Bedenin şatafatı gösteriştir; ruhun şatafatı ise sadelik ve tevazudur. İç dünyasını zenginleştiremeyen ham ruhlar, boşluklarını lüksle doldurmaya çalışır. Oysa ruhu beslemeyen her gösteriş, zamanla insanın omuzlarında ağır bir yüke dönüşür.
Günümüz dünyası, nitelikli insanlar için adeta bir mahzene dönüşmüştür. Cehalet ve görgüsüzlük yalnızca biçim değiştirerek her yeri kuşatmış, görünür olmanın şartı ise çoğu zaman vasatlığa teslim olmak hâline gelmiştir. Maddiyatı yalnızca gösterişli bir vitrin olarak gören kalabalıklar, anlam ve düşünce dünyasından seslenen insanlara değer vermez olmuştur. Bu yüzden derinlikli insanlar sessizce geri çekilmiş, gerçekten nitelikli birine rastlamak büyük bir şansa dönüşmüştür.
Bilgeleşmiş ve olgun bir insan için mal mülkle övünmek, övünülecek bir şey değil, utanılacak bir tavırdır. Çünkü maddi varlıklar kişiliği temsil etmez. Eşyalarıyla övünen kişi, çoğu zaman başka bir erdem ortaya koyamadığı için sahip olduklarına sığınır. Sadelik sıradanlık değildir; asıl sıradanlık, gösterişe ihtiyaç duymaktır. Bilge insanlar, çoğunluğun beğenisini değil, kendi iç huzurlarını önemser.
Bugünün en hazin manzaralarından biri, aşağılık duygusunu lüks tüketimle gizlemeye çalışan görgüsüzlüğün yaygınlaşmasıdır. Kaliteyi lüksle karıştıran bu sonradan görme anlayış, toplumu yapay bir gösteriş kültürüne mahkûm ederek kültürel yozlaşmayı derinleştirmektedir. Unvanı, serveti ve gösterişi elinden alındığında geriye hiçbir kişisel değeri kalmayan insan, aslında en büyük yoksulluğu yaşamaktadır.
Vasat zihin, araç ile amacı birbirine karıştırır. Parayı, eğitimi ve makamı kişisel gelişimin araçları olarak değil, egosunu beslemenin amaçları olarak görür. Oysa nitelikli insan; lüksle kaliteyi, konforla huzuru birbirine karıştırmaz. Gösterişsiz de olsa gerçek kaliteyi tercih eder ve başkalarının hayranlığını değil, kendi vicdanının huzurunu kazanmayı önemser.
Modern çağ her şeyi ucuzlaştırıp basitleştirirken, ilişkilerin doğasını da tamamen değiştirdi. Artık "Bir erkeğe ilk adım atılır mı?" tartışmasını geride bıraktık; günümüz dünyasında asıl gerçek, bir kadına ilk adımın atılmaması gerektiğidir.
Yoğun bir ilgi bombardımanı altında yaşayan bir kadına ilk adımı atmak, o kargaşanın içinde kaybolup gitmek ve kendi değerinizi düşürmek demektir. Çünkü günümüzde bir kadına ciddi, yüzeysel, eğlenmelik ya da ileriye dönük olarak onlarca erkek sürekli ilgi gösteriyor. Bu yoğun ilgi yüzünden kafası karışan kadınlar, kendilerini birer kraliçe gibi konumlandırabiliyor.
Sosyal hayatta bir kadına yaklaştığınızda terslenme riskiniz oldukça yüksek. Sosyal medyada ilk adımı attığınızda ise muhtemelen yüzlerce erkeğin arasında sıradan bir seçeneğe dönüşecek ve o kalabalıkta fark edilmeyeceksiniz. Kadınlar zaten kendi etraflarında dönenleri ya da önlerine hazır sunulanları beğenmiyor; gözleri hep daha fazlasında ve daha yukarıda oluyor.
İşte bu yüzden ilişkilerde tam tersi bir dinamik ortaya çıktı: İlk adımı kadının atmadığı ilişkiler artık yürümüyor. Bugün nitelikli ve ciddi bir birliktelik, ancak gerçekten isteyen bir kadının uygun bir şekilde adım atmasıyla başlayıp sağlıklı ilerleyebiliyor.
