Saçma sapan yazılar yazacağım, saçma sapan resimler paylaşacağım
Belki de saçma sapan videolar gelecek.
Paylaşımlarım, kendime ve geleceğe notlar olacak, beni bağlar:)
Beğenmeseniz de olur, beğenmeseniz de olurum.
Divorce is one of the strangest things human beings go through.
Imagine spending 20+ years with someone. Sharing a bed, a home, a bank account, inside jokes, routines, dreams, and disappointments.
You raise children together. Survive sleepless newborn nights. Navigate miscarriages, illnesses, financial stress, career changes, and family drama. You bury parents and grandparents. Celebrate birthdays, anniversaries, Christmases, and milestones side by side.
You move houses. Build friendships. Take vacations. Make thousands of tiny decisions together that slowly become a life.
That person knows your history, your habits, your fears, and the version of you that existed decades ago.
Then one day, it's over.
No more good morning texts. No more shared plans. No more "we."
The person who was once your closest companion becomes a stranger you're expected to move on from.
It's strange how someone can be woven into nearly every memory of your adult life, and then suddenly exist only as a chapter of it.
Human relationships are far more fragile—and far more remarkable—than most of us realize.
Hayatta başarılı insanlarda gördüğüm üç özellik var: Bir, kendilerini her halleriyle seviyorlar. İki, hiçbir korkutma, utandırma ve dezenformasyonla kontrol edilemiyorlar. Üç, kendilerini hayat boyu aşk ve şevkle geliştiriyorlar. Bu yüzden her alanda “durdurulamaz” oluyorlar.
38 yaşında kendisini şifacı ruh olarak tanıtan danışanım, hayatına hep narsistik ve enerjisini tüketen insanları çekiyordu. Bu bir şanssızlık değil, sisteminde yüklü olan şifacı kibiri döngüsüdür. İşin ironik tarafı ise kurtarmaya çalıştığı insanların çoğu kurban rollerinden memnunlardı. Analizimizde, çocukluğunda bir başkasının yarasını sardığında onay alabildiğini, sevilmek için şifa vermesi gerektiğinin kodlandığını fark ettik. İnsanları kurtarmak için onların hayatlarına müdahale ediyor, onların negatif enerjilerini üstüne çekiyor ve sonunda kendisine yetecek enerjisi kalmıyordu.
Bakın, mesele aslında çok basit. Eskiden (ki o eski güzel günler de tamamen bir şehir efsanesidir ya, neyse) evlilik dediğin şey neydi? Birbirinin her haline gıcık kapmana rağmen aynı evde yaşama sanatıydı.
Lacan’ın o meşhur 'Cinsel ilişki diye bir şey yoktur' lafı tam da buradan çıkıyor işte. Niye yok? Çünkü karşındaki canlı insan, senin kafanda kurduğun o muazzam fanteziye asla uymaz, uyamaz.
Eskiler bunu gayet iyi biliyordu. Kadın adam için Bizimki biraz öküzdür ama ne yapacaksın, en azından kışın odun kırıyor der geçerdi. Yani hayalle gerçek arasındaki o devasa uçurum baştan kabul edilirdi, kimse mucize beklemezdi.
Peki şimdi ne oluyor? Kapitalizm tepemize dikilmiş, sürekli kulağımıza fısıldıyor. Kendini gerçekleştir. En iyi versiyonun ol. Hep daha mutlu ol.
Şeytanlık tam olarak burada başlıyor işte. Evlilik artık bir hayat ortaklığı değil, bir tür bireysel gelişim projesi haline geldi.
Eşin olacak kişiden beklentiye bak. Aynı anda hem yoga eğitmenin olacak, hem psikoloğun, hem finans danışmanın, hem de yatakta alev alev yanan tutkulu aşığın.
Adam günün sonunda pestili çıkmış halde eve gelip koltuğa devrilip televizyon açınca da sistem hemen devreye giriyor. Görüyor musun? Bu adam senin potansiyelini baskılıyor. Sen çok daha iyilerine layıksın, hemen değiştir bunu.
Herkes sanıyor ki sorun karşı tarafın karakterinde. Yanlış kişiyi seçmişin diyorlar. Hayır efendim, yanlış olan karşı taraf değil; senin o zavallı insana yüklediğin Benim ruh ikizim olacak, beni tamamlayacak fantezin.
Sosyal medya da bu yangına körükle gidiyor tabii. Tinder’a, Instagram’a bir giriyorsun; maşallah herkes kusursuz, herkes çok eğlenceli, herkes henüz keşfedilmemiş bir cevher. Tam bir avm kafası. Mağazada o kadar çok ayakkabı seçeneği var ki, beğendiğini alıp dükkandan çıktığın an pişman oluyorsun. Acaba vitrindeki siyahı mı alsaydım, bu sanki ayağımı vurdu...
