⚡️Turkey is what monetary credibility death looks like before the state itself collapses.
The country still functions.
People still go to work.
Banks still open. Markets still trade. The government still rules. But the currency has been spiritually broken. The lira still works as a payment rail, but it no longer works as a trusted vessel for stored time.
That is the real fracture.
Once citizens stop believing the unit of account, everything becomes defensive. Households flee into dollars, gold, real estate, crypto, inventory, foreign assets, anything that might hold value better than the domestic paper. Businesses price with devaluation in mind. Workers demand wage adjustments before prices move again. Foreign investors demand absurd yields to hold local debt. The central bank has to fight not just inflation, but memory.
Memory is the killer.
People remember being diluted. They remember being lied to. They remember watching savings die. Once that memory embeds, policy credibility becomes brutally expensive to restore. A 30%+ yield is not “opportunity.” It is the bond market saying trust has to be rented at emergency prices.
Turkey’s story is not just bad monetary policy. It is political control overriding monetary discipline until the currency became the shock absorber for the regime. That is the lesson. When leadership treats the currency as a tool of political convenience, eventually the population treats the currency as something to escape.
That is when the loop becomes self-feeding.
Weak lira raises import costs. Import costs raise inflation. Inflation weakens trust. Weak trust drives dollarization. Dollarization weakens the lira further. Higher rates slow the bleeding but also punish the real economy. Political stress rises. The government intervenes again. The market trusts even less.
That is credibility hell.
The lira has experienced a generational collapse in purchasing-power trust. The exact percentage matters less than the behavioral shift: citizens no longer treat the currency as a safe claim on the future.
For Bitcoin, this is the cleanest philosophical advertisement. People in reserve-currency countries treat hard-money arguments as ideology. People in weak-currency countries understand them as self-defense. Turkey is why the “what is money?” question is not academic. Bad money steals the future quietly, then suddenly.
For the U.S., the lesson is not “America becomes Turkey.” The U.S. has the reserve currency, deeper capital markets, military power, energy, tech dominance, and global collateral demand. Totally different structure.
The warning is colder: credibility is the ultimate reserve.
The dollar can absorb far more abuse than the lira because the U.S. system has empire-scale privilege. But even empire money is still belief-backed. Deficits, inflation, political pressure on the Fed, fiscal dominance, and financial repression all matter because they chip away at the invisible trust layer.
Turkey shows the end-state of that process in a weaker system.
Partimize yapılan saldırı esnasında;
Kolluk kuvvetlerinin şiddetine karşı son ana kadar su sıkarak direndik!
Kapı mekanizmasını türlü metodlarla sıkıştırdığımız için, dev makasla da açamayıp yıkmak zorunda kaldılar!
Deniz Yavuzyılmaz Saraçhane‘de, İstanbul il Başkanlığı binasında ve şimdi de genel merkezde suratı kırmızı halde, gazlanmış vaziyette. Hakkı ödenmeyecek milletvekillerinin en başında geliyor.
Sınırımızın dibindeki risk: Metsamor
Bunu bugün Doğubeyazıt'tan Iğdır'a inerken çektim. Karşıda görünen bacalar, Türkiye'nin onlarca yıldır kapatılması için uluslararası platformlarda mücadele verdiği santralin ta kendisi: Metsamor Nükleer Santrali.
Düşünün, kendi topraklarımızda, kendi arabamla yolda giderken, telefonu çıkarıp çekebildiğim bir mesafede. Üstüne hakim rüzgar yönü de oradan buraya doğru...
Bu santral bizim için harita üzerinde soyut bir risk değil; Doğu Anadolu'nun ufkunda duran somut bir gerçek.
1976 ve 1980'de devreye alınan iki Sovyet yapımı VVER-440/V-270 reaktörü. Fotoğrafta da fark edileceği üzere modern santrallerin en kritik güvenlik unsuru olan ikincil koruma kabı (containment) yok. Akkuyu'da inşa edilen VVER-1200'lerde standart olan o dev beton kubbe, Metsamor'da hiç yapılmadı.
Aslında ömrü 2006'da bitmişti. 2021'e kadar kullanılıp 2026'ya kadar da uzatıldı. Şimdi Rosatom'la imzalanan 65 milyon dolarlık sözleşmeyle dünya üzerindeki en tehlikeli reaktörlerden biri sözde modernleştirilerek ömrü 2036'ya uzatılıyor. Üstüne Pashinyan 2046'dan bile bahsediyor...
Bölge, 8 büyüklüğüne ulaşan depremlere ev sahipliği yapmış bir coğrafya. Santral ise 7 büyüklüğüne dayanacak şekilde tasarlandı. 1988 Spitak depreminden sonra güvenlik kaygısıyla kapatılmıştı; 1995'te ekonomik zorunluluk öne sürülerek tekrar açıldı.
Avrupa, Akkuyu'yu, yani 3. nesil, çift containment'lı modern bir tesisi sırf Türkiye nükleer santral sahibi olacak diye eleştirirken, sınırımızın dibindeki bu 1. nesil, koruma duvarı olmayan reaktöre tamamen sessiz kalıyor. Olası bir kazada rüzgârın yönüne göre Iğdır, Ağrı, Kars, Erzurum doğrudan etki alanında.
Fotoğraftaki o silüet bizim için soyut bir endişe değil. Yoldan, camdan, gözle görünen bir gerçek.
Hundreds of people have been lining up outside Swatch stores in London, Zurich, New York, Singapore, Bangkok, and Osaka, desperate to get their hands on the Audemars Piguet x Swatch collab.
Retailing for around $400, it's going to sell out fast and then appear on eBay for thousands
Welcome to the latest craze
Whisky grubunun “Babaanne” albümü, ülkemizde 1986 yılında kaset olarak kaydedilmiş ilk “Heavy Metal” albümü.
40 yıl sonra ilk kez plak olarak yayımlandı. Kadıköy Caferağa’da Rainbow45 Records’dan Salih abi imzalatıp göndermiş sağolsun.
Aslında albüm 1983’de kaydediliyor ama paraları olmadığı için kaydı alamıyorlar, ancak 1986’da Piccatura’dan kaset olarak çıkabiliyor.
Ben de İstanbul Ataköy Galeria’daki Mustafa abinin Piccatura müzik dükkanından almıştım. Bugün hepimizin yakından tanıdığı Pinhani grubunun vokalisti Sinan Kaynakçı’nın babasıdır Mustafa abi. Bizleri o yıllarda alternatif müziklerle tanıştıran unutulmaz Piccatura.
Müzik yazarı Murat Beşer grubun hikayesini çok güzel özetliyor aslında; “1980 askeri diktatörlüğün karanlık günlerinde bir müzik sevdasına tutunarak direnen kuşağın hikayesiydi aslında bu.”
Bakın burası çok önemli; Whisky grubu 1979’da, Metallica ise 1981’de kurulmuştur. Tek suçları Türkiye’de doğmak ve müzik yapmaktır.
Plağın çizimlerini yapan gençliğimizin karikatürcüsü “grup perişan”ı çizen “Aptulika” abimizi de unutmayalım.
Kaset formatında ilk dinlediğimde “vay be” dediğimi hatırlıyorum, 40 yıl sonra plaktan dinliyorum yine “vay be” diyorum.
Meraklısı kaçırmasın.
Karsu, Hollanda Kralı tarafından devlet nişanıyla ödüllendirildi:
“Karsu, on yıldan uzun süredir yalnızca müziğine değil, aynı zamanda Hollanda ve Türkiye’deki savunmasız topluluklara ve toplumsal dayanışmaya da kendini adad��.”