Önemli bir oylamada parti üye ya da vekillerini “serbest” bırakmak gelişkin bir demokrasi anlayışının değil ilkesiz siyasetin göstergesi olabilir ancak. Parti olmak taraf olmaktır. Yurttaş sorduğunda ne yapmak gerektiği, “gönlünden ne geçiyorsa onu yap” diyerek siyaset yapılmaz.
Cumhuriyet bir devrim sürecine doğdu. İleriye doğru atıldı. Büyük dönüşümler yaşandı. Bazı meselelerse çözümsüz kaldı, geriye gidişin dinamikleri bu tarihsel sıçramanın içine sinsice yerleşti.
Kürt meselesi çözülemedi örneğin. Karmaşık nedenlerle.
Şimdi bir karşı-devrim gündemde ve devrimin çözemediğini karşı-devrimin çözeceğine inanmamız isteniyor.
Olmaz, asla olmaz.
Hayat böyle parçalı değil.
Bu Türkiye her konuda bir yöne gidecek ama Kürt yurttaşlarımızı başka bir yöne, özgürlüğe, demokrasiye götürecek.
Bu olmaz.
Karşımıza çıkarılan hukuki çerçeve kendi başına bir anlam taşımıyor. Oraya sıkışıp kalınamaz.
Konu bir seçimi daha kazanma çabasından ibaret değil.
Konu “yeni” bir Türkiye’dir! “Yeni” Türkiye, eskidir, Yeni-Osmanlı’dır.
Türkiye etnik temeller üzerinde hiçbir sorununu çözemez. Dile getirilen Türk-Kürt ittifakı ya da Türk-Kürt-Arap ittifakı ancak bir emperyalist projenin kodlanması olabilir.
Bugün yaşananları “terör örgütüne taviz” diye okuyanlar yanılıyor. Tanık olduğumuz, çok kapsamlı bir dönüşümde yeni bir evreye geçiş girişimidir. Bu girişimin aktörleri doğru tespit edilmeli, tek bir noktaya odaklanılmamalıdır.
Bu sürecin başında doğrultu önemli demiştik. Çok alametler belirdi üstüne. Sadece şu son bir aya sıkışanlara bakmak yeterli. Ha bakınca “Ankara NATO planlarını bozuyor” sonucuna ulaşanları tarihe havale edebiliriz.
Hayır demek için fazlasıyla neden var. “Siz demokrasi istemiyorsunuz” diyenlere de söyleyecek çok sözümüz.
Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel ve TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan Havana'da bir araya geldi
💬 Díaz-Canel: Kardeşçe bir buluşma gerçekleştirdik. Kendilerine daimi destekleri ve dayanışmaları için teşekkür ettim
📌Türkiye Komünist Partisi ve Küba Komünist Partisi heyetlerinin de eşlik ettiği görüşmede kardeşlik ve dayanışma vurgusu yapıldı
https://t.co/9OFpeHhnd0
Bu yıl 24’üncüsü Havana’da düzenlenen Dünya Komünist ve İşçi Partileri Toplantısı Küba Komünist Partisi Merkez Komitesi Birinci Sekreteri ve Küba Cumhuriyeti Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel’in kapanış konuşmasının ardından katılımcıları hep birlikte kendi dillerinde söyledikleri Enternasyonal Marşı ile son buldu.
Toplantının kapanış oturumunun divanında TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, Küba Komünist Partisi Merkez Komitesi Birinci Sekreteri ve Küba Cumhuriyeti Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel, Küba Komünist Partisi Siyasi Büro Üyesi ve Örgütlenme Sekreteri Roberto Morales Ojeda, Küba Komünist Partisi Siyasi Büro Üyesi ve Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodríguez Parrilla, Küba Komünist Partisi Merkez Komite Uluslararası İlişkiler Departmanı Sorumlusu Emilio Lozada García ile Kübalı diğer temsilciler yer aldı.
Dünya Komünist ve İşçi Partileri toplantısı için geldiğimiz Havana’da bizleri kabul eden Küba Devlet Başkanı ve Küba Komünist Partisi Birinci Sekreteri Miguel Díaz-Canel Bermúdez ile verimli bir görüşme gerçekleştirdik. Kendisine bu dostça buluşma nedeniyle teşekkür borçluyuz. 🇨🇺
Sostuve fraternal encuentro con el secretario general del Partido Comunista de Türkiye, el amigo Kemal Okuyan, y la delegación que lo acompaña para participar en #24EIPCO y las celebraciones por el centenario del Comandante en Jefe. Les agradecí su permanente apoyo y solidaridad.
Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye arasında ortaya çıkan askeri ittifak genişletilmiş NATO hedefi doğrultusunda atılmış bir adım. Böylece İstanbul’da bir büyükelçilik binasında işlenen gaddar ve tuhaf cinayetin anısı da tamamen silinmiş oldu.
Türkiye’de hâla dış politikanın sınıflar üstü bir düzlem olduğunu düşünenler olabilir. Ama hayat başka türlü gelişiyor. Pakistan’ın Çin ile özellikle askeri alanda geliştirdiği ilişkiler, Suudi Arabistan’ın bazı başlıklarda ABD’den bağımsız hareket eder gibi yapması zamanında heyecan yarattı biliyorum. Ama bu ülkelerdeki toplumsal düzen ve iktidarlarının karakteri hiç de heyecan verici değildi. Tıpkı AKP gibi…
Bu ülkeleri yan yana getiren, her birisinde dönüp dolaşıp ABD ekseninde hareket etmeye neden olan ekonomik-siyasal yapıların mevcut olması ve İran’ı bölgesel planlarında engel olarak gören iktidarlar tarafından yönetilmeleridir.
Şimdi geldik yeni bir sıcak çatışma alanında cephe açmaya. Bunlar rasgele dış politika tercihleri değildir. Bunlar İsrail’in kanlı hamlelerinden Suriye’deki rejim değişikliğine, NATO’da üstlenilen yeni görevlerden bölgesel planların da ürünü olan “çözüm süreci”ne; kapsamlı bir sürecin yeni unsurlarıdır.
24. Uluslararası Komünist ve İşçi Partileri Toplantısı için Havana'dayız.
Küba Komünist Partisi'nin ev sahipliğinde, Fidel Castro'nun 100. doğum günü öncesinde düzenlenen toplantı, “Fidel’in doğumunun yüzüncü yılında Küba Devrimi’nin mirasının savunulması ve sosyalist Küba ile dayanışmanın güçlendirilmesi; emperyalist saldırganlığa karşı barış için ortak mücadelenin büyütülmesi" temasıyla gerçekleştiriliyor.
49 partiden 100'ün üzerinde temsilcinin katıldığı toplantının açılışına Küba Komünist Partisi Merkez Komitesi Birinci Sekreteri ve Küba Cumhuriyeti Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel, Küba Komünist Partisi Siyasi Büro Üyesi Örgütlenme Sekreteri Roberto Morales Ojeda ile Küba Komünist Partisi Siyasi Büro Üyesi ve Küba Dışişleri Bakanı Bruno Rodríguez Parrilla katıldı.
Bir önceki toplantının ev sahibi olan Türkiye Komünist Partisi adına Genel Sekreterimiz Kemal Okuyan, hazırlık sürecine sunduğu katkılar nedeniyle Küba Komünist Partisi yönetimiyle birlikte divanda yer aldı ve toplantının açış konuşmasını gerçekleştirdi.
Dünya komünistlerinin, ABD’nin soykırım niteliğindeki abluka ve baskı politikalarıyla karşı karşıya olan Küba'da bir araya gelmesi; sosyalist Küba ile dayanışmanın ve anti-emperyalist mücadelenin güçlendirilmesi açısından önemli bir mesaj niteliği taşıyor.
Toplantı, katılan partilerin katkılarıyla 7-8 Ağustos boyunca devam edecek.
Kanun teklifini okuduk. Bu tarafı kısmi af, tamam. Peki bütün bunların doğrultusu ne? “200 yıllık ataletten çıkış”, “yüz yıllık parantezin kapanması”, “en az cumhuriyetin kuruluşu kadar önemli dönüşüm”… Bunlar ne zaman açıklanacak? Konunun asıl özünü halk ne zaman öğrenecek?
Türkiye Gençlik Vakfı'nın (TÜGVA), 31 Temmuz'da İstanbul RAMS Park Stadyumu'nda düzenlediği yaz okulları final buluşması çokça tartışıldı.
AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan dahil olmak üzere iktidar çevresinden pek çok ismin katıldığı, devletin imkânları —yani kamu kaynakları— seferber edilerek doldurulan stadyumdaki etkinlik; iktidarın eğitim ve gençlik alanında yürüttüğü politikalar başta olmak üzere Türkiye’nin geleceğine biçtiği gömleğe ilişkin de geniş ve alabildiğine karanlık bir panorama sundu.
Buluşmanın en akılda kalıcı ve sembolik karelerinden bazıları, etkinlik sırasında tribünlerde açılan ve Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim, II. Abdülhamid ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın görsellerini içeren koreografi olsa gerek.
