İsrail'in Açık Denizlerdeki Yapısal Cezasızlık Rejimine Hukuki Bir İtiraz: Küresel Sumud Filosu Raporumuz Yayımlandı
Şu günlerde Akdeniz'in uluslararası sularında sivil insani yardım misyonlarına karşı fiilen icra edilen askerî müdahaleler, İsrail'in hukuk tanımaz tahakkümünün en güncel tezahürüdür. Yeryüzü Avukatları Derneği (WOLAS) olarak Küresel Sumud Filosuyla işbirliğinde, mevzubahis şiddet sarmalını uluslararası hukuk normları bağlamında inceleyen ve eylemlerin asıl mahiyetini deşifre eden kapsamlı raporumuzu kamuoyunun ve karar alıcıların dikkatine sunuyoruz.
Açık denizlerde sivil gemilere yönelik bu saldırılar, uydurma bir "deniz güvenliği" tedbiri zırhı ardına gizlenemez. Aksine bu fiiller; İsrail'in Filistin üzerindeki hukuka aykırı işgali ve Gazze’deki sivil nüfusa karşı yürütülen kasten aç bırakma, yoksunlaştırma ve soykırım politikasının ayrılmaz bir parçasıdır.
Raporumuz, uluslararası ceza hukuku ve deniz hukuku ışığında üç sarsılmaz gerçeği tescillemektedir:
1. Filo'nun misyonu bütünüyle meşru, sivil ve insanidir; gemiler ve yolcular serbest, zararsız ve insani geçiş haklarının mutlak koruması altındadır.
2. İsrail'in deniz ablukası, uluslararası insancıl hukuku ağır biçimde ihlal eden bir toplu cezalandırma (kolektif cezalandırma) yöntemidir.
3. Gemilerin hukuka aykırı biçimde zapt edilmesi, sivillerin alıkonulması ve kötü muameleye maruz bırakılması; savaş suçları ile insanlığa karşı suçların yanı sıra bayrak devletlerine karşı bir saldırı fiili teşkil etmektedir.
Bu rapor, yalnızca İsrail'in değil; söz konusu ihlallerin işlenmesine iştirak eden, kolaylaştıran veya sessiz kalarak bu suçların sürdürülmesine katkı sunan tüm üçüncü devletlerin uluslararası sorumluluğunu açıkça kayda geçirmektedir.
Hak ihlallerinin kanıksatılmasına müsaade etmeyecek, sivil direnişin ve insani erişimin uluslararası hukuk nezdindeki meşruiyetini savunmaya kararlılıkla devam edeceğiz.
Raporun tam metnine web sitemizden ulaşabilirsiniz.
🔗https://t.co/3VEgGdlPc8
#WOLAS #KüreselSumudFilosu #UluslararasıHukuk #SavaşSuçları #DenizHukuku #Gazze
NEW REPORT PUBLISHED: "Legal Assessment of the Global Sumud Flotilla: Civil Resistance to an Unlawful Blockade, Humanitarian Access, and Accountability under International Law" ⚖️🌍
In collaboration with the Global Sumud Flotilla, we examine the military interventions against civilian humanitarian missions in international waters.
Our report outlines three critical conclusions:
📌 The Flotilla’s mission is strictly humanitarian; passengers are fully entitled to safe and innocent passage.
📌 The naval blockade serves as collective punishment, directly breaching international humanitarian law.
📌 Seizing vessels and detaining civilians on the high seas constitute war crimes and acts of aggression against flag States.
We also address the legal accountability of third States whose silence sustains this status quo. We will not allow these grave violations to be normalised. ✊
Read the full report here: 🔗 https://t.co/CcZKCbekZf
#WOLAS #GlobalSumudFlotilla #InternationalLaw #Gaza #LawOfTheSea
Yönetim Kurulu Başkanımız Enes Kafadar, "Soykırıma Karşı Sivil Direniş: Küresel Sumud Filosu ve Uluslararası Hukuk" başlıklı uluslararası konferansımızın açılışında, hukukun yapıcı gücüne ve sivil direnişin meşruiyetine dikkat çekti:
“Sumud Filosu hukuku ihlal etmiyor; aksine, soykırımı önleme yükümlülüğünü yerine getirmeyen devletlerin bıraktığı boşluğu doldurarak, evrensel hukukun gereğini yerine getiriyor.
Bizler, filonun meşruiyetini tartışmaya açanlara karşı savunmada kalmayacak; haklılığımızı tavizsiz ve sağlam bir hukuki zeminle savunacağız. Uluslararası hukuk, sadece ihlaller yaşandıktan sonra failleri yargılayan pasif bir cezalandırma mekanizması değildir. Aksine; diplomasi masasını kuran, devletler arası ilişkilerin seyrini belirleyen ve siyasi gündemi tayin eden son derece etkili bir güçtür.
