@Bulvarpress Şu aile kavramı ve üçüncü şahıslar icin çok güzel örnek insan güvendiği hayatini paylaştığı kişinin özelini nasil birilerine anlatabilir. Türkiye de ki geçimsizlik ve boşanma sebeplerinin başında geliyor.
"fakat Galatasaray’ın bu süreçte “kalıcı” yer için önde olduğu kulüp tarafından da kamuoyuna açıklandı." Bu satırı iyi okuyun. Kulüp ne ara kaynak oldu. Kamuoyu oluşturmaya başladılar dikkat etmek lazım.
@SezinOney Dünyanın son on yılda kaydığı eksen bu: mikro totaliterleşme.
Artık otoriterlik sadece devletlerde değil; medya, şirketler, hatta bireyler arası ilişkilerde bile.
Düşünce “izinli” hale geliyor, özgürlükler sessizce daralıyor.
@juheyman "Kütüphanenizle övünmeyin, içindeki eserlerle övünün. Daha da iyisi, o eserlerin sizde bıraktığı izlerle övünün. Estetik, içeriğin önüne geçtiyse, orada kitaplıktan değil, vitrinden bahsediyoruzdur."
#kitaplık#kütüphane
@AcademikAhlak 80'ler ve 90'larda, Doğu Bloku ülkelerinde yazılan tezleri tercüme ettirip kendi tezlerine yedirenler bugün kelli felli profesör. Şimdi de onların öğrencileri çıkmış karşımıza.
@tasvirsanatlari Herkes sanat tarihçisi olamaz demek kolay. Ama lisansı olmadan sanat tarihine büyük katkılar sunmuş İbrahim Hakkı Konyalı gibi isimleri nereye koyacağız? Merak, birikim ve saha emeği bazen diplomadan güçlüdür.
@tasvirsanatlari@gozdekeskin Filiz Hanım’ın jüri üyeliği intihale engel değildir. Ayrıca resim kaynaklarıyla ilgili ithama yanıt olarak belirtmek isterim: 'Şu tarihten beri bu konuyu çalışıyorum' demek, tek başına bir argüman sayılmaz.
@kitaplarveotesi Tepkiniz tonu aşmış, içerikten çok kişiselleştirilmiş. Kimseye üstünlük taslama derdinde değilim, sadece nitelikli tartışma arayışındayım. Ama görüyorum ki zemin buna pek uygun değil. Tartışmayı burada noktalıyorum.
@kitaplarveotesi Katkınız olmadığını söylememiştim, zaten öneri toplayıp derlemeniz de katkının ta kendisi. Okuduğunu anlamaya gelince; kastettiğim şey tam olarak bu savunmacı reflekslerdi. Yine de mesele kişisel değil, zihniyet meselesi.
@kitaplarveotesi Liste kolektif olabilir ama sizin de katkınız var. Zaten asıl mesele de bu: bu tarz listelerin, düşünsel derinlikten çok duygusal tepkilerle şekillenmesi. Takipçi kitlesinin seviyesi de tabloyu daha net gösteriyor.
Türk-İslam tarihçiliğinde durum daha vahim. Kritik bilmeden, eser ve dönem tanımadan, kıytırık yüksek lisanslarla devasa çeviriler yapan sözde tarihçilere söz verilerek, akademide yer açılıyor. Bu kişiler değerli kabul edilip kitapları alındıkça, Türk akademisine ihanet ediliyor.
Latinceyi derinlemesine bilmeden, sadece 4 sömestr dersle çeviri yapan ve buna emek verdiğini iddia eden, üzerine arsızca savunma yapanları da gördük. Bu tür yaklaşımlar, akademik dürüstlük ve kaliteyi yok ediyor.
Çeviri yapmak, piyasada isim duyurmanın aracı hâline geldi. Özellikle eski eserlerde, ne nüsha kritiği yapılıyor ne de uluslararası çeviriler inceleniyor. Kütüphane ve koleksiyonlardaki varyantlara bakılmadan, adeta “fast food” çeviriler üretiliyor.
Yaşı kemale ermiş hocalar ne yazık ki bu durumun farkında değil ve şarlatanlara güveni de onlar sağlıyor. Yıllardır Aramice ve Pehlevice üzerine kendi imkânlarımla çalışıyorum; burs, destek almadım. Biri çıkıp 2 ayda çeviri yapıyor, biz de bunu ‘eser’ sanıyoruz.