“Bursa Büyükşehir Belediyesi Evcil Hayvan Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi’nde yaşananlar, ne vicdana, ne insanlığa ne de hukuka sığmaktadır.
📌Oradaki köpekler uysal, kısırlaştırılmış ve mahallede bakılan hayvanlar olmasına rağmen bir çoğu bir deri bir kemik kalmıştı.
📌 Açlıktan kaburgaları, omurgaları ve kalça kemikleri dışarı fırlamıştı.
📌 Durum o kadar vahimdi ki, açlığın boyutuna dayanamayıp ölen iki köpeğin cansız bedenini, ayrı kafesteki diğer çaresiz ve aç köpekler yiyordu.
📌 Hayvanlar sadece açlıkla değil barınağın fiziksel koşullarındaki eksiklikle de çok korkunç durumda.
📌 Padokların üstü açık, yağmur yağdığında sığınacakları kapalı alanları yok.
📌 Konulmuş olan yetersiz klübelerin ise önleri açık.
📌 Donma, hipotermi ve sürekli ıslak kalarak hastalanma riskiyle de karşı karşıyalar.
📌 Gittiğim gün barınakta veteriner de yoktu.
Devletin sahipsiz hayvanları korumak, rehabilite etmek ve bakmakla yükümlü kıldığı bir resmi tesiste, tam anlamıyla bir insanlık dramı ve can pazarı yaşanmıştır.”
@bursabuyuksehir Başkan V. @sahinbiba16 ?
Açlıktan kemikleri sayılan hayvanların vebali kimde? Sorumluluğu bulunanlara ivedilikle gereğini yapmalısınız.
@BursaValiligi Bursa Büyükşehir Belediyesi Evcil Hayvan Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi’nde, gönüllünün tespit ettiği hususlar, hayvanlara yaşatılanları açıkça göstermektedir.
Bütün sorumlular hakkında, soruşturma başlatılarak 5199 sayılı Hayvanları Karuma Kanunu kapsamında adli ve idari işlemin yapılmasını talep ediyoruz.
@tcbestepe@TC_icisleri@TCTarim@adalet_bakanlik@RTErdogan@EmineErdogan@yzyilmaz55@mustafaciftcitr@ibrahimyumakli@abakingurlek@_cevdetyilmaz@oktay_saral@davutgurkan@BursaValiligi@bursadkmp@iletisim
🇹🇷📩 SAYIN CUMHURBAŞKANI’NA AÇIK MEKTUP 📩
Sayın Cumhurbaşkanım,
Ben 45 yaşında bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım.
Hayatımın büyük bölümünü İstanbul’da geçirdim, daha sonra Çanakkale’ye yerleştim. Medya ve iletişim eğitimi aldım. Yıllarca basında çalıştım; gazetecilik yaptım. Bunun yanında Türk Telekom, TurkNet ve Turkcell gibi Türkiye’nin önemli kurum ve markalarının iletişim süreçlerinde görev aldım.
Annem avukat, babam siyasetçi ve bürokrattı. İkisi de bugün emekli. İkisi de yıllarca bu devlete hizmet etti. Annem 65 yaşına kadar kamu görevini sürdürdü.
Bunları kendimi önemli göstermek için anlatmıyorum.
Size beni tanıtabilmek için anlatıyorum.
Çünkü birazdan söyleyeceklerimi hangi duyguyla söylediğimi bilmenizi istiyorum.
Sayın Cumhurbaşkanım,
Ben hayatım boyunca AK Parti’ye oy vermedim.
Bunu sizden de, hiç kimseden de saklayacak değilim.
Siyasi düşüncelerimi hiçbir zaman gizlemedim. Fakat gazeteciliği ve ülkeme karşı sorumluluğumu, herhangi bir siyasi partiye bağlılığın üzerinde görmeye çalıştım.
Hiçbir siyasi partinin, cemaatin veya grubun mensubu olmadım.
İktidarın doğru bulduğum işlerini destekledim, yanlış bulduklarımı eleştirdim. Aynı şeyi muhalefete de yaptım. Muhalefet belediyelerini de gerektiğinde çok sert eleştirdim.