Siz buna ister kadın hakları deyin, ister eşitlik veya özgürlük; gelinen nokta tam olarak budur ve bu durum aslında insan doğasına ve hayatın normal akışına tamamen aykırıdır. Çünkü bu şartlarda kadınların büyük bir kısmı erkeklerin en üst tabakasındaki ufak bir azınlığa yönelirken, erkeklerin çoğunluğunu oluşturan ortalama kısmı hiçbir kadına ulaşamıyor, ortada ciddi bir sistem bozukluğu oluşuyor.
Böylece kadınlar kendi denginden ve dengeden habersizce piyasayı allak bullak etmiş oluyor. Sonuç olarak hem kadınlar hem de erkekler yalnızlıktan ve kendilerine uygun bir eş bulamamaktan yakınıyor.
Günümüzde bir erkeğin yapabileceği en iyi şey; mesafesini ve ağırlığını koruyarak, görünür ve saygın bir değer inşa etmektir. Erkek, ilgisini ve varlığını uygun şekilde gösterdikten sonra, mecburen ilk adımı kadının atmasını beklemelidir. Ne yazık ki günümüzde kadın adım atmadıkça, birçok potansiyel ilişki daha başlamadan bitmeye mahkum kalıyor...
@OgretmendnBorsa Bu tarz kampanyaları araştıran ve evlenmeyi düşündüğüm için katılmaya sıcak bakan biri olarak, örtülü faizi görmeden hiçbir karar alınmaması gerektiğini düşünüyorum. Bu örnek için bir deneme yaptım. Araştıran arkadaşlara fayda sağlaması umuduyla buraya da ekliyorum.
Women will forgive you for being unfaithful.
They'll forgive you for being a jerk, for treating them like trash.
But they'll never forgive you for these three mistakes:
“Tanımak, güvenmek, bağ kurmak” ile kastım cinsini, cibiliyetini, karakterini tespit etmek değil. Şöyle tarif edeyim; ticaretle iştigal ediyorsunuz, müşteri geliyor, adam at hırsızına benziyor, size tekinsiz bir intiba veriyor; ticarete temkinli ve tedirgin bir biçimde başlarken birkaç gidiş geliş, çay kahve sohbet muhabbet sonunda adama kanınız kaynıyor, aslında çok hasbi biri olduğunu anlıyorsunuz. Bunun tam tersi de mümkün; ilk görüşte iyi bir imaj çiziyor, esaslı adam diyorsunuz, birkaç buluşmada adamdan soğuyorsunuz. Ben marangozluk yaparken bunu çok yaşadım.
Onun için bir iki defa görmekle kimseyi değerlendirmeyin diyorum. Bir insanın yürüyüşü, oturması kalkması, satıcıyla iletişim kurması, yemek yemesi dahi ona dair bir intiba verir. Hatta bir erkeğin bayan gorsonla kurduğu iletişim şekli, bir kadının masadaki dağınıklıktan rahatsızlık duyup boş tabakları toparlamaya çalışması rutin hayatlarına dair ip uçları sunar size. Bunun gibi pek çok basit örnek sizin o kişi hakkındaki düşüncelerinizi şekillendirir. Hani deriz ya “Adamın yürüyüşünde meymenet yok” diye, yürüyüşü bile önemlidir insanın. Sizi cezbeder ya da iter.
Planlar yaparak mutluluğa erişeceğini sanmak, insanoğlunun en safça yanılgısıdır. Hayat, anlık denk gelişlerle pamuk ipliğine bağlıyken; insan, planlar yaparak mutlu olacağını sanacak kadar aptaldır...
Büyük iddialarla çıkılan yollar, aslında büyük kaybedişler için kurulmuş birer tuzaktır ve ulaşılan her amaç, yeni bir hüsranın habercisidir...
İnsan, eninde sonunda kaybetmeye mahkûmdur...
Sevdiklerini, inancını, heyecanını kaybeder; duygularını, masumiyetini, hevesini ve hedeflerini yitirir; evini, aşkını, gençliğini ve sağlığını birer birer geride bırakır...
Ve kaybetmelerin bir sonu da yoktur...
Hiç istisna yok. Kadın kendinden her zaman mental, fiziksel, maddi, duygusal, kültürel ve bakış açısı olarak zenginini arar. Herhangi birinde çok güçlü olmak 1-0 yapar. Tipiniz düzgünse (yakışıklılık-boy-saç) 5-0 olur.
