@Sametcayir Harika işler çıkarttı Bu gece:) anca Türkiye Ligi'nde orta sıra takımların büyük topçusu olur. Onu yere vurmak için söylemiyorum her insanın bir kapasitesi vardır. Bu çocuğun da kapasitesi bu. Maalesef Fenerbahçe'ye geldiğinden beri üzerine 1 gram koyamadı kendine.
İsmail Fenerbahçe de oynayacak kalitede bir futbol aklına sahip değil. Bursa dan geldiği zamandan bu yana maalesef üzerine 1 gram katamadı kendine. Ha kötü futbolcu mu degil ama Fenerbahçe gibi büyük takımlarda bu mentalite ile oynayamaz, tutunamaz.. orta sıra takımların topçusu...
@karakocbaran Eleştiri haktır, ayıp değil. Semedo KÖTÜ... İsmail Yüksek ise BERBAT.... Eskiden iyi yedek olur diyorum ama artık onuda demiyorum. Fenerbahçe'de oynayacak kapasitesi yok...
Haklı yada haksız demek biraz talihsizlik olmuş... Evet cumhurbaşkanlığı havasına girdi çünkü en doğal hakkıydı, 20 yıldır yenilmez olan birinin sistemini yendi.. ve bu kim diye hiçbirimiz tanimazken.. bende bu arada Ekrem bey'in tarzını sevmiyorm fakat davanın dibine kadar siyasi olduğunu görebiliyorum... Zaten yakındır İstanbul'un el değiştirmesi. Sinyalini vermeye başladılar...
Kesinlikle katılıyorum. Halen kendisini seküler cumhuriyetci olarak tanımlayan insanlar gerekli dersi almamış ve özeleştirinin çok uzağında. Hatalı davrandık. Kendi insanlarımıza haksızık ettik ve mağduriyetten doğan bir siyasi hareketin ceremesini çekiyoruz. Halbu ki bu olay özgürlükler çerçevesinde değerlendirilip , bu insanlarımızın devlet ve sekülerlik ile olan bağlarını daha sıkı yapabilir tarikat yada benzer oluşumlarda olmalarını sömürülmelerini engelleyebilirdik... Devlet insanların kişisel maneviyatlari yada dinleri ile uğraşmamali...
Hatalı düşünüyorsunuz... Türkiye de aynı şeyler yıllarca yaşandı ve biz seküler cumhuriyetciler yanlış baskılar uygulayarak mağduriyetler yarattık ve bu mağduriyetlerden siyasal bir hareket doğmasına sebep olduk ve şu an ceremesini çekiyoruz. Bu doğru bir yaklaşım değil. Kendi insanlarımıza haksızık ettik. Bu özeleştiriyi yapmalıyız. Türban takmak istiyorlarsa takabilmeliler , burka giymek istiyorlarsa giymeliler... Devlet vatandaşlarının bireysel inançları ile ilgilenmemeli.. Bunu kişinin din inancı ve özgürlüğü olarak kabul etmeli... Bunu demokratik bir teamül haline getirmeli... Yalnızca bu tür inançlı insanların tarikatlar tarafından sömürülmesini, tarikatların ekonomik güçlenmelerini engelleyecek önlemler almalı. Kişisel olarak din özgürlüğünü hisseden birey tarikat tarzı yapılanmalara ihtiyaç duymaz. Hatta ve hatta bunları gereksiz görür.
@atmacaafer@ironyglaze Hocam elbette lira ile altın farkını biliyor, durumun öyle olmadığınıda biliyorlar ama kanları bozuk, şerefleri namusları yok. Burda iki etkileşimden para gelecek diye talimatla yazı yazanlar bunlar... Kansız şerefsiz evladı Atatürk düşmanı bunlar.