Çünkü benim için mesele hiçbir zaman yalnızca “kim yaptı?” olmadı.
Mesele, yapılan şeyin Türkiye için doğru olup olmadığıydı.
15 Temmuz 2016’dan sonra ülkenin yaşadığı büyük kırılmada da devletin ve milletin yanında durdum. O günün ertesinde yazdığım “Uçurumun Kıyısından Dönüş” başlıklı yazı hâlâ kişisel blogumda duruyor.
Size de Cumhurbaşkanlığı makamını ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni temsil ettiğiniz için her zaman saygıyla yaklaştım.
Bugün de bu mektubu bir siyasi parti mensubu olarak değil;
bir vatandaş, bir gazeteci ve her şeyden önce vicdan sahibi bir insan olarak yazıyorum.
Sayın Cumhurbaşkanım,
Bu mektubun altında paylaşacağım görüntülerde, Antalya Büyükşehir Belediyesiyle bağlantılı olduğu belirtilen bir alanda çok sayıda ölü hayvanın topluca gömüldüğü görülüyor.
Bu görüntüleri çeken hayvan hakları savunucuları, hayvanlardan bazılarının yavru, bazılarının küpeli ve kısır olduğunu; bölgeye farklı zamanlarda gittiklerinde benzer manzaralarla karşılaştıklarını ileri sürüyorlar.
Ben burada bir mahkeme gibi hüküm vermiyorum.
Bu hayvanların her birinin hangi tarihte, hangi nedenle, hangi veteriner raporuyla öldüğünün; kaçı için ötanazi kararı verildiğinin, kaçı hastalık, kaza veya doğal nedenlerle öldüğünün devlet tarafından araştırılmasını istiyorum.
Çünkü bir hukuk devletinde bunun cevabı vardır.
Olmalıdır.
Hayvanların kayıtları vardır. Tedavi kayıtları vardır. Ölüm nedenleri vardır. Ötanazi uygulanmışsa gerekçesi ve veteriner kayıtları vardır.
Bunların tamamı şeffaf biçimde ortaya konulduğunda hem kamuoyu aydınlanır hem de haksız bir itham varsa kurumlar bundan kurtulur.
Ama bir hukuksuzluk varsa da bunun üzeri örtülmez.
Ben sizden tam olarak bunu istiyorum: Gerçeğin ortaya çıkarılmasını.
Sayın Cumhurbaşkanım,
2024 yılında 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nda çok önemli değişiklikler yapıldı.
Kanunun mevcut halinde bakımevine alınan ve rehabilite edilen köpeklerin sahiplendirilinceye kadar bakımevlerinde tutulması öngörülüyor. Yine kanundaki 31 Aralık 2028 tarihi, belirli belediyelerin hayvan bakımevlerini kurması ve mevcut bakımevlerinin koşullarını iyileştirmesi için getirilen süreyi ifade ediyor.
Ben bugün size şunu sormak istiyorum:
Bu kadar hayvanı toplamadan önce onları insanca yaşatabilecek altyapıyı oluşturmuş muyduk?
Yeterli kapasitemiz var mıydı?
Yeterli veteriner hekimimiz var mıydı?
Yeterli personelimiz, karantina alanımız, tedavi ünitemiz, hijyen altyapımız var mıydı?
Agresif hayvanla sakin hayvanı, hastayla sağlıklıyı, yavruyla yetişkini gerektiği şekilde ayırabilecek koşullar bütün Türkiye’de gerçekten sağlanmış mıydı?
Eğer sağlanmadıysa, bir canı sokaktan alıp kötü koşullardaki başka bir yere kapatmak sorunu çözmüş olur mu?
Benim vicdanım buna “çözüldü” diyemiyor.
Sayın Cumhurbaşkanım,
Bu mesele yıllardır kamuoyuna zaman zaman sanki sahipsiz hayvan olgusu yalnızca Türkiye’ye özgüymüş gibi anlatılıyor.
Oysa bu doğru değil.
