İsveç'te olsa beğenirdiniz
Ama Ardahan'daymış
Haberimiz olunca hemen görevden aldık
Eski Ardahan valisi Mehmet Fatih Çiçekli'nin instagram hesabına bakmanızı şiddetle tavsiye ederim
DEVLET ERKANINA AÇIK MEKTUP
Bu açık mektubu, en başta sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan beyefendi olmak üzere, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı yetkililerine, kısaca hukuk ve güvenlik bürokrasisine, yanısıra sayılarının hiç de az olmadığını umud ettiğim devlet erkanına hitaben yazmış bulunuyorum. (3 Temmuz 2026 Cuma)
Aşağıda fotoğrafta elleri arkadan kelepçelenmiş ve iki polis tarafından kollarından sıkı sıkı kavranılmış olarak (üstelik kapalı/korunaklı bir mekanda) götürüldüğü görünen Deniz Göktaş, hukuk terimleriyle söylemek istersem, ceza almış bir mahkum, bir hükümlü değildir. Yargısı sürerken cezaevinde yatmakta olan bir tutuklu da değildir. Kendisi henüz tutuklu veya tutuksuz yargılanmasına karar verilmiş bir sanık da değildir. Herhangi bir asayiş ihlali nedeniyle güvenlik güçleri tarafından derdest edilmiş herhangi bir mücrim de değildir.
Hükümlü değil, tutuklu değil, sanık değil, mücrim de değilse bu kişinin hukuksal durumu nedir?
Bu kişi yalnızca hakkında soruşturma açıldığını bile bile kendi özgür istenciyle ülkesine dönmüş ve havalimanında "şüpheli" sıfatıyla gözaltına alınmış genç bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşıdır. Kısacası yalnızca "şüpheli"dir. Şayet 24 saat içinde savcı tutuklu veya tutuksuz olarak yargılanmasına karar verirse, en çok yasa önünde suçu henüz sabit görülmemiş bir maznun, bir sanık olacaktır. Hepsi o kadar!
Kendisi bildiğimiz kadarıyla, sabıkalı bir kanun kaçağı, aranan bir uyuşturucu müptelası ya da satıcısı, tehlikeli veya tehlikesiz bir terör örgütü üyesi, motosikletlere binip dükkanları tarayan, masum insanları öldüren bir çete ya da mafya mensubu, toplumun ve devletin düşmanlarıyla işbirliği saptanmış bir vatan haini, hatta eski tabirle yankesicilik, hırsızlık, gasp, tecavüz, taciz gibi yüzkızartıcı suçlardan birine bulaşmış suça yatkın bir katil, bir hırsız, bir tecavüzcü de değildir. Yalnızca bir şüphelidir. Evet, ağır cezada yargılanacak örgütlü bir suç işlememiş bir şüpheli! Üstelik kendisi, toplum tarafından tanınan, ailesi, ikametgahı bilinen, suça yatkınlığı, sabıkası ve tehlikesi olmayan üniversite mezunu bir genç komedyendir.
Hal böyleyken, yarım asır önce hiç de hafif olmayan siyasal suçlar işlemiş, günlerce işkence görmüş, çoğu sıkıyönetim döneminde Edirne Kalesi, Selimiye Kışlası, Maltepe Askeri Cezaevi olmak üzere 10'a yakın hapishanede hem tutuklu, hem hükümlü olarak yıllarca yatmış bir eski örgüt militanı olarak uluorta ters kelepçe takılmadı ne bana, ne dava arkadaşlarıma, ne de sözümona düşmanlarımıza. Hoş, bundan çok daha kötü muamelelere maruz kaldık. Filistin askısını ilk bizlerin üstünde denediler, gencecik delikanlıların hayaları dahil bedenlerine en çok bizim dönemimizde elektrik verdiler. Etlerimizi lime lime ettiler. Bir iç savaş yaşanıyordu. Diyarbakır, Mamak, Metris, Maltepe cezaevlerinde yapılanları tarih bile unuttu, yarım asır geçmesine karşın ne yazık ki biz unutmadık, unutamadık.
