Fatma Betül Sayan Kaya 2.17 milyar liraya çıkardığı 163 milyon lirasının kaynağı “aile serveti” imiş.... Babası öğretmen olan Kaya’nın, annesi ağa kızıymış...
Madem böylesine zenginmiş Istanbul belediyesinden aldığı 80000 bin dolar bursu bir fukara kızına bıraksaymış daha erdemli olmaz mıymış...
Madem
İçimizdeki bazıları yine utanmadan Çin’in kuruluşunu kutlayacak. Onlar bizden değildir.
Sözde Çin’in resmî kuruluş yılı olarak kabul edilen 1 Ekim 1949, Doğu Türkistan’ın kanlı bir işgalle ele geçirildiği tarihtir.
Yani kutlanan “kuruluş”, Doğu Türkistan için bir işgalin başlangıcıdır.
Bizim için 1 Ekim kutlama değil, işgali ve yaşanan zulmü hatırlama günüdür.
#ÇindeYıkılacak
Bir önceki gönderiyi atarken, bana bir cevap vereğinizi düşünmemiştim. Çünkü Enver Altaylı hakkında yazıp çizenlere ulaşıp bir şey anlattığımda genellikle beni görmezden gelme yolunu seçiyorlar. Ama madem ki kibarlık yapıp cevap vermişsiniz, o halde ben de sizin bu nazik davraşınıza karşılık vereyim.
Öncelikle belirteyim ki babam 23, kocam 12 yıl hapisle cezalandırıldı. Son dokuz yıldır çocuğumu tek başıma büyütüp tek başıma çalışan bir avukatım. Beş yıl tecritte tutulmuş babamın insan görmesi için yapmaya çalıştığım cezaevi ziyaretleri, işim ve günlük sorumluluklarım arasında internetteki bütün yayınları takip edebilecek vaktim yok.
Bu sebeple sizin alıntıladığınız videoyu görmemiştim. Son birkaç günkü yayınlarınızın dışında, öncekilerden aslında pek de haberim yok. Gerçekten de "Rus planlarını Türk devletine verdiği ve bundan dolayı cezalandırıldığı" yönündeki Enver Altaylı'nın Hablemitoğlu duruşmasındaki beyanını yansıtmışsınız. Hakkınızı teslim ediyorum. (3 saat 13 dakikalık programın 10 saniyesinde Enver Altaylı'nın ne söylediğinden bahsetmişsiniz, belgeden değil.)
Ama.. İşte buradan sonra kocaman bir ama başlıyor. Fakat isterseniz anlamlı bir konuşma olsun diye adım adım gidelim. Söylediklerime numara veriyorum ki siz de cevap verirken arada bir karışıklık olmasın, bazıları arada kaynamasın.
1- Ben "Enver Altaylı ile ilgili saatlerce video çekmesine rağmen bir kez olsun Enver Altaylı'ya cevap hakkı verme düşüncesine sahip olmamış" kişi demişim size. Yayınınızda benimle tanışmış olduğunuzu, bana erişebilecek durumda olduğunuzu da belirtmenize, yani bana kolayca ulaşabilecek bir konumda olmanıza rağmen, bir defa bile anlattıklarınızla ilgili fikrimizi sormadınız. Son yayınınız hariç, Enver Altaylı’ya veya avukatına, hakkındaki iddialara doğrudan cevap verebilmeleri için hangi yayınınızda söz hakkı sundunuz?
2- Ben "Türkiye aleyhindeki kaos planlarını içeren bu Rus istihbarat belgesini (bırakın içeriğini, ismen bile) haber yapmayan" kişi demişim size. Siz ise Enver Altaylı’nın ‘Rus planlarını Türk devletine verdim’ şeklindeki beyanını aktardığınız kesiti gösteriyorsunuz. Ancak gösterdiğiniz kesitte belgenin kendisinden bahsetmediğiniz gibi, kim tarafından hazırlandığını ve hangi planları içerdiğini anlatmıyorsunuz. Bu Rus istihbarat belgesini ve içeriğini ele aldığınız başka bir yayınınız varsa, onu da paylaşabilir misiniz?
