Ülkücülük vazgeçilmezidir. Kendine yeter. Başına ne Ak ne Kızıl getirilmez. 1970'lerin nostaljisini yaşamaz. Geleceğe bakar. Kimseye eyvallahı yoktur..
Meşrutiyet dönemi üzerine çalışırken, hayli ilginç bilgilere rastladım... Biraz uzun ama yine de okumakta fayda var...
3 Temmuz 1908'de Resneli Niyazi Bey, dağa çıkarak isyanı başlattı. 23 Temmuz'da İttihat ve Terakki Cemiyeti Manastır ve Selanik'te ikinci meşrutiyeti ilan etti. Abdülhamit isyana boyun eğerek meşrutiyete razı oldu.
24 Temmuz'da otuz yılı aşkın aradan sonra seçimlerin yapılacağı hükümet tarafından ilan edildi. 25 Temmuz'da halk meşrutiyeti sokaklarda yürüyüş yaparak kutladı. Türk, Rum, Ermeni ve Musevilerden oluşan elli bin kişi hükümet binasına yürüdü. Ertesi gün Türk, Rum, Ermeni, Bulgar ve Musevilerden oluşan yaklaşık yüz bin kişilik grup Beyazıt meydadında kutlama yaptı.
27 Temmuz'da birçok Müslüman, Rum ve Ermeni patrikhanelerine giderek birliktelik mesajı verdi. Konuşmalar yapıldı. 2 Ağustos'ta bir Ermeni kadın öğretmen mitingde "artık ayrıca milletler yok. Ortada büyük bir Osmanlı kavmi var, Ermeni milleti de onun bir uzvudur" konuşması yaptı. Kalabalık hep birlikte "Yaşasın Ermeniler, Yaşasın Osmanlı kavmi" diye bağırdı.
Meşrutiyet istibdatı devirmiş, Osmanlı halklarının kardeşliği galip gelmişti. Tam bir dayanışma ve birlik havası vardı. Ermeni, Türk ve Rum ahali "ittidah-ı anasır" isimli politika etrafında toplanmış gibiydi.
5 Ağustos'ta İzmir'deki Ermeniler ve Jöntürkler karşılıklı ziyafet verdiler. Kardeş olduklarına, anayasanın daima yürürlükte kalacağına söz verdiler. Kardeşlik ortamı öyle sıkı görünüyordu ki 8 Ağustos'ta basında "Türklerle Ermenilerin derin dostluğu ve aralarında uzun yıllar hiç bir mesele olmadığı" yazıldı. Erzurum'da bir Ermeni piskoposluğu önünde Osmanlı subayları tarafından gösteri yapıldı. Çanlar çalındı, toplar atıldı.
13 Ağustos'ta istibdata karşı hayatını yitiren Müslümanların hatırası için Beyoğlu Balıkpazarı'ndaki Ermeni kilisesinde ayin yapıldı. Ermeni Patrik Vekili Katogikos Yagişa'nın konuşması alkışlandı. Toplantı akabinde Türkler ve Ermeniler birlikte Taksim'e yürüdü. Orada da Türk-Ermeni kardeşliği için kutlama yapıldı.
16 Ağustos'ta bütün siyasi suçlular için genel af ilan edildi. Yurt dışına kaçmış olan Ermeni komite üyeleri yurda dönmeye başladı. Vakti zamanında Rusya'ya kaçan Erzurum'daki Ermeni komitacılarının dönüşü için kolaylıklar sağlandı. Abdülhamit tarafından Kudüs'e sürülen eski Ermeni patriği İzmirliyan, 24 Ağustos'ta İstanbul'da coşkuyla karşılandı. Barış ve kardeşliği artırmak için Ermeni ve Rum patrikleri Anadolu'daki tüm kiliselere soğukluğu giderecek tavsiyelerde bulundu. Ermeniler arasında Osmanlı dilinin yayılması için gece kursları açıldı. Sivas'ta Türk ve Ermeni hastaneleri ve okulları birleştirildi. Gazetelerde "anasır-ı gayri müslimemiz Ermeniler" başlıklı yazılar yazıldı.
Hürriyet Kahramanı Enver Bey 30 Eylül'de İzmir'de Ermeni Taşnak örgütünün de bulunduğu kalabalık bir grup tarafından karşılandı. Şerefine verilen ziyafette Taşnak örgütü de bulundu. Enver Bey, kendisine gösterilen ilgi ve saygıya teşekkür etti.