@Cesuryorum@samiltayyar27 Acaba "operasyon Ergenekon" kitabını kimlerden aldığı bilgiler ile yazmıştı? :) Bence asıl ceza ordan verilmesi gerekir. Örgüt propagandası olur, devlete karşı işlenen suçlar olur :)
Gram utanmalari yok.... Ama tabi onlara bu duygu ve cesareti veren bizim korkaklıgımız.... Normalde bu ülkenin sokakları inlemeli... Gerekirse devletin bütün aygıtları ile kavga edilmeli... Halkın gücü gösterilmeli.. ama maalesef aman bana birşey olmasın da ne olursa olsun diye hepimiz bekliyoruz kurbanlık koyun gibi... Muhalefet temsilcileri zaten bir işe yaramaz beş para etmezler..
PKK ve APO’cu DEM, AKP ve MHP'lilerin dikkatine!…
Bahçeli! Özellikle de senin dikkatine!
“Yıl 1987 Gatadan 1987/5 siciliyle mezun oldum. Tayin yerimizi kura ile çektik, elime tüküreyim, bi çektim Erzincan. "aileme çok uzak" diye haritaya bakıp bakıp höykürerek ağlıyorum. Bi baktım Nevin yanımda, o da ağlıyor. Nevin de Erzincan’ı çekmiş. Neyse ki en samimi arkadaşımla gidiyorum diye hafiften teselli buldum.
Biz Nevin’le el ele tutuşup gittik. İkimiz de yeni nişanlanmıştık. Nevinin nişanlısı Mehmet, öğretmen ve Ankara’da, benim nişanlım Murat üsteğmen, o da Ankara’da. Yolda plan yapıyoruz; Erzincan Asker Hastanesine katılış yaparız, en fazla 15 gün sonra dönüp düğün yapar Eş tayininde en fazla 1 ay içinde Ankara’ya döneriz.
Erzincan Asker Hastanesi 200 yataklı ufak, iş de azdır, en azından GATA gibi olmaz diyoruz.
Erzincan’a indik herkes bize yeni gelen hemşireler filan diyor valizi taşıyor, çok mutlular...
Neyse, başta bizi inanılmaz coşkuyla karşıladılar. Biz de nasıl seviniyoruz herkes çok cana yakın diye.
Meğer hastanede 6 hemşire varmış bizimle birlikte 8 olmuşuz. Ee olsun iş çok az ki bu kadar hemşire var diye iyimser olmaya çalışıyoruz.
Baş tabip bize "hastanenin üst katında hemşireler kalır, mutfak var istediğinizi pişirebilirsiniz ama çarşıya giderken benden izin alacaksınız, size araç tahsis edeceğim" dedi . Amanın biz bi sevindik özel araçla filan gezecegiz diye. Ertesi gün mesai bitince gidip alış veriş yapmamız lazım. Bizim ‘özel araç’ geldi. Arkası branda askerî jeep. Arkada iki koruma ellerinde G3, Nevin’le öne bindik hoplaya zıplaya alış veriş yapıp döndük. Yine iyimseriz, yine gülüyoruz filan. Akşam yatma vakti kıdemli hemşire abla bize dedi ki" üniformalarınızı yatağın ayak ucunda giymeye hazır bulundurun.
Acil durumda hızla giyinip acile ve ameliyathaneye gitmek gerekebilir". Ne sıklıkta acil durum olabilirdi ki?
Uykuya geçtik geçmedik kapı gümbür gümbür vuruldu. Nöbetçi subay bağırmaya başladı.
"Pülümür Karakolu vuruldu"
Fırlayıp giyindik, asansör filan beklemeden koşarak indik. Ambulanslar gelmeye başladı. Biz yaralıları indirdirip müdahale edeceğiz.
Bir yüzbaşı jeepten atlayıp kucağıma bir şey tutuşturdu; “şunu tut ve sahibini bul" diye verdigi şeye önce dört elle sarıldım. O kadar panik içindeyim ki algılayamadım önce, bana ne verdi, sahibi kim? Galiba aşırı terliyorum, tüm göğsüm ıslandı diye düşündüm.
Tuttuğum şeye baktım. Kalçaya yakın hizadan kopmuş bir bacak.
Sonrasını hatırlamıyorum kısa süreliğine bayılmışım.