Son yayınınızda da ise bu "bu belgeyi kim haber yaptı ki benden bekliyorsunuz" minvalinde cevap veriyorsunuz. Büyük bir olayın haber yapılmamış olması, o haberi yapacak gazeteci için iyi bir şey sanıyorum. Değil mi? Şimdi ortada Rus istihbarat planlarının Türk mercilerine belge olarak sunulması gibi fantastik bir olay var ve siz bunu en azından 2023 yılından beri biliyorsunuz. Ama Enver Altaylı ile ilgili en küçük detayı ve daha vahimi olmayan şeyleri saatlerce konuşurken; gösterdiğiniz yayında 10 saniye ayırmanızı, bu 10 saniyeyi de sanık böyle dedi diye geçiştirmiş olmanızı, son bir aydaki yayınlarınızda (bugünkü hariç) ise bu Rus belgesinden bir saniye olsun bahsetmemiş olmanızı yadırgamakta haksız mıyım? (Zaten son yayında da bu belgeden pek bahsettiğiniz yok.)
3- Ben "Enver Altaylı’nın bu belgeyi Türk Devleti’ne verdiği gerçeğini görmezden gelen" demişim size. Dikkat ediniz, Enver Altaylı'nın bu Rus istihbarat belgesini tedbir alınsın diye devlet mercilerine ilettiği hususu, Enver Altaylı'nın iddiası değil, bizzat dönemin Başbakanı Davutoğlu'nun danışmanı tarafından doğrulanmış bir bilgidir. Paylaştığınız görüntü kesitinde Enver Altaylı'nın bu belgeyi devlete verdiğini değil, Enver Altaylı'nın bunu iddia ettiğini söylüyorsunuz. Aradaki farkı görebildiğinizi sanıyorum. Enver Altaylı ile ilgili en küçük detayı bile saatlerce konuşurken, böylesine büyük bir olayın haber değeri olsa gerek diye düşünüyorum. Elbette editoryel tercihlerinize karışamam.
4- Ben "Bu belgenin Enver Altaylı’nın mahkûmiyet kararında aleyhine kullanıldığını anlatmayan" kişi demişim size. Siz de "bakın işte video" minvalinde bir cevap vermişsiniz. Ama o video da Enver Altaylı'nın beyanını 3 saatlik programda 10 saniyede (aslında 9 saniye), onu da sanığın iddiası olarak paylaşmışsınız. Halbuki Enver Altaylı'nın mahkumiyet kararında Rus istihbarat belgesi gerçekten de kullanıldı. Bu bir iddia değil, gerekçeli kararda (sayfa 118) yazıyor. Hiçbir devlet görevi olmadığı halde tedbir alınsın diye Rus istihbarat belgesini başbakana ulaştıran kişiye ceza verilirken bu Rus istihbarat belgesinin gerekçeli kararda kullanılmış olması sizce normal bir durum mu?
5- Ben "Üzerinde Rus bir generalin imzası bulunan ve Rusya’nın Türkiye aleyhindeki planlarını içeren bu belgenin, çalıştığı medya organlarında sanki bu planları Enver Altaylı hazırlamış gibi haberleştirilmesine ses çıkarmayan" kişi demişim size. Siz cevabınızda Enver Altaylı’ya takıntılı olduğunuzu kabul ediyorsunuz. Başka yayınlarınızda da kendisi hakkında çok daha fazla bilgi sahibi olduğunuzu söylüyorsunuz. Bu konudan haberdar olduğunuz da paylaştığınız kesitten anlaşılıyor.
