Sayın @rmznaydemir ile gerçekleştirdiğimiz röportajdan kesitler ile merhaba.
📌METİN KÜLÜNK: CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN EN AĞIR İMTİHANIYLA KARŞI KARŞIYA
📌BEKLENEN KARARLILIK GÖSTERİLMEZSE MİLLETİMİZLE CUMHURBAŞKANIMIZ ARASINDAKİ MESAFE KAPANMAZ.
25, 26 ve 27’nci Dönem İstanbul Milletvekili Metin Külünk, Ramazan Aydemir’in konuğu olduğu “Söz Sırası” programında Türkiye’deki fon krizine ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, “Sayın cumhurbaşkanımız kendi mücadele tarihinin en ağır imtihanıyla karşı karşıya, en ağır kriziyle karşı karşıya” dedi.
📌 “CUMHURBAŞKANIMIZIN EN TEMEL ÖZELLİĞİ KARARLILIĞIDIR”
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı 51 yıldır tanıdığını belirten Metin Külünk, “Annelerimiz arkadaş, merhum babasıyla dedem… Benim dedem de gemilerde reisti. Babam subaydır. Sayın Cumhurbaşkanımızın en temel özelliği kararlılığıdır” dedi.
📌 “EN AĞIR KRİZİYLE KARŞI KARŞIYA”
Fon krizini kastederek, mevcut sürecin önceki krizlerden farklı olduğunu dile getiren Külünk, “Sayın cumhurbaşkanımız kendi mücadele tarihinin en ağır imtihanıyla karşı karşıya, en ağır kriziyle karşı karşıya. Temenni ederim bu krizi de başararak aşsın. Çünkü bugüne kadarki krizlerin hepsi dış bükeydi, bu kriz iç bükey bir kriz” ifadelerini kullandı.
📌 “TOPLUMUN VİCDANI AFFETMİYOR”
Külünk, söz konusu krizin üzerinin örtülemeyecek bir noktaya geldiğini savunarak, toplumun yaşananlara ilişkin yaklaşımına dikkat çekti. Külünk, “Bu kriz geldiğimiz noktada üzeri örtülme şansı olmayan bir kriz. Toplumun vicdanı affetmiyor” diye konuştu.
📌 “MİLLETİN BEKLEDİĞİ KARARLILIK ORTAYA ÇIKMAZSA…”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın milletin beklentileri doğrultusunda bir irade ortaya koyması gerektiğini belirten Külünk, “Eğer Sayın Cumhurbaşkanımızdan milletin beklediği kararlılığın, bir fotoğrafa dönüşme noktasında irade ortaya çıkmazsa, Sayın Cumhurbaşkanımızla millet arasındaki mesafe kapanmaz bir noktaya evrilecektir” ifadelerini kullandı.
#sözsırası #metinkülünk #fonkrizi #cumhurbaşkanıerdoğan
https://t.co/6WvApNik2J
Bir tarafta fon yolsuzluğu iddiaları var.
Şüpheliler tespit ediliyor, kaçakların peşine düşülüyor, yatırımcıların parasının geri alınması için adımlar atılıyor.
Hızlı hareket ediliyor ve süreç mümkün olduğunca açık yürütülüyor.
Aslında Türkiye’nin hasret kaldığı bir süreç bu.
Bir tarafta da çok ciddi yolsuzluk suçlamalarıyla yürütülen belediye operasyonları var.
Muhalefet liderleri ise yolsuzluk iddialarının içeriğini konuşmak yerine mağduriyet anlatıp pijama, bornoz, gözaltı saati konuşuyor.
Onlar için yolsuzlukla mücadele, soruşturulan kişinin siyasi kimliğine göre değişiyor.
Hatta keşke yalnızca siyasi kimliğine göre değişse.
Anlaşılan asıl ölçü, yolsuzlukla mücadelenin işlerine gelip gelmemesi.
Yolsuzluk iddiasını duyunca kafasını öbür tarafa çevirenler, bari yolsuzlukla mücadele konusunda ahkâm kesmesinler.
Türkiye’ye yapacakları en büyük iyilik belki de budur.
Akşama not.
Yakın tarih 15 Temmuz 2016 Fetö kalkışmasının ülkemize milletimize ve devletimize maliyeti üzerine
Seri no:3
15 Temmuz’un Türkiye’ye Çıkardığı Ağır Fatura
15 Temmuz 2016’da milletimizin iradesine ve devletimizin varlığına yönelen işgal girişimi, milletimizin duvarına tosladı ve başarısızlıkla sonuçlandı. Ancak o gece yaşananlar, yalnızca 251 şehidimizin ve 2 bin 196’dan fazla gazimizin verdiği mücadeleyle sınırlı kalmadı. Türkiye’nin ekonomisi, kurumları ve uluslararası itibarı da ağır bedeller ödedi.