Eylül bitti, Ekim ayı geldi, Ermeni örgütleri, Anadolu'da Ermenilere karşı yapılan zulümlere karşı Berlin Anlaşmasının, yani Sevr'den sonra Türk tarihindeki en feci anlaşmanın 61. maddesinin artık uygulanmasından söz etmeye başladı. Yani Osmanlı hükümeti, Ermenilerin oturduğu şehirlerde ıslahatlar yapacak ve Ermenileri "Çerkez ve Kürtlere karşı" korumak için elinden geleni yapacaktı.
İçişleri Bakanlığı, Ermenilerin zulme ve adaletsizliklere uğradıkları yolundaki iddiaları üzerine açıklama yapıp böyle bir şikayet olmadığını dile getirdi. Fakat Ermeniler şikayetlerini hükümete değil doğrudan patrikhanelere yapıyordu. Adalet Bakanlığı bu duruma tepki gösterip şikayetlerin devlet görevlilerine iletilmesini istedi. İçişleri bakanlığı yurda dönen Ermenilere zorluk çıkarmaması için emniyet teşkilatına uyarıda bulundu.
Ekim ayıyla birlikte Taşnak ve Hınçak örgütleri siyasi faaliyetlere başladı. Şehirlerde konferanslar verildi. Eskinin suç örgütü mensupları siyasetçi oldu. Yapılacak seçimler için ittifak dahil pek çok ihtimal konuşuldu.
17 Kasım günü Ermeni Jamanak gazetesi, Ermeni talebelerin okularda Osmanlıca eğitim görmesine karşı çıkıp anadilde eğitim istedi. Ay sonuna doğru Anadolu'dan Ermenilere eziyet edildiğine dair şikayetler gelmeye başladı. Hükümet, gevşek davranmakla suçlandı. Ermenilerin hayatının tehlikede olduğunun ileri sürüldü.
1909 yılına girildiğinde Adana'da Türk ve Ermeniler arasında gerilim yükseldi. Türklerin katliama hazırlandığı yolunda haberler Ermeni gazetelerini kapladı. Adana Valisi, iddiaları reddetti. Şehirde kardeşlik olduğunu açıkladı. Fakat Ocak ayı sonunda şiddet haberleri gelmeye başladı.
Öte yandan Fransız medyasında Hınçakların, İstanbul'da karışıklı çıkarmak istediğini yazdı. Tanin gazetesi, Hınçakları korumak için haberleri iftira olarak niteledi. Neticede kardeşlik vardı. Bunu bozmak isteyenlere tepki gösteriliyordu.
Şubat ayının ortalarında artık Adana'dan katliam haberleri gelmeye başladı. İçişleri Bakanlığı konuyu soruşturdu. Adi nitelikte bir olay olduğundan söz edildi.
9 Nisan günü, Adana'da iki Müslüman genci bir Ermeni tarafından vurulunca olaylar büyüdü. Kısa süre sonra bir Ermeni cesedi bulundu. Taşnakçılar derhal büyük bir miting kararı aldı. 18 Nisan'da Adana'da sıkıyönetim ilan edildi. 5. Ordu'dan bölgeye asker nakledildi. Şeyhülislam, Adana Müftüsü'ne telgraf çekerek Hristiyanlara şiddet olaylarının dinde yeri olmadığı, Hrıstiyanların hukukunu muhafazanın da dinin emirlerinden olduğu bildirildi.
20 Nisan'da şehirden gelen haberlerde bin civarında ölü olduğu bilgisi yer aldı. Kozan'dan bir Ermeni, çektiği telgrafta dan güvenliği olmadığı bilgisini verince Ermeni Patrikhanesi şehre heyet göndermeye karar verdi. Askerin şehre varmasıyla hadiselerin önü alınamadı. Ermeni çetelerin saldırılarında 15 er öldürüldü.
5 Mayıs'ta Beyoğlu Kilisesi ve Hınçak örgütü 4000 kişinin katılımıyla miting düzenledi. Basında yer alan bilgiye göre Padişah yaveri, Niyazi ve Enver Beyler de mitinge katıldı. Birlik ve kardeşlik mesajları verildi. Gazeteci Hüseyin Cahit, olaydan Abdülhamit'i sorumlu tuttu ve hürriyet fikirlerini kan tufanı içinde boğmaz istediğini yazdı.
Adana olaylarında 130 Müslüman, 95 gayrimüslim tutuklandı. 9 Müslüman, 6 gayrimüslim idam edildi.
Lafı fazla uzatmayalım. Meşrutiyetle birlikte başlayan Osmanlıcı yani Osmanlı halkları kardeşliği politikası bir müddet daha devam etti. Taşnak ve Hınçak örgütlerinin militanları siyasete ve sivil hayata entegre oldu. Af çıkarıldı. Suçlular geri döndü. Barış ve kardeşlik politikaları sürürüldü.