Basit bir tören görseli olmanın ötesine geçerek tarihsel ve ideolojik bir hesaplaşmayı adeta tek karede somutlayan bu tablo; Cumhuriyet Devrimi’ni temsil ettiği tüm ilerici değerler ile tasfiye ederek yerine sermaye ve tarikatların çağ dışı karanlığını koymak için on yıllardır çabalayan karşı devrimcilerin gövde gösterisinin fotoğrafıdır. Orada yer verilenler ve verilmeyenler ile… İstibdat rejimiyle, saltanat özlemiyle, fetih hevesleriyle… AKP’nin hayallerini süsleyen Türkiye tasavvurunun parolası ortada: Yeni Osmanlıcılık!
"Türkiye’nin en büyük gençlik örgütü” olduğu iddia edilen, AKP gençlik kolları açısından adeta biçilmez bir kaftana dönüşmüş olan ve her gerici vakıf gibi adı skandallarla anılan TÜGVA'nın dünü ve bugününü geçtiğimiz günlerde anlatmıştık.
Milli Eğitim Bakanlığı son yıllarda pek çok kılıf kullanarak gerici yapılara okulların kapılarını açtıkça, o kapılardan içeri en çok girenlerden biri —belki de birincisi— TÜGVA oldu. Kamu kaynakları bu gerici vakfın hizmetine sunuldu. Yapılan protokolleri; din istismarcılığında sınır tanımayan dua buluşmaları ve siyer dersli yaz okulu programları izledi.
Bilal Erdoğan başta olmak üzere AKP kadrolarının sevk ve idare ettiği, "Değerler Eğitimi" ve "Medeniyet" gibi kavramlara sırtını yaslayıp ahlak dersleri vermekle övünen bu karanlık yapının sicili; devlet kurumlarına personel alımı için torpil listeleri hazırlamaktan, kız öğrencilere yönelik tehdit ve şantaj vakasının üstünü kapatmaya, geleneksel değerler adı altında halkın dini duygularını istismar etmekten, emekçi halkın alın terinin ve kamu kaynaklarının üzerine çökmeye kadar her türlü ahlaksızlığı barındırıyor.
RAMS Park'ta yapılan buluşma, Türkiye'ye biçtikleri geleceği de gözler önüne seriyor. Ağızlarından salyalar akarak fetih masalları anlatanlar ne kadar çabalasalar nafile. Gövde gösterisi yapan cumhuriyet düşmanları çok heyecanlanmasın!
Cumhuriyet’i ayak bağı olarak görenler, yeniden Osmanlı’ya dönüş isteyenler, saltanat sevdalıları, hilafet özlemcileri… Bu koyu karanlığın gölgesi, ülkemizin aydınlık geleceğinin üzerini örtmeye yetmez.
Türkiye'nin geleceği bu fotoğrafa sığmaz!
📢Ortaklaşa’nın Ağustos sayısı çıktı
📍Yeni sayımızda ülke ve dünya gündemini mercek altına alıyoruz.
Ankara’da toplanan NATO Zirvesi’nin ardından emperyalizmin bölgesel ve küresel savaş tehditlerini, Türkiye’nin çatışmalardaki yeni rollerini, yeniden hortlayan Yeni-Osmanlıcılık’ı, NATO 3.0’ı ve yurtseverlere düşen görevleri tartışıyoruz.
Yeni Parti’nin kuruluşunu, sonuçlarını ve CHP’yi değiştirmek isteyen güçlerin 'niyetini' de masaya yatırıyoruz.
Ortaklaşa’ya 👇
🏙️kent meydanlarında kurulan stantlardan,
🏠 @tkpninsesi semt evlerinden,
📚 @NHKMKitabevi şubelerinden, çeşitli kitabevleri ve satış noktalarından,
🗞️ @soLHaberSusmaz 'nın abonelik sisteminden,
🖇️ @YazilamaYayin 'nın internet sitesinden ulaşabilir ya da
💬sayfamıza mesaj atabilirsiniz!
Yükseköğretim Kurulu (YÖK) uzun süredir üniversitelerde köklü bir değişikliğe hazırlanıyor.
YÖK Başkanı Özvar bu değişimin hazırlıklarını ekim 2025'te "2030'a Doğru Türk Yüksek Eğitiminin Yol Haritası" adlı raporla birlikte kamuoyuna duyurmuştu.
Dün yapılan meclis görüşmelerinde söz konusu paketin ilk 13 maddesi kabul edildi.
Eğitim süresinin kısaltılmasından vakıf üniversitelerine, akademik kadrolardan bölüm kontenjanlarına, köklü müfredat değişikliklerinden sektörel işbirliklerine kadar pek çok başlığı kapsayan bu paketin nasıl sonuçlar doğuracağını önümüzdeki günlerde göreceğiz.
