Everything about Ozland.Make sure do not forget to wear your red shoes.Plz no cripto money,politic,religious,racist issues.YES i am proudly Tatar & love ATATURK
2700 yıllık Apollo Tapınağı’na. Sahip ülkeyiz ama sonuç..
Antalya Side’deki Apollo Tapınağı’nda tarihi kalıntılara çıkan turistlere görevliler müdahale etmedi. Duyarlı bir genç ise turistleri Türkçe ve İngilizce uyararak tarihi alanı boşalttı.
@AblukaMedya 1932’de SSCB ile yapılan sanayi iş birliği kapsamında sağlanan kredi, makine ve teknik destekle Kayseri ve Nazilli Sümerbank fabrikalarını kurdu. Kredilerin geri ödemesinde ise Türkiye’nin ihraç ürünlerinden yararlanıldı (Atatürk Ansiklopedisi, 2021).
Refika Birgül'ün anlatımıyla Atatürk ve portakalların inanılmaz hikayesi:
🔷 Atatürk, yetiştirilmesi için emirler veriyor.
🔷 İtalya'dan fidanlar geliyor.
🔷 Atatürk'ün böyle çok yakışıklı, bir elinde portakal tuttuğu meşhur bir fotoğrafı vardır.
🔷 Geliyor, bir tane portakalı alıyor ve kabuğunu soyuyor.
🔷 Yarısını Salih Bozok'a veriyor, yiyorlar ve tadı çok hoşuna gidiyor.
🔷 Sonra "Ne kadar ekilecek ya bunlar?" diye soruyor.
🔷 Salih Bozok bir yer göstererek, "Şu kadar bir yeri düşündük paşam" diyor.
🔷 Atatürk, "Hayır" diyor, "Buradan gözünüzü alabildiğiniz yere kadar ekeceksiniz."
🔷 Salih Bozok da, "O kadar paramız yok" diye karşılık veriyor.
🔷 Atatürk, "Hayır, bundan sonra para sorun olmayacak." diyor.
🔷 "Gözümüzün alabildiği kadar yere bu portakallar ekilecek, ben parayı halledeceğim." diyor.
🔷 Ve portakallar bolca, bereketli bir şekilde yetişiyor.
🔷 Bolca yetiştikten sonra Ruslar gelip bu portakalları almak istiyor.
🔷 Biz o dönem üretime o kadar alışmamışız ki; bir taraftan çay, bir taraftan muz yetiştirmeye çalışıyoruz.
🔷 "Bu portakalları isteyen var ama ne yapacağız, kaça satalım?" diye herkesi bir panik alıyor.
🔷 Atatürk de diyor ki: "Biz bunları parayla satmayalım."
🔷 "Karşılığında fabrikalar isteyelim, fabrika için makineler isteyelim."
🔷 "Bize aslında o know-how'ı, yani işletilmesini öğretsinler."
🔷 Bunun üzerine bu portakallarla kurulan fabrikaları söyleyeceğim, anlatırken tüylerim diken diken oluyor.
🔷 1. Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası.
🔷 2. Kayseri Sümerbank Tekstil Fabrikası.
🔷 3. İskenderun Demir Çelik Fabrikası.
🔷 4. Şişecam Fabrikası (Paşabahçe).
🔷 Aliağa Rafinerisi, Seydişehir Alüminyum Fabrikası ve Oymapınar Barajı.
Ölüdeniz, Kumburnu...
Bırakın havlunuzu koyup yüzmeyi, yürüyüş bile yapamazsınız.
Sahillerimiz istila altında...
Toplama kampı gibi...
Geçenlerde Çeşme'de yaşanan kavgayı hatırlayın. Turizmci mi mafya mı belli değil çoğu işletme.
@murat_kurum@csbgovtr
İskenderun açıklarında denize atılmış ölü sığırlar…
Ölüm gemilerine tepiştirilen hayvanlar, ucuz “et” için köle gibi satılıyor ve haftalarca süren korkunç bir yolculuğa zorlanıyor. O koşullara dayanamayan birçok hayvan yolda ölüyor. Ölenleri ya gemide kurdukları bir düzenek içinde rendeleyerek ya da doğrudan denize fırlatarak yok ediyorlar.
Hadi kurum ve ticari şirket yetkilileri ve çoğu siyasetçi, ne hayvanların yaşam hakkını ne de insanların sağlığını düşünüyor, tek düşündükleri kâr ve rant diyelim… İnsanlar niye kendileri gibi bilinç sahibi, duyguları olan hayvanlara bu zulmün yapılmasına sessiz kalıyor?
Bu konuda kitabımda yer alan bir yazıda sorduğum soruları yinelemek istiyorum. Lütfen bu sorular üzerinde düşünün…
1- 21. yüzyılda insan olmak bu kadar ağır, aşağı bir zalimlik seviyesine inmek midir?
2- Ben bu vahşeti destekliyor muyum? #hayvanticaretinehayır
Denizin dalgasının kıyıya vurduğu noktadan itibaren 50 metre içeriye kadar olan bölümü, yani kumsalı; hiç bir otel veya işletme şezlong, şemsiye, platform ve benzeri şeyler koyarak işgal edemez.
Bu bölüm, Anayasa ve Kıyı kanunu gereği, ücretsiz olarak tüm vatandaşların kullanımına açıktır.
İşletmeler, ancak bu bölümün dışında mülkiyetleri altındaki veya kiraladıkları alanda; duş alma yeri, şemsiye, şezlong, havlu vb denize girmek için gerekli eşya ve levazımatı bulundurabilir ve kiraya verebilirler.