Hiçbir kadın yanında disiplinsiz, dağınık, güçsüz, fakir ve problem çözemeyen erkek görmek istemez. Her sabaha azim ve enerjiyle kalkan, hayalleri umutları olup mantıkla hareket edip risk alabilecek erkek görmek ister.
Gelişmeye ve değişmeye açık olmak, spor yapmak, iyi görünmek, para kazanmayı amaç edinmek erkeği erkek yapar.
EVLENİLECEK DEĞİL, EĞLENİLECEK ADAM OL.
Çünkü genç yaşta “evlenilecek adam” olmaya çalışan erkeklerin çoğu, kadınların gözünde çekici erkek değil; güvenli liman, yedek plan ve duygusal sigorta olur.
Acı ama gerçek.
Sen daha hayatı yaşamadan, risk almadan, eğlenmeden, kendini geliştirmeden “ben ciddi düşünüyorum” moduna girersen kadın seni heyecan verici bulmaz.
Seni iyi biri olarak görür.
Seni saygılı biri olarak görür.
Seni düzgün biri olarak görür.
Ama çoğu zaman seni arzulanan erkek olarak görmez.
Çünkü arzu, sadece iyi niyetle oluşmaz.
Arzu; özgüvenle, rahatlıkla, sosyal güçle, mizahla, dominant enerjiyle, hayat dolu olmakla oluşur.
Kadınların genç yaşlarda peşinden koştuğu erkek tipi genelde “ben seni evlenilecek kadın olarak görüyorum” diye gezen erkek değildir.
Kadınların peşinden koştuğu erkek;
Hayatı olan erkektir.
Sosyal çevresi olan erkektir.
Maceraya açık erkektir.
Kadını merkeze koymayan erkektir.
Onun onayına muhtaç olmayan erkektir.
Flört etmeyi bilen erkektir.
Gerektiğinde eğlendiren, gerektiğinde sınır koyan erkektir.
Sen ise daha ilk konuşmada kendini koca adayı gibi pazarlarsan, kendi değerini düşürürsün.
“Ben ciddi adamım.”
“Ben oyun sevmem.”
“Ben düzgün ilişki isterim.”
“Ben sadık biriyim.”
Bunları söylemen seni değerli yapmaz.
Çünkü değerli erkek kendini anlatmaz.
Değerli erkek hissettirir.
Bir kadın seninle konuşurken heyecan hissetmiyorsa, seninle vakit geçirirken gülmüyorsa, yanında kadınlığını hissedemiyorsa, ne kadar iyi çocuk olduğunun hiçbir önemi yok.
İyi çocuk olmak tek başına yetmez.
Hatta çoğu zaman iyi çocuk imajı seni bitirir.
Çünkü “iyi çocuk” olmakla “değerli erkek” olmak aynı şey değildir.
İyi çocuk sürekli kendini kanıtlamaya çalışır.
Değerli erkek zaten seçen tarafta olduğunu bilir.
İyi çocuk kadını kaybetmemek için kendini ezer.
Değerli erkek kadının ilgisini yönetir.
İyi çocuk kadına hemen bağlanır.
Değerli erkek kadını hayatına alıp almayacağına bakar.
İyi çocuk ilişki ister çünkü yalnızlıktan korkar.
Değerli erkek ilişkiyi seçer çünkü hayatında yer açmaya değer biri çıkmıştır.
Aradaki fark budur.
Sen gençliğini “biri beni sevsin, biri beni seçsin, biri benimle ciddi düşünsün” diye geçirirsen kaybedersin.
Önce kendini seç.
Önce hayatını kur.
Önce karakterini güçlendir.
Önce kadınlarla konuşmayı öğren.
Önce flört etmeyi öğren.
Önce reddedilmeye alış.
Önce sosyal cesaret kazan.
Önce erkekliğini inşa et.
Çünkü eğlenilecek adam olmak demek serseri olmak değildir.
Eğlenilecek adam olmak;
Kadının yanında sıkılmadığı adam olmak demektir.
Kadının yanında heyecan hissettiği adam olmak demektir.
Kadının hayatına renk katan adam olmak demektir.
Kendine ait dünyası olan adam olmak demektir.
Kadını hayatının merkezi yapmayan adam olmak demektir.
Kadınlar güven ister ama önce çekim ister.
Çekim yoksa güven seni arkadaş yapar.