Gazze halkının o sarsılmaz Sumud ruhu, haklı bir direnişin ne demek olduğunu tüm dünyaya gösterdi. Hukukçular olarak bizlere düşen görev ise bu meşru direnişin uluslararası alandaki hukuki zeminini etkili bir şekilde inşa etmektir.”
Konferansımızın ardından yaşanan süreç, sivil inisiyatifler aracılığıyla yürütülen mücadelenin küresel adalet arayışındaki hayati rolünü bir kez daha kanıtlamıştır. WOLAS olarak, her şart altında hukukun kurucu gücünü savunmaya ve adaletin sesi olmaya devam edeceğiz.
@aveneskafadar@globalsumudtr@gbsumudflotilla
#WOLAS #UluslararasıHukuk #KüreselSumudFilosu #HakSavunuculuğu #KüreselAdalet
Global Sumud Flotilla Files Official Submission with the International Criminal Court
The Global Sumud Flotilla legal team, which includes our board members Hüseyin Dişli and M. Beheşti Aydoğan, today filed an official submission with the International Criminal Court (ICC) regarding the crimes committed against the flotilla.
A delegation comprising legal professionals, victims, and healthcare personnel presented a dossier to the ICC against Israeli military commanders and senior political leaders for acts constituting war crimes, crimes against humanity, and the crime of genocide.
We fully support the Global Sumud Flotilla’s initiative to bring an end to the Israeli regime's policy of systemic impunity by submitting concrete evidence of war crimes and crimes against humanity to the Court.
As WOLAS, we reiterate the demands for independent international investigations, the imposition of comprehensive arms embargoes, the provision of reparations for victims, and immediate accountability for the perpetrators who ordered, executed, and facilitated these attacks. We call upon all States Parties to the Rome Statute to immediately refer the acts committed against the flotilla to the ICC.
Küresel Sumud Filosu’ndan Uluslararası Ceza Mahkemesine Başvuru
Yönetim kurulu üyelerimizden Hüseyin Dişli ve M. Beheşti Aydoğan’ın da yer aldığı Küresel Sumud Filosu hukuk ekibi, filoya karşı işlenen suçlara ilişkin bugün Uluslararası Ceza Mahkemesine (UCM) resmî başvuruda bulunmuştur.
Hukukçular, mağdurlar ve sağlık personelinden oluşan heyet; İsrailli askeri komutanlar ve üst düzey siyasi liderler hakkında savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve soykırım suçu teşkil eden fiilleri dolayısıyla hazırladıkları dosyayı UCM’ye sunmuştur.
Küresel Sumud Filosu’nun, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlara dair delilleri Mahkemeye sunmak suretiyle İsrail rejiminin sistemli cezasızlık politikasına son verme girişimini tümüyle destekliyoruz.
WOLAS olarak; bağımsız uluslararası soruşturmaların yürütülmesi, kapsamlı silah ambargolarının uygulanması, mağdurlar için tazminat yollarının açılması ve bu saldırıları emreden, yürüten ve kolaylaştıran faillerin ivedilikle hesap vermesi yönündeki talepleri yineliyoruz. Roma Statüsü’ne taraf tüm devletleri, filoya karşı işlenen fiilleri derhâl UCM’ye sevk etmeye çağırıyoruz.
Yönetim Kurulu Başkanımız Enes Kafadar, Soykırıma Karşı Sivil Direniş: Küresel Sumud Filosu ve Uluslararası Hukuk üzerine düzenlediğimiz uluslararası konferansın açılışında:
“Yeryüzü Avukatları olarak bizler, sistemin bu ikiyüzlülüğüne bakıp uluslararası hukuku reddetmiyoruz. Tam aksine; hukuku bir tahakküm aracı olmaktan çıkarıp, asıl işlevine, yani mazlumun ve adaletin güvencesi konumuna geri döndürmeyi hedefliyoruz. Bu mekanizmaları, onları kendi tekeline alanların elinden kurtarmak zorundayız.
Küresel Sumud Filosu, işte bu yeni hukuk vizyonunun sahadaki somut karşılığıdır. Burada hepimizin yüzleşmesi gereken temel bir mesele var: Bu haklı ve meşru eylemin, küresel kamuoyunda nasıl yankı bulacağı ve uluslararası sistemde nasıl konumlandırılacağı meselesi.
