@temmuz1919#Shadowban a karsı kimin reklamı olursa olsun basıyorum engeli.Yine çıktığında reklamı sessize alıyorum,yine çıkarsa "bu reklamı beğenmedim'. diyorum...Zevkte almaya başladım.Üye olduğumuzda "mavi tik' mi vardı? #x
Sayın Bakanlarım @abakingurlek, @mustafaciftcitr ve @Yusuf__Tekin, aşağıda @tcmeb personeli bir MİLİTANIN nasıl profesyonelce operasyon yaptığını anlatmak istiyorum...
Bu militanın günlerdir yaptığı paylaşımları herkesin dikkatine sunuyorum, çünkü kendisi bir DİKTATÖRLÜKTE öğretmenmiş...
Ve bu öğretmen örgüt üyelerine "MEYDANLARDAYIZ BUNDAN SONRA" "YÜRÜYÜŞLER BAŞLASIN O VAKİT" diyerek de AÇIKÇA talimat gönderebiliyor...
Bundan sonrası ise daha da vahim ve 15 Temmuz hain darbe girişimi sonrası FETÖ üyelerinin taktikleri ve sosyal medya kullanımları ile BİREBİR AYNI bir kampanyanın ürünü...
Şahsın beyanlarına göre kendisi 23 Ağustos tarihinde Adana'dan Şanlıurfa'ya doğru, yani yaklaşık üç buçuk saatlik bir araç yolculuğuna başlamış...
Bu süreçte savcılık hakkında yakalama talimatıyla kolluk kuvvetlerine talimat vermiş ve Adana'da bulunan şahsın evine polis intikal etmiş...
Yine 23 Ağustos tarihinde şahıs telefonda polisle görüşüyor ve Adana'dan ayrıldığını Şanlıurfa'ya doğru yolda olduğunu söylüyor buradan sonrası ise iyice hayatın olağan akışına ve doğal işleyişe ters bir hal alıyor...
Normalde 45 dakika süren Adana Osmaniye yolu nasıl oluyorsa saatler sürüyor ve polis gelmesini bildirdiği halde şahıs saatler sonra Osmaniye'de ekiplerin çevirmesiyle gözaltına alınıyor...
Öncelikle Normal şartlarda maksimum bir saat sürecek bir yolda polisin geldiğini bildiği halde dönüp teslim olmak yerine saatlerce ortadan kaybolup sonrasında 45 dakikalık mesafede ortaya çıkan ��ahıs bu zaman aralığında acaba neleri ve hangi bilgileri ortadan kaldırmıştır bu açıkçası benim açımdan ciddi bir soru işaretidir...
Sonrası ise çok daha vahim bir hal alıyor, şahıs polis nezaretindeyken yaptığı algı emniyetin ÖNÜNDE olan aracındaki AİLESİNİN RİSK ALTINDA OLDUĞU VE GÜVENDE OLMADIĞI YÖNÜNDE, şahıs araç içerisinde yakalanmasına rağmen Aynen 15 Temmuz sonrası kaçan fetö'cüler gibi hemen yere bir hasır serilmiş Ve sözde eşi ve 4 çocuğu kapının önünde araba içindeyken bir anda Sere serpe hasırın üstüne yığılıp kalmışlar...
Paylaştığı resim ise tam fetö'cülerin yurt dışına Kaçarken bakın ailemiz ne halde diye paylaştıkları resimlerle birebir aynı...
Ve yine ne hikmetse 45 dakika mesafedeki babası ancak 4 saat sonra gelip ailesini alabiliyor...
Beni en çok rahatsız eden ise tam olarak şu cümle " kalmış dedim insanlığını ve karakterini kaybetmeyen savcılar da", yani başta kendi HOCAEFENDİSİ kuytul olmak üzere soruşturma yürüten diğer savcılar arkadaşın beyanına göre KARAKTERSİZ ve İNSANLIKTAN NASİBİNİ ALMAMIŞ, SİYASİ TALİMAT ALAN KİŞİLER...
Arada yapılan algı ise tam olarak örgüt üyelerine motivasyon sağlamak amaçlı...