Çekim yoksa sadakat seni yedek yapar.
Çekim yoksa iyi niyet seni “çok iyi birisin ama…” cümlesine götürür.
O yüzden kendini kandırma.
“Ben evlenilecek adamım” diye övünme.
Bu çoğu zaman güçlü bir özellik değil, erken teslimiyet sinyalidir.
Kadına daha seni tanımadan hayatının merkezine koyacağını belli edersen, onun gözünde gizemin biter.
Kadın seni merak etmeli.
Seni çözmeye çalışmalı.
Seninle vakit geçirirken enerjisi yükselmeli.
Senin hayatına dahil olmak istemeli.
Bunu da sıkıcı, garantici, onay arayan erkek enerjisiyle yapamazsın.
Önce eğlenilecek adam ol.
Sonra zaten gerçekten değerliysen, doğru kadın seninle ciddi düşünmek ister.
Ama baştan “evlenilecek adamım” diye dolaşırsan, çoğu zaman sadece kullanılacak, bekletilecek ve unutulacak adam olursun.
Sert gerçek şu:
Kadınların saygı duyduğu erkek, kendini seçtirmeye çalışan erkek değil; seçen erkektir.
Hayatını kur.
Sosyal gücünü artır.
Flört etmeyi öğren.
Mizahını geliştir.
Bedenini, tarzını, konuşmanı güçlendir.
Kadına muhtaç erkek enerjisini bırak.
Çünkü bu dünyada iyi niyetli ama sıkıcı erkekler görünmez olur.
Ama hayat dolu, özgüvenli, rahat ve çekici erkekler unutulmaz olur.
Evlenilecek adam olmaya çalışma.
Önce eğlenilecek, merak edilen ve arzulanan adam ol.
#erkekgelişimi #flört #maskülenenerji
Hakikatte kimse aşk istemiyor; insanlar sadece her şeyi tam, kusursuz ve pırıltılı birinin gelip kendilerine aşık olmasını bekliyor. Günümüz ilişki anlayışındaki en ironik taraf da tam burada başlıyor: Herkes sevilmemekten, düzgün birine denk gelememekten ve masumiyetin yok oluşundan şikayet ediyor. Ancak o aranan temiz ruh nihayet karşılarına çıktığında; boyunu beğenmiyor, tipini beğenmiyor, parasını, ailesini, işini ya da tavrını yetersiz bulup sırtını dönüyor.
İnsanın romantize ettiği idealler ile zihnine kazınmış katı gerçekler çok fena çarpışıyor. Bir kadın; sadece gerçek bir sevgi değil, hem zengin hem yakışıklı hem de kariyerli bir mükemmellik abidesinin ona tapmasını arzuluyor. Aynı şekilde bir erkek; sadece sadakat ve bağlılık değil, hem kusursuz güzellikte hem eğitimli hem de aynı anda tüm ev işlerini çekip çeviren bir kadının ona kul köle olmasını bekliyor.
Bu beklenti kaosu içinde ufacık şeyleri devasa sorunlar haline getiriyoruz. Kimse beraber büyümeyi göze almıyor, kimse gerçek zorluklarla yüzleşmek istemiyor. Hayallerle gerçeklik çarpıştığında, o çok övülen romantizm paramparça olup gidiyor. Elimizdekiyle yetinmeyi beceremiyor, bize her şeyini vereni "insan yerine" koymuyor, bize sadık kalanı ise ciddiye bile almıyoruz.
Sonuçta kendi ellerimizle ürettiğimiz bu pisliğin ve duygusal kaosun içinde yapayalnız kalıp tükeniyoruz. Sonra da dönüp dünyaya feryat ediyor, isyan ediyor, şikayetler yağdırıyoruz. Oysa insan, yaşadığı tüm bu yıkımın temel sebebinin kendisi olduğunu anladığı an, gerçek çözüme çok yaklaşmış olacaktır...