Sizin de çalışmış olduğunuz medya organlarında, Rus istihbaratının Türkiye aleyhindeki planları Enver Altaylı’nın kendi kaos planlarıymış gibi yalan haberler yapıldı. Peki Enver Altaylı hakkında son 15 günde saatlerce yayın yapan ve bu haberlerin doğru olmadığını bilecek kadar dosyalara vakıf biri olarak, bu haberlerde planların yanlış kişiye mal edilmesine neden itiraz etmediniz? Enver Altaylı ile ilgili çok sayıda yayın yapan biri olarak bu haberlerin yalan olduğunu neden söylemediniz?
Fark ettiyseniz, konuyu dağıtmamak için tane tane, adım adım gittim. Önceki söylediklerimi tam olarak ifade edebilmek ve bir paragraf aşağıda vurguladığım garip ifadenizin tam anlaşılabilmesi için diğer konulara ve/veya verdiğiniz cevaptaki hususlara (BND, CİA, mektuplar vb) hiç girmedim. Çok girmek istiyorum ama zaten yakında söylediğiniz diğer şeylerle ilgili de paylaşımlarım olacak. Umarım cevap hakkı kapsamında değerlendirirsiniz. Ama en başta söylediğim gibi, internete ve basına çok fazla vakit ayıramıyorum. Henüz cezaevinden çıktım.
Bitirmeden önce bir şeyi sormadan edemeyeceğim. Cevabınızda Enver Altaylı'nın "Türkiye Cumhuriyeti Devleti için çalışmadığı nettir!" ifadesini kullanmışsınız. Videoda ise "Rus belgesini getirmiş Türk devletine sunmuş. Ya bu Türk devletine çalıştığının göstergesi mi?" demişsiniz.
Sizce Rusya-Türkiye ilişkilerinin en gergin olduğu bir dönemde Rus istihbaratının Türkiye aleyhinde hazırladığı en gizli planları ele geçirip tedbir alınsın diye Başbakana ulaştırmak bu ülke için çalışmak mıdır yoksa bu ülke aleyhine bir faaliyet midir? Soru net.
Fatma Betül Kaya Sayın paraları iade etmesi usülsüz evet usülsüz.
Hatta ileride Hazine bunu neden gönderdin diye iade edecektir.
Çünkü o paranın (her ne kadar eksik yatırılsa da) Hazineye yatırılması için önce suçun tanımlanması lazım
-SPK bir suç duyurusu yaptı mı? Hayır?
- İstanbul Cumhuriyet Baş savcılığı bir soruşturma başlattı mı? Hayır (bu arada şu anda MV değil dokunulmazlık da değil gerekçe)
Haliyle olmayan suç nedeniyle yatırılan para iade edilecektir.
Hatırlar mısınız 17/25 sürecinde kutuda çıkan paraları? Adam ne demişti. “Fetö koydu”
Sonra adama kutuda paralar iade edildi.
Yaa dur Fetö koymuştu hazine alsın demedi.
Başta böyle bir hareket çekilir Akp kitlesi 25 yıl önceki dava ruhumuza dönüyoruz “biz de yanlış olmaz” gazı verilir, kamuoyu unutur sessiz sedasız o para iade edilir.
Çünkü ortada olmayan suçun cezası olmaz
‼️Emre Tezmen'in Babası Oğuz Tezmen'den kimse bahsetmiyor. Gözaltına alınmadı, ifadeye bile çağrılmadı. Neden???
Tera'nın kurucusu, büyük hissedarı ve onursal başkanı bu şahıs. Milyar doları geçen servetiyle Forbes Dolar Milyarderleri listesine girdi.
Milyar dolarlık servetinin kaynağı bu fon manipülasyonları. Ama baba Tezmen'e dokunulmadı, dokunulmuyor... ilginç değil mi?
