@boersemann70 İşte bizim gibi gelişmiş demokrasi ve ekonomiler bu yüzden önemli. Böyle saçmalıklar olmuyor sistem sorunsuz olunca. Ayrıca halk da kendi seçtiklerini denetlediği ve gerekirse tekrar seçmeyerek cezalandırıldığı için bizde böyle şeyler olması imkansız.
Deniz Göktaş'ın videosuna engel kararı geldi.
YouTube 'genel ayarlar'dan konumu farklı ülke yaparsanız, Türkiye'de engellense bile yine de izleyebilirsiniz...
Aman Messi'nin bir dünya kupası olsun diye geçen kupayı piç edenler, iki gün önce kırmızı kart iptal edenler bu sefer aman Arjantin elenmesin diye Mısırı doğradı. Futbol sadece futbol değil... #FifaDünyaKupası
@voiceofhellas İki öğün mükemmel bir şey, kahvaltı haftada bir gün öğle yemeği niyetine. Bir de akşamcılık olmasa kilo vermek çok kolay ama en azından almıyoruz.
@idgoktas İçerde bu kadar iyimser olabilmek dışarıdaki bizlere iyi geliyor inan ki. Allah kurtarsın diyeceğim ama mesele o kadarla sınırlı değil maalesef. Neşen, umudun eksilmesin...
AKP yine Bilal Erdoğan’ın öncülüğünde Selçuk Bayraktar öncülüğünde tam Ankara’da Filistin için miting yapma zamanı değil mi?
Tam Amerika başkanı buradayken, Filistin için bir miting yapsalar güzel olmaz mı ?
Yine önde Bilal Erdoğan Selçuk Bayraktar yürüse Filistin kaşkollarını taksalar.
@taghaberleri Satıcıların büyük çoğunluğu beş para etmez hediyeler gönderiyor. Ürünlerin altındaki yorumları okuyun, yüz yorumun ellisinde hediye için teşekkürler yazıyor.
Gencecik bir komedyen Deniz Göktaş…
Kimseyi öldürmedi, saldırmadı, hırsızlık yapmadı, milletin hakkını yemedi.
Ak Parti’nin kara düzeninde bir gösteri yaptı diye hakkında soruşturma açıldı. Ama kaçmayıp ülkesine dönen Deniz, bugün “kaçma şüphesiyle” tutuklandı.
Karşımızda, kendinden olmayana nefretle muamele eden bir rejim var. Halkın rızasından vazgeçmişler, dünyadaki tüm otoriterlerin yaptığı gibi zorbalıkla milleti sindirmeye çalışıyorlar.
Millette huzur da refah da bırakmadılar.
Deniz, bu kara düzenin mağdurlarından sadece biridir.
Ama artık bir dönüm noktasındayız.
Ya bu kara düzene kul olacağız ya da hep beraber Atatürk’ten miras Cumhuriyetimizin kazanımlarını savunacağız.
“Neşemizi çalamayacaklar” Deniz…
Ya otokrasi ya demokrasi!
@SSSBBL777@hcimsit Biz düz salakmışız kabul etmek lazım. Adam ne dediyse güvendik, bir bildiği, planı vardır dedik, tıpış tıpış oy verdik. Adam dümdüz bizi düdüklüyormuş uyanamadık.
@uluser_07 Tüm Kuşadası böyle. Başta belediye şezlong kiralıyor. balık baştan kokmuş yani. Şimdi bir de sahilde gezip şemsiye lazım mı diyenler türedi. Sen belediye olarak başlatırsan uyanıklar da arkandan gelir, sözde halk partisi belediyesi, değil mi @KusadasiBel
BABAMA...
“14 yaşında düştüm yola, gurbete, köyde anne yok, baba yok ne yapacaktım? Köyden Zara'ya yürüdük" der, anlatırdı babam.
"Kulaksız Çöpçüler Koğuşu’nun orada 20 kişi bir evde kalırdık. Gündüzcüler kalkar, gececiler yatardı ama yataklar hiç boş kalmazdı. Araba falan nerede, koşarak giderdik işe… Sonra, Maksim'de bulaşıkçılık yaptım, taksicilik yaptım, sonra askere gittim" derdi.
Askerlik anıları hem babam için hem Türkiye siyasi tarihi için bir tanıklıktı. Şöyle anlatırdı: “Deniz'i, Yusuf'u, Hüseyin'i idam eden mahkeme hakiminin şoförüydüm. Komutanı bırakır kapı arasından dinlerdim duruşmaları. Gelir giderken Deniz'i izlerdim. Koç yiğitti, boylu posluydu, aslan gibiydi. Annesiyle babası gelir tel örgülerin orada otururdu, izler üzülürdüm. Bir gün yanlarına gittim gizlice, ellerini öptüm, ‘Ben hakimin şoförüyüm’ dedim. Ana, 'Hakim ne diyor evladım bizim çocuklar için?' diye sordu. Ben de, ‘Bir şey der mi bana anacığım’ dedim ve boynum bükük ayrıldım yanlarından’ der, titreyen sesiyle anlatırdı o günleri.