Avrupa Birliği kurumlarının kendi belgelerinde dahi özellikle Güney ve Doğu Avrupa’nın bazı bölgelerinde sahipsiz köpeklerin önemli bir sorun olmaya devam ettiği belirtiliyor. Avrupa’da terk edilmiş veya sahipsiz kedi ve köpeklerin sayısına ilişkin tahminler milyonlarla ifade ediliyor. Üstelik Avrupa Birliği, 2026 yılında köpek ve kedilerin refahı ve izlenebilirliğine ilişkin ilk ortak düzenlemesini kabul etti.
Yani mesele yalnızca Türkiye’nin meselesi değildir.
Dünyanın pek çok ülkesi aynı soruyla uğraşıyor:
İnsan güvenliğini sağlarken hayvanların yaşam hakkını ve refahını nasıl koruyacağız?
Bunun tek bir modeli de yok.
Ama Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü’nün yaklaşımında önemli bir gerçek var:
Köpek nüfusunun yönetimi; kayıt, sorumlu sahiplik, üremenin kontrolü, aşılama, veterinerlik hizmetleri, sahiplendirme, çevresel tedbirler ve gerektiğinde başka yöntemlerin birlikte yürütüldüğü bütüncül bir sistem olmak zorunda.
Örgüt ayrıca öldürmenin etkili bir nüfus kontrol yöntemi olmadığını açıkça belirtiyor.
Ben de size tam olarak bunu anlatmaya çalışıyorum.
Sorunu çözmekle canları ortadan kaldırmak aynı şey değildir.
Sayın Cumhurbaşkanım,
Ben eşimle birlikte evimde dört kediye bakıyorum.
Balkonumuzda ve çevremizde de yaklaşık 15–20 kediyi kendi imkânlarımızla beslemeye, hastalandıklarında veterinere götürmeye çalışıyoruz.
Biz zengin insanlar değiliz.
Ama bir can kapımıza geldiğinde açsa önüne yemek koyuyoruz.
Hastaysa elimizden geldiğince tedavi ettiriyoruz.
Çünkü bunu bir siyasi görüş olarak yapmıyoruz.
Vicdanımız öyle söylediği için yapıyoruz.
Türkiye’de bizim gibi milyonlarca insan var.
Ceplerindeki son parayla mama alan emekliler var.
Gece yarısı yaralı bir kediyi veterinere yetiştiren gençler var.
Mahallesindeki köpekleri kısırlaştırmak için belediyenin kapısını aşındıran kadınlar var.
Çocuklarıyla birlikte sokağa su kabı bırakan aileler var.
Bu insanların bir bölümüne son yıllarda “itperest”, “al evinde besle” gibi aşağılayıcı ifadeler yöneltildi.
Hayvan sevgisi bir kusurmuş gibi gösterildi.
İşte benim en çok içimi acıtan şeylerden biri budur.
Merhamet, bu milletin kusuru değildir Sayın Cumhurbaşkanım.
Merhamet bizim gücümüzdür.
Ben yaklaşık iki buçuk yıldır bu konuyu çok yakından takip ediyorum.
Gördüğüm şey beni sadece hayvanlar adına değil, ülkem adına da endişelendiriyor.
Çünkü mesele giderek yalnızca hayvan meselesi olmaktan çıktı.
İnsanlar birbirine düşmanlaştırıldı.
Hayvan sevenle sevmeyen karşı karşıya getirildi.
Sosyal medyada çok ağır hakaretler, tehditler, şiddet çağrıları ve insanları değersizleştiren bir dil ortaya çıktı.
Bunun ülkemizin toplumsal huzuruna hiçbir faydası yok.
Bir toplum, en savunmasız canlıya karşı şiddeti sıradanlaştırmaya başladığında bunun vicdan dünyasında açacağı yarayı önemsemek zorundayız.
Ben çocuklarımızın ölüm görmeye alışmasını istemiyorum.
Bir hayvanın acı çekmesini normal karşılayan çocuklar yetişsin istemiyorum.
Bir canlının yaşamının değersiz olduğunun öğretildiği bir Türkiye istemiyorum.
Çünkü bizim kültürümüz bu değil.
Biz susayan hayvana su veren bir medeniyetin çocuklarıyız.