AİHM'in ByLock Kararları Hakkında Değerlendirmem
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bugün açıkladığı üç kararla, belirleyici biçimde ByLock kullanımı iddiasına dayanılarak "silahlı terör örgütü üyeliği" suçundan mahkûm edilen toplam 947 başvurucu hakkında ihlal kararı verdi. Ünal ve Diğerleri dosyasında 591 kişi bakımından adil yargılanma hakkının, Parun ve Diğerleri dosyasında 345 kişi bakımından hem adil yargılanma hakkının hem de suçta ve cezada kanunilik ilkesinin, Korkmaz ve Diğerleri dosyasında ise 11 kişi bakımından kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine oybirliğiyle hükmedildi.
Kararların vurguladığı hususlar şunlardır:
🔴 ByLock kullanımı iddiası, örgüt üyeliğinin kesin delili değildir. Mahkeme, salt kullanımın tespitinin suçun kanundaki bütün kurucu unsurlarının varlığının kesin ispatı sayıldığını ve bunun ByLock kullanıcılarına objektif sorumluluk yüklenmesi anlamına geldiğini, bu yaklaşımın da kanunilik ilkesine aykırı olduğunu ifade etmiştir. Objektif sorumluluk, yani kusur aranmaksızın sorumluluk, modern ceza hukukunun terk ettiği bir anlayıştır.
🔴 Mahkûmiyet için sanığın örgütle organik bağının süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk ile hiyerarşik bağlılık yönünden, sanığın bilerek ve isteyerek hareket ettiği de gösterilerek her dosyada ayrı ayrı ortaya konulması gerekir. Kimi dosyalarda ise ayrıntılı ByLock tespit ve değerlendirme raporları dosyaya gelmeden, iletişimin niteliği ve içeriği ne olursa olsun, sırf kullanımın tespiti yeterli görülerek hüküm kurulmuştur.
🔴 Delile etkili biçimde itiraz edilmesini sağlayacak güvencelerin kurulmaması, davanın esasına ilişkin belirleyici iddiaların karşılanmaması ve kararların gerekçesiz bırakılması, adil yargılanma hakkının özüyle bağdaşmamaktadır. Mahkeme, darbe girişiminin ardından Türkiye'nin karşılaştığı güçlükleri bağlamsal bir etken olarak kabul etmekle birlikte, bu sınırlamaların durumun gerektirdiği ölçüde olduğunu söylemeye esas bulunmadığını belirtmiştir.
Bu kararlarda dikkat çeken iki husus daha var.
Hükümet, dosyaların üç yargıçlı Komite tarafından incelenmesine itiraz etmiş, itirazı reddedilmiştir. Hükümet ayrıca bu mahkûmiyetlerin yalnızca ByLock'a değil, Yalçınkaya kararında ele alınmamış pek çok başka delile dayandığını savunmuştur. Mahkeme bu durumu kabul etmiş, ancak Yalçınkaya'daki tespitlerinden ayrılmayı gerektiren bir sebep bulunmadığını belirtmiştir. Kararlarda sayılan bu diğer deliller aras��nda sendika, dernek ve vakıf üyeliği, Bank Asya hesap hareketleri, yayın bulundurmak, bağış yapmak, gösterilere katılmak, sosyal medya paylaşımları, öğrenci yurtlarında kalmak, HTS kayıtları ve iltisaklı kurumlarda çalışmak yer almaktadır.
Öte yandan Mahkeme, bazı başvurucular bakımından Yargıtay'ın kendi içtihadındaki ölçütleri karşılayan başka delillerin bulunabileceğini de dışlamamıştır. Yani mesele, mahkûmiyetlerin sonucundan önce o sonuca varılırken izlenen yöntemdedir.
Bugünkü kararlarla birlikte, Yalçınkaya kararından bu yana verilen ihlal kararlarının sayısının 4 bin 500'e ulaştığı ifade edilmektedir. Verilen her yeni karar, aynı sorunun hâlâ çözüm beklediğini göstermektedir.