Askerden gelip, Beyoğlu Belediyesi'nde şoför olarak işe girmiş babam. Çöp kamyonu kullanır, sokak sokak gezermiş Beyoğlu'nda. Her gün gittiği sokaklardan birinde çöpünü aldıkları evlerden birinde bir kız görmüş, sevmiş ve böyle evlenmişler annemle...
Üç kardeştik, çocuktuk, babamız evde olmazdı çoğunlukla, sabah 5'te kalkar belediye işine gider, öğleden sonra 3’te taksiye çıkar, gece 12’de eve gelir yatardı. Yatmadan teybe bir kaset koyar; ya Papur, ya Aşık Gülabi dinler, öyle yatardı. Belki de tek keyfiydi o.
Sadece Pazar günleri görürdük babamı. Öyle yoğun çalıştı yıllarca, ekmek aslanın ağzında derdi.
Ablam, abim, ben okuyalım diye her fedakarlığı yapardı, yemez yedirir, giymez giydirir derler ya, o fedakarlıkla, 'Yeter ki okusun çocuklar' derdi. Belki de yaşamadığı çocukluğunu, görmediği mevkileri, çalışarak geçen gençliğinin, yitip giden yıllarının, ezilmişliğinin bedeli olarak çocukları, bizler, güzel yerlerde olalım, okuyalım istiyordu.
Babam; artık büyüdük, evlendik, gelinlerin, damadın oldu, 7 torunun oldu.
Oğlun, o çöp kamyonunun direksiyonunda ter döktüğün, sokaklarını arşınladığın, Beyoğlu'na başkan oldu sayende. Her işçiye baktığımda sen aklıma geldin, seni gördüm gözlerinde, evlidirler, evlerinde onlar da evlat sahibidirler, belki de geleceğin başkanlarını yetiştiriyorlar diye düşünür, sana duyduğum saygıyı, sevgiyi gösterirdim tüm işçi kardeşlerime.
Senden öğrendim ben, “Emek en yüce değerdir” demeyi.
Başkan oldum, çok çalıştım baba, şimdi yolum düştü mahpusa. Cezaevine girdiğimde dimdik ayaktaydın, arabanı kullanır, Örnektepe’ye kahveye giderdin. Ama ilk açık görüşümde tekerlekli sandalyeyle getirdiler ya seni, o an dünya başıma yıkıldı. Sen bizim dağımızdın, kaç yaşında olursak olalım, mevkimiz ne olursa olsun gölgene sığındığımız çınardın.
O an sen beni mahpus, ben seni hasta görünce ağladık, sarıldık ya gitmiyor aklımdan. Erkekler ağlamaz derler, oysa bal gibi ağlarmış işte...
Bu Babalar Günü kapını çalamayacağım, elini öpüp sarılamayacağım ama biliyorum ki yol arkadaşlarım, dostlarım, eşim ve kızlarım çalacak kapını, onlarca İnan Güney öpecek elini.
Üzülme dayan babam, elbet bu günler geçecek ve ben kapını çalıp elini öpeceğim, gölgene sığınacak, sarılacağım ve mutluluk gözyaşları dökeceğiz.
O güne kadar, özgür günlerde kucaklaşana kadar kal sağlıcakla babam. Hani bir türkü dinlerdin ya hep; "Ben yanarım yavrum sana, yavrum yanar yavrusuna" derdi; biliyorum sen bana, ben yavrularıma yanarım hücrede.
Bu Babalar Günü sen evladından, ben evlatlarımdan ayrıyım baba…
Ne sana ne bana kutlu olmayacak ama kutlayacağımız, güleceğimiz, sarılacağımız daha nice Babalar Günü’ne olan inancım tam. Ellerinden öpüyorum, elbet bugünler geçer, zulüm son bulur, yeter ki sen sağlıklı ol, var ol babam.
Sağlıcakla kal… Oğlun İnan Güney Silivri Zindanı
@ekonomikanaliz Üstat araba dediğimiz şeyin çamaşır makinesinden hiç bir farkı yokken, verimsiz hale gelmiş 20 yıllık arabalar yurtdışında hurdaya ayrılırken, bizde bu sistem yüzünden para ediyor, alınıp satılıyor. Can güvenliği, çevreye etkisi, yedek parça maliyeti gibi onlarca faktör de cabası