Sayın Cumhurbaşkanım,
Sosyal medyada bu süreci yıllardır yönlendirmeye çalışan organize hesaplar, sahte hesaplar, bot ağları ve çeşitli kişi veya yapılanmalar bulunduğuna ilişkin çok ciddi iddialar dile getiriliyor.
Bazı kişi ve hesapların geçmiş bağlantıları hakkında da ağır iddialar bulunuyor.
Ben bunların hangisinin doğru olduğuna karar verecek makam değilim.
Zaten karar vermek de istemiyorum.
Benim talebim çok basit:
Devlet araştırsın.
Kim kimdir?
Kim hangi hesabı yönetmektedir?
Organize dezenformasyon var mıdır?
Yabancı veya yasadışı yapılardan yönlendirme var mıdır?
Kamuoyunu birbirine düşürmeyi amaçlayan sistematik bir faaliyet bulunmakta mıdır?
Devletimizin ilgili kurumları bunları ortaya çıkarsın.
Eğer hiçbir bağlantı yoksa bu da açıklansın.
Ama varsa da gereği yapılsın.
Çünkü Türkiye gibi büyük bir devlet söylentiyle değil, delille hareket eder.
Sayın Cumhurbaşkanım,
Antalya’dan yayılan görüntülere yabancı ülkelerden gelen yorumları okuduğumda gerçekten içim acıdı.
Türkiye’ye ve Türk insanına yönelik “barbar”, “acımasız”, “hayvanları öldüren toplum” gibi ifadeler kullanıldığını gördüm.
Bunu kabul edemiyorum.
Çünkü Türk milleti böyle değildir.
Bu milletin insanı kapısının önündeki kediye yemek verir.
Yaralı kuşu alır, kutuya koyar, veterinere götürür.
Mahallesindeki köpeğe isim verir.
Yüzyıllardır hayvanlarla birlikte yaşar.
Bizim ülkemizin dünyaya böyle görüntülerle tanıtılması beni bir Türk vatandaşı olarak yaralıyor.
Ve size şu soruyu bütün samimiyetimle soruyorum:
Bu görüntüler kime fayda sağlıyor?
Türkiye’ye mi?
Devlete mi?
Millete mi?
Size mi?
Çocuklarımıza mı?
Hiçbirine.
O halde burada bir yanlışlık varsa bunu değiştirmek de devletimizin büyüklüğüne yakışır.
Sayın Cumhurbaşkanım,
Ben sizden insan güvenliğini göz ardı etmenizi istemiyorum.
Bir çocuğun dahi zarar görmesini elbette istemiyorum.
Agresif, tehlikeli veya hastalıklı hayvanlarla ilgili bilimsel ve veterinerlik esaslarına dayalı gerekli tedbirlerin alınmasına da karşı değilim.
Benim söylediğim başka bir şey:
Bir sorunu çözerken başka bir vicdan yarası açmayalım.
Üretimi ve kontrolsüz satışı etkin biçimde denetleyelim.
Terk etmeyi engelleyelim.
Kayıt sistemini gerçekten işletelim.
Kısırlaştırmayı ülke çapında ciddi ve sürdürülebilir bir kamu politikası hâline getirelim.
Aşılama yapalım.
Yerel yönetimleri görevlerini yerine getirmeye zorlayalım.
Bakımevlerini gerçek anlamda yaşam alanlarına dönüştürelim.
Sahiplendirmeyi teşvik edelim.
Gönüllülerle devleti karşı karşıya getirmek yerine yan yana getirelim.
Ve bilimsel olarak uygun görülen modeller çerçevesinde hayvan refahını ve insan güvenliğini birlikte koruyan çözümleri değerlendirelim.
Çünkü devlet ile vatandaş yan yana gelirse bu mesele çözülür.
Türkiye’de bunu yapacak veterinerler de var.
Gönüllüler de var.
Hayvanseverler de var.
Devletimizin gücü de var.
Yeter ki birbirimizi düşman olarak görmeyelim.
Sayın Cumhurbaşkanım,
Siz bu ülkenin Cumhurbaşkanısınız.