Karşımızda sadece kuralları ihlal eden bir yapı değil; işlediği soykırımı dünyanın gözü önünde meşrulaştırmaya çalışan, uluslararası mahkemeleri hiçe sayan, kibrinden kör olmuş haydut bir devlet aklı var.”
Programdan kısa süre sonra Küresel Sumud Filosu’na uluslararası sularda İsrail tarafından gerçekleştirilen hukuk dışı askeri müdahale ve aktivistlerin alıkonulması, konferansımızda altını çizdiğimiz hukuki uyarıların ne denli hayati olduğunu bir kez daha gösteriyor.
@aveneskafadar@globalsumudtr@gbsumudflotilla
Yönetim Kurulu Başkanımız Enes Kafadar, Soykırıma Karşı Sivil Direniş: Küresel Sumud Filosu ve Uluslararası Hukuk üzerine düzenlediğimiz uluslararası konferansın açılışında:
“Yeryüzü Avukatları olarak bizler, sistemin bu ikiyüzlülüğüne bakıp uluslararası hukuku reddetmiyoruz. Tam aksine; hukuku bir tahakküm aracı olmaktan çıkarıp, asıl işlevine, yani mazlumun ve adaletin güvencesi konumuna geri döndürmeyi hedefliyoruz. Bu mekanizmaları, onları kendi tekeline alanların elinden kurtarmak zorundayız.
Küresel Sumud Filosu, işte bu yeni hukuk vizyonunun sahadaki somut karşılığıdır. Burada hepimizin yüzleşmesi gereken temel bir mesele var: Bu haklı ve meşru eylemin, küresel kamuoyunda nasıl yankı bulacağı ve uluslararası sistemde nasıl konumlandırılacağı meselesi.
Karşımızda sadece kuralları ihlal eden bir yapı değil; işlediği soykırımı dünyanın gözü önünde meşrulaştırmaya çalışan, uluslararası mahkemeleri hiçe sayan, kibrinden kör olmuş haydut bir devlet aklı var.”
Programdan kısa süre sonra Küresel Sumud Filosu’na uluslararası sularda İsrail tarafından gerçekleştirilen hukuk dışı askeri müdahale ve aktivistlerin alıkonulması, konferansımızda altını çizdiğimiz hukuki uyarıların ne denli hayati olduğunu bir kez daha gösteriyor.
@aveneskafadar@globalsumudtr@gbsumudflotilla
We reiterate: the Israeli assault on the Global Sumud Flotilla must end.
The Israeli assault on the Global Sumud Flotilla is a flagrant violation of international law. Once again, on May 18, beginning at approximately 05:00 UTC, Israel illegally intercepted the Flotilla on the high seas, 250 miles away from the shores of Gaza, and abducted 428 civilian activists participating in a lawful humanitarian relief mission. The Flotilla has stood against the genocidal machinery of Israel as an act of lawful civil resistance. This stance is a response to Israel’s unlawful blockade of Gaza, expanded deeper into the Mediterranean and strengthened through the colonial administration of the Board of Peace.
The participants exercised their customary international right to freedom of navigation and humanitarian passage and attempted to deliver humanitarian relief in line with Articles 23 and 55 of the Fourth Geneva Convention and the rulings of the International Court of Justice. The Court made it extremely clear that Israel should facilitate and not prevent humanitarian aid.
Similar to the previous Israeli attacks on the Flotilla, the Israeli assault ordered the Flotilla ships to stop their engines and, when the participants refused, used every possible means to disrupt their course to Gaza. Encircling the Flotilla with 4 large IOF vessels that established an illegal naval cordon, attacking with high-speed boats, hijacking and jamming communications and causing a blackout, drone surveillance and harassment, ripping sails, and tampering with water supplies were among the forcible tactics used by Israel during its illegal interception.
Starting with the Polish-flagged Cactus at 07:40 UTC on 18 May and the French-flagged Wave Song being the 50th one at 17:51 UTC on 19 May, Israel unlawfully and violently intercepted 50 humanitarian boats. Israel’s prevention of humanitarian aid and missions is an act of “willfully impeding relief supplies as provided for under the Geneva Conventions” and amounts to a war crime for which the International Criminal Court issued arrest warrants against the Israeli Prime Minister Benjamin Netanyahu and his former Defense Minister Yoav Gallant.