Tüm bunları hak etmiş miydik? Belki.
Bizler -faraza- masum olsak bile yaptıklarımız hiç kuşkusuz pek de masum şeyler değildi. Sözün özü, yaşananlar yaşandı, toplumun ve ülkenin geçmişinde kaldı, bizim ise ruhlarımızın derinliklerinde, daha da kötüsü arasıra birer kabus olarak bizi yoklayan lanet olası düşlerimizde.
İnsan onuru, yurttaş onuru gerçekte devletin onurudur, ülkenin onurudur. Devletin varlık nedeni bu onuru korumaktır. Dışarıda ülkenin düşmanlarından, içeride toplumun ve dirlik-düzenin düşmanlarından.
Bir hükümlü, bir tutuklu, bir sanık, bir suçlu bile olmayan, kendisine ve başkasına fiilen zarar vermeyen ve vermeyeceği anlaşılan 32 yaşındaki bir genç, hukuk nazarında en çok şüpheli sıfatını taşıyan bir evladımızı niçin bu denli hoyratça ve acımasızca ters kelepçeyle aşağılama yolu tercih edilir? İnanınız bunu anlamakta zorlanıyorum. Sözümona verilen mesajı değil, her defasında kadın-erkek-çocuk-genç-yaşlı demeden sözümona bu tür mesajlar vermeye ihtiyaç duyulmasını anlayamıyorum. Acaba bir örf-i idare, bir sıkıyönetim, bir olağanüstü hal uygulaması var da bir ben mi bundan haberdar değilim?!
Devletin varlık nedeni dirlik-düzeni korumak ve insan onuruna, yurttaş onuruna zarar gelmesini önlemektir. Küçük bürokrat işgüzarlıklarıyla memleket evlatlarının -velev ki suçlu olsunlar- onurlarına, haysiyetlerine bu tür ucuz mesaj verme bahaneleriyle kastedilmesi çok büyük bir yanlıştır ve bu yanlıştan bir an önce dönülmelidir.
Devletten şefkat beklenir mi? Asla! (Şahsen bu konuda mazur görülmek isterim.) Ne ki devlet adamlarından, yöneticilerden yasalara titizlik göstermeleri, adalet üzere davranmaları, kamu vicdanını örselememeleri kesinlikle beklenir.
• "Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletsizliğe sürüklemesin." (Kur'an, 5 : 8)
Bu onların lütfu ve ihsanı değil, görevidir. Devlet birey olarak onurumu korumazsa, yurttaşlar olarak onurumuzu hiçe saydığını umursamazsa, bizlerden devletin sürekliliğine ve kalıcılığına sahip çıkmamızı beklemeye hakkı olur mu? Adaletin ve hakkaniyetin olmadığı yerde beka olur mu?
Bu yol, yol değil. Bu tarz aşağılama teknikleri toplumsal vicdanda ağır yıkımlara yol açmaktadır. Belki bazı işgüzar memurlar bilgiççe "korku salmanın yönetmenin ve egemenliğin gereği olduğunu" söyleyeceklerdir, hatta bu satırların yazarının gerekçelerini belki "çocuksu, romantik, entel sızlanmalar" olarak algılayacaklardır. Böylelerini mazur görüyorum, çünkü kendilerini insan ve yurttaş onurunu korumanın toplumun ve devletin onurunu korumak demek olduğun bilmeyen, kifayetsiz, liyakattan yoksun, işgal ettikleri makamlardan derhal el çektirilmeleri gereken kimseler arasında telakki ediyorum.
Sözün özü, ey devlet erkanı!
