İsim vermeyeyim ama İstanbul’da bir liseye atandım. Gider gitmez okuldaki arkadaşlar en kötü sınıfları bana iteledi. Mesela sınıfın bir tanesi komple tekrara kalmış çocuklardı. Adam sınıfta kalmış, ikinci yılı ve hala okul numarasını sınav kâğıdına yanlış yazıyordu. Öyle çocuklar var.
Sınıfa ilk girdiğimde gördüğüm manzara karşısında düşündüğüm tek şey şuydu. Boku yedim. Tabi biraz bağır çağır ilerliyoruz ama olmuyor. Hadi ben gencim, öfkemin nereye varacağını hesap edemiyorlar. Ondan galiba, yine duruyorlardı. Yaşlı hocalar, kadınlar ders falan işleyemiyordu.
Telefonun sesini bunların çok sevdiği şarkılardan biri yaptım günün birinde. Eşime dedim ki beni şu saatte arayacaksın. Unutma sakın. Aradı, bunların sevdiği tırt şarkılardan biri çalıyor. Hepsi “vayyy hocam, vovvv hocam siz de mi seviyorsunuz?” Falan dediler. Kulağım kanasa da sevdikleri iki üç şarkıyı daha beraber dinledik. Ulan sonra en rahat ettiğim sınıf oldu bu. Sırf bunların saçma sapan bir zevklerine eşlik ettim diye. Şansımız yaver gitti de elektrik aldı çocuklar. Yoksa rezalet bir yıl geçirecektim.
Ben böyle birkaç okulda bulundum İstanbul’da. Vallahi çok yoruldum. Eve giderken yürüyerek gidiyordum, saatlerce yürüyordum ki eve varınca öfkemi eşimden çıkarmayayım. Sakinleşip varıyordum eve.
İyi bir okulda olan arkadaşlardan kat kat efor sarfediyordum. En basit sosyal hayat kurallarını vermek için bile birkaç ders uğraştığımız oluyordu. Böyle liselerde tek sorununuz konuyu öğretmek değildir. Çok daha fazla şeyle muhatap olursunuz. Anlatsam ne hikayeler olur. O yüzden bazen öğretmenlere laf ederken düşünmeniz lazım.
Bu işin tatilleri var, günde 4-5 saat çalışıyorsunuz falan diyorsunuz ama bakın mevzu şu sınıfa girip 40 dk sabretmekten çok daha fazlası. Herhangi bir meslek lisesindeki öğretmen yazsın şuraya.
Ben idareciliğe kaçtım. Sonra İstanbul’dan İzmir’in bir ilçesine kaçtım. Şimdi öğretmenlik yaptığımı hissediyorum. Önceden başka bişeymiş yaptığım.
Van'da görev yaparken Şeyhmus adlı bir öğrencim vardı. Öğretmenler Günü'nde hediye almak için çiçekçiye gidince okula geç kalmıştı. O gün bahçede nöbetçiydim. Şeyhmus'a "Hayırdır, geç kalmışsın?" dedim.
"Hocam, senle Osman Hoca'ya çiçek almak için çiçekçiye gittim ama çiçek kalmamıştı" dedi.
"Şeyhmus, senin canın sağ olsun, gel bir sarılalım, hediyeden daha önemli" dedim.
"Olmaz hocam" dedi, cebinden 1 lira çıkardı ve verdi.
"Bu ne?" dedim.
"Merkeze gidince kendine çiçek al" dedi.
"Olmaz" falan demeye kalmadı, ağlamaya başladı. Ağlamasın diye parayı aldım, sarıldım, derse gitmek için bahçeden ayrıldım.
Arkadan bir ses: "Hocaaam!"
"Efendim?" dedim döndüm.
"50 kuruşu versene" dedi.
"Niye?" dedim.
"Diğer 50 kuruşu Osman Hoca'ya vereceğim, o da kendine çiçek alsın."
😂😂
25 yıllık öğretmenlik hayatımda aldığım en anlamlı, en çok mutlu olduğum hediyeydi. 🤗
#ÖğretmenlerGünü
Dünyada en fazla verginin alındığı ülkelerden biri olan Türkiye’de, kalitesiz bir hayatı pahalıya yaşıyorsunuz.