Dolayısıyla yalnızca bize değil; sesi çıkmayan, hakkını arayamayan canlıların korunmasına ilişkin kamu politikalarının uygulanmasına dair sorumluluk da devletimizin omuzlarındadır.
Ben sizden bugün bir vatandaş olarak şunları rica ediyorum:
Antalya’daki ve Türkiye’nin başka yerlerindeki toplu hayvan ölümü iddialarını bağımsız ve şeffaf biçimde inceletin.
Bakımevlerinin gerçek koşullarını habersiz denetimlerle ortaya çıkarın.
Her belediyeden alınan, ölen, tedavi edilen, ötanazi uygulanan, sahiplendirilen ve kısırlaştırılan hayvan sayılarını kamuoyuna açık hâle getirin.
Üretim, satış ve terk zincirini ciddi biçimde denetleyin.
Hayvanları aç bırakmaya yol açabilecek uygulamalara izin vermeyin.
Kısırlaştırma, aşılama, kayıt, sahiplendirme ve sorumlu sahipliği devlet politikası hâline getirin.
Ve 5199 sayılı Kanun ile sonrasında oluşan uygulamaların sonuçlarını, bugün sahada ortaya çıkan tablo ışığında yeniden değerlendirin.
Eğer size veya devletin karar mercilerine yanlış, eksik ya da yanıltıcı bilgiler sunulduysa bunun da araştırılmasını sağlayın.
Kimseyi peşinen suçlu ilan etmeyelim.
Ama hiçbir soruyu da cevapsız bırakmayalım.
4 Ekim Hayvanları Koruma Günü yaklaşırken sizden Türkiye’ye başka bir yolun mümkün olduğunu gösterecek bir mesaj duymayı çok isterim.
Bir müjde verin Sayın Cumhurbaşkanım.
“İnsanımızı da koruyacağız, hayvanımızı da koruyacağız.”
deyin.
“Şiddete teslim olmayacağız.”
deyin.
“Merhameti bu ülkenin zaafı değil, değeri olarak göreceğiz.”
deyin.
Devlet ile millet el ele verelim.
Bilimle, hukukla, kısırlaştırmayla, kayıtla, denetimle, sahiplendirmeyle ve vicdanla bu sorunu çözelim.
Çocuklarımızı koruyalım.
Hayvanlarımızı koruyalım.
Ülkemizin itibarını koruyalım.
Ve hepsinden önemlisi:
Birbirimize olan inancımızı koruyalım.
Sayın Cumhurbaşkanım,
Bu mektubu öfkeyle değil, umutla yazıyorum.
Çünkü bu ülkenin yanlışından dönebilecek kadar büyük bir devlet olduğuna inanıyorum.
Hâlâ milletimizin merhametinin bütün bu gürültüden daha güçlü olduğuna inanıyorum.
Hâlâ bir yavru kedinin başını okşayan çocuğun, susamış bir köpeğin önüne su koyan yaşlı bir insanın, yaralı bir hayvanı gece yarısı veterinere taşıyan gencin temsil ettiği Türkiye’nin gerçek Türkiye olduğuna inanıyorum.
Hayvanlar bizim düşmanımız değil.
Onlar binlerce yıldır bizimle aynı toprağı, aynı sokağı, aynı hayatı paylaşan canlılar.
Ve bize emanetler.
Biz bu ülkeyi kalkındırırken yalnızca yollarımızla, köprülerimizle, binalarımızla değil;
vicdanımızla da büyütelim.
Dünyaya birbirini öldüren, birbirinden nefret eden, güçsüz olanı ezen bir toplum değil;
canı koruyan, merhameti yaşatan, sorunlarını akılla ve hukukla çözen güçlü bir Türkiye gösterelim.
Benim sizden isteğim budur Sayın Cumhurbaşkanım.
Lütfen bu sese kulak verin.
Bu konuyu yeniden değerlendirin.
İddiaları araştırın.
Yanlış yapan varsa ortaya çıkarın.
Ve gelin 4 Ekim’den itibaren yeni bir sayfa açalım.