Israel’s abduction of the participants of the Flotilla violated customary norms of international human rights law as expressed in Articles 6, 7, and 9 of the International Covenant on Civil and Political Rights and Articles 2, 3, and 5 of the European Convention on Human Rights. Israel vandalised the Flotilla and terrorised its participants on the high seas. Its violent and abusive assault endangered the lives and bodily integrity of the passengers, including through the use of rubber bullets. The participants were forcibly held by Israel in a floating prison on the high seas in a constantly rear-handcuffed posture and piled up in a space that is intentionally and regularly kept soaked. Its inhuman treatment of the civilian participants breached the prohibition against torture, and participants’ forceful removal and abduction to a high seas prison contravened the customary international right to liberty and security. In a repetitive fashion, Israel has used NAHSHON as a floating prison as it did during the interception on April 29 and forcibly transported all abducted participants to first Ashdod Port and then to Ketziot Prison in the desert of Negev.
WOLAS calls on states and international institutions to ensure the safe return of the abducted civilians and prevent Israel from further harming these individuals. All international actors, especially the flag states (Poland, Spain, Italy, the UK, France, San Marino, Portugal), and states whose nationals were kidnapped by Israel (40 different states in total), should use all available international avenues to hold Israel responsible and end its assaults on humanitarian relief missions. All relevant states, especially the flag states, should initiate national legal proceedings and refer the matter to the International Criminal Court, while the Prosecutor should also initiate an investigation proprio motu.
@globalsumudtr@gbsumudflotilla
#GlobalSumudFlotilla #InternationalLaw #Gaza #HumanRights
Yineliyoruz: İsrail’in Küresel Sumud Filosu’na Yönelik Saldırıları Derhal Sona Ermelidir.
İsrail'in Global Sumud Filosu'na yönelik saldırısı, uluslararası hukukun açık bir ihlalidir. Bir kez daha, 18 Mayıs'ta yaklaşık 05:00 UTC itibarıyla İsrail; Gazze kıyılarından 250 deniz mili uzakta, açık denizde, Filo’ya hukuka aykırı biçimde müdahale ederek el koymuş ve meşru bir insani yardım misyonuna katılan 428 sivil aktivisti kaçırmıştır. Filo; meşru bir sivil direniş eylemi olarak soykırım makinesine dönen İsrail'e karşı durmuştur. Bu duruş, İsrail'in Gazze'ye yönelik Akdeniz'in derinliklerine doğru genişletilen ve Barış Kurulu'nun sömürgeci idaresiyle pekiştirilen bu hukuka aykırı ablukasına karşı bir yanıttır.
Katılımcılar; uluslararası örf ve adet hukukundan doğan seyir serbestisi ve insani geçiş haklarını kullanmış; Dördüncü Cenevre Sözleşmesi'nin 23. ve 55. maddeleri ile Uluslararası Adalet Divanı'nın kararları uyarınca insani yardım ulaştırmaya çalışmıştır. Divan; İsrail'in insani yardımı kolaylaştırması ve engellememesi gerektiğini son derece açık bir biçimde ortaya koymuştur.
Daha önceki saldırılarına benzer bir şekilde İsrail, Filo’ya ait teknelerin makinelerinin durdurmasını emretmiş; katılımcıların bu emri reddetmesi üzerine Filo'nun Gazze'ye ulaşmasını engellemek için her türlü yola başvurmuştur. 4 büyük İsrail askeri gemisiyle Filo'nun çevresini sararak hukuka aykırı bir deniz kordon hattı oluşturma, hız botlarla saldırı düzenleme, gemilere el koyma, Filo’nun iletişimini keserek karartma uygulama, insansız hava aracıyla gözetim ve taciz faaliyetleri, yelkenleri yırtma ve su ikmalini sabote etme; İsrail'in hukuka aykırı müdahalesi sırasında başvurduğu zor kullanma yöntemleri arasındadır.
18 Mayıs'ta 07:40 UTC'de Polonya bayraklı Cactus gemisiyle başlayan ve 19 Mayıs'ta 17:51 UTC'de Fransız bayraklı Wave Song'un 50. gemi olarak müdahaleye maruz kalmasıyla son bulan süreçte İsrail, 50 insani yardım gemisine şiddet uygulayarak hukuka aykırı müdahalede bulunmuştur. İsrail'in insani yardımı ve insani yardım misyonlarını engellemesi; “Cenevre Sözleşmeleri kapsamında öngörüldüğü üzere yardım malzemelerinin ulaştırılmasının kasıtlı olarak engellenmesi” eylemini oluşturmakta ve Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ile eski Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında tutuklama müzekkeresi çıkardığı savaş suçu kapsamına girmektedir.