• Marketten aldığınız ürünler,
• Pazardan aldığınız sebzeler,
• Kullandığınız internet,
• Soluğunuz hava dahi…
Uluslararası markaların çoğu, Avrupa’ya sattığı ürünleri aynı kalitede Türkiye’ye satmıyor.
Yediğiniz McDonald’s bile Türkiye’de sattığı burgerlerin et oranını düşük tutuyor.
Telekonimikasyon şirketleri dünyanın en pahalı fiyatlarını isteyip, en vasat interneti veriyor.
Yeterli protein almadan ve sağlıksız ürünlerle büyüyen nesiller yetişiyor. Kısacası bizi herkes enayi yerine koyuyor. Bu konularda yapacağım çalışmaların devamı için paylaşmanız ve takip etmeniz çok önemli.
Antalya Kemer’de halk plajına giden vatandaş, karşılaştığı manzarayı anlattı:
“Uçsuz bucaksız bir sahil şeridi var. Ancak vatandaş için ayrılan bölüm şurası, bir 10 metre falan… Kilometrelerce uzunluğundaki alanda vatandaş için bu bölüm ayrılmış.
İşgal sadece silahla olmuyor.”
Madagaskar'da Starlink süpermarketlerde satılıyor.
Türkiye’de starlink’e hâla lisans verilmedi çünkü Starlink ülkeye girdiği anda vergi dahi vermeyen, en ufak sarsıntıda şebeke sorunları yaşatan, en dandik interneti en pahalı fiyattan satan 3 telekom şirketi de iflas bayrağını çekecek.
Dünyayı geriden takip etmekten yorulduk artık.
Şaşırma kotasının dolmadığını fark eden genç, 1 yıl ve üzeri kullanılmayan telefonların kapatılmasına tepki gösterdi:
"Parasını verdiğin, zamanında kullandığın ve daha sonra kenara koyduğun telefonu tekrar kullanabilmek için para ödeyip açtırıyorsun."
Z kuşağı hakkında Milli Eğitim Müfettişinin raporu!
DUYGUSUZ NESİL TEHLİKESİ
Hayatın gerçekliklerinden habersiz, duygusuz ve bencil bir nesil geliyor.
Şehitler için gözyaşı döken kendi ana babalarını anlamıyorlar.
Başkalarının çocukları için ağlamaya anlam veremiyorlar.
Yanıbaşımızdaki savaşlar, acı çeken çocuklar, ölen onbinlerce insan onları hiç ilgilendirmiyor.
Tüm acı gerçekleri çizgi film tadında izliyorlar ve yürekleri hiç acımıyor.
Hayatlarının odağındaki şey eğlenmek. Eğlenmedikleri tüm zamanları kendilerine bir işkence olarak görüyorlar. Kendileri için yapılan fedakarlıkların hiç farkında değiller.
Kıymet bilmiyorlar ve vefasızlar.
Herkesi kendine hizmet etmek için yaratılmış görüyorlar.
İnsanlara verdikleri değer, onların isteklerini yerine getirebildikleri ve ne kadar eğlendikleriyle orantılı. Hayatlarında eğlenmeden başka bir amaç olmadığı içini artık tek eğlence kaynağına dönmüş telefon ve tabletlerini ellerinden aldığınızda, dünyanın sonunun geldiğini zannediyorlar.
Geçmiş onları pek ilgilendirmiyor, atalarımıza karşı vefasızlar.
Dedelerinin canları, kanları pahasına vermediği vatan toprağını, en iyi fiyatı verene satacak kadar maneviyattan yoksunlar. Vatan onlar için son model bir cep telefonundan daha değersiz.
Milletimizin geleceği açısından endişeleniyorum.
20 Yıl sonra bu nesil, nasıl ana – baba olacak ?
Kendine hayrı olmayan bu nesil nasıl çocuk yetiştirecek ?
Evlerini nasıl idare edebilecek ?
Ülkeyi nasıl yönetecek ?
Vatanı nasıl savunup can verecek ?
Bütün bunlar neden oluyor izah edeyim ;
Altın kafeslerde çocuklar yetiştiriyoruz artık. Uçmayı bilmeyen kuşlar gibi.
Çocuklar hayattan bihaber.
Açlık nedir bilmiyorlar, yedikleri önlerinde yemedikleri arkalarında, acıkmalarına fırsat bile vermiyoruz.
