Ülke bu haldeyken CHP'de hâlâ 42 milletvekilinin kalmış olması korkunç bir durum. İşte 'arınma' denilen bir şey varsa o da kesinlikle rejimle hiçbir derdi olmayan, koltuktan başka bir şey düşünmeyen, sokağın heyecanını görmezden gelenlerden arınmak olacaktır.
Bu zenginlerin hikayelerinde niye hep açıklamadıkları bir kısım oluyor.
Kantin işletiyordu.. Sonra böyle olmaz ben üretmeliyim dedi. Evet… Tesis kurdu.
Oğlum bu tesisi nasıl kurdu işte onu soruyoruz onu anlatmanız lazım.
Çobani’nin hikayesi de böyle.
Amerika’ya geldik.. Bir şeyler yapmak istiyorduk. Kapanan bir yoğurt fabrikası var dediler. Gittik baktık onu satın alıyoruz dedik. Sonra marketlere yoğurt satmaya başladık. Çok beğenildi bütün Amerika’ya sattık.
Fabrikayı nasıl aldın onu merak ediyoruz kardeşim ya..
1985 yazında tüm dünya ile beraber Live Aid konserini TRT ekranlarından canlı izlemiştik.
41 yıl sonra, yine bir yaz ayında, Dünya Kupası devre arası şovu TRT'de gösterilmedi. Çocuklara sebebini izah edemedik, telefondan izlemekle yetindik.
Bazen çok küçük gelen, kanıksanan ayrıntılar 40 yıldaki değişimin özeti oluyor.
extremely unprofessional. if kimi wants to make it as a frontier lab, they need to act like one: perhaps silently route people to worse models, and maybe write a blog post about the collapse of humanity
ARE YOU FUCKING KIDDING ME THEY USED VAR TO TAKE AWAY THE GOAL AFTER EGYPT TOOK THE BALL THE FULL LENGTH OF THE FIELD AND SCORED?!?!?
There's no way that makes any sense..
Göktaş’ın duruşu hepimiz için bir umuttur.
Meslektaşları ve arkadaşları olarak kenarda köşede sessiz durup, bu haksızlığı onaylamak bizler için bir utanç kaynağıdır.
Amasız ve fakatsız Deniz Göktaş’ın yanındayım.
Sen bizi güldürdün, Allah da seni güldürsün…
Devlet ise “gülme sırası bizde” deyip komedyeni gözaltına almış.
Gülmek serbest, güldürmek şüpheli;
şaka yapmak kabahat, şakaya alınmak devlet ciddiyeti.
Memleket, kahkahaya bile tutanak tutuyor. #DenizGöktaş
Futboldan anlamam, insan davranışından anlarım.
Milli Takım 24 yıl sonra bir kuşağın umuduyla Dünya Kupası’na gitti ve Haiti’den sonra turnuvayı en erken terk eden ikinci takım oldu.
Bu bir futbol hikâyesi değil; ders kitaplık bir davranış bilimi vakası.
Tablo şu: Transfermarkt’a göre ~473,7 milyon euroyla grubun açık ara en pahalı, 48 takım içinde 13. en değerli kadrosuyuz. Kişi başı gelirde ise ~26. sıradayız. Yani gelirimizin kat kat üstünde bir serveti sahaya sürdük. Peki neden olmadı?
Çünkü kaynağın çokluğu değil, akılcı kullanımı belirler başarıyı. Onun da yolu hesap verebilirlikten geçer. Rule of Law Index’te 143 ülke içinde 118., grupta sonuncuyuz. Kimsenin hesap vermediği yerde para performansa değil, gösterişe gider.
Davranış biliminin temel kuralı: Ödüllendirilen davranış tekrarlanır (Skinner). Steven Kerr bunu 1975’te bir klasiğe çevirdi: “A’yı ödüllendirip B’yi ummanın saçmalığı.” Kurumlar gerçekten istediklerini değil, görünür ve ölçmesi kolay olanı ödüllendirir; sonra şaşırır.
Biz tam da bunu yapıyoruz. Performansı değil gösterişi ödüllendiriyoruz: transferi, polemiği, magazini. Daha turnuvaya katıldıkları için villa vaadi, ortada başarı yokken kahramanlaştırma…
Kamu kaynağı yanlışı ödüllendirirken her marka da bütçesini aynı vitrine yığıyor. Ödülü peşinen veriyoruz; sonra sıfır puanla dönünce şaşırıyoruz.