Son olarak bir ayrıntıya dikkatinizi çekmek isterim. Ben kendimi cesur biri olarak görmem, herkes gibi ben de korktum, korkarım. Buna karşın o delikanlıyı, o genç komedyeni o halde görünce nedense korkuya benzer bir duygu hissetmedim, aksine içim sızladı ve utandım, hakikaten çok utandım. Ülkem adına, devlet adına, insanlık adına utandım. Gücün bu tür ucuz yollarla gösterilebileceğini sananlar adına utandım. Bu satırları da bu utanç lekesini taşımamak için yazmaya karar verdim. Sanıyorum kamu vicdanı da kendisi adına korkmaktan çok ülkemiz adına utanmış olmalı. O fotoğrafı gördüklerinde, ülkenin sağduyusunu yitirmemiş büyük bir kesiminin benimle aynı deneyimi yaşadığına inanıyorum ve bu nedenle bu tür nobranlıkları ülkem adına tehlikeli buluyorum.
Unutmayınız, utanmak erdemdir. Yurttaşlar için de, yöneticiler için de.
Saygılarımla.
Dücane Cündioğlu
Bugün Felsefe mezuniyet töreninde bir arkadaşımız paraşüt akademisyenden diploma alırken fotoğraf çekilmek istemedi. Bunun üzerine paraşüt Yasin Ramazan Başaran arkadaşımızın diplomasını vermek istemedi ve fiziksel olarak müdahale etti!
Yasin Ramazan Başaran derhal bölümden uzaklaştırılmalıdır.
Arkadaşımızın yanındayız, öğrenciler size boyun eğmeyecek!
Fatih Altaylı, Kemal Kılıçdaroğlu'na ilişkin bir anısını anlattı:
"Kılıçdaroğlu CHP Genel Başkanı olduktan sonra kendisiyle pek çok program yaptım.
Açıkçası izlenimim, kabiliyetsiz, beceriksiz, siyaset bilmeyen, konuşamayan, pratik zekadan yoksun, konulara hakim olmayan, gündemi çok iyi takip etmeyen ama kibar ve iyi bir insan olduğuydu.
Galiba IQ düzeyiyle ilgili de negatif bir izlenimim vardı.
Kendisiyle yaptığımız son programlardan birinde dönemin Ulaştırma Bakanı Adil Karaismailoğlu ile ilgili birtakım iddialar ortaya attı. Reklam arasında Bakan'ın programa bağlanıp yanıt vermek istediği söylendi.
Ben bağlanmasa daha iyi olacağını söyledim ancak Kemal Bey, 'Bağlansın. Elimde belgeler var. Rezil ederim onu' dedi.
Adil Karaismailoğlu yayına bağlandı, Kemal Bey'deki belgeleri yalanladı, Kemal Bey'i susturdu ve üste çıktı. Kılıçdaroğlu kendisini haksız duruma düşürdü.
Sonrasında bütün CHP'li taife beni komplo kurmakla suçladı. Kılıçdaroğlu ise çıkıp 'Ben istedim bağlanmasını, adama saldırmayın' demedi.
Adamı tanıdığım için adaylık sürecinde defalarca 'Aday olmayın, kaybedersiniz' diye yazdım. Hatta Meral Akşener'e, 'Siz aday olsanız daha fazla şansınız olur' dedim.
Bir başka programda peş peşe sorular sordukça Kemal Bey çuvallamaya, hatta saçmalamaya başladı. Program öyle bir hale geldi ki ana muhalefet lideri knock out noktasına yaklaştı.
Üzüldüm ve tempoyu düşürdüm.
O gün Kılıçdaroğlu'na acımak kötüydü. Şimdi ise gazeteci arkadaşlarımız Kılıçdaroğlu'na acımamakla suçlanıyor.
Acımakla ilgili çok güzel atasözlerimiz vardır. Seçip beğenip kullanın yerine göre."