Öyle ki yemek yemeyi bile işkence görür hale geliyorlar.
Susuzluk nedir hiç bilmiyorlar. Hiç susuz kalmamışlar. Üç adımlık yolda bile susarlar diye yanımızda içecek taşıyoruz. Çocuk daha “susadım” demeden ağzına suyu daldırıyoruz.
Çocuklar hiç üşümüyorlar. Soğuk havalarda evden çıkarmıyoruz. Okula giderken kırk kat sarmalayıp çıkarıyoruz dışarı, hiç titremiyorlar.
Çocuklar hiç ıslanmıyorlar, evden arabaya kadar bile üç metrelik mesafede şemsiyesini başına tutuyoruz. Saçına bir tek yağmur düşürmüyoruz. Bu yüzden çocuklar ıslanmak nedir bilmiyorlar.
Yorgunluk nedir bilmiyor çocuklar. İki adımlık mesafelere bile arabayla götürüyoruz onları,
yorulmasınlar diye. Birazcık parkta koşsalar, hasta olacak diye engel oluyoruz.
Onlar takatleri tükenecek kadar hiç yorulmuyorlar.
Yokluk nedir bilmiyorlar, daha istemeden her şeyi önlerine sunuyoruz.
Bu yüzden varlığın kıymetini bilmiyorlar.
Onlar bir yanığın veya bıçak kesiğinin acısını bilmiyorlar. Elleri yanmasın, kesilmesin sakın diye
onlara ne bıçak tutturuyor, ne ocak yaktırıyoruz.
Çocuklar hissetmiyor yaşamı, açlığı bilmediği için açlara acımıyor,
üşümek nedir bilmedikleri için sokaktaki evsizleri umursamıyor.
Yokluk nedir bilmedikleri için ekmeğe gelen zam onların dikkatini bile çekmiyor,
haber kalabalığı olarak görüyor, gülüp geçiyorlar.
Sıcak odalarında yaşadıkları için evsizlik nedir, sürgün nedir anlamıyor, savaşları,
kurşunlanan, ölen insanları umursamıyorlar.
Acımıyorlar…
Kıymetini bilmiyorlar ekmeğin, elbisenin, barışın ve huzurun, ana babanın…
Müdahale edilmezse gelecek iyi şeyler getirmeyecek ülkemize.
Bu sorunu Devlet derinden hissetmeli. Bu sorunun çözümü için ciddi çalıştaylar düzenlenmeli.
Öğretim programları ve ders materyalleri revize edilmeli.
Okulların duygu eğitimi konusunda roller artırılmalı, geç kalınmadan bu sorun mutlaka çözülmeli.
Bu sorun çözülmezse ülke çözülecek…
Doğan CEYLAN
Yönetim Bilimi Uzmanı
Maarif Müfettişi
🛑 Aykırı Haber: “İstanbul Bakırköy’de kız arkadaşını darp edip, vatandaşları aracıyla ezmişti.
🚨 Vatandaşların üzerine araç sürdü. Hâkim lojmanından ses bombası attı.
🛑 Pompalı tüfekle ateş açtı. Hemşireye, bekçilere hakaret etti.
🛑 Kız arkadaşını darp etti. Polisleri tehdit etti.
👨⚖️ Hakkında açılan 9 davada hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen eski hâkim-savcı çocuğu Görkem Sertaç Göçmen hakkında bugüne kadar hiçbir mahkeme infaz edilebilir bir karar vermedi.”
Samsung Earbuds FE marka kulaklık, genç bir kadının kulağında patlayarak kalıcı işitme kaybına neden oldu.
Samsung servisi ise kulaklığın patlamadığını, sadece deforme olduğunu tutanak altına aldı!
Polisin silahını belinden alıp, polisi şehit eden 19 yaşındaki Emre Geçti isimli şahsın 26 ayrı suç kaydı olduğu ortaya çıktı.
Bazı suç kayıtları:
8 kezUyuşturucu Kullanmak,
2 kez Kasten insan yaralama,
1 kez Cinsel Taciz,
2 kez Yağma,
1 kez Gasp,
2 kez Çocuğa Cinsel İstismar,
2 kez Motosiklet Hırsızlığı,
2 Ateşli Silahla Mala Zarar Verme