Kendime geldiğimde yerdeyim ve hala kopmuş bacaga sıkı sıkıya sarılmışım. Göğsüm ter degil kan içindeydi.
O gece biz 30 şehit verdik!Ambulansta gelen Mehmetciklerden sadece bir yaralı çıktı. Diğerleri zaten olay anında şehit olmuşlardı.
2 gün sonra, gece 4 gibi bağırışlar,
"Alp karakolu basıldı"
Ve bu böyle devam etti. Biz aylarca bırakın gidip düğün yapmayı çarşıya yiyecek bile almaya gidemedik.
Ben ve benim tüm meslektaşlarımın böyle binlerce, anı diyemeyeceğim çünkü anılar güzeldir, travması var.
Yıllarca böyle çalıştık, sonra sanki normal insanlarmış gibi akşamları evimize gidip yemek pişirdik çocuklarımıza anne babalık yapmaya çalıştık. Benim çocuklarım ne zaman düşüp bir yerini incitse normal bir anne gibi üzülemedim. Çünkü biz başka annelerin öpmeye kıyamadığı evlatlarının kollarını bacaklarını topladık. Unutamıyorum. Bazılarının üzerinden kanlı aile fotoğrafları çıkardı. Bugün bile ben o fotoğrafları hatırlıyorum.
Bazen o kadar çok ağlardık ki bizim göz yaşlarımız Onların kanıyla karışırdı. Yıllarca eşim beni uykumdan uyandırırdı. “Zeyno uyan kabus görüyorsun sürekli çığlık atıyorsun ne gördün?" diye sorardı. Hep kopmuş kollar, parçalanmış kafalar, üzerime bulaşan beyin parçaları"
Ben bana bu dünyada cehennemi yaşatan hic kimseyi affetmiyorum. Kimseyle de barışmıyorum.”
Zeynep Uğur Cincioğlu.
@onderseren Kardeşim sigara bantlarını kullan baya işe yarıyor. 1 hafta icmemeyi basarirsan zaten kokusu falan çok kötü geliyor, sonra nasıl icmisim ben bunu falan dioosun
@muslimsarichp Ulan sadece özür dilemesi gereken o mu gerçekten? Hadi şimdi yıllar ayrıldı ayrı partilerdesinz, yahu yillarca beraberdiniz. Nice seçimlere girdiniz..... Nerde başarı? Hepiniz birbirinizden beceriksiz birbirbirinizden siyasi cahilsiniz..
@varank@UmitOzlale Bu ne terbiyesizlik? Çok ayıp yahu.. ODTÜ de mürekkep yalamış, bakanlık yapmış bir insanın bu şekilde bir jargona sahip olduğunu görmek çok üzücü. Biraz üslup biraz edep yahu.
@gurseltekin34 Çok konuşmayın. Siz önce topuklu efenin ve burcu'nun hesabını verin butlan başkanınızla beraber. Ayrıca şu an biraz onurunuz varsa birbirinizi suçlamak yerine sokaklara inin...
Ergenekon ve Balyoz davalarında vatan evlatlarına hak ihlalleri yapılırken sus pustu.. Bakmayın böyle günah çıkarmalarına...Erdoğan'ı da sevmiyorum ve hiçbirzaman desteklemedim ama bunların içinde en merti o.
