@huseyinkanturk komik tabi ama esasında başbakanın belli bir gruba hamam böceği benzetmesi yapmasından sonra internette şaka yollu başlayan hamam böceği Partisi söyleminin daha sonra ciddileşmesi ile ortaya çıkan bir durum.
Yarın için çoğunlukla yaptığımız hata ne mi…
Olmasını istediğimiz şeyleri olacakmış gibi varsayıyoruz.. hata..
Yapmamız gereken ne mi…
Olacaklara odaklanıp.. olacakları faydaya çevirmek…
@AlicanKiraz0 ben de deepseek çok iyi olsun isterdim ama maalesef birebir aynı promptlarla claude deepseek qwen denediğimde çok farklı sonuçlar çıkıyor.
bir grup araştırmacı 192 erkekle bir çalışma yapmış.
amaçları da şu: testosteron bi erkeği izleyici karşısında nasıl etkiler?
yani biri seni izlerken davranışın değişiyor mu, testosteron bu değişimi azaltıyo mu artırıyo öu?
katılımcıların yarısına gerçek testosteron, yarısına plasebo, yani içinde etken madde olmayan hap vermişler. ve tabii ki katılımcılar hangisini aldıklarını bilmiyorlar. ve hatta araştırmacılar da hangi katılımcının ne aldığını bilmiyor, double-blind yani. sonuçlar bittikten sonra zarfı açıp bakıyorlar.
sonra bir oyun oynatmışlar. oturtmuşlar pc’nin başına bu elemanları, ekranda iki sembol çıkıyor, mesela bir kare bir üçgen. tıkladığında ya para kazanıyorsun ya kazanamıyorsun. ama buradaki olay da şu: kare 100 denemeden 75’inde para veriyor, üçgen 100 denemeden 25’inde. yani kare iyi seçim, üçgen kötü seçim. ama bunu yarışmacı arkadaşlara söylemiyorlar. onlar da basa basa, kazana kaybede yavaş yavaş çözüyorlar. “lan galiba kare daha sık para veriyor herhalde” diyorlar.
ve oyunun bir kısmında kazandıkları para onların oluyor, bir kısmında ise bi hayır kurumuna gidiyor (hayır kızılay’a değil, onlar yarışmıyolar) yani bazen kendileri için oynuyorlar bazen de başkaları için.
şimdi deneyin asıl önemli kısmına geliyoruz.
katılımcıların bir kısmı bu oyunu odada yalnız başına oynamış, kapı kapalı, kimse bakmıyor.
diğer kısmı ise oynarken iki kişi yan masada izlemiş, ekranlarında da kırmızı bir çerçeve duruyormuş, “şu an seni bi hayır kurumunun temsilcisi izliyor” yazıyormuş.
bi kişi bu oyunu ya izlenirken oynuyo ya da tek başına. ve iki senaryoda da bazen kendisi bazen de hayır kurumu için oynuyor.
araştırmacıların görmek istediği şey de burada işte: izleyicinin varlığı davranışı değiştiriyor mu, ve testosteron bu değişimi etkiliyor mu?
plasebo grubunda klasik insan tablosu çıkmış.
yani işte adam yalnızken yani kimse izlemiyorken hayır kurumu için oynadığında “ay yanlış bastım galiba neyse falan” diyor ama biri izlemeye başlayınca toparlanıyor, hayır kurumu için doğru sembole daha sık basıyor, çünkü izleyenin gözünde iyi adam olmak istiyor.
literatürde buna audience effect deyyorlarmış. yani seyirci etkisi. bi insan izlendiğinin farkındayken daha cömert, daha adil daha etik vs davranıyor ama yalnızken pek de o kadar değil.
ikinci grupta yani testosteron grubunda ise bu refleks tamamen kaybolmuş.
yani katılımcılar izlense de izlenmese de aynı şekilde oynamışlar. izleyiciye yaranmaya çalışmamışlar.
testosteron acaba bu adamların kafasını mı dağıttı, oyunu mu öğrenemediler? yoksa öğrendiler de umursamadılar mı?
bunu ayırt etmek için araştırmacılar matematiksel bir model kurmuş ve karar verme sürecini parçalara ayırmışlar. öğrenme hızı: doğru sembolü ne kadar çabuk çözüyorlar?
tutarlılık: madem öğrendiler, sonraki seferlerde her zaman doğru sembole mi basıyorlar yoksa ara sıra sapıyorlar mı?
karar süresi: tıklamadan önce ne kadar düşünüyorlar?
bulgu net. testosteron öğrenme hızını bozmamış, adam doğru sembolün hangisi olduğunu plasebo grubu kadar hızlı çözmüş. karar süresini de etkilememiş. değişen tek şey şu: izlenirken hayır kurumu için oynarken tutarlılık düşmüş. yani doğru sembolün hangisi olduğunu biliyor, ama izleyici var diye her seferinde doğru basıp iyi adam görüneyim derdi yok.
bunun anlamı şu: testosteron seni aptal yapmıyor, öğrenmeni bozmuyor, dikkatini dağıtmıyor. sadece kafandaki “biri beni izliyorsa daha iyi davranayım” devresini sessize alıyor.