Mahkeme üç yıl önce Yalçınkaya kararında, Türkiye'den bu yargılamalara ilişkin genel tedbir alınmasını açıkça istemişti. İktidar ise her başvurucunun AİHM'den ayrı ayrı karar almasını bekledi; hem hak ihlallerini yıllarca sürdürdü hem de Türkiye'yi binlerce yeni ihlal kararıyla karşı karşıya bıraktı.
Yapılması gereken açıktır:
Bugün ihlal kararı alan 947 kişi, CMK m. 311/1-f uyarınca kararların kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde yeniden yargılama talep edebilecektir. Ancak sorun bu 947 kişiyle sınırlı değildir. Aynı gerekçeyle mahkûm edilmiş, AİHM'e henüz başvurmamış ya da başvurusu sırada bekleyen on binlerce kişi bulunmaktadır.
Bu nedenle yalnızca AİHM'e başvuranların değil, aynı gerekçeyle mahkûm edilen herkesin yeniden yargılama talep edebilmesini sağlayacak yasal düzenleme yapılmalıdır. Yeniden yargılamaların, kararların ifadesiyle, verilen hükmün gerekçelerine ve sonuçlarına uygun biçimde yürütülmesi temin edilmelidir. Bu süreç, yeni suç isnatları üretmenin veya sanık aleyhine yeni delil arayışına girmenin aracı hâline getirilmemelidir.
Anayasa Mahkemesi de tutumunu gözden geçirmelidir. Bugünkü kararlarda, başvurucuların bireysel başvurularının Yargıtay'ın kararlarını benimseyen içtihada dayanılarak toptan kabul edilemez bulunduğu tespit edilmektedir. AYM, önündeki binlerce ByLock başvurusunda AİHM'in Yalçınkaya'dan bugüne tutarlı biçimde uyguladığı gerekçeleri doğrudan ve bütünüyle esas almalı, bekleyen başvuruları gecikmeden karara bağlamalıdır. Aksi hâlde iç hukukta etkili bir başvuru yolu olma işlevini yitirecek ve son sözü yine AİHM söyleyecektir.
On yıldır devam eden bu büyük sorun, münferit dosyaların veya birkaç mahkeme kararının konusu olmaktan çoktan çıkmıştır. İktidar ve yargı organları, sistematik hâle gelen bu ağır hak ihlallerini durduracak yasal ve idari tedbirleri daha fazla gecikmeksizin hayata geçirmelidir.
Fatma Betül Sayan Kaya, haksız meblağı iade etse de,
AKP de, SPK da, Fatma Betül Sayan Kaya'da, kaçamazlar.
SPK Yasası'nın 107, 110 uncu maddelerine göre,
"Haksız meblağın soruşturma açılmadan önce iadesi halinde cezaya hükmolunmayacağı,
Daha sonraki aşamalarda iadesi durumunda ise indirimli olarak cezaya hükmolunacağı" düzenleniyor.
Ayyuka çıkan bu konuda, Fatma Betül Sayan Kaya hakkında para iadesine anına kadar bir soruşturma açıldı mı, açılmadı mı...
Açılmadı ise neden...
Açılmadı ve ödeme anı beklendi ise, (bu şekilde Fatma Betül Sayan Kaya'yı kurtarmış da olan) bu konudaki sorumlular hakkında soruşturma açılmalıdır!
#Fon #FatmaBetülSayanKaya
İstanbul Sefaköy’de yaşayan Uygur Türkü bir anne, Akide İsmail gözaltına alındı.
Ailesi, sınır dışı edilip Çin’e gönderilmesinden endişe ediyor.
Akide İsmail’in sesinin daha fazla insana ulaşması için lütfen destek olun ve paylaşın.
Vay be ‼️
Bir 600 milyon $ daha yetim hakkına patladı
TERA yatırım, Devlet Bankasından 600 milyon $ kredi çekmiş, sonra bu parayı Akp’lilere kredi olarak dağıtıp onlara kendi fonlarından aldırıp zengin etmiş sonra krediyi ödememiş
BU KREDİYLE FON ALIP VURGUN YAPAN KİŞİLER TEK TEK AÇIKLANSIN…
Murat Emir: Asrın vurgununda yeni perde!