Kürsü dokunulmazlığı dışında hiçbir dokunulmazlığı doğru bulmuyorsunuz demek… Benim babam, sizin doğru bulmadığınız dokunulmazlığı kaldırılınca, görev gereği KÜRSÜ DIŞINDA okuduğu mektup yüzünden 60 yaşında tutsak edildi. Gençliğinin tam 8 yılını, aynı sizin gibi hiçbir aksiyonundan pişman olmayanların uygulattığı iğrenç, insanlık onurunu yok edecek işkencelerle geçirdikten sonra, daha sıçramadan derin bir uyku uyuyamazken yeniden mahkum oldu. Binbir çeşit yeni hastalık edindi Kandıra cezaevinde. Çok geçmeden daha da hastalandı ve öldü. Susmak istiyordum çünkü size laf atmak konforlu. Siz en basit olansınız, en kolay bölümsünüz. Katıldığınız programda Selahattin Demirtaş ve terör kelimelerini arka arkaya kullanmaya hiç utanmadığınız için susamadım. 78 yaşında birine bela okuyacak değilim fakat dokunulmazlıkların kaldırılmasından bugüne dek tutsak edilmiş, ruhunda onarılmaz yaralar açılmış, çocuklarının büyüdüğünü görememiş, aile üyelerini toprağa vermiş ve cenazesine bile gidememiş herkesin ahı her gece ve gündüz, bu dünyada ve ahirette üzerinizdedir. İyi hatırlanmayacaksınız.
> be Alexandra Elbakyan
> be born in Kazakhstan in 1988
> start coding at 12
> hack your internet provider at 14
> hack MIT Press at 16 to download neuroscience books you can't afford
> get a CS degree from Satbayev University
> intern in neuroscience at Georgia Tech
> speak at Harvard on brain-computer interfaces
> notice researchers can't read the papers they need
> notice academic publishers charging $30 a paper
> notice peer reviewers worked for free
> notice editors worked for free
> notice universities funded the research with billions of dollars of public money
> build Sci-Hub in 2011
> upload nearly every paywalled research paper ever published
> give it away for free
> get sued by Elsevier
> get hit with a $15 million judgment
> don't give a flying f*ck
> keep Sci-Hub up
> get domain after domain seized
> register a new one
> keep Sci-Hub up
> get investigated by the US Department of Justice
> don't give a flying f*ck
> get accused of working for Russian intelligence
> don't give a flying f*ck
> have the FBI subpoena your iCloud
> get named one of Nature's ten people who mattered in science
> get a parasitoid wasp named after you
> get a deep-sea snail named after you
> get the Electronic Frontier Foundation Award for Access to Scientific Knowledge
> become a legend
“I see nothing “wrong” in believing in a God. I don’t think there is a God, but belief in him does no harm. If it helps you in any way, then that’s fine with me. It’s when belief starts infringing on other people’s rights when it worries me.”
Hekimlerin bağımsız çalışmasının engellenmesinin tek amacı var: Hekim emeğini ucuzlatmak, zincir hastanelerde düşük ücretlerle çalışmaya zorlamak. Sermayeye köle lazım! Sadece muayenehanesi olanlar değil tüm hekimlerin emeği, geleceği tehdit altında. #HekimBağımsızlığınaDokunma
Cehalet üçe ayrılır:
• Cehl-i basît: Bilmeyen ama bilmediğini bilen; kapısı ilme açıktır.
• Cehl-i mürekkeb: Bilmeyen ve bilmediğini de bilmeyen; farkındalık olmadan öğrenemez.
• Cehl-i mik‘ab: Bilmeyen, bilmediğini de bilmeyen ve en doğruyu bildiğini iddia eden; katmerli, derin cehalet.
Özetle;
İlki eksiktir ama umut vardır.
İkincisi karanlıktadır ama uyanabilir.
Üçüncüsü ise karanlığı ışık sanır.
Ramazan duamız olsun:
Allah’ım bize bilmediğimizi fark edecek basiret,
Öğrenecek tevazu,
Bildiğimizle amel edecek istikamet ver.
Bizi cehaletin her türlüsünden, özellikle de bilmediğini bilmeyip iddia sahibi olmaktan muhafaza eyle…
Hayırlı, bereketli, sağlık dolu bir Ramazan diliyorum…