“Asıl yapmamız gereken; sistemin neden bizi her an taze yemek pişiremeyecek kadar vakitsiz, toprağa ulaşamayacak kadar çorak ve betonlaşmış, her sebzeyi her mevsimde tüketmeyi isteyecek kadar doyumsuz bir hale getirdigini sorgulamak.”
İki çocuk büyüttüm, aralarında iki yaş vardı, zamanımızın %80’i böyle geçti.
Sürekli dans etmiyorduk tabii ama bir şekilde hep eğleniyorduk.
Bakıcım yoktu, temizliğe yemeğe gelen yardımcım yoktu, ikimizin de aileleri şehir dışında ve farklı şehirlerde yaşıyordu.
Komple koridoru çizip seksek oynamaktan tutun da o parmak boyalarla duştan duvarlara tüm banyoyu ve kendimizi boyamaya, evin içinde şişme havuza kum doldurup kum havuzu yapmaktan tutun, mutfak masasını çadıra - merdiven boşluğunu okuma köşesi yapmaya, birlikte çilek büyütüp pasta yapmaktan, topladığımız kabuklarla yapraklarla tablo yapmaya kadar, birlikte o kadar çok şey yapıp o kadar çok eğlendik ki…
Gün geldi çocuklara hiç yakışmayan o hastalıkla da yüzleştik, evimizden uzakta günlerce hastanede de kaldık.
Her şey insan için.
Bence ebeveynlerin düştüğü en büyük yanılgı, çocuklarına ömürlük yük gibi bakmaları.
Oysa öyle değil, öğrenci evinize bir iki yeni arkadaş daha aldığınızı ve yolculuğunuzu paylaştığınızı düşündüğünüzde her şey çok daha keyifli bir hal alıyor.
Elbette ilk zamanlar birbirinize alışabilmek için emek gerekiyor, ama sonra bi’ bakmışsınız koltuğun üstünde uyuyakaldığınızda iki minik el üstünüze bir battaniye örtmüş, herhangi biri sizin canınızı sıktığında zahiren onu ilgilendiren hiçbir şey olmamasına rağmen sizi üzen o kişiye sizden çok düşman kesilmiş.
Ömürlük bir dostunuz olmuş.
İmkanı yettiğince sizinle, size yoldaş, size yaren, sizin canınızdan bir sırdaş olmuş.
Eşinizi, eşinizin ailesini seversiniz sevmezsiniz onu bilemem, o gerçekten nasip işi, ama çocuklarınızı sevmeniz ve hayat yolculuğunuzda onları da kendinize paydaş etmeniz paha biçilemez.
Tercih etmeyebilirsiniz saygı duyarım, ama lütfen bunu tercih edenlerin kararlarını ‘bez temizleme, kölelik etme, yük taşıma’ gibi zorluklara indirgeyip de insanların yüreklerini burkmayın.
Öyle değil çünkü.
Gerçekten öyle değil.
Bin ömrüm daha olsa, binini de kızlarımla geçecek bir an için feda ederdim.
Onlar için başta zamanım olmak üzere verdiğim vereceğim ne varsa hepsi helali hoş olsun.
Onların canı sağ olsun…
Kimseye çocuk yap ya da yapma demem, herkesin elbette kendi kararı. Ancak bence bu görüş önemli bir mutluluk kaynağını atlıyor; bağlanmanın verdiği mutluluk. 32 yıllık hayatımda yaşadığım hiçbir şey bana çocuğumla kurduğum bağ kadar mutluluk vermedi.
Asla. Yeni bir ev alacak olursam öncelikle ikindi vakti güneş görmeyen bir ev olmasına dikkat edeceğim. Yemek yaparken evin içi hamam gibi oluyor, yazın güneşten balkona da çıkamıyorsun. Mutfak dediğin batıya bakmamali.
Seni çok seviyorum minik köfte büyümeni izlemek dünyanın hem en güzel hem de en zor şeyi her gece geçen güne ağıt yakıyorum içimden. Bir daha hiç bu kadar minik olmayacaksın ama hep benim minik köftem olacaksın bunu asla unutma
Telefon ekranına bakacaksınız madem niye konsere gidiyorsunuz? Adamlar 3 metre dibinizde, izlesenize eğlensenize işte. Ama yok illa sizin orda olduğunuzu tüm dünyanın bilmesi lazım. Aktiviteden zevk almayı “ben de ordaydım” diyebilmeye indirgemiş psikolojisi bozuk bir “sürü”.