İyi haber: Bu işin çaresi de bizde var. Filenin Sultanları aynı ülkede, aynı kültürde dünya bir numarası oldu. Demek ki sorun kültür değil, sorun sistem. Voleybolda emek görülüyor, performans ödüllendiriliyor, hesap soruluyor. Yani, önce performans, sonra ödül. Önce başarı, sonra alkış.
Futboldan hâlâ anlamam. Ama insan davranışından şunu biliyorum: Vasatlığı ödüllendirmeyi bıraktığımız gün, vasatlık da bizi terk eder.
Yazının tamamı @GazeteOksijen ‘de!
A UK family where both parents work full-time, pay full council tax, and earn enough to be 'doing alright' on paper, can't afford to take their kids to the Tower of London on a Saturday in 2026.
Two adult tickets and two child tickets at standard price comes to roughly £100. Add £40-£80 in train fares and £50-£70 for lunch — that's around £200 for a single Saturday at one tourist attraction in their own capital city.
A family on full Universal Credit, living in subsidised housing, paying no council tax, can take the same four people to the same Tower for £1 a ticket — £4 total — under the 'inclusive access' schemes most major UK attractions now run.
The working family pays the full £200 day out AND covers — through their taxes — the £196 discount the benefits family gets on the same trip.
Whatever the original intention of those schemes, this is the structure most UK working families are now living inside. Pay the full bill, then watch the people next door enjoy the day out you can't take your own kids to.
Deniz Göktaş'ın (@idgoktas) hakaret suçunu işlediğini iddia edenleri görüyorum.
Tarzım değil ama sosyal medya mecrasında polemiğe girmemek için ön not düşüyorum: İfade özgürlüğü konusunda iki kitap yazdım. Doğrudan bu konuda ("İfade Özgürlüğü İhlallerinin Hukuki Kaynakları" isimli) bir lisans üstü dersi veriyorum. Münhasıran "mizahi ifade özgürlüğü"ne dair bir yüksek lisans ve bir doktora tezine danışmanlık yaptım. Yıllarca bu alanda Avrupa Konseyi projelerinde ulusal danışman olarak çalıştım.
Gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki programda hiçbir suç unsuru yok.
***
Meraklısı için de ekleyelim: Biz, konu mizah olduğunda özellikle şu üç ölçütü özellikle akılda tutarız:
1-) Hicivin doğası: Hiciv (yergi/satir), abartı ve gerçekliğin çarpıtılması yoluyla kendini gösteren, bu nedenle de doğal olarak kışkırtmayı ve sarsmayı amaçlayan bir sanatsal ifade ve toplumsal yorum biçimidir.
Bu sebeple, bir sanatçının veya herhangi bir kişinin bu yolla kendini ifade etme hakkına yönelik her türlü müdahale, özellikle daha titiz ve dikkatli bir incelemeye tabi tutulmalıdır. Siyasetçi, kendisine dönük eleştirinin hiciv biçiminde dile getirildiği durumlarda, eleştiriye karşı daha geniş bir hoşgörü göstermek zorundadır.
2-) Makul bir seyircinin abartıya hazır oluşu: Mizahi ifadeler cımbızlanarak değil, üretildikleri bağlam içinde ve izleyicinin durumuna göre değerlendirilir. Bir stand-up gösterisine gelen bir izleyici, söylenenleri bir haber bülteni ya da mahkeme beyanı dinler gibi algılamaz; abartı, ironi ve hiciv içeren bir mizah performansı olarak algılar. Bu nedenle mizahın bulunduğu vakalarda kelimelerin sözlük anlamından ziyade, buna hazır gelen "makul bir seyirci" karşısındaki sahnedeki bağlam çok daha fazla öne çıkar.
3-) Nefret söylemi yasağı geçerlidir: Nefret söylemi, mizah yoluyla da olsa koruma altında değildir. Buna dikkat etmek gerekir. Buna karşın, konu mizah olduğunda bir nebze esneklikten bahsedilebilir.
***
Bu konulara ilgisi olan genç hukukçular için de dikkate değer kararları yazıyorum:
- Vereinigung Bildender Künstler/Avusturya, 68354/01, 25/01/2007.
- Alves da Silva/Portekiz, 41665/07, 20/10/2009.
- Eon/Fransa, 26118/10, 14/03/2013.
- Sousa Goucha/Portekiz, 70434/12, 22/03/2016.
- M'Bala M'Bala/Fransa, 25239/13, 20/10/2015.
Keza (mizahi olmasa bile) "diktatör" sözcüğü özelinde "olgu" ve "değer yargısı" ayrımını ulusal düzeyde yerli yerine oturtan güncel kararlardan biri için bkz. Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2026/977, K. 2026/2442, T. 3.2.2026.