Bunun elbette bir istatistiği vardır artmıştır inkar edemem, bilgim yok ama aksine mikroçevremde, kliniğimde, arkadaşlarımda büyük çoğunluğu evli ve mutlular. Geri kalan bekar arkadaşlarımın hepsi de birini bulamadığı için üzgün. Bilmem kim haklıdır.
Bekârlığın artması iyi oldu. Çünkü artık insanlar sırf pazar kahvaltısında karşısında biri otursun diye ömür boyu birbirlerinin sinir sistemini test etmek zorunda değil. İnsanlık nihayet “yalnız kalmayayım” ile “bu insanla gerçekten yaşamak istiyorum” arasında fark olduğunu keşfetti.
Üstelik standartlar yükseldi. Herkes duygusal zekâ, mizah, kariyer, sadakat, çekicilik, sosyal beceri, kişisel alan ve travmalarını çözmüş bir partner arıyor. Gayet makul. Tek küçük problem, tarif edilen kişinin Netflix dizilerinde bile yan karakter olarak zor bulunması.
Bülbül Kasidesi’ni dinlediğimde kendimden geçmiştim, bazı yerlerde bayılıyorum zannettim. Bu tarz tasavvuf ve müziğin ya da ritmin birleştiği noktalarda içimde bir şeyler kopuyor.
Benzer şeyleri bazı Mabel Matiz şarkılarında da hissediyorum mesela. A Canım’ın sonunda insanı aşk ile terleyen bir hayvana benzetmesi, Mendilimde Kırmızım Var’da baştan başa o zikirsel ezgi gibi
İşin özü şudur. Başka kelimelerle ifade edeyim.
Nevroz demek öznenin gerçek kendi ortaya çıkmasın diye takındığı roldür. Bunun sahici olmadığını kendi de bilir, ama gerçek beni kimdir, role sadakatten o da unutulmaya yüz tutmuştur.
Kişi kendini kendine dürüstçe, olduğu gibi ve kendi sözcük repertuvarının yaratıcı kombinasyonlarıyla ifade etmeye başladığı zaman nevroz çözülmüş demektir. Çünkü orada metafor ve metonominin bazen sanatsal yaratımlarını görüyoruz. Bu arzulayan öznedir.