İsrail'in Filo katılımcılarına karşı gerçekleştirdiği zorla alıkoyma eylemi; Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'nin 6., 7. ve 9. maddelerinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2., 3. ve 5. maddelerinde ifade edilen insan hakları hukuku normlarını ihlal etmektedir. İsrail, uluslararası sularda Filo’yu tahrip etmiş ve Filo katılımcılarına terör estirmiştir. Plastik mermi kullanımı da dahil olmak üzere gerçekleştirilen şiddet içerikli bu saldırı, yolcuların yaşam hakkını ve bedensel bütünlüğünü tehlikeye atmıştır. Katılımcılar; uluslararası sularda seyreden ve yüzen bir cezaevinde, elleri sürekli olarak arkadan kelepçe takılmış biçimde ve kasıtlı olarak sürekli ıslak bırakılan alanlarda toplu hâlde zorla tutulmuştur. Sivil katılımcılara uygulanan bu insanlık dışı muamele işkence yasağını açıkça ihlal etmekte; katılımcıların zorla tahliye edilmesi ve uluslararası sularda yüzen bir cezaevine kaçırılması ise kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına ilişkin uluslararası örf ve adet hukuku normlarını çiğnemektedir. İsrail, 29 Nisan'daki müdahalede olduğu gibi Nahshon gemisini yüzen cezaevi olarak kullanmış ve zorla alıkoyduğu tüm katılımcıları önce Aşdod Limanı'na sonra da Necef çölündeki Ketziot hapishanesine nakletmiştir.
WOLAS; devletleri ve uluslararası kuruluşları zorla alıkonulan sivillerin güvenli biçimde iade edilmesini sağlamaya ve İsrail'in bu kişilere daha fazla zarar vermesini önlemeye davet etmektedir. Başta bayrak devletleri (Polonya, İspanya, İtalya, Birleşik Krallık, Fransa, San Marino, Portekiz) olmak üzere tüm uluslararası aktörler ve vatandaşları İsrail tarafından zorla alıkonulan devletler (toplamda 40 farklı devlet); İsrail'i hukuka aykırı eylemlerinden dolayı sorumlu tutmak ve insani yardım misyonlarına yönelik saldırılarına son verdirmek için mevcut tüm uluslararası mekanizmaları kullanmalıdır. Tüm ilgili devletler, hususen bayrak devletleri, iç hukuk süreçlerini başlatmalı ve meseleyi Uluslararası Ceza Mahkemesine sevk etmelidir. Mahkeme Savcısı da resen bir soruşturma başlatmalıdır.
@globalsumudtr@gbsumudflotilla
#GlobalSumudFlotilla #InternationalLaw #Gaza #HumanRights
Hüseyin Dişli, Al-Jazeera’ye yaptığı bir diğer değerlendirmede ise Türkiye’nin Marmaris Limanı’ndan filonun Gazze Şeridi’ne doğru hareketine ilişkin hukuki ve siyasi boyutları ele aldı.
İsrail’in tehditlerinin uluslararası hukuktaki açık durumu değiştirmeyeceğini vurgulayan Dişli, sivil nüfusu aç bırakmayı amaçlayan ya da siviller üzerinde orantısız zarara yol açan her türlü deniz ablukasının hukuka aykırı olduğunu belirtti. 45’ten fazla ülkeden aktivistin yaklaşık 60 gemiyle Gazze’ye yola çıkmaya hazırlandığı Marmaris sürecinin tarihî bir gün niteliği taşıdığını ifade eden Dişli, açık denizlerde sivil unsurların hedef alınmasının savaş suçu seviyesine ulaşabileceğini hatırlatarak şu mesajla sözlerini tamamladı: “Filistinliler, yalnız değilsiniz.”
Hüseyin Dişli, in another assessment for Al Jazeera, addressed the legal and political dimensions of the flotilla’s departure from Türkiye’s Marmaris Port toward the Gaza Strip.
Emphasizing that Israeli threats could not alter the clear standing of international law, Dişli stated that any naval blockade intended to starve a civilian population or causing disproportionate harm to civilians is unlawful. Describing the Marmaris process—where activists from more than 45 countries were preparing to sail to Gaza aboard approximately 60 vessels—as a historic day, Dişli reminded that targeting civilian assets on the high seas could rise to the level of a war crime, concluding his remarks with the message: “Palestinians, you are not alone.”
وفي تصريح آخر لقناة الجزيرة، تناول حسين ديشلي الأبعاد القانونية والسياسية لتحرّك الأسطول من ميناء مرمريس التركي باتجاه قطاع غزة.