İnsanıyla, hayvanıyla, doğasıyla…
Birbirimize düşman olmadan…
Devlet ve millet el ele, hiçbir canı geride bırakmadan.
Saygılarımla,
Cemal Alp Solak
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı
Gazeteci / İletişimci
#SokakHayvanlarıSahipsizDeğil
#7527İptalEdilsin
#MerhametKazanacak
@abakingurlek@adalet_bakanlik@TEMDairesi@EmniyetGM@jandarma@SiberayEGM@SiberDB@iletisim@dmmiletisim@burhanduran@ankaracbs@istanbulCBS@izmirCBS@AnadoluCBS@RTErdogan@tcbestepe@Akparti@MHP_Bilgi@dbdevletbahceli@barolar@mustafaciftcitr@TC_icisleri@ikalin1@mkulunk@Nimet_Oz_Demir@pervintuba
BOLVADİN BELEDİYESİ ÇUVAL VAHŞETİ!
Afyonkarahisar Bolvadin Belediyesi’ne ait zabıta aracının kasasında, köpeklerin çuvallara konularak toplandığı, çuvalların ağızlarının bağlandığı ve bilinmeze götürüldüğünü gösterdiği iddia edilen görüntüler kamuoyuna yansıdı!
@bolvadinbld Başkanı @DevrisAynaci;
Kanunda olmayan çuval vahşeti ile toplamak nedir?
📌 Çuvala konup çuvalın ağzı bağlandığı iddia edilen görüntüler ve tanıklar ortada.
📌 Hayvanlar nerede ?
📌 Öldü mü ?
📌 Yaşıyor mu ?
Zerre kadar Allah korkunuz ve inancınız varsa; kanuna, vicdana, insanlığa ve İslam’ın merhamet anlayışına aykırı olan, iddiaları içeren görüntü ve tanıkların olduğu çuval vahşetini durdurunuz!
Sorumlulara gereğini yapınız.
@AfyonValiligi hayvanlara belediye zabıta aracıyla toplama yapıldığı, çuvala konup çuvalın ağzı bağlandığı iddialarını gösteren görüntüler ve tanık bilgileri doğrultusunda, olayın tüm yönleriyle soruşturulmasını, sorumluların tespit edilerek haklarında 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu başta olmak üzere ilgili mevzuatlar kapsamında gerekli idari ve adli işlemlerin başlatılmasını talep ediyoruz.
@MHP_Bilgi Genel Başkanı Sayın @dbdevletbahceli
Hayvanların çuvallara konularak ağızlarının bağlandığı ve bu şekilde taşındığı iddialarına ilişkin görüntü ve tanık bilgileri doğrultusunda, Bolvadin Belediye Başkanı Derviş Aynacı hakkında gerekli incelemenin yapılarak, iddiaların araştırılması ve sorumluluğu bulunan kişiler hakkında partinizin yetkili disiplin kurullarınca gerekli işlemlerin başlatılmasını talep ediyoruz.
@sadirdurmaz@MehmetTaytakMHP@YildizFeti@yasaryldrmMHP@PrfDrFilizKilic@ac_kahveci@tcbestepe@TBMMresmi@diyanetbasin@TRombudsman@TC_icisleri@adalet_bakanlik@TCTarim@tcailesosyal@RTErdogan@EmineErdogan@NumanKurtulmus@DIBSafiArpagus@_cevdetyilmaz@yzyilmaz55@ikalin1@hasandogan@mustafaciftcitr@abakingurlek@ibrahimyumakli@oktay_saral@pervintuba@EmniyetGM@jandarma@SiberDB@milliparklar@kadircokcetin06@EDkmp@iletisim
YAŞATACAK YASA İSTİYORUZ!
