@ironitrol@fatihcolak19831 Ben kendi adıma çok da büyük olmayan toplamda 70 dönüm alanda, hiç zehirsiz sebze, meyve ağacı ve zeytinlik bakıyorum. Tabi ki iddialı bir büyüklük değil ama 15 yıldır sadece bir ağacım (Malta eriği) mayıs böceği kurdundan öldü. Çok para kazandırmayabilir ama temiz üretim mümkün
@ironitrol@fatihcolak19831 Zehirli elma, armut , çilek yiyeceğime , sağlam kalan kısmını yerim diyor. Ya da öyle diyenlere hitap ediyor. Bir de zaman içinde bu zararlılara dayanıklı türler gelişebilir diyor. Dünyayı doyurmak dersek dünya aç mı, yiyecek fazlası mı var, onu kontrol etmek gerek.
Tertemiz insanlara ihtiyacımız var, bu bizden diyerek kirlililiğine katlanmak zorunda olduğumuz insanlara değil. Ancak böyle karanlıkları aydınlatırız, ancak böyle toplum olarak refaha kavuşuruz.
"Flört" kelimesi, Fransızcada "çiçek" anlamına gelen (fleur) sözcüğünden türetilen ve "çiçekten çiçeğe konmak" manasını taşıyan (fleureter) fiilinden dilimize geçmiştir. Biriyle flört etmek, kök salınacak bir toprak bulmak veya bir yere yerleşmek değildir. Etimolojik olarak; tıpkı bir arı veya kelebek gibi muhatabının üzerine anlık olarak konmak, o çiçeğin (fleur) tozunu ve neşesini aldıktan sonra derinlere inmeden hızla havalanıp yoluna devam etmektir. Flört, durulmak veya yerleşmek değil; anlık dokunup geçme hafifliğidir.
Isabelle Yasmina Adjani’nin doğum günüymüş bugün.
Kendi kuşağının hem en güzel hem de en yetenekli aktrislerinden biridir.
Babası Muhammed Şerif Adjani Cezayirli asıllı bir Berberi’dir, o sıra dışı soyismi ve egzotik yüz hatları babadan geliyor yani.
Isabelle Adjani çok seçicidir, 56 yıllık kariyerinde sadece 40 küsur filmde oynadı, buna rağmen 5 César ödülü kazanan tek oyuncudur.
Cannes’dan iki, Berlin’den bir oyunculuk ödülü var.
İki de Oscar adaylığı vardır.
Birkaç filmini önereyim:
• Possession (1981)
Bence Adjani’nin açık ara en iyi performansı, tüyler ürpertici bir oyunculuk resitali.
• Kraliçe Margot (La reine Margot, 1994)
Muazzam bir Alexandre Dumas uyarlaması. Kostüme filmlerin zirvelerinden.
• Kiracı (Le Locataire / The Tenant, 1976)
En sevdiğim Polanski filmi. Adjani de büyüleyici.
• The Driver (1978)
• Nosferatu (Nosferatu: Phantom der Nacht, 1979)
• Adele H.’nin Öyküsü (L'histoire d'Adèle H., 1975)
• Brontë Kardeşler (Les soeurs Brontë, 1979)
• Diabolique (1996)
Orijinal versiyonu daha çok seviyorum ama bunda da Sharon Stone ve Isabelle Adjani bir arada!
• Metro (Subway, 1985)
• Camille Claudel (1988)
Birleşik Krallıkta anketler farklı sonuçlar verse de Brexit'e oy verenlerin önemli bir bölümü AB'den ayrılmayı desteklediği için pişmanlığını ifade ediyor.
Bu pişmanlığa Britanya ve Regret (pişmanlık) kelimeleri bir araya getirilerek Bregret deniyor.
🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷🇹🇷
Was Turkey’s elimination pure bad luck, or just terrible decision-making?