Mevduat yetkisi olmayan TERA Yatırım Bankası bono satıp borçlandı, yasal sınırı 8,5 kat delerek çevresine 600 milyon dolar kredi dağıttı. Krediyi alanlar da o parayla dönüp yine aynı grubun Tera Portföy fonlarını aldı!
Kendi kredisiyle kendi fonunu şişiren dev bir saadet zinciri!
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e soruyorum:
🔹 Bu 600 milyon dolar kredi kimlere verildi ?
🔹 Teminatı buharlaşan batık kredilerin faturası kime kalacak ?
🔹 Banka 2,6 milyardan 71,7 milyara şişerken BDDK, SPK ve Merkez Bankası nereye bakıyordu ?
Nerede duracağı belli değil. Tahammülsüzlük ve ifade özgürlüksüzlüğü dizginlerinden boşalmış dörtnala gidiyor adeta.
İşin garibi aynı mecranın tam bir ifsat kaynağı olarak kullanılması pek de umursanmıyor.
Halis Bayancuk’un hesabının kapatılması haksız ve hukuksuz bir eylemdir.
“Şimdi Akın Gürlek’e sorularımıza geçelim:
1-) Davut Yasin Bilen’in veya yakınlarından birinin Süzer Plaza’da dairesi var mıdır?
2-) Akın Gürlek ve eşi Elif Gülşah Gürlek bu dairede kiracı mıdır?
3-) Dairenin aylık 750 bin TL kira bedeli ödenmekte midir? Kim tarafından? Dekontları var mıdır?
4-) Dairenin 30 milyon TL tutan tadilat ve dayanıp döşenmesi maliyeti kim tarafından karşılanmıştır?
5-) Tapuda evin sahibi olarak görünen Davut Yasin Bilen‘le ne tür bir ilişkiniz vardır?
6-) Aynı zamanda SPK’nin yönetiminde olan Elif Gülşah Gürlek’in plazada bulunan “Nobu” isimli restorandaki yediği yemeklerin aylık 250 bin TL’nin faturası kendisi mi Bakan bey mi yoksa Süzer holding mi ödemektedir?”
Enver Altaylı hakkında televizyonlarda ortaya atılan her yeni iddianın “mutlaka araştırılması gerektiği” söyleniyor.
Haklısınız. Hatta bence işe eskilerden başlayalım.
Enver Altaylı’nın yargılama dosyasına girmiş, fakat soruşturulmamış üç sayfalık bir ihbar mektubu var.
Hiçbir şekilde tanımadığımız ihbar sahibi, diğer şeylerin yanında;
— Enver Altaylı’nın CIA’nın kullandığı bir yöntem veya “telekinezi” ile babasının ölümünden sorumlu olduğunu,
— İhbar mektubunu yazmadan birkaç gün öncesinde Enver Altaylı'nın kahvehanede arka masada oturduğunu,
— Güney Sudan Konsolosluğundaki iki kadın sekreterle şoförü bile Enver Altaylı’nın yerleştirdiğini,
— Annesinin ensest ilişkisini bir şekilde Enver Altaylı'nın azmettirdiğini (sanırım bunu iddia etmeye çalışıyor)
ileri sürüyor.
Üstelik bunlar televizyon stüdyosunda dün ortaya atılmış iddialar da değil.
Yargı mercilerine ulaşmış iddialar.
Şimdi madem Enver Altaylı hakkında her kafasına esenin çiziktirdiği fantastik senaryoları televizyonlarda tartışıyoruz, bunları niye atlıyoruz?
Telekinezi meselesinden başlayalım mesela.
Sonra Güney Sudan’a geçeriz.