Ve bu şahıs DİKTATÖRLÜK dediği ülkenin ekmeğini yiyerek maaş alan bir öğretmen...
Başka sözüm yok...
İstihbarat Raporu @istihbaratRapor için bir Çin dosyası hazırladık.
4 haftalık bir program dizisi olacak. Her hafta bir konuyu konuşacağız.
Konular:
1-Çin İstihbaratı
2-Çin’in Yönetim Sistemi
3-Tayvan Meselesi
4-Çin’in Türkiye’deki Kamu Diplomasi Faaliyetleri
Yayınlanınca burdan paylaşırım. Belagatı çok iyi biri değilimdir ama inşallah beğenirsiniz diye düşünüyorum.
Televizyon izleyen birisi değilim ve belki de ömrümde ilk defa bu konuda bir şey söyleyeceğim...
Dizinin mottosu nedir, rahat yaşamak istiyorsanız zengin bir adam/kadın kafalayın bunun için de kendinizi teşhir edin mi...
Evde çay demlemek, emeğinizle bir yerlere gelmek enayiliktir bakın nasıl hayatlar var demek mi...
Herkes ağzında gümüş kaşıkla doğmuyor, bu ülkenin %85'ten fazlasının yaşamı bu zaten hatta dünyada da bu oran aynı şekilde...
Havuzlu villalarda yaşayıp lüks araçlar ile gezmek için ruhunuzu hatta bedeninizi satın demek çok afedersiniz ama bambaşka şeyler söylemeyi gerektirir ama dilim varmıyor...
Bunlar sadece hayatta size bir miktar konfor alanı sağlar başka bir şey değil, o evde yaşayıp o araçlara binen de günün sonunda mutsuz oluyor haberiniz olsun...
@ankara_cevirme Lastikçiler ve çekiciler bilerek yollara çivi, vida ve demir parçaları atıyor geçen sene durduk yere lastiğim kopmle yarıldı ölüme sebeb olabilecek şeyler bunlar ilgilenmeleri lazım.@EmniyetGM@KarayollariGM@TC_icisleri
Çin Türkiye’yi ek vergilerden dolayı DTÖ’ye şikayet etmişti. DTÖ de bizim aleyhimize karar verdi.
Ancak bu kararın hiçbir somut yaptırımı olmaz. Türkiye şimdi temyize başvuracak. Temyiz süreci beklenmeden de karar uygulanamıyor.
Ancak güzel olan taraf şu ki DTÖ’nün temyiz organı 2019’dan beri çalışamıyor. ABD sağolsun temyiz organına yeni üye atanmasına izin vermiyor. Üye sayısı da karar için gerekli 3 kişinin altında.
Kısacası hiçbir işe yaramıyor bu karar.
Çin de bunun farkında. Bu yüzden bu tür problemlerde genelde anlaşma yoluna gitmeye çalışıyor ya da karşı ülkenin mallarına ek tarife uyguluyor.
Bizim de Çin’e sattığımız hiçbir mal olmadığı için gayet rahatız.
Aslan Değirmenci (@aslandegirmenci) geleceğin mesleklerine dair kodları yazmış..
"Siber güvenlik uzmanları, yapay zekâ mühendisleri, veri bilimcileri, yazılım geliştiricileri ve bilişim teknolojileri uzmanları artık ülkelerin en kritik stratejik personeli arasında yer alıyor.
Bunun yanında çoğu zaman göz ardı edilen ancak etkisi son derece büyük olan bir alan daha bulunuyor: Görsel iletişim tasarımı."
https://t.co/ncML564nl0
Bu resim Sultan Abdülhamid’e ait değildir. Ortadaki yaşlı kişi fotoğrafçı Abdullah Frères’in kurucularından, Müslüman olduktan sonra Abdullah Şükrü adını alan Viçen Abdullah; yataklardaki diğer üç kişi de oğullarıdır.
DeepSeek CEO’su Liang Wenfeng yatırımcıları için 4 saatlik bir toplantı yapıyor ve toplantıda inanılmaz önemli şeyler söylüyor.