1914 yılında dünya savaşı patlak verdi. Osmanlı, yıl sonuna doğru savaşa dahil oldu. İngilizler boğazı, Ruslar da Kafkası zorlamaya başladı.
1915 yılının Şubat ayında, Maraş'tan yola çıkan Türk askeri kafilesi, Zeytun'da saldırıya uğradı. Saldıran Ermeni çetelerdi. 6 asker şehit oldu.
Birkaç gün sonra, 12 Şubay'ta Kayseri'nin Develi ilçesinde bir el bombası patladı. Hadise araştırıldığında görüldü ki bir Ermeni, bombayı elinde patlamıştı. Meğer, evini gizli bir imalathaneye çevirmiş, onlarca bomba üretmişti.
Yapılan araştırma neticesinde mezarlık bölgesinde çok miktarda barut ve silah bulundu.
Osmanlı Karargahı o vakit meseleye uyandı. 25 Şubat'ta verilen emirle Ermeni erlerin, seyyar orduda veya seyyar ve sabit jandarmalarda katiyyen silâhlı hizmetlerde kullanılmayacaklarına ve kumandanlar ve karargahın maiyet ve dairelerinde dahi istihdam olunmayacaklarına karar verildi.
Fakat çok geçti.
Ermeni çeteler Bitlis, Halep ve Dörtyol'da yeni saldırılar düzenledi. Dörtyol'da düşman gemilerine kaçan üç Ermeninin Türkleri öldürmek için vazifelendirildikleri ve düşmanla işbirliği yaptıkları anlaşıldı.
Şubat ayının sonlarında Muş ve Bitlis'te de katliamlar başladı. 6 Mart gününe gelindiğinde Kars ve Ardahan civarında öldürülen erkeklerin otuz bine vardığı öğrenildi.
Sonrası malum.
İYİ Parti Genel Sekreteri Osman Ertürk Özel, iktidara yakın avukatı canlı yayında rezil etti:
Siz Türk Hukuk Enstitüsü'nün kuruculuğu yapmış birisiniz. Bu cümleleri 10 sene önce kurabileceğinizi zannetmiyorum.
Ben 2010 yılında Ülkü Ocakları Genel Başkan Yardımcılığı yapmış biriyim. Ben 10 yıl önce konuştuğumu konuşuyorum.
O gün de Türk milletinden, Türk devletinden yanaydım. Bugün de Türk milletinden yanayız!
Madem bu yasayı"O bir yasa" diye küçümseyecektin bunca kıyameti niye kopardınız.
Ortada gizlenmiş bir tuzak falan yok. Her şey aleni gerçekleşti.
Laf olsun diye konuşmayın.
Evet terk ediyoruz YP, çünkü bu toplumun hassasiyetlerini bir grubtan oy almak adına feda ettiniz.
Cemal Enginyurt: "54 vekilimiz bu yasaya "Hayır" demişken, genel başkanımız da bir tuzağı görüp yasa uygulanmayıp PKK'lılarla AKP'nin arası açıldığında Erdoğan, "Özgür Özel barış istemedi." demesin oyununu bozmak için bir kısım arkadaşımız da "Evet" vermişken;
YENİ Parti'ye saldırıları kim, nereden, ne için yapıyor? YENİ Parti'yi bir yasa üzerine terk etmek için mi sevdiniz?"
Yılların ceza hukuku hocası Prof. Dr. İzzet Özgenç ile çerçeve yasaya giden süreci hem iç hukuk hem de bölgesel ve küresel dinamikler açısından ele aldık.
İzzet Hoca 2025 yılının mayıs ayından itibaren kendisinin de katıldığı toplantılarda yasa taslağını hazırlayan kurumlara yaptığı önerilerin büyük çoğunluğunun dikkate alınmadığını, mevcut kanunun uygulamaya girmesi halinde ortaya çıkacak kaosu ayrıntılı bir şekilde anlattı.
Ayrıca yıllarca birlikte çalıştığı ve yakından tanıdığı Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan'a bir çağrıda bulundu.
Ben de 2024 yılının Ekim ayında başlatılan bu açılım sürecinin bölgesel ve küresel dinamiklerini anlattım.
Çok ama çok tavsiye edeceğim bir program oldu.
Eminim beğeneceksiniz...
https://t.co/HeHqk6eG27 via @YouTube
Sayın Elvan Işık Gezmiş,
Öncelikle sizi verdiğiniz oy için kutluyorum. Gelecekte, gönül rahatlığı ile "ben görevimi yaptım" diyebilirsiniz. Ancak bu hususta Özgür Özel ve Parti yönetimi sizin kadar rahat olamayacaklar.