On the surface, the macro stats look like a dominant team that just got unlucky:
• 61 Shots (1st in the tournament)
• 4.83 total xG
• 73.5% Ball possession (1st)
• 171 Progressive passes (1st)
• 17 Key passes (Top 5)
• 80 Touches in the penalty area (Top 2)
But when you look closer, the "bad luck" narrative completely falls apart. It wasn't bad luck,
it was a total breakdown in shot selection and quality:
• Poor accuracy: Out of 61 shots, only 12 were on target (19.6% accuracy, only Iraq ranked lower).
• Impatience: 52.4% of their shots (32) came from outside the box (highest in the tournament).
• Tunnel vision: Too many possessions ended with a forced, low-percentage shot instead of making the extra pass. Players chose to shoot through a wall of defenders rather than finding an open teammate in a better position.
• Low quality: They averaged a miserable 0.079 xG per shot (ranked 44th).
• Easy for keepers: 39.3% of their shots were blocked. Of the 12 that actually hit the target, 9 went straight down the middle.
The contrast is right here: When Turkey actually had the patience to work the ball inside the box, their xG per shot jumped to a high 0.20.
Turkey has fantastic individual talent, but they played like individuals. Everyone wanted to hit the "hero shot" from 30 yards out instead of breaking down the block as a team. Vincenzo Montella’s job was to turn these individuals into a cohesive unit, and he failed.
Video breakdown in the first reply. 👇
#football #FootballTactics #Turkey #MatchAnalysis #worldcup
“Annem 13 yaşında evlendirilmiş.
Derdi ki:
“Ahırda yeni doğmuş buzağıyla oynuyordum.
Alnında bir tutam saç vardı, hiç unutmuyorum…
Kemik tarağını çalmıştım yengemin, buzağının saçlarını tarıyordum.
Abim geldi bir küfür etti, sonra ensemden tuttu.
"KOCA KADIN OLDUN
OYUN MU OYNUYORSUN HÂLÂ?
YÜRÜ, SENİ VERDİK" dedi.
Verilecek bir şey miydim ben?
Yengemden tarağını istesem vermezdi.
Ben neden bu kadar kolay verildim…?”
30 koyun,1 hamile at...
11 Reşadiye karşılığı verilmişti annem...
Anneannemin tek kızı üstelik
8 erkekten sonra…
7 yaşına kadar emzirdiği kızı.
Eski Ford minibüse bindirdiklerinde aklında kalan tek şey arabanın önünde süsledikleri oyuncak bebekmiş.
Dönüp arkaya baktığında yerde baygın annesini görmüş.
11 kişilik bir ailenin en büyük oğlu ile evlenmiş.
Büyük derken lise 2 öğrencisi.
Kazanla yemek pişermiş.
Derdi ki: “Benle görümcem
kazana girip denizcilik oynardık.
Bursa'da deniz var üzerinde gemiler var diye üzerine de hâyâl gücümden ekleyerek tuhaf hikâyeler anlatırdım benden küçük görümcelerime”.
Bir suç işlense sıra dayağından geçerlermiş. Çocuklar bardak kırdı onu da döverlermiş...
Evdeki küçük bebeler ona anne dermiş…
Çok sevinirmiş.
Evcilik oynadığını düşünürmüş.
Karnı büyümüş…
Karnında bir şey varmış…
Demet ablam.
Sonra 6 aylıkken kucağında,
bir burun deliğinden kan gelen,ardından “çok şükür uyudu” dediği ama hiç uyanmayacak olan maviş kızı Demet.
Yaş 14…
Artık farkında, bir evlat ve bir çocukluk kaybettiğinin...
Yaş 15…
Artık farkında tekrar hamile olduğunun ve bakımsızlıktan böbreklerini kaybetme
raddesine geldiğinin...