Çin’in Yapay Zeka amaç ve hedeflerini anlamak için konuşmanın son derece kıymetli olduğunu düşünüyorum. Konuşmadan bazı dikkat çekici şeyler şunlar:
1-Nvidia’nın üstünlüğü kalıcı olmayacak.
Liang Wenfeng’e göre bugün yapay zeka alanında en güçlü çiplere sahip olan Nvidia’nın avantajı yaklaşık bir yıl içinde büyük ölçüde ortadan kalkacak. Nvdia’nın ekosistemi önümüzdeki bir yıl içinde bitecek.
Huawei’nin geliştirdiği çipler o seviyeye ulaşacak. Ve Nvdia’nın yerini alacak.
Hatta Çin için büyük bir ekonomik kayıp olacak ama önemli olan dışa bağımlılıktan kurtulmak olacak.
Bugün Çin’de doktora yaptığım üniversiteden bir mesaj aldım.
Mesajda Çin’le ilgili çok sayıda eleştirel yazılar yazdığıma dair çok sayıda ihbar aldıklarını söylemişler. Bu sebeple de Shanghai Üniversitesi’nde doktora yaptığıma dair ünvanı artık kullanmamı istemişler.
��nvan kullanıp kullanmamak çok da umrumda değil açıkçası ama kazanılmış hakkımdan vazgeçmem gerekiyor mu bilmiyorum.
Ayrıca anladığım kadarıyla da Çin kapıları bana sonuna kadar kapanıyor. Bir daha beni Çin’e alırlar mı bilmiyorum. Açıkçası evlendiğim ve oğlumun doğduğu yerleri tekrar görmeyi çok isterdim. Bu duruma üzüldüm mü evet.
Ancak kimsenin kalbini kırmadan bildiğim doğruları yazmaya da devam edeceğim.
Bazı sosyal medya hesaplarında yer alan, "Türkiye'nin Kıbrıs'ta işgalci olduğu ve Ada'daki askeri varlığının gayrimeşru olduğu" yönündeki iddialar tamamen asılsızdır.
Türkiye, 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’nı, Ada'daki Türk varlığını tamamen ortadan kaldırmayı amaçlayan girişimlere ve sistematik katliamlara son vermek amacıyla gerçekleştirmiştir. Bu müdahale, 1960 Garanti Antlaşması’ndan doğan uluslararası hak ve yükümlülükler çerçevesinde meşru bir zeminde yapılmıştır. Harekat sayesinde Ada’nın tamamında barış tesis edilmiş, ayrıca “Enosis” emelleri akim kalan Yunanistan’daki cuntanın devrilmesinin önü açılarak; Yunanistan’a yeniden demokrasinin gelmesi sağlanmıştır.
Türk askerinin Ada'daki varlığı bir "işgal" değil; Kıbrıs Türk halkının can güvenliğinin, egemenliğinin ve 1974'ten bu yana Ada'da hakim olan huzur ortamının yegane teminatıdır.
Uluslararası hukuku, insan haklarını ve sınırları hiçe sayarak işgal ve ilhak politikası yürüten odakların, Türkiye'nin barışçıl ve hukuki hamlelerini hedef alan dezenformasyon faaliyetleri, suçluluk psikolojisiyle yürütülen bir algı operasyonundan ibarettir. Kamuoyunun bu tarz içeriklere itibar etmemesi önemle rica olunur.
Peygamber Efendimiz, gösterişi “gizli şirk” olarak nitelendirmiştir.
İnsan bunun ne anlama geldiğini en çok da acının içinde anlıyor.
Dün annem Olcay Baykal’ı son yolculuğuna uğurladık.
Acı, insanın çevresini sessizce tanıtır.
Dün annemi uğurlarken bunu bir kez daha gördüm. Biz annemle birlikte yıllarca zorluk yaşarken yanımızda olmayan; ne hâlimizi soran, ne kapımızı çalan, hatta kimi zaman bizi inciten insanların, en önde yer alışını izledim.
