@Fredddd3434@laptoplugezgin Çünkü bu insanlarla gerçekten vakit geçirmeye başladığında Türk medyasında anlatılanlarla gerçekte gördüklerinin ne kadar farklı olduğunu fark ediyorsun. Bunu fark etmemek için ya kör olmak ya da olayları sağlıklı bir şekilde değerlendirecek bilgi ve anlayıştan yoksun olmak lazım
Neden 12 13 yıldır zulmettikleri, artık Türkiye de bir etkisi kalmamış bir yapı hakkında Hergün büyük bir heyecanla yeni tezviratlar yapıyorlar biliyor musunuz? Çünkü vicdanları en derinden ne halt yediklerini sürekli fısıldıyor. Bunu bastırabilmek ve kendilerini sürekli yeniden kandırabilmek adına durmadan yeni tezviratlar yapıp bunlara halktan onay alma ihtiyacı hissediyor psikolojileri. Sanki tüm dünya sizin dediklerinizi tekrarlasa yediğiniz haltlar Allah katında değişicek, ahirette aşağılık birer zalim olarak haşrolmayacaksınız? Devlet ve iktidarla imtihan oldunuz ve kaybettiniz. Ebedi Yeriniz inşallah zalimlerin, haramilerin, münafıkların yanıdır
Hizmet Hareketi’ni yeniden hedef alan gerçeklikten uzak söylemler ve on yıldır süren hukuksuzluklar üzerine zaruri bir açıklama: https://t.co/DBJeScnigt
@ulysesgaze@laptoplugezgin TR bir çok kere istemesine rağmen ABD iadeleri reddetti. Hukuk sistemi düzenli işleyen bir ülkenin masum insanları iade etme gibi bir politikası yok.
Middle East Forum Observer
“Erdoğan, Türkiye’nin En Başarılı Darbe Lideri Haline Geldi”
11 Temmuz 2026
Yazan: Michael Rubin
https://t.co/RczozDwnyW
15 Temmuz 2026, Türkiye’nin “Reichstag Yangını” darbesinin onuncu yıldönümü olacak. Sözde darbeyi “Allah’ın bir lütfu” olarak nitelendiren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kendisini devirmeye yönelik olduğu iddia edilen girişimi, siyasi rakiplerine, sivil topluma ve dinî hoşgörüye karşı kapsamlı bir baskı kampanyası yürütmek için bahane olarak kullandı. Erdoğan’ın güçleri 300 binden fazla kişiyi gözaltına aldı, 100 binden fazlasını hapse attı ve 150 binden fazlasını işlerinden çıkardı; bu kişileri kara listeye aldı ve birçok durumda emeklilik haklarını da geçersiz kıldı.
Erdoğan bir dönem, sürgündeki Türk ilahiyatçı Fethullah Gülen’in en yakın müttefiklerinden biriydi; her ne kadar İslam’ın farklı yorumlarını benimsiyor olsalar da. Erdoğan Müslüman Kardeşler çizgisini tercih ederken, Gülen daha geleneksel Anadolu tasavvufunu savunuyordu. İkili, yaklaşık 2013 yılına kadar Kemalistlerin devlet ve kurumlar üzerindeki hâkimiyetini çözmek için birlikte hareket etti. Bu tarihe gelindiğinde, yıllar süren baskılar ve sözde reformlar Türkiye’nin geleneksel laik kesimini büyük ölçüde marjinalleştirmişti.
Bu noktadan sonra Erdoğan Gülen’e karşı döndü ve onun hareketini bastırmaya çalıştı. Bunun nedeni hem Gülen hareketinin Erdoğan’ın dinî anlayışına meydan okuması hem de Erdoğan’ın, Gülen’in destekçilerinin sahip olduğu milyarlarca dolarlık mali ve ticari ağ karşısında kıskançlık duymasıydı. Erdoğan, 2016 darbe girişiminin sorumluluğunu Gülen’e yükleyerek rakiplerinin nüfuzunu neredeyse anında sona erdirebildi. Gülen’i suçlamak adalet arayışından çok, pervasız bir banka soygununu andırıyordu.