وأكد ديشلي أن التهديدات الإسرائيلية لا يمكن أن تغيّر الوضوح القائم في أحكام القانون الدولي، مشدداً على أن أي حصار بحري يهدف إلى تجويع السكان المدنيين أو يتسبب بأضرار غير متناسبة بحق المدنيين يُعدّ غير قانوني وفقاً للقانون الدولي. ووصف ديشلي عملية مرمريس، التي يستعد خلالها ناشطون من أكثر من 45 دولة للإبحار إلى غزة على متن نحو 60 سفينة، بأنها لحظة تاريخية، محذّراً من أن استهداف العناصر المدنية في أعالي البحار قد يرقى إلى مستوى جريمة حرب. واختتم تصريحاته بالقول: أيها الفلسطينيون، لستم وحدكم.
@globalsumudtr@gbsumudflotilla
#GlobalSumudFlotilla #InternationalLaw #Gaza #HumanRights
Yönetim Kurulu Üyemiz Hüseyin Dişli, insani yardım taşıyan Küresel Sumud Filosu'na yönelik uluslararası sularda gerçekleştirilen müdahalelere ilişkin Al-Jazeera’ye değerlendirmelerde bulundu.
İsrail deniz kuvvetleri tarafından gemilerin alıkonulması ve katılımcıların gözaltına alınmasına dair mevcut bilgileri paylaşan Dişli; yaklaşık 40 ülkeden 120 civarında katılımcının gözaltına alındığını ve "yüzer cezaevi" olarak nitelendirilen bir yapıya götürüldüğünü belirtti. Aktivistlerin vatandaşı olduğu bazı devletlerin süreci diplomatik kanallarla takip ettiğini aktaran Dişli, “Monkey” isimli tekneyle irtibat kesilmeden önce İsrail güçlerinin fiziksel şiddet ve kötü muamele uyguladığına dair ciddi iddiaların bulunduğunu, yaşananların acil hukuki/diplomatik takip gerektirdiğini ifade etti.
Our Board Member Hüseyin Dişli spoke to Al Jazeera regarding the interventions in international waters targeting the Global Sumud Flotilla carrying humanitarian aid.
Sharing the current information concerning the seizure of the vessels and the detention of participants by Israeli naval forces, Dişli stated that nearly 120 participants from approximately 40 countries had been detained and transferred to a structure described as a “floating prison.” Noting that several states whose nationals were among the activists were following the process through diplomatic channels, Dişli emphasized that serious allegations of physical violence and ill-treatment by Israeli forces had emerged before communication with the boat named “Monkey” was lost, and stressed that these developments required urgent legal and diplomatic follow-up.
أدلى عضو مجلس الإدارة حسين ديشلي بتصريحات لقناة الجزيرة بشأن التدخلات التي تعرّض لها “أسطول الصمود العالمي” المحمّل بالمساعدات الإنسانية في المياه الدولية.
وأوضح ديشلي المعلومات المتوفرة حالياً حول احتجاز السفن واعتقال المشاركين من قبل القوات البحرية الإسرائيلية، مشيراً إلى أن نحو 120 مشاركاً من قرابة 40 دولة قد تم احتجازهم ونقلهم إلى ما وصفه بـ “السجن العائم”. كما أشار إلى أن عدداً من الدول التي يحمل الناشطون جنسيتها تتابع التطورات عبر القنوات الدبلوماسية. وأضاف ديشلي أن هناك ادعاءات خطيرة تفيد بأن القوات الإسرائيلية مارست العنف الجسدي وسوء المعاملة بحق الموجودين على متن القارب المسمّى “Monkey” قبل انقطاع الاتصال به، مؤكداً أن ما جرى يستوجب متابعة قانونية ودبلوماسية عاجلة.
“Civilian Resistance Against Genocide: Global Sumud Flotilla and International Law” (Soykırıma Karşı Sivil Direniş: Küresel Sumud Filosu ve Uluslararası Hukuk) başlıklı konferansımızı, Küresel Sumud Filosu iş birliğinde ve Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi ev sahipliğinde düzenledik.
Konferansımızda; Gazze’deki hukuka aykırı abluka, deniz yoluyla insani yardım, devletlerin uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülükleri, sivil direniş ve Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkı gibi temel başlıkları kapsamlı bir çerçevede ele aldık.
Programdan kısa süre sonra Küresel Sumud Filosu’na Kıbrıs açıklarında, uluslararası sularda İsrail tarafından gerçekleştirilen hukuk dışı askeri müdahale ve aktivistlerin alıkonulması, konferansımızda altını çizdiğimiz hukuki uyarıların ne denli hayati olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır. Açık denizlerin serbestisi ve bayrak devleti yargı yetkisi açıkça ihlal edilmiştir.