İnsanın en zor günlerinde yanında olmayanların, en görünür anında en önde olması insana ister istemez düşündürüyor.
Vefa; kalabalıkların önünde görünmek değil, kimsenin görmediği zamanlarda yanında olabilmektir.
Annem bunu hayatı boyunca yaşayarak gösterdi. Gösterişten uzak durdu. Makamlara değil, insanlığa değer verdi. Sessiz ama onurlu bir hayat yaşadı.
Onu uğurlarken bir kez daha anladım ki; samimiyetin kameralara ihtiyacı yoktur. Gerçek vefa objektiflere değil, hatıralara yansır.
Rabbim anneme rahmet eylesin.
Mekânı cennet olsun.
TRT tabii'de yayınlanan "Oyunbozan: Millî Kod" belgeseli, Türkiye'nin yazılım bağımsızlığını ve millî kod üretme iradesini anlatıyor. Ancak belgeselin en büyük zafiyeti, bu hikâyenin gerçek başlangıç noktasını neredeyse tamamen görmezden gelmesidir.
Bir belgeselin eksik kalması doğaldır; ancak konusu doğrudan "Millî Kod" olan bir yapımın, Türkiye'de askerî alanda millî yazılım devrimini başlatan kurumu ve insanları anmaması tarihî açıdan ciddi bir boşluktur.
Türkiye'de millî savunma yazılımı hikâyesi ne 2004'te başlamıştır ne de ilk örneklerini insansız sistemlerde vermiştir. Bu hikâyenin gerçek başlangıcı, 1975 yılında Kıbrıs Barış Harekatı sonrası Gölcük Tersanesi'nde kurulan 160 APGE Müdürlüğü ile atılmış, ardından SAPAN, Uzun Ufuk, K5, YAZGEM, ARMERKOM ve nihayet GENESIS projeleriyle olgunlaşmıştır. Bugün ADVENT'e, MİLGEM'e ve ağ destekli harekât mimarisine uzanan bütün teknolojik zincirin ilk halkaları işte bu dönemde döşenmiştir.
Belgeselde MİLGEM'den uzun uzun söz ediliyor. Ancak MİLGEM'i yalnızca çelikten inşa edilmiş bir gemi gibi anlatmak büyük bir eksikliktir. Çünkü bir savaş gemisini savaş gemisi yapan çeliği değil, sensörlerini, silahlarını ve komuta-kontrol mimarisini bir araya getiren savaş yönetim yazılımıdır.
Bu nedenle MİLGEM'in gerçek doğumu, sadece kızağa ilk sacın konulmasıyla değil, yıllar önce Deniz Kuvvetleri mühendislerinin savaş yönetim sistemlerinin kaynak kodlarını çözmeye, kendi yazılımlarını geliştirmeye ve yabancı firmalara bağımlılığı kırmaya karar vermeleriyle başlamıştır. Bu tarih anlatılmadan MİLGEM'in hikâyesi eksik kalır.
1990'lı yıllarda kurulan YAZGEM (Yazılım Geliştirme Merkezi), Deniz Kuvvetleri tarihinde bir dönüm noktasıdır. 16.Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Vural Bayazıt tarafından bizzat direktif verilerek Hollanda'da HSA (Sonradan Thales) Firmasında ileri yazılım eğitimi alan genç denizci mühendis subaylarımız, ilk kez savaş yönetim sistemlerinin yazılımına müdahale edebilecek seviyeye ulaşmış, yabancı firmaların dahi tespit edemediği yazılım hatalarını ortaya koymuş, ardından K5 komuta kontrol konsollarını, Link-11 projelerini, Savaş Harekât Merkezi simülatörlerini ve daha sonra GENESIS'e dönüşecek yazılım altyapısını geliştirmişlerdir. Türkiye'nin ilk gerçek askerî yazılım ekosistemi burada doğmuştur.