Bunun birkaç sebebi var.
Birincisi: referansları Atatürk'ün kurduğu devletin kuruluş ilkeleri değildi. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş ilkeleri Altı Ok'tan vazgeçmiş görünüyorlardı. Tabi sadece eski partinizin amblemiydi zaten diye de düşünebiliriz.
İkincisi, milletvekilleri kendi seçim bölgelerindeki seçmenleriyle görüşüp onların isteğine göre hareket edebilirler demişti.
İlk bakışta "çok demokratik" gibi görünen bu yaklaşımın aslında otoyollardaki "kaçış rampası" olduğu ortaya çıktı. Zor durumda ağır tonajlı aracı devirilmekten kurtaran kaçış rampası.
Eğer bu demokrasi ise ve milletin isteğine göre hareket edilecekse, 54 vekilin hemen tamamı da aynı X paylaşımıyla "hayır" diyeceğini belirtti.
Demokrasinin oy fazlasıyla karar aldığını; 54 vekilin hayır, 35'inin de evet dediğini; 54'ün 35'ten büyük olduğunu hatırlatmamı da kabalık olarak değerlendirmeyin lütfen.
Ve son olarak,Tuncer Bakırhan'ın konuşmasını tekrar dinlemenizi öneririm. O konuşmada Türkiye'nin ve Türk Milleti'nin önünde nasıl kapıların açıldığı var.
Türk Milleti'nin tanımını "halkların bileşkesine" dönüştürecekleri daha nasıl ifade edilecek?
Egemenliğin unsurlar ile paylaşılacağı daha nasıl söylenecek?
Bireylerin eşitliğinin etnik unsurlar ve inanç topluluklarının eşitliği haline dönüşeceği bundan daha açık belirtilebilir mi?
Ki bunlar da self-determinasyonu getirecektir. Sonrası kendi kaderini tayin hakkı balyozunun Türkiye Cumhuriyeti'nin hep tepesinde olması demektir. Yani Türkiye hep bu tehdidin altında yaşayacaktır.
Hülasa; Sayın Özel ve Parti Yönetimi bunu bilmiyorsa yöneticiliği bırakmalıdır. Eğer biliyorlarsa ve inanarak "evet" dedilerse bu demokrasiyle izah edilemez. Sizin ve "hayır" oyu verenlerin yolları ayrılmış demektir. Yok eğer siz de bunlara sıcak bakabiliyorsanız, bu sefer sizin "hayır" demeniz doğru değildir.
Önümüzdeki dönemde size ve arkadaşlarınıza daha büyük görevler düşmektedir. Tarih sizi bu yapacaklarınızla anacaktır.
Sağlık ve esenlikler dilerim.
Bu soruları sormanız sizin de suçlu olduğunuzu gösteriyor. CHP'nin ve Yeni Parti'nin "Kürt Sorunu" karşındaki duruşunu bilmeyen yok. Sizin gibi sözde Atatürkçülerin gerçeğe gözlerini kapaması yüzünden bu kadar pervasızlaştılar. Tepki zamanında ve yerinde gösterilirse etkilidir.
Cumhuriyeti kuran partinin devamı olduğunu iddia edenler…
YENİ PARTİ...
-Terörist başının, bu kadar önemli bir aktör konumuna getirilmesinin gerekçesini hiç sorgulamadınız mı?
-“Biz savaş mı kaybettik?” diye soramadınız mı?
-“PKK başı Öcalan Kürt yurttaşlarımızın temsilcisi değildir,” diyemediniz mi?
-“Türk” yerine, “Türk, Kürt, Arap” veya “Türkiyeli”ifadeleri, sizi hiç rahatsız etmedi mi?
-Ulus devlet yapısının aşınması, huzurunuzu kaçırmadı mı? Cumhuriyet’in “1923’te açılan bir parantez” olduğunu söyleyen İkinci Cumhuriyetçilerin hedefine hizmet ettiğinizin farkında değil misiniz?
-Ve bütün bunlardan sonra… Atatürk’ün kurduğu partinin devamı olduğunuzu, hangi siyasal mirasa dayanarak söyleyeceksiniz?
-10 Ağustos 1920'de Türklerin idam fermanı Sevr Antlaşması yıldönümünde onayladığınız bu yasayı Tarih kaydeder.
-Bu kahraman ve masum millete bir iyilik yapın ve Atatürk'ü yakanızdan çıkarın.
Ben barışa karşı değilim.
Terörün bitmesini, silahların susmasını, Kürt meselesinin demokratik ve barışçıl yollarla çözülmesini istiyorum.