#YaşatacakYasaİstiyoruz
Karataş Barınağı’nda yine utanç dolu görüntüler! 16 ayda 35 bin hayvanın ölümünü “doğal yolla” ölüm olarak kaydeden @ankarabbld@mansuryavas06 barınağı! Barınak düzgün şartlarda olmadığı için hayvanlar ya kaçıyor ya içerde parçalanıyor. Kaçanları defalarca defalarca anestezik madde ile uyışturuyorlar. Barınağın içinde olan, ele gelen hayvanlara neden sürekli ketamin kullanıyorsunuz? Padoklarınız bakıma uygun değil, barınağınız devasa! Neden bu kadar büyük bir barınak yaptınız? Neden sürekli ele gelen hayvanlara barınak içinde dahi anestezik madde atıyorsunuz? Hayvanlar bir çöp gibi bekletiliyor ve araca bir çöp atar gibi yükleniyor! Bu hayvanlardan kaçı yaşıyor? Araç neden kameranın görmediği yerde duruyor? Hayvanların akıbeti ne oldu? Yine doğal ölüm diye mi geçecek kayıtlara? Aylık ketamin vb kullanım miktarınız nedir? Bu ihaleler kimlere verildi? Sormadan duramıyor insan! @nevsinmengu@tvOnlar@aydinsule1@muratagirel@baristerkoglu@barispehlivan@timursoykan@OzlemGurses biz sorunca cevap alamıyoruz. Siz de sormak ister misiniz???
Minik’i unutma.
Bir yavru kedinin canı gitti.
Ama onun ardından kalan soru hâlâ burada:
Kim yaptı? Neden hâlâ bulunmadı?
Zaman geçiyor diye öfkemiz dinmeyecek.
Gündem değişiyor diye hafızamız silinmeyecek.
Minik artık yok.
Bu yüzden onun için biz konuşacağız.
Adalet gelene kadar bu ses susmaz.
🐾 Minik için adalet.
🐾 Failler bulunsun.
🐾 Sessiz kalma.
#MinigiUnutma
📢 *DUYURU: İÇİŞLERİ BAKANINA SESİMİZİ DUYURULIM*‼️ #YasaSuçaTeşvikEtmez
Ey Vicdanlı İnsanlar,
Ülkemizde kadına, çocuğa ve hayvanlara yönelik şiddet ve istismar vakaları giderek artarken, İçişleri Bakanlığı'nın kamu kaynaklarını ve gündemini öncelikli olarak sokak hayvanları üzerine yoğunlaştırmasını doğru bulmuyoruz. Üstelik toplanan sokak köpeklerinin çoğunun doğal yaşam alanlarında ihmalen veya kasten öldürülmesi çözüm olamaz.
Toplumun güvenliği, şiddetin önlenmesi, çocukların korunması ve istismar suçlarıyla etkin mücadele gibi konuların çok daha öncelikli olduğunu düşünüyoruz.
Bu konudaki görüşlerinizi ve taleplerinizi doğrudan Sayın İçişleri Bakanı'na iletmek isterseniz, aşağıdaki bağlantı üzerinden mesaj gönderebilirsiniz.
📩 Mesaj Gönderme Linki: [https://t.co/ed8NJKeyYZ]
Sesimizi demokratik ve saygılı bir şekilde duyuralım. Farklı görüşlerden vatandaşlar olarak önceliklerimizin ne olması gerektiğini yetkililere iletmek hepimizin hakkıdır.
🙏 Lütfen destek olmak için paylaşın.
"Merhamet, vicdan ve Allah korkusu; kana susamış, Allah’sızlar tarafından kan kaybından ölmüştür.
Her yer kan revan içinde!"
🩸
🩸
🩸
🩸
🩸
🩸
🩸
🩸
🩸
🩸
💢
Köpek Barınak işkence Katliam
@AYMBASKANLIGI#YasaSuçaTeşvikEtmez#yavrukediiçinhesapvakti
Masum hayvanlara katliam yapan Didim belediyesi, resmi hesabından porno içerikli sayfaları ve hayvan düşmanı hesapları takip etmekte bir çekince görmüyor.
#SokakHayvanlarıSahipsizDeğil
C31K adlı oluşumun yaptıkları ortada. Yüzü açıkça görülen kişiler ve kedilere ne yapılacağının önceden yazıldığı paylaşımlar mevcut. Şehitlerimize de hakaret ediliyor, bu gruplara yönelik geniş kapsamlı operasyon yapmasını talep ediyoruz.
#C31K#HayvanlaraŞiddet@SiberayEGM#egm