Bu bedelin tamamını tek bir rakama sığdırmak mümkün değil. Yine de elimizdeki veriler, yaşanan sarsıntının boyutunu görmemize yardımcı oluyor. İşgal girişiminin ardından Borsa İstanbul’da sert düşüş yaşandı; dönemin açıklamalarında BIST 100’ün takip eden haftada yüzde 13,3 gerilediği belirtildi. Temmuz 2016’da ihracatın yüzde 11,5 düşmesi de ekonomik faaliyetteki daralmanın göstergelerinden biri olarak kayda geçti.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı verilere göre ekonomi, 2016’nın üçüncü çeyreğinde yıllık bazda yüzde 1,8 küçüldü. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası da o dönemde, 15 Temmuz sonrasında çalışma günü sayısındaki düşüşün ekonomik faaliyeti etkileyebileceğine dikkat çekmişti. Bu veriler, darbe girişiminin ardından oluşan belirsizliğin üretim ve ekonomik hayat üzerinde yarattığı baskıyı ortaya koyuyor.
Ekonomist Prof. Dr. Sefer Şener, işgal girişiminin doğrudan maliyetini yaklaşık 158 milyar dolar, dolaylı maliyetini ise 350 milyar dolar olarak hesapladı. 2023’te TRT Haber’e yaptığı değerlendirmede, dolaylı etkilerle birlikte toplam yükün yaklaşık 460 milyar dolara ulaştığını söyledi. Bunlar resmî kurumların kesinleşmiş bir muhasebe hesabı değil; uzman değerlendirmelerine dayanan tahminlerdir. Fakat bu tahminler dahi, milletimizin ve ekonomimizin karşı karşıya kaldığı yükün büyüklüğünü gösteriyor.
Elbette sonraki yıllarda yaşanan kur, enflasyon, faiz ve yatırım hareketlerinin tamamını yalnızca 15 Temmuz’a bağlamak doğru olmaz. Türkiye’nin ekonomisi bu dönemde başka iç ve dış gelişmelerden de etkilendi. Ancak işgal girişiminin piyasalarda oluşturduğu şok, yatırımcı güvenindeki sarsıntı ve ülkenin önceliklerini güvenlik meselelerine yöneltmek zorunda kalması, ekonomik maliyetin önemli parçalarıdır.
Asıl mesele, bu bedelleri yalnızca rakam olarak görmemektir. Her kayıp; ertelenen bir yatırım, daralan bir üretim imkânı, ağırlaşan bir borçlanma maliyeti ve geleceğe dair zayıflayan bir güven demektir. Kurumların yeniden yapılandırılması, kamu düzeninin korunması ve toplumsal yaraların sarılması için harcanan emek ve kaynak da bu büyük tablonun içindedir.
Yakın tarihimizde yaşadığımız ağır kırılmaları unutarak geleceğe yürüyemeyiz. Fakat geçmişi anmak, yalnızca acıları hatırlamakla da sınırlı kalmamalı. Bu girişime zemin hazırlayan şartları, kurumlarımızda oluşan zaafları ve aynı yanlışların tekrarlanmaması için yapılması gerekenleri sağduyuyla sorgulamalıyız.
15 Temmuz’un ekonomik ve toplumsal bilançosunu hep birlikte görmeli, bu meseleyle hep birlikte dertlenmeliyiz. Çünkü milletimizin ödediği bedeli anlamak; devletimizi, kurumlarımızı ve millî iradeyi gelecekte daha güçlü korumanın ilk şartıdır.
Kaynak notu: Ekonomik maliyet tahminleri Prof. Dr. Sefer Şener’in Anadolu Ajansı ve TRT Haber’e yaptığı açıklamalara; büyüme verisi TÜİK açıklamasını aktaran Anadolu Ajansı haberine; çalışma günü etkisine ilişkin değerlendirme TCMB’nin 29 Eylül 2016 tarihli duyurusuna dayanmaktadır. Kullanılan maliyet analizindeki diğer veriler için: :codex-file-citation{path=“sandbox:/workspace/scratch/b9c99aac9dd2/upload/15-temmuz-maliyet-analizi-2026-10-04.pdf” purpose=“source”}
Kemal Baba tarafından Sebatay
Yahudisidir,
Hayatı boyunca Yahudi çıkarları için çalışmış bir Yahudi gibi yaşamış öyle de ölmüştür.