Ama barış istemek başka, AKP’nin getirdiği her düzenlemeye sorgusuz sualsiz “evet” demek başkadır.
Ben bu iktidara güvenmiyorum.
Çünkü bir taraftan “demokrasi ve toplumsal barış” diyorsunuz, diğer taraftan demokratik siyasetin alanını her geçen gün daraltıyorsunuz.
Muhalefetin Cumhurbaşkanı adayının diploması iptal edildi, kendisi cezaevinde.
Seçilmiş belediye başkanları tutuklanıyor, görevlerinden uzaklaştırılıyor.
Muhalefet partilerinin yöneticileri hakkında soruşturmalar ve fezlekeler gündemden düşmüyor.
Meşru, demokratik ve silahsız siyaset yapan insanlar ceza hukukuyla karşı karşıya bırakılıyor.
AYM kararlarının gereği yerine getirilmiyor.
AİHM kararları uygulanmıyor.
Kayyum uygulaması devam ediyor.
Sonra aynı iktidar bize “demokrasi”, “hukuk” ve “toplumsal barış” diyor.
Ben de soruyorum:
Mevcut hukuku uygulamayan bir iktidarın yeni hukuk vaadine neden güvenelim?
Ayrıca bu çerçeve yasanın gelecekteki seçimlerin, Meclis aritmetiğinin veya başka siyasi hesapların aracı olmayacağının güvencesi nedir?
Ben AKP’nin siyasi hesabına ortak olmayacağım.
Çünkü kalıcı barış siyasi hesaplarla değil; hukukla, demokrasiyle, adaletle ve toplumsal güvenle kurulur.
Önce AYM kararlarını uygulayın.
Önce AİHM kararlarının gereğini yerine getirin.
Önce sandık iradesine saygı gösterin.
Önce iktidara da muhalefete de aynı hukuku uygulayın.
Sonra bize demokrasi ve hukuk devleti anlatın.
Benim tavrım çok açık:
Barışa EVET.
Terörün bitmesine EVET.
Silahların susmasına EVET.
Demokratik çözüme EVET.
Ama hukuksuzluğa HAYIR.
Çifte standarda HAYIR.
Barışın siyasi ve seçim hesaplarına alet edilmesine HAYIR.
Benim HAYIR oyum barışa değil, bu iktidarın güven vermeyen hukuk ve demokrasi anlayışınadır.
Bu nedenle bu hâliyle çerçeve yasaya oyum nettir:
HAYIR.
PKK YASASI TAMAM SIRADA PKK TALEPLERİNİ İÇEREN YENİ ANAYASA VAR...
BUNA KARŞI ATATÜRK GİBİ DÜŞÜNÜP ATATÜRK GİBİ UYGULAMAK TEK SEÇENEK.
Evet daha önce uyardığımız gibi Meclisten geçen PKK yasası yeni anayasanın (veya kapsamlı anayasa değişikliği) provası oldu.
Cumhur İttifakı (AKP+MHP) artık DEM, CHP ve YeniParti'yi de içine almış oldu.
İyi Parti hariç PKK yasasına Evet diyen, çekimser kalan tüm partiler de PKK sürecinin devamı niteliğindeki yeni yasalara ve yeni anayasaya Evet diyeceklerdir. PKK yasasına destek vermektedir iştahlı tavırları bunu gösteriyor.
Bundan sonra çıkacak diğer yasalar ve yapılacak yeni anayasa meclisten geçen PKK yasasının devamı denilerek özellikle YeniParti üzerinde baskı kurulacaktır.
KK CHP'si artık aynı DEM gibi Cumhur İttifakının parçasıdır. YeniParti arafta gibi gözükse de Kürt deyince gözü başka bir şey görmeyen, Kürt konusunda saplantılı hale gelmiş Yeni Parti yönetimi tabanının neredeyse tamamı PKK yasasına karşı olmasına rağmen PKK yasasına Evet diyerek tabanını da Türk Milletini de dinlemeyeceği, PKK sürecinin devamında gelecek yeni yasalara ve yeni anayasaya Evet demesi neredeyse kesin.
Meydan PKK sürecine destek verenlere kalmış gözüküyor. Ama Atatürk gibi düsünup Ataturk gibi uygulayarak umutsuz durum yoktur umutsuz insan vardır sözünü şiar edinerek Atatürkçü Türk Milliyetçisi olduğunu soyleyen siyadi partiler mecliste halen grubu bulunan İyi Parti'nin koordinasyonunda bugünden tezi yok bir araya gelmelidir. İyi Parti liderlik göstermezse bir başka Parti (Zafer Partisi gibi) bu rolü üstlenebilir. Bu partilerin sen-ben çekilmesine girme gibi bir tavır almaya hakkı yoktur.