Belgesel "millî kod" derken aslında Türkiye'nin bu alandaki ilk büyük başarısını anlatması gerekirken, GENESIS adını bir kez bile anmıyor. Oysa GENESIS sadece bir bilgisayar programı değildir. GENESIS, Türkiye'nin ilk millî savaş yönetim sistemi; yabancı kaynak kodlarına bağımlılığı kıran, gemi üzerindeki sensörleri, silahları ve komuta-kontrol sistemini tek bir millî mimari altında birleştiren stratejik bir devrimdir. Daha da önemlisi GENESIS, daha sonra geliştirilecek ADVENT savaş yönetim sisteminin ve MİLGEM'in dijital omurgasının temelini oluşturmuştur. Türkiye'nin "millî kod" hikâyesi anlatılacaksa, bunun merkezinde GENESIS olmak zorundadır.
Belgeselde ayrıca bu dönüşümün fikir babaları ve kurumsal öncüleri de görünmez hâle getirilmiştir. 16. Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Vural Bayazıt, daha 1994 yılında MİLGEM fikrini devlet politikası hâline getirmek için Başbakanlığa resmî yazı yazan komutandır.
MİLGEM'i teoriden pratiğe geçiren ve başaran 20.Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek, MİLGEM'in gerçek anlamda ancak millî savaş yönetim sistemi, millî sensörler, milli silahlar ve millî yazılım geliştirildiğinde başarıya ulaşacağını yıllar öncesinden ortaya koymuş, YAZGEM ve daha sonra ARMERKOM projelerine güçlü destek vermiştir.
Bunlar yalnızca idari kararlar değil, Türkiye'nin teknoloji bağımsızlığına yön veren stratejik tercihlerdir.
Fakat en büyük eksiklik belki de isimleri hiç bilinmeyen Deniz Kuvvetlerinin Bahriye Mektebi mezunu onlarca mühendisidir. Yurt içi ve dışında en seçkin üniversitelerde öğrenim gören ve temelden muharip subay olan bu beyin takımı olmasa milli koddan bahsedemezdik.
Bugün herkes MİLGEM'in, ADVENT'in ve millî yazılımların başarısından söz ediyor. Oysa bu başarının temeli, Gölcük'te YAZGEM'de daha sonra ARMERKOM'da çalışan, gecelerini milyonlarca satırlık kaynak kodlarının başında geçiren, yabancı sistemleri satır satır inceleyen, gerektiğinde dünyanın en büyük savunma şirketlerinin yazılım hatalarını düzeltecek seviyeye ulaşan denizci mühendislerin emeğidir.
Onlar olmadan ne GENESIS doğabilirdi ne ARMERKOM kurulabilirdi ne de bugün "millî kod" diye övündüğümüz ekosistem ortaya çıkabilirdi.
Kısacası, "Millî Kod" belgeseli önemli bir konuya dikkat çekiyor, ancak millî yazılımın gerçek tarihini anlatmıyor, geçmişin bu süreçteki en önemli olaylarına vefa göstermiyor.
Türkiye'nin savunma yazılımı devrimi, 1975'te Gölück Tersanesinde APGE ile başlayan, YAZGEM'de şekillenen, K5 ile olgunlaşan, GENESIS ile dünyaya örnek olan ve ARMERKOM üzerinden MİLGEM ile ADVENT'e uzanan uzun bir kurumsal yürüyüştür. Bu yürüyüşün mimarlarını, mühendislerini ve komutanlarını anlatmadan yazılan bir "Millî Kod" hikâyesi, ne kadar iyi niyetli olursa olsun, tarihî bakımdan eksik kalır.
Olur da belgeseli yapanlar ve katkı sağlayanlar bir daha TRT için belgesel yaparlarsa önce Merhum Ormairal Özden Örnek'in MİLGEM'in Hikayesi kitabını okusunlar.
Zamanları yoksa aşağıdaki Substack makalemi okumalarını tavsiye ederim. O zaman Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet Donanmasının nasıl yükselerek bugünlere geldiğini daha iyi anlarlar.
https://t.co/1N2hc18GqY
Egemenlik kayıtsız şartsız Milletindir
Milletin iradesi üstünde başka bir güç yoktur
İrade bizim Zafer bizim
#15TemmuzDemokrasiVeMilliBirlikGünü kutlu olsun
Fener Rum Patrikhanesi sorunu bir din ve ibadet özgürlüğü konusu olmaktan çok, jeopolitik ve stratejik bir konudur.