Esasen O nun Adı Atatürk değil,
Atayahudi'dir ..‼️
YILLAR ÖNCE BBC DE YAYINLANAN BELGESELDE ANLATILANLAR ÇOK MANİDAR.
AYNEN YAZIYORUM.
"ATATÜRK KUTSAL SAYILAN ARAPÇANIN KULLANIMINI SONA ERDİRDİ."
"BU DİL SADECE ESKİ YAPITLARIN ÜZERİNDE KALDI."
"İSLAMİ GİYİM TARZI YASAKLANDI."
"FESİN YERİNİ BATI TARZI ŞAPKA ALDI."
BURAYA ÇOK DİKKAT EDİN.👇
"BÖYLECE ŞAPKANIN GENİŞ KENARLARI, KABEYE DOĞRU NAMAZ KILANLARIN NAMAZ KILMALARINI ENGELLEYECEKTİ"
CAN ALICI NOKTA SON CÜMLE👇
"ANCAK, BÜYÜK BİR ULUSAL KAHRAMAN VE ÜLKENİN KURTARICISI OLAN ATATÜRK BİLE TOPLUMUN DERİNLİKLERİNDE Kİ İSLAMI YOK EDEMEDİ"
🤔🤔🤔
Bugün Bayraklı Belediyesi’ne operasyon yapılıyor.
48 kişi hakkında gözaltı kararı var ama gündemde önceki operasyonlar kadar yer bile bulmuyor.
Galiba alışıyoruz.
En tehlikeli tarafı yalnız yolsuzluk değil; yolsuzluk haberlerine alışmak sanırım.
Bir süre sonra soruşturmanın kendisinden çok, kapıyı açan kişinin üzerindeki kıyafeti konuşmaya başlıyoruz.
Hakkında yolsuzluk iddiası bulunanlar kendilerini zaten bilir.
Lütfen kapıları açarken üzerinize uygun bir şeyler giyin. Sizleri uygunsuz kıyafetlerle görmekten gerçekten bıktık.
Kapıyı kime açarsanız açın, üzerinizde uygun bir şey olması zaten en basit görgü kurallarından biri.
Bari bunu uygulasaydınız keşke.
Ama daha önemlisi, yolsuzluk soruşturmalarını sıradan bir haber gibi karşılamaya başlamasaydık keşke.
Milletimiz bekliyor, süreci yakından takip ediyor.
Sayın Adalet Bakanı’nın açıklamasına göre, Borsa İstanbul’da 41 hisse senedinde milyarlarca liralık manipülatif işlem tespit edildi. Bu tespit, yalnızca işlemleri yapanların değil, kamu görevini yerine getiren kurumların denetim ve gözetim sorumluluğunun da açıklığa kavuşturulmasını gerektiriyor.
Cumhuriyet savcılarından, SPK ve Borsa İstanbul yöneticilerinin görev ve sorumluluklarını yerine getirip getirmediğinin; herhangi bir ihmal veya suç şüphesi bulunup bulunmadığının bağımsız biçimde araştırılmasını bekliyoruz. Soruşturma sonucunda sorumluluğu tespit edilenler hakkında hukukun gereğinin yapılması, kamu vicdanı ve piyasalara duyulan güven açısından önem taşıyor.
Milletimiz, kuvvetli bilgi, belge ve şüpheye dayalı yargı kararları doğrultusunda gözaltına alınan CHP’li başkan ve yöneticilerin adalete hesap vermesine saygı duymaktadır. Öte yandan, tarihin en büyük finansal skandallarından biri olarak değerlendirilen bu süreçte görevlerini ihmal ettiklerine ve manipülatif işlemlere seyirci kaldıklarına dair ciddi şüpheler bulunan ilgili kurumların başkan ve yöneticilerinin de adalete hesap vermesini beklemektedir.
Milletimiz, adaletin herkes için eşit ve tarafsız biçimde işlemesini bekliyor.
Bu akşam Saat:20.00’de
@nuraybasarantv ‘de.
📌Kamu yönetiminde, siyasi kadrolarda, daha ileri giderek söylüyorum; iş dünyasında, fon sıkandalı çevresinde ve İBB soruşturmaları çevresinde isimleri bulunan kişiler, makamları ne olursa olsun, şayet AK Parti’nin MKYK’sındaysa istifa etmeliler, MYK’sındaysalar istifa etmeliler.📌
Bu arkadaşlar Sayın Cumhurbaşkanımızı rahatlatmalıdırlar.