Yaş 16…
Artık farkında cılız ve sürekli hasta bir kızının olduğunun…
Adı Özlem…
Çünkü kocası asker, çekiyor dibine kadar özlem…
Ve karnında ben…
Yaş 18…
Dizinde Ben…
Göğsünde Özlem…
Bu da kız…
Beceriksiz…
Hem beceriksiz hem hastalıklı…
Baba evine bırak gel denilerek biniyor trene babamla…
O günden sonra ne babam bırakıyor annemi
ne de Bursa onları…
İlk iş hastaneye gitmek…
Doktor kızıyor babama “Öldürüyorsunuz sonra
can ver diyorsunuz…
Ben ne yapayım bu çocuğa şimdi böbrekleri sırf iltihap?”
Babam çıkarıyor askerlik kağıdını,
4 gün önce terhisim.
Bilmiyordum diyor…
Sonra Umut doğuyor
sonra yeni bir yaşam başlıyor, umudumuz olsun diye…
Maviş Umut…
Tıpkı Demet ablası…
Yaş 22….
İnsan annesinin 22 yaşını hatırlar mı?
Ben hatırlıyorum…
Karnı burnunda…
Karnında Fatih var.
Siyah uzun saçlarını, yemyeşil gözlerini…
Sonra o cılız yeşil gözlü
Özlem çok hastalanıyor…
Doktor demiş bu daha anne karnında hastaymış…
Kronik böbrek yetmezliği…
Bitmek bilmeyen diyaliz seansları…
Annem çok vakur durdu…
İçten çürüdü…
Çocuk bedenine yüklenen ağırlıklar 46 yaşında
bir kalp krizi ile patlak verdi…
“Kalbi çatlamış” demişti doktoru hiç unutmuyorum…
Kalp kapakçıkları değişti…
Ama çocuk gelinler hâlâ değişmedi…
Hâlâ var....!
BİR ÇOCUĞUN ÇIKARAMADIĞI SES OLMAK ZORUNDASIN!
"O SUSAR, SEN SUSMA."
Not: Bu ülkede çocuk evliliği maalesef hep olmuştur, laik bir ülke olmamamıza rağmen önüne geçilmeyen bir utancımızdır.
@ifkoparan Ne güzel bizim Türk Milli takımımız var, ya milli takımımız bile olmayan bir topluluk olsaydık da sadece başkalarının milli takımlarına boş beleş yorumlar yapsaydık.
Elinizi kadehinize uzattınız; biranızdan, viskinizden, rakınızdan bir yudum aldınız ve yuttunuz. İşte o andan itibaren vücudumuzda neler oluyor? Biraz uzun yazdım ama lütfen okuyun:
Tıp fakültesindeki en zor derslerimizden biri biyokimya dersi. İster içki olsun, ister bir yemek veya ilaç, vücuda giren herhangi bir kimyasal maddenin hangi hücrede nasıl metabolize edildiğini, hangi reaksiyonlara girerek vücutta nasıl etkiler yarattığını öğrendiğimiz bu dersin konularından biri de alkol metabolizması.
Öncelikle şunu hatırlayalım; ne içersek içelim her içki 2 ana kimyasal maddeden oluşuyor: Etil Alkol ve Su
O yudumu aldıktan sonra neler oluyor aşama aşama çok basitleştirerek özetleyelim:
📌İçkiyi ağzınıza aldınız, koku ve tat duyunuz devreye girdi, beyne haber gitti, beyin o sırada viski mi bira mı şarap mı içtiğinizi biliyor.
📌Yuttuğumuz içki yemek borusundan aşağı indi, mideye düştü. İlginçtir ki beyinden başka hiçbir organ hangi içkiyi yudumladığımızı bilmiyor. Mide, bağırsak ve karaciğer gibi içki metabolizmasında önemli görevleri olan 3 organın tek bildiği şey: “Bu kişi etil alkol ve su karışımı içiyor. O etil alkol molekülünü derhal etkisiz hale getirmeliyiz”
📌Alkolün %20’si midede emiliyor. Midedeki alkol dehidrojenaz (ADH) enzimi, etil alkol bağırsaklara geçip emilip kana karışmadan önce küçük bir miktarını parçalıyor (ADH parçalayınca ne oluyor aşağıda anlatıyorum, çünkü ADH asıl olarak karaciğerde) Aç karnına içmemek bu yüzden önemli zira dolu midede bu süreç uzuyor ve mideden emilme süreci yavaşlıyor.