Gayretullaha Dokunmasın…
Beylikdüzü Belediye Başkanı Murat Çalık'la ilgili şöyle bir olay yaşamıştım: Bundan yaklaşık iki yıl önce Murat Çalık'ın danışmanı ziyaretime geldi ve "Efendim, başkanım sizinle tanışmak istiyor" dedi. "Ben kendisini tanımıyorum" dedim. O da kendisinden çok iyi bir insan olarak bahsetti, hatta iki tane erkek evladı olduğunu ve onların dini bilgiler alması için özel bir hoca tuttuğunu söyledi. "İyi, buyursun gelsin" dedim. Ankara'da ziyaretime geldi. Çok iyi bir insan, oldukça da güzel konuştu. Kendisini tanıttı ve "Ben sadece Beylikdüzü'ne hizmet etmek istiyorum." dedi. Kendisini uğurladım ama yaklaşık bir yıl sonra hakkında gözaltı ve tutuklama oldu. Çok üzülmüştüm, çünkü aynı zamanda ciddi bir hastalığın pençesindeydi ve her an nüksetme tehlikesi vardı. İzmir'e gittim, Şehir Hastanesi'nde tedavi altındaydı. Başında polisler, jandarmalar, epey bir kalabalık vardı. O zaman dışarıda annesi, eşi ve iki oğlu bekliyorlardı. Onlarla görüştüm. Annesi gözyaşları içindeydi, oğlunun böyle bir şey yapmayacağına inanıyordu, eşi de hâkeza öyle. Ben de onları teselli ettim. "Mutlaka çıkacaktır, merak etmeyin, hak yerini bulacaktır" dedim. Fakat sonra olmadı, bütün talepleri reddedildi ve annesi, hastanedeyken hastane önünde, şimdi Silivri'deyken de her duruşmasına giderek oğlunun bir gün tahliye olacağını bekliyor. Ben kendisini teselli
ederken Çayelili olduğunu söylemişlerdi. Dedim ki: "Anneciğim, inşallah oğlunuz tahliye olur, hep beraber seviniriz, siz de bize bir Çayeli fasulyesi yaparsınız." sevincinden ağlamaya başladı bu sefer, gözyaşlarıyla onu bıraktım.
İkincisi, Eyüp Sultan Belediye Başkanı Mithat Bülent Özmen... Bir toplantı vesilesiyle tanışmı��tık, geldi kendini takdim etti. Daha önce İGDAŞ'ta çalıştığından bahsetti; çok iyi bir eğitim almış, özel sektörde çalışmış, kendini o işlere vakfetmiş. Günün birinde teklif almış: “Seni beğendik, yaptığın işlere baktık, seni Eyüp Sultan Belediye Başkanı yapacağız" demişler. Şaşırmış. "Ben buna hemen karar veremem, bizim evde en dindarımız annemizdir, gece gündüz ibadet eder, ona bir sormam lazım. 'Anneciğim, böyle bir teklif aldım, ne dersin?' deyince beni hemen Eyüp Sultan'a götür dedi" demiş. Eyüp Sultan Hazretleri'ni ziyaret etmişler, saatlerce orada kalmış, gözyaşlarıyla dualar etmiş. Annesi, "Oğlum, Allah
nasip ettiyse buraya hizmet etmen mukadderse aday ol" demiş. Onun üzerine "Ben aday oldum" dedi. Şimdi böyle güzel bir insanın günün birinde suçlanacağı, hatta Ankara'daki bir bağlantı sebebiyle suçlanacağı hiç aklıma gelmezdi.
Gördüğüm kadarıyla her ikisi de mükemmel, ahlaklı, temiz, çalışkan ve işini iyi yapan insanlardı. Şimdi bunların ikisi de cezaevinde. Onları tanıdığım için bu misalleri verdim ama bunların dışında da onlarca insan her gün bir şekilde cezaevine giriyor. Aylardır haklarında iddianame yazılmıyor, cezaevinden çıkacakları günü bekliyorlar; anneler ağlıyor, babalar ağlıyor, çocuklar ağlıyor, eşler ağlıyor. Maalesef böyle bir ortam içindeyiz.
Ben hukukçuyum. Hukuku ve adaleti önceleyenler, Anayasa Mahkemesi’nin ikinci defa verdiği Tayfun Kahraman kararınını birkez daha okusunlar ve adli yargılama da hak ihlalinin ne olduğunu görsünler.
Herhangi bir konu hakkında bir suç şüphesi ve kuvvetli delil bulunursa soruşturmalar yapılır, bunlara karşı değiliz. Ama soruşturmalar konusunda da hem Ceza Muhakemesi Kanunu'ndaki usullere riayet edilmeli hem de işin insani, vicdani ve hukuki boyutu hiçbir zaman ihmal edilmemelidir.