Güneş balçıkla sıvanmaz. Siz sokakta yaşamıyor musunuz? Siz bu insanların dertlerini görmüyor musunuz?
Beklentilerine en yüksek seviyede pozitif cevap vereceğine inanıyorum.
Zaten Türkiye için aslında bu süreç; bütün siyasal farklılıklarımıza, bütün düşünsel farklılıklarımıza, bütün yaşamsal farklılıklarımıza rağmen, ikinci yüzyıla geçerken müthiş bir temizlenme süreci olmalı.
Sayın Adalet Bakanı’nın bu anlamdaki kararlılığı ve ona eşlik eden yargı bürokrasisinin içindeki isimlerin kararlılığı son derece kıymetli.
Kozmik Oda dahil Önemli.
Konuşulan rakamlar 850 milyar falan.
Peki siz 5 lira koyup 43 lira alırken, “Ya siz bu 43 lirayı bana nasıl verdiniz?” diye sormadınız mı?
Yani çooook… Gece yarısı boş buzdolabı fotoğrafı geliyor bana.
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de bir yıl önce bunu söylemiş.
İrade… Sayın Şimşek, evet, uyarmış ama niye müdahale etmemiş?
İşte yani bir katrilyon diyelim ki… Yani kaç milyar dolar bilmiyoruz.
Akşam yatıp sabah zengin olmuş. Sabah kalkmış, akşam eve zengin dönmüş.
Sermaye piyasaları üzerinden Ülkelere para transfer eden firmaların yerinde olsanız bu yapıya gelir misiniz?
Arkadaşlar, eğer Türkiye düşerse insanlık düşer. Türkiye düşerse dünyanın içine gireceği kaosun katsayısı hiç belli olmaz.
Burası çünkü sıradan bir ülke değil.
Burası sıradan bir devlet değil. Siz ne yapıyorsunuz yaa.
@tcbestepe@RTErdogan@MHP_Bilgi@dbdevletbahceli@malikejder@akifhut@betulsoysalb@Nalan_Kocak@bulentgrsy@Dr_K_Aydin@etnojenez@ibrahimeyyupogl@efe_ozenc@efemuraterbas@iletisim@ecesevimtr
FETÖ’nün kehanetçi, mesihçi; irrasyonel rüyalara ve sonradan üretilen keramet anlatılarına
dayanan paradigmasının, hayatın farklı alanlarında bazı isimler tarafından sürdürüldüğünü
görüyoruz. Bu modelin, kıyamet öncesinde Müslümanların Hıristiyanlaştırılmasına ya da
güdümüne sokulmasına odaklandığı yönündeki değerlendirmeler de ayrıca ciddiyetle ele
alınmalıdır.
Diyalog projesinin çeşitli varyasyonlarla devam etmesi kabul edilemez. Vatikan ve Patrikhane
ile ilişkileri olduğu bilinen kurumlar düzenledikleri uluslararası organizasyonlarla FETÖ
paradigmasının güncellenmeye çalışıldığı yönünde bir görüntü vermemelidir.
Bu organizasyonda Kur’an’ın “araçsallaştırıldığını” görüyoruz. Üstelik söz konusu uluslararası
kongreye devlet yetkililerimizin ve bazı resmî kurumların da temsilcilerinin katılması, bu
sürecin ve zihniyetin yeniden meşrulaştırıldığı izlenimini doğuruyor. Bu tabloyu yeniden ve
dikkatle değerlendirmek mecburiyetindeyiz.
Eğer 15 Temmuz gecesi unutulmuşsa ve FETÖ’nün “renklenerek”, Tel Aviv-Londra hattıyla
ilişkili yeni bir İslam projesinde operasyonel rol üstlendiği yönündeki iddialar artık göz ardı
ediliyorsa, tehlike düşündüğümüzden daha büyük demektir.
Bilinmelidir ki, tarih içinde fikri, siyasi ve askeri her türlü badireyi sabır ve teenni ile aşmış
olan milletimiz, “renklenmiş” bu tehlikeyi de aşacak ve hiçbir şekilde boyun eğmeyecektir.
Güne Merhaba.
Ne acı: Siyaset hâlâ FETÖ’yü anlamamış!
Hatta devlette bile hâlâ FETÖ’nün ne olduğunu anlamayanlar var.