Atatürkçü Türk Milliyetçisi siyasi partiler STK'lar güçlerini birleştirmelidir.
Bu kesim için artık tek gündem tek hedef PKK sürecini tersine çevirecek toplumsal muhalefeti inşa etmek olmalıdır. Bu başarılamazsa seçmene vadedilen diğer politikaların, projelerin hiçbir önemi yoktur.
PKK sürecinin finali, bizlerin çok öncelerinden buyana uyardığımız gibi, yeni anayasayla yapılacak ve bu büyük olasılıkla bir referandum ve genel seçimin tek konusu olacaktır. Maalesef Türkiye Milleti bir varlık-yokluk ikilemine itilmiştir.
Bu ahval ve şeraitte Atatürkçü Türk Milliyetçilerinin Atatürk gibi düşünüp Atatürk gibi uygulamaktan başka seçenekleri yoktur.
ÖZGÜR ÖZEL’İN “EVET”İ
Özgür Özel’in, “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi” üzerine yaptığı konuşmayı dikkatle dinledim.
Kendisi ve yönetici arkadaşları EVET diyecek; milletvekillerini ise temsil ettikleri illerin ve toplumsal kesimlerin hassasiyetlerini dikkate alarak karar vermekte serbest bırakıyor.
Bu kadar önemli bir konuda bir siyasi partinin tavrı, milletvekilinin seçildiği ile göre değişebilir mi?
Kanun doğruysa Diyarbakır’da da doğru, İzmir’de de; yanlışsa Van’da da yanlış, Trabzon’da da.
Anayasa’nın 80. maddesi açık: Milletvekilleri seçildikleri bölgeyi veya kendilerini seçenleri değil, bütün milleti temsil eder.
Özgür Özel ve parti yönetimi bu kanunu doğru buluyor ve EVET diyorsa, grubuna neden aynı tavrı önermiyor?
Yok eğer aynı kanuna bazı milletvekillerinin HAYIR demesini de siyasi olarak meşru görüyorsa, kendi EVET’inin dayandığı ortak siyasi prensip ne?
Özgür Özel, “Barışın önünde durmayacağız, bu yasaya EVET diyeceğiz” diyor.
Peki bu kanunun PKK’nın sadece silah bırakmasını değil, örgütsel yapısı ve yeniden silahlı faaliyete geçme imkânıyla birlikte gerçekten ve geri dönülmez biçimde fesih ve tasfiyesini sağlayacağına inanıyor mu; inanıyorsa bunun somut güvencesi ne?
Devletin , daha doğrusu iktidarın nelerden vazgeçtiğini kanunda görüyoruz.
İktidar bunun karşılığında PKK’dan geri dönülmez biçimde ne alıyor?
Özgür Özel konuşmasında bunun yalnız bir çözüm süreci olmadığını; aynı zamanda Kürt meselesi ve “eşit yurttaşlık” meselesi olduğunu da söylüyor.
Anayasa’nın 10. maddesi, herkesin dil, ırk, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğunu söylüyor.
Uygulamada eksiklik varsa elbette giderilsin.
Ama “eşit yurttaşlık” ile Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitliğin ötesinde bir şey kastediliyorsa, nedir?
Ortada üç mesele var:
Siyasi tutarlılık ve liderlik.
PKK’nın geri dönülmez biçimde fesih ve tasfiyesi.
“Eşit yurttaşlık” kavramının Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitliğin ötesinde ne ifade ettiği.
Bu prensip siyaseti mi, idare-i maslahat siyaseti mi?
Özgür Özel neye EVET diyor ve bu EVET’in siyasi sorumluluğunu neden bütünüyle üstlenmiyor?
Ümit Özdağ’dan İYİ Parti, BTP ve milli partilere ittifak çağrısı:
- Erdoğan ne dedi? "AK Parti, Milliyetçi Hareket Partisi ve DEM Parti birlikte yol yürüyeceğiz" dedi. Yani bu yapılar bir araya gelmiş ve kol kola yürürken
- Ben Zafer Partisi Genel Başkanı olarak İYİ Parti ile, mesela Adalet Partisi ile, Bağımsız Türkiye Partisi ile, başka milli partilerle nasıl "Biz kol kola yürümeyiz" deriz?
- Bunu deyip bunu tarihe, çocuklarımıza ve seçmene nasıl izah ederiz? Ben edemem. Müsavat Bey'in de edebileceğini düşünmüyorum.
Bugün endişelenmek başka, umutsuzluğa kapılmak başka.