Enver Altaylı'nın türlü türlü suçlarını televizyonda tartışmak isteyenlerle bu ihbar mektubunu hemen paylaşabilirim.
Karar yazarı İbrahim Kahveci:
◼️ AK Parti, Robin Hood'u katlar! Niye katlar? Robin Hood zenginden almış fakire vermiş, kahraman olmuş.
◼️ Asıl kahramanlık ne? Fakirden alıp zengine vereceksin ve o fakire de kendini alkışlatacaksın. Asıl kahramanlık bu!
◼️ Bundan daha büyük kahramanlık, bundan daha büyük başarı var mı ya?
◼️ Fakirden alıyorsun zengine veriyorsun ve o fakir de seni alkışlıyor! Bütün veriler bunu gösteriyor.
Zamanında bu ceza, geçiş ücretinin 10 katıydı ve Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi. Şimdi ise 4 katı ceza uygulanıyor ve ayrıca faiz işletiliyor. Bu hâliyle de son derece ağır ve ölçüsüz bir yaptırım söz konusu.
Bu düzenlemeyi yeniden Anayasa Mahkemesi’nin önüne götürmek için hukuki süreci başlatacağım. Ancak bundan önce ilgili Bakanlığımızın ve kurumların bu mağduriyete müdahale etmesi gerekiyor.
Yıllardır binlerce insan mağdur ediliyor. Kime sorsam benzer bir olay yaşadığını söylüyor. “Ödemeyi unuttum, aracıma haciz koydular.” diyenlerin sayısı az değil.
Bir geçiş ücretinin unutulması veya zamanında ödenmemesi nedeniyle vatandaşın karşısına katbekat artırılmış borç, faiz, avukatlık ücreti ve icra masrafları çıkarılması kabul edilebilir değil.
Üstelik bu sistem üzerinden şirketin avukatları ciddi miktarlarda vekâlet ücreti elde ediyor. Oradan geçen insanların büyük çoğunluğu emekçi, çalışan, işine gücüne yetişmeye çalışan vatandaşlar. Milletin sırtına bu derece ağır bir mali yük bindirilmemeli.
Bu mesele artık münferit birkaç kişinin sorunu değil; binlerce vatandaşı ilgilendiren ciddi bir mağduriyet. Yetkili kurumları bu konuda düzenleme yapmaya ve vatandaşların yaşadığı mağduriyeti gidermeye davet ediyorum.
@a_uraloglu@UABakanligi@KarayollariGM@abakingurlek@adalet_bakanlik@TBMMresmi@mustafaciftcitr
#GeçişÜcreti #HGS #Otoyol #İcra #VatandaşMağduriyeti #Adalet
Tüm bu sahte diploma, sahte e-imza meselesinin sorumlusu, tüm dijital güvenliğin emanet edildiği BTK. Yani Bilgi Teknolojileri Kurumu. Buradan sorumlu Bakan Yardımcısı Ömer Fatih Sayan, 30 yıl içinde 6 fakülte, 2 yüksek lisans, 2 doktora ve 13 sertifika programı bitirmiş. Meslektaşımız Deniz Zeyrek soruyor: "Bu CV’yle bu sahtekarları nasıl gözünüzden kaçırdınız?"
IDF soldiers beat up Christians during funeral of journalist Shireen Abu Akleh
She’s a Palestinian Christian killed by Israel.
They literally destroyed her casket live on TV.
Can we Ever Call them Normal human being
Diyarbakır Bismil'de ihtiyaç sahiplerine dağıtılmak üzere alınan 400 ton patates, ihale ve dağıtım sürecindeki usulsüzlük iddialarıyla soruşturma konusu oldu.
İlçedeki 123 mahalleye ulaştırılması planlanan patatesler, ihtiyaç sahiplerine dağıtılmayınca muhtarlar şikayetçi oldu.
Soruşturma kapsamında, yolsuzluk yaptıkları iddiasıyla Bismil Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı M.İ. ile vakıf memuru S.T. tutuklandı.