Bu ülkeyi bile bile, iyi niyetle ya da cehalet veya gaflet ve delalet içinde yüzünler bir kez daha aynı tuzağın içine sürüklemek neden?
15 Temmuz’un hemen ardından, FETÖ ve siyaset ilişkisini konuşurken operasyonlara müdahale edilmemesi gerektiğini yüksek sesle ifade etmiştik. Çünkü FETÖ, klasik anlamda bir terör örgütünün ötesinde, daha derin bir aklın ürünü olan bir yapılanmaydı.
Bütün yumurtaları aynı sepete koymayacak kadar stratejik hareket eden; görünüşte birbirine bağlı değilmiş gibi dursalar da farklı yöntemlerle aynı hedefe hizmet edebilen, iç içe geçmiş matruşka benzeri bir yapıyla karşı karşıya olduğumuzu aklımızdan çıkarmamalıyız.
@tcbestepe@RTErdogan@MHP_Bilgi@dbdevletbahceli@ulkucuhareketr@vedatkaya1977@KIZILELMA_VATAN@Hurriyet@nuraybasarantv@NejatOzonay@ErdemErkul
Nedense Kültür ve Turizm Bakanlığı, Bolu yangınından fon skandalına kadar pek çok olumsuzlukta gündeme geliyor.
Bu tablo karşısında Sayın Bakan’ın sorumluluklarını gözden geçirmesi ve bir durum değerlendirmesi yapması gerekmiyor mu? Bakanlığındaki süreçlere hâkim mi? Yaşananlar kontrolü dışında mı gelişiyor? Yoksa Kültür ve Turizm Bakanlığı bazı odaklar tarafından özellikle mi hedef alınıyor?
Esnaftan gelen mesaj:
Abi SGK’ya gittik 400.000 TL borç 750.000 TL oluyor .. yapılandırma diyorlar faiz üstüne koyuyorlar bu esnafın bu gidişatını gerçekten ekonomi yönetimi görmek zorunda.
Yapılandırma adı altında borçlarımız çok daha kötü bir şekilde ödenemez hale getiriliyor.
Nereye kadar?
Siftahsız dükkan kapatan esnaf yapılandırma sonucu bu parayı nasıl ödeyecek bu faiz yüküyle.”
Canmızın acıdığı yer.
Bakınız, bugün ismini vermeyeceğim, çok iyi tanıdığım bir iş adamı, “Bıktım artık,” diyor. “Esnaf bıktı,” diyor.
Bakınız, esnaf, “Ben bıktım,” diyor. Esnafın tamamı bıktı, yoruldu.
Kardeşim, esnaf bu ülkenin sosyal barış direğidir. Siz esnafı bir yandan zincir marketlere ezdirirseniz, öbür taraftan da sürekli vergi politikalarıyla sabit gelirliye, emekliye yüklenirseniz; bu, Gabar’daki petrolü de sorgulatır, Karadeniz’deki doğal gazı da sorgulatır.
Döner, siz KAAN uçağını söylersiniz ama adamın mutfağı sıkıntılı. Cebi sıkıntılı, sofrası sıkıntılı. Düşünemeyecek noktada.
Düşünemeyecek noktaya gelen insanlarda bu durum, beraberinde sosyal problemlerin kapısını açıyor. Ahlaki çöküşün önünü açıyor.
@_cevdetyilmaz@ulkucuhareketr@betulsoysalb@tolqahanerdoqan@Bilalsaygili
AK Parti’nin tabanı kimdir?
Çıkarsız… Beklentisiz… Hesapsız…
Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın ideallerine inanmış, onun yürüdüğü yola gönül vermiş; yıllar boyunca hiçbir zorluğa aldırmadan, hiçbir bedelden kaçmadan yanında dimdik durmuş insanlardır.
Evindeki sofradan eksilten, kendi ekmeğini bölüşen; cebindeki son imkânıyla dava arkadaşına destek olan insanlardır.
Geceleri uykusuz kalan, yüzüne kapanan kapılara aldırmayan, elinde üye formuyla kapı kapı dolaşan, yağmurda, soğukta, sıcakta mitingden mitinge koşan insanlardır.
“Yeter ki seçimleri kazanalım, yeter ki bu ülke yoluna devam etsin” diyerek kendi ikbalini, kendi makamını, kendi hesabını hiç düşünmeden çalışanlardır.
İşte AK Parti’nin gerçek tabanı budur.
Bu insanlar makam istemedi. Koltuk istemedi. İhale, mevki, güç, şöhret hesabı yapmadı. Onlar sadece inandıkları değerlerin, ülkelerinin ve Sayın Cumhurbaşkanımızın mücadelesinin yanında durdular.