TBMM’de kabul edilen düzenleme, Türkiye’nin geleceği açısından ciddi soruları beraberinde getiriyor. Böyle bir dönemde yapılması gereken korkuya teslim olmak değil, hukuku, Cumhuriyet’i ve millî iradeyi savunma sorumluluğunu hatırlamak...
Atatürk bize yalnızca zaferi değil, zor zamanlarda vazifeden kaçmamayı da öğretti.
“Birileri kurtarsın” diye beklemeyeceğiz. Çalışacağız. Mücadele edeceğiz. Cumhuriyet’in kazanımlarına sahip çıkacağız.
Çünkü bu ülkenin geleceği başkalarının insafına bırakılamaz.
Ben Türk gençliğinin ferasetine, milletimizin iradesine ve Cumhuriyet’in gücüne inanıyorum. Dün Sevr’i tarihin çöplüğüne atan irade neyse, bugün de Türkiye’nin geleceğini kendi ellerine alacak irade odur.
Umutsuzluk yok. Vazife var. Mücadele var. 🇹🇷
📍Bundan sonra ne olacak?
👉PYD/YPG silah bırakmayacak.
➖Suriye'nin kuzeyinde uzun zamandır sürdürdüğü (terör ordusu) faaliyetlerine hız verecek.
➖Bunları daha da açık, daha da rahat yapacak ve ABD'nin desteği artarak devam edecek.
👉Türkiye'de cezaevlerinde bulunan 4 binden fazla PKK'lı terörist;
➖Özgürlüğüne kavuşacak, aramıza karışacak
➖Diledikleri zaman Suriye'ye, Irak'a geçecekler.
👉PKK, Irak’ın kuzeyinde;
➖Aktif kullanmadığı birkaç mağarayı boşaltacak.
➖Bazı mühimmatları ya teslim edecek ya da tahrip edecek.
📍Böylelikle çanakta "KELEŞ yakma tiyatrosunun" ikinci perdesi tamamlanacak.
👉Türkiye'de bunun PR ve propaganda çalışmaları tam gaz sürerken,
👉KÖK yasanın GÖVDESİ, DALLARI ve YAPRAKLARI için faaliyetlere hız verilecek.
👉Anayasa, Türk Ceza Kanunu, Terörle Mücadele Kanunu ve İnfaz Kanunu değişiklikleri için Meclis çalışmaları başlayacak.
👉Cumhur İttifakı'nın yeni ortağı DEM Parti ile, "iktidarın siyasal raf ömrünün uzatılması için" pazarlıklar ve ortaklık çalışmaları da hız kazanacak.
👉Bu arada kendini feshettiği söylenen PKK başta ABD ve AB ülkeleri olmak üzere pek çok ülkenin terör listesinden çıkarılacak.
👉Ve ABD, İran'a karşı Kürtleri silahlandırıyoruz diyerek, Irak'ın kuzeyine her türlü silahı gönderecek.
👉Hem Irak'ın hem de Suriye'nin kuzeyinde profesyonel orduya dönüşmüş PKK, "düğmelerine basılacak zamanı" bekleyecek!
👉Aynı dönemde ise içeride, yıllarca dağlarda katliam yapmak için eğitim almış, her türlü silahı kullanmayı bilen 4 binden fazla terörist özgürce dolaşıyor olacak.
👉Düğmeye bastıkları zaman;
➖"Ne istediler de vermedik" ya da
➖"Allah da affetsin, Millet de affetsin" demenizin hiçbir karşılığı olmayacak.
PKK’nın elebaşlarından Zübeyir Aydar, Türkiye’ye dönecek olan PKK’lı teröristlerin askerlik yapmak istemediğini açıkladı.
“Şimdi bütün o süreçlerden sonra ‘askere katıl, askerlik yap’ dendiğinde bizim önümüze büyük sorunlar çıkar.”
Dert ettiği şeye bak; çerçevenin yanına iliştiriverirler bir yasacık daha, askerlikten muaf oluverirler, kaldı ki “Mehmetçik’le aynı karavanaya kaşık sallamak onların haddine mi?” diyeceğim ama diyemiyorum. Çünkü… Çünküsü artık herkesçe malum…
Ne yazık ki öyle. Çoğu, angaje oldukları siyasi hareketten bağımsız düşünemediği için önce pozisyonunu belirliyor, ardından bunu rasyonelleştirecek argümanlar üretiyor. Kimisinin temel motivasyonu da kimlik siyasetinin ötesine geçmiyor. Bu grubun önemli bir bölümü mesleğe 1990'larda başladığı için, Kürt sorunu ile demokratikleşme arasında kurulan eski denklemin dışına çıkmakta zorlanıyor.