Psychology Facts:
1. Girls often fall in love with character, and guys with looks.
2. If you often dream about the same person, they might be in love with you.
3. The one who values the friendship is usually the first to apologize—it doesn’t mean you’re weak, it means you care.
4. If you’re constantly sleepy or always wanting to sleep, it could be a sign of loneliness.
5. People who tease you the most often care deeply about you—they just don’t know how to express it.
6. When someone listens to the same song on repeat, they’re trying to relive a specific emotion or memory.
Geçenlerde çok sevdiğim, dertleştiğimiz bir abimle kahve içiyorduk. Kimseye anlatamadıklarını bana anlatır sağ olsun. Avukat bir kızı var; boylu poslu, pırıl pırıl bir genç kadın. Kızın dört yıldır görüştüğü bir sevgilisi varmış ve evlenmek istiyorlarmış ama abimiz buna şiddetle itiraz ediyor.
Sebebini sorduğumda; çocuğun bir yerde şoför olduğunu, yani "ciddi" bir mesleği olmadığını söyledi. Üstelik kızın yanında sönük kaldığını, yakıştıramadığını anlattı. "Yapma abi gözünü seveyim," dedim. "Bu devirde sadık, vefalı, dört yıl boyunca bir insanın yanından ayrılmamış birini bulmuşlar; kız da seviyor, istiyor. Sen sadece etikete bakıp buna engel mi oluyorsun?" Öylece kalakaldı.
Benzer bir durum kapı komşumda da var. Onun da avukat bir kızı var; gayet alımlı, işi gücü yerinde, pırıl pırıl bir kadın. Köpeğini gezdirmek için sabahın köründe ya da gece yarısı dışarı çıktığında sık sık denk geliyoruz. Sevgilisi ise motor kurye bir çocuk. Dışarıdan baksanız; göbekli, tıknaz, kimsenin o kıza yakıştıramayacağı bir tip.
Ama kız, gece yarısı o çocukla iki dakika dertleşebilmek, birlikte sigara içip vakit geçirebilmek için köpeği bahane edip dışarı koşuyor. Bazen bu tip şeylerin kıymetini bilmek gerekiyor. Hep diyorlar ya; "Kimse erkeklerin yüzüne bakmıyor, herkes paranın ve statünün peşinde..." Vallahi öyle değil; şu an bu iki örnekle buna canlı şahidim.
İki başarılı ve güzel kadının; mesleklerine, fiziksel "standartlara" veya vitrin kalıplarına denk olmayan ama gerçekten sevdikleri adamlarla sapasağlam ilişkileri var. Demek ki piyasada gerçek aşk, samimiyet ve düzgün insan hâlâ var. Umudunuzu kaybetmeyin, sosyal medyanın yarattığı o sahte "kusursuz eş" algılarına aldanmayın. İnsanlar birbirini etiketleri için değil, ruhları için seviyor.
Bu vesileyle, birbirine çok yakıştırdığım Arda Güler ve sevgilisi Duru Nayman’a da mutluluklar diliyorum. Gerçek sevgi her zaman kazanır...
Kadın, ancak kendisini anlayışıyla kuşatan adamı sever. Onun nazarında ilk kuvvet, o adama duyduğu hayranlığın kuvvetidir. Kadının ilk gururu, o adamın sevgisiyle duyduğu gururdur; erkeğin gururu ise kendi erkekliğiyledir. İşte kadının dünyasında şu iki uç nokta o adamda birleşir: Onun hem zarif insanı hem de zarif canavarı!
- Vahyül-Kalem - Er-Râfi'i
* Kadın, erkeğin kendisine karşı olan nezaketini (insan tarafı) sevdiği kadar, dış dünyaya karşı veya koruma içgüdüsüyle sergilediği o dizginlenemez gücü ve sertliği (vahşi tarafı) de çekici bulur. "Zarif canavar" ifadesi, kadını sahiplenen ama incitmeyen o gücü temsil eder.
Allah “doğa kanunları” demiyor “ben” yapıyorum diyor.
Bu mantığı anlamak çok önemli; evrende ve tüm zamanlarda etki oluşturan herşeyi Allah sahiplenir.
Ve gerçekten de an an yaratılır.
Bu robotik mantıkta bir otomasyon sistem değil. Allah sistemi çalıştırıp geri çekilmedi.
An an yaratılmasa -teknik adıyla “gözlemlenmese”, sistem anında çöker.
Bu konuyu kafada doğru formülize etmek, beynin gerçeklere doğru adapte olabilmesi için hayati önemli.
Ayda 100.000 TL eve giriyor ve kira derdiniz yok. Tebrikler, finansal özgürlük oyununa 2-0 önde başlıyorsunuz.