Patriğin ısrarla "Ekümenik" sıfatını kullanmasının nedeni Türkiye'deki küçük Rum cemaatinin dini ihtiyaçlarını karşılamak değildir. Amaç, kendisini dünya Ortodoksluğunun evrensel lideri, İstanbul'u da yeniden Ortodoks dünyanın merkezi olarak konumlandırmaktır.
Tarih boyunca büyük dini merkezler yalnızca ibadet edilen yerler olmamış, aynı zamanda nüfuz ve güç üretmişlerdir. Katolik dünyası için Vatikan'ın entelektüel ve ruhani omurgasını oluşturan kurumlar, özellikle Roma'daki papalık üniversiteleri bu işlevi görmüştür. Sünni İslam dünyasında Kahire'deki El Ezher yalnızca bir eğitim kurumu değil, küresel ölçekte dini otorite üreten bir merkezdir. Protestan dünyasında ise Oxford, Cambridge, Heidelberg ve benzeri köklü ilahiyat merkezleri yüzyıllar boyunca din adamı, akademisyen ve düşünce üretmiştir.
Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılması da bu nedenle birkaç Rum Ortodoks papazın eğitilmesi meselesi olarak görülemez. Asıl mesele, Patrikhane'nin dünya çapında kendi din adamlarını yetiştirebildiği, kendi teolojik doktrinini geliştirebildiği ve uluslararası ağlarını yönetebildiği bir merkeze kavuşmasıdır. Böyle bir okul, Patrikhane'nin ekümenik iddiasına akademik, kurumsal ve uluslararası bir temel sağlayacak, şüphesiz konumunu konsolide edecektir.
ABD ve Avrupa Birliği'nin Patrikhane'ye verdiği sürekli güçlü destek de bu bağlamda değerlendirilmelidir. Fener, özellikle son yıllarda Moskova Patrikhanesi ve Rus Ortodoks dünyasına karşı kullanılan önemli bir jeopolitik araç haline gelmiştir. Dolayısıyla konu yalnızca dini özgürlükler değil, aynı zamanda Ortodoks dünyasının liderliği üzerindeki küresel güç mücadelesidir.
Türkiye'nin kalbinde, Türk hukukunun tanımadığı bir sıfatla hareket eden ve tüm Ortodoks dünyanın lideri olduğunu ileri süren bir yapının Heybeliada Ruhban Okulunun tekrar açılması ile uluslararası meşruiyet kazanması, sadece dini değil stratejik sonuçlar da doğuracaktır.
Yunanistan, GKRY, İsrail ve ABD ekseninin Doğu Akdeniz'de Türkiye üzerindeki baskıyı artırdığı bir dönemde Ankara'nın bu konuyu yalnızca bir azınlık veya inanç özgürlüğü başlığı altında değerlendirmesi yaşamsal bir hata olur.
Karşılaştığımız sorun bir kaç din adamının eğitimi değil, İstanbul'un ve Heybeliada'nın gelecekte hangi teolojik ve jeopolitik çerçeve içinde tarif edileceğidir. Türk Deniz Kuvvetlerine 19.yüzyıldan bu yana deniz subayı yetiştiren adanın, emperyalizmin sözde ekümenik sıfatlı vassalının indoktirnasyon merkezine dönüşmesi tarihin kolay hazmedeceği bir durum değildir.
Unutumayalım ki dini kurumlar bazen yalnızca inanç üretmez, aynı zamanda tarih, kimlik, hafıza ve jeopolitik savlar üretir. Yunanın bu konuda sicili kitaplara sığmayacak kadar kabarıktır.
🚨 WTF?! A USS Liberty survivor drops a massive bombshell.
He confirms they were threatened with prison or worse if they ever spoke about the Israeli attack.
Another veteran explicitly states "Israel owns us" after being ignored by Congress for 59 years. Total betrayal!