Çerçeve yasa hakkında muhalif çevrelerde çok farklı analizler yapıldı. Bunlar arasında sık tekrarlanan ve oldukça temelsiz bulduğum birkaç tezden bahsetmek istiyorum. Bu argümanlar yasayı desteklemek, Özel'in pozisyonunu savunmak ve siyasi partilerin tercihlerine idealist gerekçeler bulmak için kullanılıyor. Ama sonuçta, öyle ya da böyle, iktidarın planını kabul ettirme işlevi görüyorlar.
1. "Çerçeve yasa çok sorunlu ama hayır dersek iktidar propagandası yüzünden Kürtler bize oy vermez."
HAYIR. Doğru aday ve kampanyayla, özellikle büyükşehirlerde Kürt seçmenin desteğini muhalefet alabilir. Ayrıca süreci yürüten Kürt aktörlerin, siz evet deseniz bile, seçim zamanı sizi desteklemesinin hiçbir garantisi yok. Kazanımlarını korumak için iktidara giderek daha bağımlı hale geliyorlar.
Daha önemlisi, muhalefet iktidar propagandasından korkarak oy kullanırsa yarın başka konularda da aynı baskıyla iktidarın çizdiği sınırlar içinde hareket etmek zorunda kalır. Yeni Parti başarılı olacaksa, iktidar propagandası aşılmasını öğrenmeli.
2. "Yasa sorunlu ama destek verip süreci barış ve demokratikleşme yönünde itelim."
HAYIR. Türkiye'deki otoriterleşmeyi yaratan aktörlerle bu yasayı gündeme getirenler aynı. Otoriterleşme, iktidar elitlerinden bağımsız olarak ,gelişen bir doğa olayı değil. Dolayısıyla iktidar değişmeden, iktidarın hazırladığı bu yasanın kendi başına demokratikleşme getirmesini beklemek gerçekçi değil.
Aynı argüman komisyona katılım için de söylenmişti. CHP komisyona girdi ama geçen bir yılda demokratikleşme olmadı; aksine çok daha ağır baskılarla karşılaştı.
3. "İki yıldır devam eden süreç bir devlet projesidir. Özel ve İmamoğlu da destek vermek zorunda; yoksa iktidara gelemezler."
HAYIR. Artık iktidardaki elitlerden özerk hareket eden bir devlet aygıtı yok. Olsaydı yargı ve bürokrasi muhalefeti bu ölçüde sistematik baskı altında tutamazdı.
Süreci yürüten aktörler zaten iktidar değişmesin diye bu hamleleri yapıyor ve muhalefetin iktidara gelmesini engellemeye çalışıyor. Dolayısıyla onlarla kurulacak bir uzlaşının muhalefetin önünü açacağını düşünmek gerçekçi değil.
4. "Yasaya hayır demek sağcılıktır, Kürt düşmanlığıdır."
HAYIR. Yasayı zaten sağcı bir iktidar hazırladı. Hukuken ve siyaseten ne kadar sorunlu olduğunu söyleyen çok sayıda solcu hukukçu, akademisyen ve gazeteci var. Kürt seçmende de sürece ilişkin iddia edildiği ölçüde büyük bir heyecan görünmüyor.
Nitekim aylardır sürecin çok popüler olduğunu gösteren anketler paylaşan bazı araştırmacılar, referandum önerisine ilk karşı çıkanlar arasında yer aldı.
5. "Kendisi evet deyip partisini serbest bırakan Özgür Özel büyük bir stratejik hamle yaptı. Şimdi iki tarafın da desteğini alacak."
HAYIR. İki tarafın da desteğini kaybetmesi daha olası. Böylesine önemli bir konuda günlerce net bir pozisyon alınamamasının ardından Özel'in evet, grubun çoğunluğunun ise hayır demesi iki başlı bir görüntü yarattı. "Tabanın sesini dinleyin" denilen milletvekilleri hayır diyorsa, doğal olarak, siz kimin sesini dinliyorsunuz sorusu ortaya çıkıyor.
Üstelik Özel'in evet oyu iktidar medyasında neredeyse gündem bile olmadı. Parti, anayasaya aykırı bulduğu için komisyonda önerge verdiği ve görüş aldığı hukukçuların ciddi biçimde eleştirdiği bir yasaya Meclis'te destek vermiş oldu.
Ortaya 2016 dokunulmazlık krizinden çok farklı olmayan bir tablo çıktı. Kılıçdaroğlu örneğinde olduğu gibi, Özel'in taban desteği ve siyasi meşruiyeti darbe aldı. Bundan sonra bu yasa kapsamında yaşanacak her olumsuzluk da dönüp kendisine yönelik bir eleştiriye dönüşecek.