Bugün o insanların en büyük kırgınlığı da tam burada başlıyor.
Çünkü yıllarca bu hareketin yükünü omuzlarında taşıyan, bedel ödeyen, cefasını çeken, gecesini gündüzüne katan bu fedakâr insanlar; kendi çıkar ve ikballeri uğruna makamlarına sımsıkı sarılanları, “Bizi buradan kimse alamaz” anlayışını ve milletin vicdanını inciten görüntüleri kabul etmek istemiyor.
Devletin ve milletin menfaatlerini ilgilendiren ağır iddialar karşısında herkesin sorumluluğunu taşıması, gerektiğinde hesap vermesi ve makamın emanet olduğunu hatırlaması gerekir.
Çünkü koltuklar kimsenin mülkü değildir.
O koltukların altında, yıllarca kapı kapı dolaşmış insanların ayak izleri vardır.
O koltukların arkasında, seçim geceleri uykusuz kalmış insanların emeği vardır.
O koltukların altında, evindeki ekmeğini bölüp bu davaya gönül vermiş insanların alın teri vardır.
Ve hiçbir makam, o insanların vicdanından daha büyük değildir.
Bu nedenle AK Parti’nin cefakâr ve vefakâr tabanı, kendisinin fedakârlıklarıyla büyüyen bir hareketin çıkar ve ikbal hesaplarının kirli çarklarında öğütülmesini istememektedir.
Bu taban, yıllarca taşıdığı yükün karşılığında makam değil; adalet, vefa, hakkaniyet ve emanete sadakat görmek istemektedir.
Çünkü bu dava, koltuklara tutunarak değil; gerektiğinde koltuklardan vazgeçebilecek kadar samimi insanların omuzlarında yükseldi.
Ve bugün o insanlar aslında tek bir şey söylüyor:
“Biz bu davaya makam için değil, inandığımız için gönül verdik.
Biz bu yolda çıkarımız için değil, ülkemiz için yürüdük.
Biz fedakârlık yaptık; şimdi aynı fedakârlığı makam sahiplerinden bekliyoruz.”
Unutulmasın:
Bir davayı büyütenler,o dava uğruna hiçbir karşılık beklemeden bedel ödeyenlerdir.
AK Parti’nin tabanı bunu hak etmiyor.
Bu millet bunu hak etmiyor.
Yıllarca fedakârlık yapan, inanan, sabreden ve dimdik duran insanlar; kendi emeklerinin, kendi inançlarının ve kendi davalarının kişisel hesaplara kurban edilmesini asla hak etmiyor.
Fon krizi artık geçiştirilecek, üzeri örtülecek ya da başka adreslere havale edilecek bir mesele değildir. Bu işin içinde kim varsa; siyasette, bürokraside, iş dünyasında hangi makamda ve hangi sıfatta olursa olsun hesabını vermelidir. Hiç kimsenin “bizden” olduğu için korunma, kayırılma veya dokunulmama lüksü yoktur.
Eğer ortada kamu zararına yol açan bir düzen, haksız kazanç, nüfuz kullanımı veya hukuka aykırılık varsa bunun gereği hukuk önünde eksiksiz yapılmalıdır. “O eski dava arkadaşımızdır, bunun ailesi önemlidir, şuna dokunmayalım” anlayışı bugün yapılabilecek en büyük yanlış olur. Millet artık isim değil, adalet istiyor.
Bu kriz aynı zamanda ciddi bir arınma ve temizlenme fırsatıdır. Cesaret gösterilmeli, sorumlular ayıklanmalı, haksız kazanç varsa son kuruşuna kadar hesabı sorulmalıdır. Çünkü devlet ciddiyeti de milletin güveni de bunu gerektirir.
Fon krizinin müsebbibi kimse hesabını versin. Kimsenin gözünün yaşına bakılmasın, kimsenin dokunulmazlığı olmasın.
Yıldız ve Türkmen ailelerinin kıymetli evlatları Seyhan ile Hüseyin kardeşimizin düğün merasimine katılarak, iki güzel ailemizin mutluluğuna ortak olduk.
Genç çiftimizi gönülden tebrik ediyor; bir ömür boyu sağlık, huzur, sevgi ve mutluluk diliyorum. Rabbim kurdukları yuvayı hayırlı, muhabbetlerini daim eylesin. Yıldız ve Türkmen ailelerine hayırlı uğurlu olsun.