Küresel Sumud Filosu, yalnızca sembolik bir sivil inisiyatif değil; denizi sömürgeci tahakkümün, şiddetin ve cezasızlığın alanı olmaktan çıkarıp dayanışma, tanıklık ve direniş alanına dönüştüren güçlü bir hukuki ve insani eylemdir.
Uluslararası topluma ve yetkili mekanizmalara çağrımızı kararlılıkla yineliyoruz:
📌 Gazze’ye yönelik yasa dışı abluka derhâl kaldırılmalıdır.
📌 İnsani yardımların engelsiz ulaşımı sağlanmalıdır.
📌 Hukuksuzca alıkonulan siviller derhâl serbest bırakılmalıdır.
---
We convened our conference titled "Civilian Resistance Against Genocide: Global Sumud Flotilla and International Law" in collaboration with the Global Sumud Flotilla, hosted by Muğla Sıtkı Koçman University.
The conference provided a comprehensive framework to address critical issues, including the unlawful blockade on Gaza, the delivery of humanitarian aid by sea, state obligations under international law, civil resistance, and the Palestinian people's right to self-determination.
The unlawful military interception of the Global Sumud Flotilla by Israeli forces in international waters off the coast of Cyprus, along with the subsequent detention of activists shortly after our program, has once again demonstrated the vital necessity of the legal warnings underscored during our event. The freedom of the high seas and flag state jurisdiction have been blatantly violated.
The Global Sumud Flotilla is not merely a symbolic civil initiative; it is a powerful legal and humanitarian action that reclaims the sea from being a domain of colonial domination, violence, and impunity, transforming it into a space of solidarity, witnessing, and resistance.
We resolutely reiterate our call to the international community and relevant authorities:
📌 The unlawful blockade on Gaza must be lifted immediately.
📌 Unhindered access for humanitarian aid must be ensured.
📌 Unlawfully detained civilians must be released immediately.
@globalsumudtr@gbsumudflotilla@muglaedutr
#GlobalSumudFlotilla #InternationalLaw #Gaza #HumanRights
İsrail'in Açık Denizlerdeki Yapısal Cezasızlık Rejimine Hukuki Bir İtiraz: Küresel Sumud Filosu Raporumuz Yayımlandı
Şu günlerde Akdeniz'in uluslararası sularında sivil insani yardım misyonlarına karşı fiilen icra edilen askerî müdahaleler, İsrail'in hukuk tanımaz tahakkümünün en güncel tezahürüdür. Yeryüzü Avukatları Derneği (WOLAS) olarak Küresel Sumud Filosuyla işbirliğinde, mevzubahis şiddet sarmalını uluslararası hukuk normları bağlamında inceleyen ve eylemlerin asıl mahiyetini deşifre eden kapsamlı raporumuzu kamuoyunun ve karar alıcıların dikkatine sunuyoruz.
Açık denizlerde sivil gemilere yönelik bu saldırılar, uydurma bir "deniz güvenliği" tedbiri zırhı ardına gizlenemez. Aksine bu fiiller; İsrail'in Filistin üzerindeki hukuka aykırı işgali ve Gazze’deki sivil nüfusa karşı yürütülen kasten aç bırakma, yoksunlaştırma ve soykırım politikasının ayrılmaz bir parçasıdır.
Raporumuz, uluslararası ceza hukuku ve deniz hukuku ışığında üç sarsılmaz gerçeği tescillemektedir:
1. Filo'nun misyonu bütünüyle meşru, sivil ve insanidir; gemiler ve yolcular serbest, zararsız ve insani geçiş haklarının mutlak koruması altındadır.
2. İsrail'in deniz ablukası, uluslararası insancıl hukuku ağır biçimde ihlal eden bir toplu cezalandırma (kolektif cezalandırma) yöntemidir.
3. Gemilerin hukuka aykırı biçimde zapt edilmesi, sivillerin alıkonulması ve kötü muameleye maruz bırakılması; savaş suçları ile insanlığa karşı suçların yanı sıra bayrak devletlerine karşı bir saldırı fiili teşkil etmektedir.
Bu rapor, yalnızca İsrail'in değil; söz konusu ihlallerin işlenmesine iştirak eden, kolaylaştıran veya sessiz kalarak bu suçların sürdürülmesine katkı sunan tüm üçüncü devletlerin uluslararası sorumluluğunu açıkça kayda geçirmektedir.
Hak ihlallerinin kanıksatılmasına müsaade etmeyecek, sivil direnişin ve insani erişimin uluslararası hukuk nezdindeki meşruiyetini savunmaya kararlılıkla devam edeceğiz.
Raporun tam metnine web sitemizden ulaşabilirsiniz.