Kamunun kullanımına açık 50 metrelik alanda denize girmek üzere; isteyen herkes kendi şezlongunu, şemsiyesini, koyarak veya havlusunu sererek güneşlenebilir ve denize girebilir.
İşletme adı altında sahili işgal eden şebekelerin, belediyeye veya herhangi bir merciye “işgaliye bedeli” ödemiş olmaları;
-Yaptıkları işgali yasal hale getirmez ve “işgallerinin devamına dair izin almış oldukları” anlamına gelmez.
-Vatandaşların kamuya açık ve ücretsiz kullanma hakları olduğu bu bölümden faydalanma haklarını ortadan kaldırmaz.
-Kendilerine vatandaşları oraya sokmama veya oradan faydalanmalarına engel olma hakkı vermez.
Mevzuat böyle olduğu halde; Deli Dumrul gibi gelen kişileri bu alana sokmayan, yolunu kesen, tehdit eden veya para ödemeye mecbur bırakan işletmeler veya kişiler düpedüz eşkıyadır, haramidir ve hayduttur.
Bunu yapanlar hakkında;
-İnsanları hürriyetlerinden yoksun bırakma,
-Kamuya açık alanları işgal etme,
-Haydutluk ve eşkıyalık yapma suçlarından işlem yapılması gerekir.
Bu konuda kendilerine suç ihbarında bulunulan emniyet makamları ve savcılıklar; işgalci ve yol kesenler hakkında gereken işlemi yapmadıkları ve bunların çıkardıkları engelleri kaldırmadıkları takdirde, kanuni görevlerini yerine getirmemiş olur ve “görevi ihmal” suçunu işlemiş olurlar.
Eğer resmi yetkililer, kendilerine ihbar geldiği halde işgalciler ve vatandaşları engelleyenler hakkında suç takibatı yapmaz ve işgali kaldırmazlarsa; bu defa onlar hakkında, görevlerini ihmal ettiklerine dair üst mercilerine suç duyurusunda bulunulması gerekir.
Yasemin Minguzzi’nin aylarca süren zorlu mücadelesinin ardından sözde suça sürüklenen çocuklara yönelik yeni yasa teklifi TBMM Adalet Komisyonu’nda kabul edildi.
Yasemin Minguzzi sadece Ahmet için değil, tüm çocukların güvenliği için çıktığı bu yolda aldığı bütün tehditlere ve baskılara rağmen asla geri adım atmadı.
Sokak teröristlerinin hak ettiği cezaları alabilmesi için evladının yasını erteleyip yola koyuldu.
Yasemin Minguzzi, Türk kadınının mücadeleci ruhunu herkese gösterdi.
Londra’da “Ancient Lights” diye ilginç bir kural var (kadim ışık hakkı). Bir binanın penceresi 20 yıldan fazla süredir aynı yerden ışık alıyorsa, çevresinde ışığı engelleyecek bir inşaata izin verilmiyor.
Kardeşimiz Ozan Pekgöz tıpkı Doğu Perinçek gibi katil Çin’in propagandasını yapan, Özlem Gürsesin ağzının payını vermiş. Çin işgalci yönetimi Doğu Türkistan’daki soykırım operasyonunu bitirdikten sonra bunun gibi gazeteci müsveddelerinin ağzıyla kendini aklamaya çalışmakta.
Ünlü tarihçi Justin McCarthy anlatıyor:
"Dünyada en büyük soykırım Osmanlı Türklerine karşı yapıldı. 1821'den 1922'ye kadar 5.5 milyon Osmanlı türkü balkanlardan sürüldü. 5 milyondan fazlası ise öldürüldü. Bunları kimse bilmez. Tarih kitapları yazmaz"
İşte geldi kuzu kuzu!
Gümüşhane'de 'Pamuk' isimli bir kuzu, sahibinin peşinden ayrılmıyor.
"Benim amacım çocuklarıma hayvan sevgisini aşılamaktı. Eve geldiğim zaman araba sesini tanıyor ve son sürat yanıma geliyor."
Bursa'da bir vatandaş, ölmek üzereyken zeytinyağıyla iyileştirdiği kazla birlikte yaşıyor.
"Komşum 'kesip köpeğe yedirin' diyerek vermişti. Kıyamadım. 10 yıl oldu."
Yapay zeka şirketleri sahafları boşaltıyor: Milyonlarca kitabı alıp, tarayıp, imha ettiler
◾️Hollanda’da bir sahaf gece 03.00’te 3 bin kitaplık sipariş aldı.
◾️Birbiriyle alakası olmayan kitaplar arasında jeomekanik üzerine teknik incelemeler de vardı, İrlanda folkloruna dair akademik çalışmalar da…
◾️Kitaplar ISBN numaralarıyla birlikte titizlikle sıralanmıştı.
◾️Avrupa’nın dört bir yanındaki sahaflar aynı şeyi yaşıyordu. Biri, raflardaki tozlu kitapları sistemli bir şekilde süpürüyordu.
◾️Alıcı firma "normal bir ticaret yapıyoruz" dese de depolarından sızan görüntüler, bunun bir tasfiye süreci olduğunu kanıtlar nitelikteydi.
◾️Yapay zeka şirketlerinin telif hakkı engelini aşmak için buldukları bu yöntem kültürel bir tasfiyeye dönüşmüş durumda.
Detaylar soL’un haberinde 👇
https://t.co/Mlq02CFQOe