Soruşturmanın derinleşmesinin ardından Kaymakam Recep Hasar Giresun’a, Bismil Cumhuriyet Başsavcısı Emrah Yaşar ise Diyarbakır merkeze gönderildi.
Bismil Adalet Komisyonu Başkanı Mehmet Fatih Demirtaş’ın da görevi sona erdirildi.
ihtiyaç sahiplerine dağıtılması planlanan patateslerin akıbeti ise belirsizliğini koruyor. (Sözcü - Mahir Ağar)
Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığının 2026/7052 sayılı soruşturma dosyası kapsamında tutuklu soruşturulan Albay eşi Burçin H. KAHRAMAN sorgusunda : ’’Tuncay SONEL bir vesile ile yanıma gelmişti. Kendisine bu durumdan bahsedince kızının da Japonya'ya gitmek istediğini söyledi. Bizim uçus programımız hazır olduğu için biz dogrudan Güney Koreye gittik. Bir hafta sonra zamanı denk getirerek biz Kore'den kızımla beraber Japonya'ya geçtik. Onlarda Ankara'dan farklı hava limanı vasıtasıyla Japonya'ya geldiler. Bizi rehber karşılamıştı. Onları ise adını hatırlayamadığım kargo isiyle ilgilenen Ordulu bir is adamı karşılamıştı. Aynı otelde buluşuldu. Otele ben ödememi yaptım. Onların otel ödemesini yaptığını görmedim.
Biz kızımla otele yerleştik. Tuncay SONEL'de kendi kızıyla yerleşti.
Bir hafta orada rehber eşliğinde beraber gezdik. Son gün otelden ayrılırken
iKİ BÜYÜK BAVUL seklinde Tuncay SONEL ve kızı tarafından alındığını gördüm. Buna iliskin ödemenin de Ordulu is adamı tarafından yapıldığını gördüm. Bunu o anda fark ettim. Daha önce Tuncay SONEL ve kızı bu alışverişten bahsetmemişti.’’ Demiştir.
Bu beyan sonrasında tutuklu şüpheli Tuncay SONEL ve Hanzade SONEL bazı soruları yanıtlamaları gerekir.
-Tatil Masraflarını karşılayan ordulu iş insanı kimdir?
-İKİ BÜYÜK BAVUL içinde ne vardı veya Ne Taşınmak üzere SONELLERE verildi? (Bu kişilerin diplomatik pasaport sahibi olmaları nedeniyle bu sorunun cevabının titizlikle araştırılması gerekir. )
-Mülkiyeti şüpheli Tuncay SONEL’ e ait Adana ilindeki SONEL İş Merkezinin yapımını 2022 ile 2024 yılları arasında üstlenen müteahhit firmanın da ordulu İş İnsanı olması nedeniyle bu tatil masrafları aynı iş insanı tarafından mı karşılandı?
-SONEL İş Merkezinin yapım işi neden ordulu bir İş İnsanına verildi.
-Tuncay SONEL’in o dönem Ordu Valisi olması ile İş İnsanların ordulu olması arasında nasıl bir bağ vardı?
Ya Gülistan Ya artarak devam edecek Soruşturmalar… #Gülistandoku
🚨Lütfen Dikkat!🚨
AİHM, toplu verilen kararlarda Anayasa Mahkemesi kararının başvurucuya ait olduğunu gösteren ekli tablonun gönderilmemesi nedeniyle bir başvuruyu daha reddetmiş. Excel formatında kararla gelen tablonun (2. görsel) PDF formatına çevrilerek ve AYM kararıyla birleştirilerek gönderilmesinde fayda vardır.
Hak kaybı yaşamamak için, AİHM başvurusu yapmadan önce lütfen 3. görseldeki listeyi kontrol edin ve yer işaretlerinize ya da bilgisayarınıza kaydetmeyi unutmayın.