🔗https://t.co/3VEgGdlPc8
#WOLAS #KüreselSumudFilosu #UluslararasıHukuk #SavaşSuçları #DenizHukuku #Gazze
ISRAEL’S GENOCIDAL VIOLATIONS ON THE HIGH SEAS MUST COME TO AN END
Once again, humanitarian missions are under attack. The genocidal regime attacked the Global Sumud Flotilla in the middle of the Mediterranean Sea, near Crete. 22 humanitarian vessels were attacked by Israel on 30 April 2026. Israel’s genocidal regime’s brazen violations are now coming further closer to the shores of third states and deeper into the high seas in the Mediterranean.
Nothing in Israel’s baseless claims of necessity and its smear campaign can justify its violent actions against the Flotilla and the civilian mission to provide humanitarian aid to Gaza. Israel’s increasingly aggressive actions against the ships that are rightfully sailing in international waters and the abduction of their passengers and crew are a continuance of its genocidal violence on the high seas. This violent behaviour contravenes essential norms of international humanitarian law and the human rights of the individuals involved in the civilian mission. The right to life, liberty, and security of the passengers and the crew that Articles 6, 7 and 9 of the International Covenant on Civil and Political Rights firmly establish are endangered and violated by the genocidal Israeli regime’s illegal and aggressive interception overnight. Israel’s violent and illegal acts were aggravated by its degrading treatment of the abducted individuals. In particular, their basic human rights were violated by torture, physical and psychological harm and cramming them into containers with no provision for their basic needs.
We are witnessing an expansion in Israel’s aggressive behaviour toward civilians. This concretely establishes that Israel is even further removed from any basis for its trumped-up claims against civilian missions. Its violent interception re-demonstrates its pure aggressiveness toward civilian populations. These pure aggressive acts of abduction stand in stark opposition to Israel’s obligations to “take immediate and effective measures to enable the provision of urgently needed basic services and humanitarian assistance” as set out by the International Court of Justice. Aside from the illegality of abductions, systematically preventing humanitarian assistance flatly contradicts Israel's obligations. The Court repeatedly expressed Israel’s obligations to allow free passage of life-saving relief, expressed in Articles 23 and 55 of the Fourth Geneva Convention (1949). Israel only finds new places to violate these obligations. Irrespective of its illegal blockade, Israel must allow for the free and uninterrupted humanitarian passage of the civilian missions delivering aid to Gaza.
Israel’s violent and illegal interception took place approximately 660 nautical miles away from the shores of Gaza. The distance now establishes the baselessness and irrelevance of Israeli attempts to use its illegal blockade as a legal shield against humanitarian missions to deliver life-saving aid to Gaza. This distance also reiterates the unlawfulness of the Israeli blockade, which under international rules such as San Remo Rule 102 remains unlawful and illegal nonetheless. This nonchalant expansionist violence is part of Israel’s policy of oppressing individuals who are against its genocidal actions in every corner of the world. This illegal attack against the Flotilla furthers this policy in the deeper corners of the high seas. Once again, Israel violated and disrespected the freedom of navigation and individuals’ right to deliver humanitarian aid, and its own obligation to allow and even facilitate humanitarian access.
The references to the Board of Peace and its use as an ex post facto excuse cannot justify Israel’s violent activities against humanitarian missions. The Israeli references to the Board indicate that it is an institution of tutelage and contravenes the rulings of the International Court of Justice and it reproduces the illegal Israeli occupation, violating Palestinian self-determination. The Board’s conditioning of humanitarian aid with political requirements is unacceptable. It attempts to relieve an illegal occupation from its obligations. Israel’s unlawful blockade already constitutes a form of collective punishment under international law. The Global Sumud Flotilla constitutes a direct civilian solidarity by the international community with the Palestinian people against this unlawful blockade supported by colonial institutions. All UN Members should question the legality of the UN Security Council Resolution 2803 and should gather in support of a request for an advisory opinion from the International Court of Justice on this matter.
Israel’s rampant and continuous violations of international law must come to an end. Israel bears responsibility for its illegal actions on the high seas. It must not further intervene in any humanitarian mission that intends to deliver aid to Gaza and must compensate for the harm it has caused with its illegal interception of 22 vessels of the Global Sumud Flotilla. Any possible cooperative involvement in Israel’s unlawful interception would entail the international responsibility of that actor.
WOLAS urges the flag States, countries whose nationals are attacked or injured, coastal States, third States, and international organisations to pressure this genocidal regime and hold it accountable for its genocidal actions. These global actors must also ensure the immediate and safe return of the two Sumud activists that were unlawfully abducted and are now forcibly held hostage in Israel.