zaman 26 Ağustos 1071'de Sultan Alparslan tarafından Allah Allah nidalarıyla fethedilen bu topraklarda yeniden Allah'ın hükmü geçerli olsun deme zamanıdır.
Allahu Ekber yani en büyük Allah'tır diyerek kapısı İslam'a açılan Anadolu'da,İslam'ı hayatın her alanına hâkim kılma zamanıdır.
Zaman Alparslan olup kefen giyme, Behlül olup yöneticilere nasihat etme zamanıdır.
"Bundan Başka Bir Kur'an Getir veya Bunu Değiştir"
@yilmazcelikkd yazdı...
🖋️"Müşriklerin 'Bundan başka bir Kur'an getir veya bunu değiştir' talebi, özünde mesajı kendi düzenlerini sarsmayacak uzlaşmacı bir hâle getirme isteğiydi."
🖋️"Geçmişte Mekke aristokrasisinin tavrı neyse, bugün kapitalist sömürgeci Batı'nın NATO'cu, laiklik ve demokrasiyle barışık #İslam dayatması da aynıdır."
Bir kadın, Ebu Bekir (r.a)’e 'Allah’ın bize cahiliyeden sonra gönderdiği emru’s-sâlih üzere kalabilmemiz yani İslam üzere bir varlık gösterebilmemiz neye bağlıdır?' diye sordu.
Ebu Bekir (r.a); 'liderlerinizin istikametine bağlıdır' dedi. [Buhari]
Bugün bizim İslam üzere varlık gösterebilmemiz yöneticilerin istikameti ile mümkün olacakken; yöneticiler kendilerine istikameti tavsiye edenleri tutukluyorlar.
"Ne kadar kötü (ne yanlış) hüküm veriyorlar!" [Ankebut 4]
#MustafaSerbestBırakılsın
Köklü Değişim Genel Koordinatörü Süleyman Uğurlu kardeşimizin X hesabına erişim engeli getirilmiş.
Detayını bilmiyoruz ama nedenini biliyoruz desek yeridir.
Köklü Değişim suskunluğun kırılma noktası olmaya devam edecek...
Doğu Guta Katliamının 13. Yıldönümü
Esed rejiminin 21 Ağustos 2013 tarihinde, Şam'ın doğusundaki Guta bölgesine gerçekleştirdiği sarin gazı saldırısında 1.400 sivil vahşi şekilde katledildi.
Kimyasal silahlarla gerçekleştirilen bu saldırıda kadınlar, çocuklar acı çekerek can verdi ancak saldırı emrini veren başta Beşar Esed olmak üzer diğer yetkililer hâlâ hesap vermedi.
Esed rejiminin katliamları yıllarca devam etmesine rağmen somut adım atmak yerine başta İslam beldelerinin yönetimleri olmak üzere tüm dünya kınama mesajları yayımladı.
Adalet Bakanı Gürlek,katil, soykırımcı ve bebek katili Netanyahu hakkında Interpol'den kırmızı bülten çıkarılmasını talep ettiklerini açıklamış.
Sayın Gürlek;
Ne kırmızı çizgi, ne sarı, ne beyaz çizgi kaldı.
Ne de kırmızı bülten kaldı!
Sizde çok iyi biliyorsunuz ki; bu işgalci güç, diplomatik dilden anlamaz. Bunu da zaten görüyor ve biliyorsunuz. Ve bu adımların hepsi atıldı.
Değişen ne oldu? Bu işgalci varlık halen öldürmeye ve katletmeye devam ediyor.
Bu varlık ancak güçlü bir dilden anlar. Bu güçlü dil ise, güçtür, ordudur, kavi bir iman, güçlü bir siyasi irade ve vizyondur!
Gerisi lafugüzafdır!
İşgalci varlığın sözde Güvenlik Bakanı Ben Gvir, Filistinli Müslüman esirlerin idam edileceği yerleri medyaya göstererek teröristlerin burada idam edileceğini söylüyor.
Bu alçak, fütursuzca bunları söylerken, meydan okurken, Müslümanları ve yöneticileri adam yerine dahi koymazken bu hadsize had bildirecek bir yönetici yok maalesef.
İşte müslümanların son yüzyılda başına gelen en büyük musibet/bela, korkaklık ve acziyet zırhına bürünmüş olan bu yöneticilerdir.
"İçinizde aklı başında dosdoğru bir adam yok mu?"
Siyasi Analiz
Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan Üçlü İttifakı
▪️Mekke Anlaşmasının anlamı, boyutları ve gerçek amacı nedir?
▪️Yahudi varlığı gibi İslam beldelerine saldıranlara karşı savaşmak için mi kuruldu?
▪️Körfez’de suların ısındığı bir dönemde İran’a karşı Suudi Arabistan’ı desteklemek için mi kuruldu?
▪️Amerika neden bu anlaşmaya ancak on gün sonra destek açıklamasında bulunmuştur?
Analizi okumak için yorumdaki linke tıklayın!🔻
3 yıldır meydanlarda olan,
Boykottan taviz vermeyen,
Filistin konvoyunu şehir şehir karşılayan, sevgi ve desteklerini esirgemeyen ümmeti mi tabuta koydunuz?
Oysa size kapıları açmayan ümmet değil ümmetin başındaki satılmış yöneticilerdir.
Hiddetinizi, kızgınlığınızı ve kırgınlığınızı ümmete değil; yöneticilere yöneltmelisiniz.