İşte boşanma patlaması dediğimiz şey bireysel özgürleşme falan değil, tüketim toplumunun ilişkileri de kullan-at mendile çevirme başarısı.
Yani uzun lafın kısası.
İnsanlar sabırsız veya tahammülsüz oldukları için boşanmıyorlar. Aksine. Hiç var olmayan, o hayali, kusursuz ilişki fantezisine öyle bir köle gibi bağlılar ki, gerçek hayatın o hafif sıkıcı, insanı idare etmece hallerini kendilerine yapılmış büyük bir haksızlık sayıyorlar.
CHP kurultayının iptali meselesinde ortaya çıkan tablo artık çok daha net görülüyor.
Bir taraftan
“kurultay iptal edildi, yönetim değişti”
algısı oluşturulmaya çalışılıyor.
Ama ortadaki resmi belgeler başka bir şey söylüyor.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın siyasi parti sicil kayıtlarında Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı olarak hâlâ Özgür Özel görünüyor.
YSK kayıtlarında da
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı olarak hâlâ Özgür Özel görünüyor.
Mevcut yönetimin mazbatası duruyor.
Yani seçim hukukunda en önemli belge olan mazbata geri alınmış değil.
İptal edilmiş değil.
Yerine başka bir isim adına yeni mazbata düzenlenmiş değil.
Üstelik YSK’nın resmi yazısında çok açık bir ifade var:
“Kurulumuzun Anayasa ve yasalar gereği mahkeme kararlarını uygulamak gibi bir görevi ve yetkisi bulunmamaktadır.”
Yani halkın anlayacağı şekilde konuşalım:
Ortada tartışılan bir mahkeme kararı olabilir.
Ama seçim hukukunda bir yönetimin değişmesi için resmi kayıtların değişmesi gerekir.
Mazbatanın iptal edilmesi gerekir.
Yeni mazbata düzenlenmesi gerekir.
Bunların hiçbiri yapılmadan,
“CHP yönetimi değişti” demek hukuken de siyaseten de havada kalır.
Çünkü seçim hukukunda esas olan yorum değil,
resmi kayıttır.
Yetkiyi belirleyen şey dedikodu değil,
mazbatadır.
Bugün görünen gerçek şudur:
YSK kayıtlarında değişiklik yok.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı kayıtlarında değişiklik yok.
Mazbata iptali yok.
Yeni mazbata yok.
O halde ortaya çıkan bu tartışmanın temelinde hukuki belirsizlik olduğu açıktır.
Bu mesele sadece CHP’nin iç meselesi değildir.
Bu mesele;
demokratik siyasetin nasıl işleyeceğiyle ilgilidir.
Çünkü bir siyasi partinin kurultay iradesi,
delegelerin oyuyla oluşur.
Eğer seçim kurullarının verdiği mazbatalar yok sayılarak,
mahkeme koridorlarında siyasi sonuç üretilmeye çalışılırsa,
yarın hiçbir partinin kongresi,
hiçbir seçimin sonucu,
hiçbir demokratik irade güvende olmaz.
Mesele tam da budur.
Sandıkla gelen iradenin,
hukuki tartışmalar üzerinden etkisiz hale getirilmek istenmesidir.
Ama unutulmamalıdır:
Cumhuriyet Halk Partisi’nin geleceğine;
kapalı kapılar ardında yapılan hesaplar değil,
delegeler,
partililer
ve millet karar verir.
CHP sahipsiz değildir.
Millet iradesi de sahipsiz değildir.
Bir boşanma avukatının ilginç tespitleri:
• Erkek her gece dışarıda, içki ve kumarı varsa eşi: "Eşim eve gelse yeter," diyor.
• Erkek haftada 1-2 gün dışarı çıkıyorsa eşi: "Eşim eve erken gelsin, bir gece neyine yetmiyor?" diyor.
• Erkek her akşam evdeyse eşi: "Neden çocuğa bakmıyor, temizliği ve en azından salatayı neden ben yapıyorum?" diyor.
• Erkek her akşam evde kalıp ev işlerine yardım ediyorsa eşi: "Annemler ev alırken bize yardım etmedi," diyor.
Kötü erkeklerin eşleri daha azıyla yetinmeye meyilliyken, erkekler iyi oldukça talepler artıyor.
Şimdi arkadaşlar ben size olacakları söyleyeyim.
Butlan şimdi olduysa doları daha fazla tutamayacakları için. Ekonomi modeli bu şekilde süremiyor. Yakında erken seçim kapıdadır. Muhalefette şuan tam bi kaos oluşacak. Herkes Ekrem etrafında birleşirdi ama onu da yok etti.
Türkiye an itibariyle bitmiştir. Yeni bir ülke kuruluyor. Bu ülke neye benzeyecek fikriniz illa ki vardır. Hayırlısı olsun geliyor gelmekte olan diye diye geldi çattı. Bugün gelip çattığı gündür.