Erdoğan ayrıca tek bir imzayla, Gülen’le herhangi bir bağlantıyı terör örgütü üyeliğiyle eş anlamlı ilan etti. Oysa bu ölçüte göre Erdoğan’ın kendisi de sözde FETÖ’nün, yani Fetullah Terör Örgütü’nün bir üyesi sayılmalıydı. Bir zamanlar Türk mahkemeleri hukuku koruyup Erdoğan’a ya da çevresindekilere koruma altındaki arazileri veya parkları imara açma izni vermeyebilirdi; ancak FETÖ üyeliği suçlaması, rakipleri ve muhalifleri tasfiye etmek için yeterli hâle geldi.
Erdoğan, Türk diplomatları, Türk basını ve Washington’da erişim uğruna akademik dürüstlükten ödün vermeye hazır düşünce kuruluşu mensupları Gülen anlatısını sorgulamadan benimserken, asıl sorun şuydu: Gülen’in sözde darbenin arkasında olduğu iddiası hiçbir zaman mantıklı değildi.
Birincisi, sözde darbenin birçok liderinin Gülen’den ziyade Erdoğan’ın kendi Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ile bağlantıları vardı. AKP’den muhaliflerin çıkması şaşırtıcı değildi. Birçok kişi partiyi başlangıçta meşru görmüş, ancak Erdoğan’ın kibri, eşi Emine Erdoğan’ın savurgan harcamaları ve çocuklarının zimmete para geçirme ile yolsuzluk iddiaları karşısında hayal kırıklığına uğramıştı. Erdoğan’ın bir zamanlar yeni, temiz ve demokratik bir parti olarak tanıttığı yapı, kişisel zenginleşmeye hizmet eden yozlaşmış bir mekanizmaya dönüştü. Nitekim Erdoğan, Rize’den yoksul bir çocuk olarak çıktığı yolda nasıl defalarca milyarder hâline geldiğini hiçbir zaman açıklayamadı. Kaynağı belirsiz nakit varlığının düğün hediyelerinden geldiği yönündeki açıklaması inandırıcı değildir. Kaldı ki sözde darbenin liderlerinden biri, iki yıldızlı general Mehmet Dişli’ydi; kendisi eski AKP Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli’nin kardeşidir. Belki de AKP’nin sıradan üyeleri, suçu yalnızca Gülen’e yakın bir okulda okumak olan kişilerden daha çok hapse girmeyi hak ediyordur.
İkincisi, sözde darbe başarısız olacak şekilde tasarlanmış görünüyordu. Önceki darbeleri yaşamış olanların da belirttiği gibi, darbe liderleri eylemlerini doğrudan kendileri duyurmuşlardı; 1960’ta Alparslan Türkeş’in, 1980’de ise Kenan Evren’in yaptığı gibi. 15 Temmuz 2016 akşamı ise iddiaya göre düşük rütbeli bir asker bir haber spikerine bir kâğıt uzatarak bunu okumasını istedi. Türkiye’deki televizyon kablo ve uydu yayınlarının neredeyse tamamı TÜRKSAT tesislerinden geçmektedir. Buna rağmen askerler bu merkezi etkisiz hâle getirmedi, hatta diğer yayınları kesmeye bile çalışmadı. Benzer şekilde İstanbul’daki köprülerden yalnızca birinin kapatılması, diğerinin ise açık bırakılması da anlamsızdı. Yine önceki bütün darbelerde devrilmesi hedeflenen lider ilk hedef olurken, burada saatler sonra akla gelen bir unsur gibiydi. Parlamentonun gece vakti bombalanmasının da herhangi bir mantığı yoktu.
Üçüncüsü, darbe sonrasındaki tasfiye önceden planlanmıştı. Aksi hâlde darbenin hemen ardından hazırlanan gözaltı listelerinde, aylar önce trafik kazalarında ölenlerin ya da Türkiye’nin Afganistan görevindeyken hayatını kaybedenlerin isimleri neden bulunsundu? Geçmişteki darbe liderleri gibi Erdoğan’ın da yalnızca bir düşmanlar listesi vardı.