Gelin "Eğitimin çalışma hayatıyla entegrasyonu", "istihdam odaklı üniversite" ve "çağdaş staj modelleri" gibi süslü cümlelerle pazarlanan bu yeni sistemin ne anlama geleceğine sermayenin sadık hizmetkarlarından Özvar'ın cümleleriyle bakalım:
"Öğrenciler eğitimlerinin belirli bir bölümünü işletmelerde, fabrikalarda geçirecek. Temel hedefimiz, üniversite ile çalışma hayatı arasındaki mesafeyi azaltmak."
Özvar MESEM'lerle birlikte sermayenin ucuz iş gücü deposuna dönüştürülen ve bütünüyle sektöre entegre edilen liselerin ardından üniversitelerin kapısını da patronlara açmanın gururunu duyuyor olsa gerek.
Süslü cümleler ardına saklanan şey kendi elleriyle yarattıkları işsizliği ve geleceksizliği, derinleşen ekonomik krizi ve gelecek kaygısını istismar ederek üniversitelileri sömürü çarklarının içine itme planıdır.
Kabul edilen düzenleme ile birlikte akademik personelin "arşiv ve güvenlik soruşturmasına" tabi tutulması, AKP'nin akademi alanına müdahalesini kolaylaştırırken aynı zamanda üniversiteleri gericileştirme ve piyasalaştırma operasyonunun nasıl kol kola yürütüldüğünü de bir kez daha gözler önüne seriyor.
Sermayenin projelerini deşifre etmeye, attıkları her yeni adımda karşılarına dikilmeye devam edeceğiz!
Türkiye Komünist Gençliği son günlerde düzenlediği yaz okullarıyla gündemden düşmeyen TÜGVA'yı anlatıyor.
Yaz okullarından kuran kurslarına, MEB ile yapılan protokollerden AKP gençlik kollarına uzanan bu karanlık ağı masaya yatırıyoruz.
Ülkemizi ve okullarımızı bu ve benzeri gerici ve karanlık yapılardan korumanın yoluysa örgütlenmekten geçiyor.
İktidar medyasında yazılanlar doğruysa Cem Küçük gazeteci ve siyasetçilere dönük gözaltıları önceden haber verip tehditler savururken bazı zenginlerden para sızdırmanın lansmanını yapıyormuş. Bir tür tanıtım faaliyeti.
AKP ülkemizi Yemen karşıtı Amerikancı bir ittifaka dahil etti. Böylece sıcak çatışma alanlarında Ukrayna’da, İran ve Yemen de açık bir biçimde taraf hale geldik. Uzlaştırıcılık, moderatörlük, arabuluculuk propagandası da bitti.
Ya yıllardır “AKP’nin Türkiye’yi batılı emperyalistlerin bölgesel planlarını bozan bir aktör haline getirdiği, ABD ile Rusya-Çin arasında kişilikli bir denge oluşturduğu” masalını anlatan onlarca yandaş gazeteci ve yorumcuya ne demeli?
Şimdi başka telden çalıyorlar. Bir tanesi bile “ben yanılmışım, yanlış okumuşum, özür dilerim” demiyor. Çünkü yanılmadılar, yanılttılar. Bilerek, isteyerek. Defalarca uyardık bu çarpıtmalara karşı ama ne yazık ki AKP’li olmayan bazı kesimler dahi etkilendi bu “ABD’den uzaklaşıyoruz” iddiasından.
Oysa bugün gelinen noktanın tarihsel, sınıfsal ve ideolojik bir arka planı var. O arka plan, gündelik olay ya da söylemlere bakarak ihmal edilince yanlış kaçınılmaz olur. Aynısı iç politika için de geçerli.
Yakınlarında çok ‘Cem’ var: Cem Küçük gözaltısı bize ne anlatıyor?
📌Şimdi kullanım değeri azalan ve Erdoğan sonrasına yönelik adım atmaya, plan kurmaya, rol kapmaya çalışan bu isimlerin tamamı operasyonlara konu oluyor. Operasyonların devam etmesi de çok muhtemel:
💬"Üstelik Cem tek değil. Yakınlarınızda çok Cem var.”
https://t.co/ZLeXtar1Hm
"Sadece seçime endekslenen bir halk ne kaderini eline alabilir ne de sandığı koruyabilir"
TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, Sözcü TV'de İpek Özbey'in sorularını yanıtladı.
📌Programın tamamı için:
https://t.co/kuzUdy1omw