çalışmadan önce iki rakip teori vardı. birincisi dominance hipotezi: testosteron seni boyun eğmeyen, başkasının beklentisine göre şekil almayan biri yapar. ikincisi reputation hipotezi: testosteron status peşinde koşturduğu için izleyici varken sana “iyi adam görüneyim de saygı kazanayım” dedirtir, yani performatif iyiliği artırır. veri birinciyi doğrulamış.
ilginç ve güzel bi çalışma.
eyyorlamam bu kadar.
Today we are expanding Dreamina Seedance 2.0 to more users worldwide within CapCut - including Europe, Canada, Australia, New Zealand, South Korea, SEA, MENA, LATAM and Africa.
Plus, we’ve provided everyone with one free trial of Dreamina Seedance 2.0 across CapCut’s app, desktop and web. Enjoy creating now!
Here’s a quick guide to help you explore different CapCut features that support Dreamina Seedance 2.0: https://t.co/Mgdbr6hykN
RT+Comment in 9hr to get extra 1000 credit in your DM!
Kazanmak için ne kadar ileri gidebilirsin…
Ne kadar cesur olabilirsin…
Nereye kadar cüret gösterebilirsin…
Bu hayattan anladığım…
İşte bu soruların cevabı kadar kazanabilirsin….
çoğu zaman farkında bile değilsindir ama hayatın çoğu kararını sen vermiyorsun.
sabah kalkıyorsun, ve ne yapacağın önceden belirlenmiş oluyor. algoritma video öneriyor, izliyorsun, patron iş veriyor, yapıyorsun, arkadaş plan yapıyor, gidiyorsun.
carl jung'un, ahaha yüzsüz bir şekilde her fırsatta paylaştığım, beni sarsan bi sözü var: "dünya sana kim olduğunu soracak, eğer cevabı bilmiyorsan o söyleyecek."
bu inanılmaz dönüştürücü bi farkındalık bence. dünya sana soruyor "sen kimsin, ne istiyorsun?" ve sen cevabı bilmiyorsun ya, dünya senin yerine karar veriyor. ve sen de bu akıntıya kapılıp gidiyorsun. ve belki de bir süre sonra kendini istemediğin bi işte, ait olmadığın bi ortamda, pek de eğlenmediğin bi arkadaş ortamında, pek de anlaşıldığını ve sevildiğini düşünmediğin bi ilişkide buluyorsun.
bugün de tam olarak bununla ilgili, marc andreessen'in bi sözüne denk geldim. şöyle diyor marc amcamız:
"dünya sabit, değişmez bir yer değil, esnek ve şekillendirilebilir. eğer sen ne istediğini net bilirsen ve bunu elde etmek için tüm enerjinle, tutkuyla gidersen, dünya senin etrafında yeniden organize olur. ve bu senin düşündüğünden çok daha hızlı ve kolay gerçekleşir."
sen ne istediğini net bilip tüm enerjinle peşinden gittiğinde, dünya senin etrafında yeniden şekilleniyor diyor. düşünsene, dünyada şu an adını andığımız neredeyse herkes bi şekilde doğru olduğunu düşündüğü iddiasını tutkulu bi şekilde takip eden kişiler: atatürk'ten napolyon'a, tesla'dan steve jobs'a kadar tüm bu insanlar, diğerlerinin ve kurumların insafına teslim olmadılar. tam tersine, bir iddiaları vardı ve peşinden gittiler.
elbette bu süreç kolay değil. çünkü çok çalışmak, yorulmak, çelişmek, sıkıcı olmak ve yalnız kalmayı da beraberinde getiriyor. ama yine burada carl jung yolumuzu aydınlatıyor:
"ne kadar izole ve yalnız hissedersen hisset, eğer işini gerçekten samimi ve düzgün bi şekilde yaparsan, bilinmeyen arkadaşlar gelip seni bulacak."
bak burası çokomelli. sen ne istediğini bilip işini düzgün yaptığında, sadece dünya şekillenmiyor, insanlar da seni buluyor. tanımadığın insanlar, beklemediğin yerlerden destek geliyor, kapılar açılıyor. bir sürü örneği gözünün önünde.
unutma dünya esnek bi yer. ya sen onu şekillendirirsin, ya o seni şekillendirir.
seçim senin.