Ama beni iyi dinleyin: Bu avantajı kullanmazsanız, enflasyon canavarı o 100K'yı kemirir, size sadece "geçinme" illüzyonu kalır.
20 yıllık piyasa tecrübeme dayanarak söylüyorum; zenginlik ne kadar kazandığınızla değil, ne kadarını içeride tutabildiğinizle ilgilidir.
Kendi evinde oturan, 4 kişilik bir aile için "Finansal Kale" stratejisini çizdim. Bu bir temenni değil, bir savaş planıdır.
Bu plandaki disiplin:
Gelirin yarısı (%50) yaşama gider, diğer yarısı (%50) geleceği inşa eder. Bu konuda pazarlık yok.
Stratejinin Özü (Görseldeki Dağılım):
🛡️ SAVUNMA (%40): Önce paranı koru. Altın ve döviz bazlı varlıklar, TL'deki erimelere karşı kalkanındır.
🚀 BÜYÜME (%40): Reel getiri için risk al. BIST'in temettü devleri ve S&P 500 gibi küresel endeksler senin üretim bantlarındır.
⚡ FIRSAT & GELECEK (%20): Asimetrik getiri için küçük bir miktar (Kripto) ve çocukların geleceği için dokunulmaz fonlar.
Bu görseli telefonunuza kaydedin, çıktısını alın, buzdolabına asın. Bu sizin finansal anayasanızdır.
Unutmayın, piyasa sabırsızların parasını sabırlılara aktarır. Kalede kalın.
Sizin hanenizin tasarruf oranı yüzde kaç? Yorumlarda tartışalım. 👇 🔥
Borsa Yatırım FinansalÖzgürlük Altın Bitcoin Tasarruf (YTD)
evlilik, bir tercih meselesi olduğu kadar nasip meselesidir de. evleneceğin kişiyle çabasız karşılaşabildiğin gibi ne kadar çabalasan da kendine münasip ve denk insanla karşılaşmayabilirsin. henüz karşılaşamamış olmak senin kusurun değildir. kimse bekar olduğu için "nasipsiz ve huysuz" gibi yakıştırmaları hak etmez ve çabasızlıkla itham edilemez. zamanı geldiğinde ve doğru insana denk düştüğünde elbet senin de gönlün yeşerecek, yüzüne gül bahçeleri konacaktır. imtihan hep var. bekarlık da imtihan, evlilik de. evlenip çoluk çocuğa karışınca imtihanını tamamlamış olmuyorsun. kimse, "ben unumu eledim, eleğimi astım" diye köşesine çekilip imtihanı bitti sanmasın. Allah bazen bu büyük lafları insana yedirebilir.
İnsanlar rayiç bedelini tapu masrafı az çıksın diye küçük göstermiyor. Örnekle anlatayım.
A kişisi 2020 yılında 500 bin TL'ye ev satın almış. Enflasyondan dolayı evin fiyatı bugün 10 milyon TL olmuş.
A kişisi bu evi şimdi satar ve tapuda "10 milyon TL" rayiç bedeli gösterirse devlet A kişisine; "kardeş sen bu evden 9.5 milyon TL kâr ettin bu sebeple kârın %20'si benim" diyecek ve paranın 1.9 milyon TL'sini vergi olarak alacak.
A kişisinin elinde 8.1 milyon kalacak.
Aynı evi tekrar almak istese alamayacak.
Çünkü ev enflasyondan dolayı fiyat değişimine gitti.
Değer kazanmadı, değerini korudu.
Yani A kişisi 1.9 milyon TL zarar etmiş oldu.
Devlet bunu görmüyor mu?
Görüyor.
Bilincinde mi?
Evet.
5 yıldır enflasyonun Allah'u Ekber dağlarına çıktığını görüyor. Esnafın bugün sattığını aynı para ile öbür ay yerine koyamadığını görüyor. Vatandaşın, mavi-beyaz yakanın, kendi memurunun bile sabit maaş ile geçen ay aldıklarını bu ay alamadığını görüyor.
Ama devlet ısrarla bu olaya "vergi" diyor.
Vergi değil kardeşim.
Bunun adı haraç.
@piyasasozcusu@muhyatirimci1 Kural gelmeli alıcı satıcı ayrı ayrı eşit öder diye. Adam ev satarken de yüzde 2 öder alırken de yüzde 2 öder en azından kimse sesini çıkaramaz