📌Mide boşaldı etil alkol molekülü yoluna devam ediyor; sırada duodenum (12 parmak bağırsağı) ve jejunum (12 parmak bağırsağından sonraki bölüm) var.
📌Etil alkolün %80’ı bağırsaktan olduğu gibi emiliyor ve kana karışıyor. Bağırsaktan karaciğere giden en büyük toplardamar olan Portal Ven bütün etil alkolü kan dolaşımına soktu.
📌Kan dolaşımına giren etil alkol küçük bir molekül olduğu için kan beyin bariyerini hızlıca geçiyor ve beyni uyuşturmaya başlıyor (Sarhoşluk başlıyor)
Asıl büyük iş karaciğerde:
📌Bağırsaklarda emilen etil alkolün %90'ından fazlası karaciğerde parçalanıyor (metabolize ediliyor). Karaciğerde bulunan Alkol Dehidrogenaz (ADH) enzimi etil molekülünü asetaldehite dönüştürüyor. Astealdehit zehirli bir madde ve hemen onun da yok edilmesi gerekiyor. Aldehit Dehidrogenaz (ALDH) isimli enzim de toksik asetaldehidi hızla zararsız asetat'a dönüştürüyor.
Kısaca olay şu:
Etil Alkol >>>> Asetaldehit >>>> Asetat
📌Etil alkol yanlış inanışın aksine şekere değil asetata dönüşür.
Karaciğerde üretilen zararsız asetat kan dolaşımına geçiyor ve kas hücreleri tarafından enerji üretmek üzere KREBS döngüsüne giriyor (Krebs döngüsüne hiç girmiyorum, zira aşırı bilimsel ve basit anlatmak mümkün değil). Bu sürecin sonunda “kalori” dediğimiz enerji ortaya çıkıyor:
📌1 gram etil alkol 7.1 Kalori enerji verir.
Kaba bir hesapla %40 alkol oranına sahip 1 tek viski, 1 tek votka, 1 tek cin yaklaşık 67 Kcal’dir.
📌Gördüğünüz gibi karaciğerimiz sayısız kimyasal reaksiyonun gerçekleştiği ve enzimler yoluyla kimyasalları parçalayarak vücudumuzu zararlı etkilerden koruyan bir fabrika gibi. Karaciğer çok kabaca bir hesapla 1 saatte 1 birim alkolü metabolize ederek zararsız hale getirebilir.
Ancak çok içildiğinde, kronik olarak içki tüketildğinde karaciğer de pes edebilir, enzimler yetersiz kalabilir, yukarıda anlattığım süreçler bozulur ve hücre hasarı başlar. Aşırı tüketim karaciğerin fonksiyonlarını bozduğu ve hepatosit adı verilen karaciğer hücrelerinin ölümüne neden olduğu için karaciğer yağlanması, kronik hepatit, siroz ve karaciğer yetmezliğine kadar giden tablolara neden olabilir.
📌Hiçbir içkinin sağlığa hiçbir bir faydası bulunmaz.
Sağlığınıza!
Bayramınızı neşelendirmek için seçtim bu fotoğrafı. Yaren Leylek’in bu yıl beş yavrusu var ve hepsi de nur topu gibi maşallah. Yağışlı bir bahar sezonu yavrularına da yansıdı. Hem çoklar hem neşeliler. Tüyü kadar ömrü olsun hepsinin.
Vesileyle Mutlu Bayramlar olsun herkese