Bugün Türk basını bunları özgürce yazamıyor olabilir; ancak tarih açık olacaktır: Erdoğan, Türkiye’nin en başarılı darbe lideridir. Türkeş, Adnan Menderes’i devirdikten sonra iktidarda kalmaya çalıştı, ancak diğer darbeciler onun bu hırsını reddetti. Onların amacı Menderes’in demokratik olmayan iktidar yoğunlaşmasını sona erdirmek ve ardından Türkiye’yi yeniden sivil yönetime döndürmekti; iktidarı kendileri için elde tutmak değildi. Türkeş daha sonra sürgünden döndü ve zamanla Milliyetçi Hareket Partisi’ne (MHP) dönüşecek siyasi hareketin kurulmasına yardımcı oldu. Evren ise iktidarı sivillere devrettikten sonra, o dönemde daha çok sembolik nitelik taşıyan cumhurbaşkanlığı görevine seçildi. Daha sonra Ege kıyısındaki küçük bir kasabada resim yaparak sakin bir emeklilik sürerken, Erdoğan 95 yaşındayken onun tutuklanmasını emretti; Evren cezaevinde hayatını kaybetti.
İşin ironik yanı, Erdoğan darbeye karşı olduğunu söylerken, Türkiye’nin en etkili darbe lideri hâline gelmiş olmasıdır. Türkeş’in aksine çalışma arkadaşları onun hırsını dizginlemedi; Evren’in aksine ise emekliye ayrılmayı reddediyor.
Erdoğan’ın iktidarını pekiştirmek amacıyla kurguladığı izlenimini verdiği öz darbenin üzerinden on yıl geçtikten sonra, Erdoğan Türkiye’nin en başarılı otoriter lideri hâline gelmiştir. Görevini kendi isteğiyle ve zarafet içinde bırakmaya yönelik hiçbir eğilim göstermese de, Türkler yaşlılığında onu yeni Evren hâline getirme hakkına sahip olacaktır. Bazen bir darbeye karşı en etkili panzehir, Türkiye’nin demokrasisini yeniden tesis edecek ve esasen başında Erdoğan’ın bulunduğu organize bir suç ailesine dönüşmüş yapının Türkiye’nin hazinesini ve geleceğini yağmalamasını durduracak bir karşı darbe olabilir. #Turkiye @RTErdogan
İyi bir insanı daha kaybettik. Houston Hizmet Topluluğunun başı sağolsun, Selafi Öztürk’e Allah rahmet eylesin, başta ailesi olmak üzere bütün sevenlerinin başı sağolsun. https://t.co/h4jsMYUCWk
The sudden loss of Selafi Öztürk has left us all in shock. He was a kind soul who always supported others. Now, his family needs our help to cover funeral costs and find some relief during this tough time. Every donation counts. Please consider contributing or sharing this campaign to show your support for his loved ones. Thank you for your kindness. https://t.co/mcEbqZH4Ei
Michael Rubin ismi pek çok kişi için alerjik gelebilir, ama 15 Temmuz öncesini en iyi bilen, bence Hulusi Akar’ın ABD’ye verdiği darbe garantisinden haberi olan nadir isimlerdendi. Şaşırtıcı olan darbe garantisi verip darbe yapmayan Akar’ın bir müddet sonra ABD’den üstün hizmet madalyası almasıydı.
This fundraiser is just getting started, and sharing helps so much in the early days. Even if you can't donate, a quick share can help it reach people who may be able to support. Support is urgently needed for a brother fighting a serious illness while facing mounting debts. Every contribution goes directly to his medical costs and daily needs, giving him a chance to keep fighting. Please consider sharing or donating if this cause speaks to you—your support can truly make a difference in his life. https://t.co/p60wk3Rp2x
Bu hitabı da doğru bulmuyorum. Nur talebeliğinde “Abi”lik bu kadar ucuz ve ayağa düşmüş bir ünvan değildir. Zübeyir Gündüzalp, Bayram Yüksel, Mustafa Sungur, Tahiri Mutlu “Abi”dir. Abdullah Aymaz, İsmail Büyükçelebi, Naci Tosun, Said Aksoy “Abi”dir. Bu insanlar deniz feneridir. Herkesin kendi bileceği bir iş ama, kavramların içini boşatmayalım.
Olayın darbe olmadığının en büyük kanıtı darbeci diye bilinen generallerin tavırları. Tanzimat’tan bu yana darbe geleneği olan bir ordu işin içine siviller girince darbenin gizli kalmayacağını, darbede tereddüt gösterilmeyeceğini bilir. Başarısız darbe girişimlerinin tamamında sivillerin tartışılmaz rolleri vardır. Bakınız 9 Mart Cuntası, 2003-2004 darbe girişimleri.