@samiltayyar27 Başkası yapınca işbirlikçi ajan oluyor. Pedofili Bir sapığa yıkama yağlama çeken akp'li olunca iftihar sebebi oluyor. Allah akp................ versin
@drmemisoglu@RTErdogan Çam sakura hastanesi onkoloji hastaneside idari personele ulaşmak mümkün değil. Şuan ülkeyi yöneten Cumhurbaşkanı ve Sağlık Bakanına bir şekilde ulaşabiliyorum. Ama çam sakura Onkoloji hastanesi idari birimine ulaşamıyorum. İdari personel. Ülkeyi yönetiyor galiba.
@Feridun_IRAK@a_uraloglu Sorsan ayrım yapmıyoruz diyorlar. Harita iyot gibi gerçek yüzlerini ortaya çıkarmış. Doğu, G. Doğu prog. da yok. Kars var. Karslı bakan zamanında bir çalışma yapmış kendi iline
@drmemisoglu Başakşehir şehir çam sakura Onkoloji hastanesi idarecileri ülke mi yönetiyorlar yoksa hastane mi? Telefonla hastaneyi arıyoruz bir Allah'ın kulu tlf.lara cvp. vermiyor. Hastaneye gidince de güvenliği aşıp kimseyle görüşemiyoruz. Sağlık kurulu raporunun sonucunu görüşemiyoruz.
@samiltayyar27 Kira artış oranı maaşa gelen zam oranından daha yüksek. Aldığımız zammın üstüne para koyup kiraya veriyoruz. Yani gelen zam olumsuz etkiliyor
Ben her gün patronuma yalan söylüyorum.
72 yaşındayım.Hızlı tren kartımı bile tam alırım, faturami geciktirmem, hayatım boyunca kimseye yanlışım olmadı.
Ama on yıldır Kocaeli’nin Çarşı içindeki “Outlet Eşya Merkezi”nde, benden beklenmeyecek bir düzen çeviriyorum.
Yakalasalar, işten atarlar.
Umurumda mı.?
Değil.
Çünkü insanın onurunu un ufak eden bu dünyada,
ben küçük küçük… geri koymaya çalışıyorum.
Benim iş basit.:
Defolu eşyaları ayırırım.
İş botu, mont, okul çantası, ikinci el tencere…
Etiket takarım.
Kimse dönüp bakmaz bana.
Sanayide yıllarını vermiş, elleri titreyen yaşlı bir adam işte.
Ama görünmez olmak iyidir.
Görünmeyen, herkesi görür.
Görürüm.:
☆ Ay sonu marketle ayakkabı fiyatını aynı anda hesaplayan anneleri.
☆ Doğalgaz parasıyla çocuk montu arasında sıkışan babaları.
☆ İş görüşmesine gidecek cekete son kez bakan gençleri.
Ve hep… o çocuğu hatırlarım.
Kocaeli ayazının yüzü kestiği bir Kasım günüydü.
Kapıdan içeri incecik bir kapüşonla girdi.
Tişörtü görünüyordu.
Çok belli… evi buz gibi.
On dört yaşında ya var ya yok.
Zayıf.
Sessiz.
Hani devlet kapısından bir kere dönen
çocukların yüzünde olur ya o ifade…
Aynen öyle.
Doğru mont bölümüne gitti.
Koyu lacivert, kalın, markalı bir mont.
Sıfır ayarında.
Etikette 600 lira yazıyor.
Bizim için kelepir.
Onun için imkânsız.
Montun kolunu sıktı, sıcaklık hissine baktı.
Etikete baktı…
Omuzları düştü.
Sızlanmadı.
Mızmızlanmadı.
Sessizce geri astı.
Kapıya yürüyordu ki… dayanamadım.
Montu kaptım, tezgâha koştum.
“Evlat.!” dedim.
Korkudan zıpladı.
“Haa… bir şey çalmadım.!”
“Biliyorum,” dedim.
“Bu mont defosu büyük. Fermuarı bozuk.
Kural var defolular en fazla 30 lira.
30 liran var mı.?”
Bana baktı… etikete baktı…
Kafası karıştı.
“Etiket yanlış,” dedim, söküp attım.
“Fiyatlara ben bakıyorum.
İstersen al, istemezsen çöpe atarım.”
Cebinden buruşmuş otuz lira çıkardı.
“A–alırım…” dedi.
Montu orada giydi.
Fermuar şak diye çıktı tabii.
Ama o an…
O çocuk üşüyen bir sokak çocuğu değil,
akıllı alışveriş yapan bir müşteri oldu.
“Sağ ol,” dedi.
“Magaza politikası,” dedim.
Arkamı dönüp gözümü sildim.
Sonra başladı bu düzen.
Yıllar içinde.:
☆ Gölcük’te yaşayan dul bir teyzeye, “Kordonu bozukmuş,” diye 1500tl lik tost makinesini 200’e verdim.
☆ İnşaata yeni girecek bir babanın çelik burunlu ayakkabısına “Salı sabahı indirimine denk gelmişsiniz,” dedim.
☆ Derince’den gelen üniversiteli kıza valizi “Tekerleği ses yapıyor,” diyerek yarı fiyatına verdim.
Kasayı çoğu zaman cebimden tamamladım.
Bazı ürünleri “kırık/çöpe” işledim.
Yakalanma korkusu her gün içimdeydi.
Ama “doğru olan” diye bir şey vardır hayatta,
bir kere tutunca bırakmazsın.
Bir gün… kaşmir atkılı bir kadın beni izliyormuş.
Yeni doğum yapmış bir genç kıza bebek arabasını 350 liraya verdiğimi gördü.
Yanıma geldi.
Titredim.
Kesin şikâyet edecek.
Önlüğün üstüne bir zarf bıraktı.:
“Bir sonraki hatalı fiyatlandırma için,” dedi.
Göz kırptı.
O gün… bunu Kocaeli halkının sessiz dayanışması izledi.
Kimse konuşmadı.
Ama herkes anladı.
☆ 50 liralık bibloya 2000 lira veren oldu.
☆ “Para üstü kalsın, sistem yine çökebilir,” diye fısıldayan oldu.
Dükkân kendi içinde gizli bir ekonomi kurdu.:
Onur ekonomisi.
Şefkatin sesi çıkmayan, gösterişsiz hâli.
Geçen salı, kapı açıldı.
İçeri uzun boylu, üniformalı bir adam girdi.
Tezgâha geldi.
“Siz Mahmut Bey misiniz.?”
“Derler,” dedim gözlüğümü düzelterek.
Gülümsedi.
Bir anda o on dört yaşındaki çocuk gözlerimin önüne geldi.
“Bana on yıl önce lacivert mont satmıştınız,” dedi.
“Hani fermuarı bozuk olan.”
Yutkundum.
“Evlat çok mont geçer elimden.”
“Fermuar bozuk falan değildi,” dedi.
“Yalandı.
Ama beni dilenci yapmadınız.
Müşteri yaptınız.
Adam olma hissimi aldım o gün ben.”
Cebinden bir zarf çıkardı.
“Ben şimdi paramedik oldum.
Can kurtarıyorum.
Ama o kışı o montla geçirdim.
Belki geçirmesem… buralara gelemezdim.”
Zarfı tezgâha bıraktı.
“5.000 lira var içinde,” dedi.
“Bir sonraki üşüyen çocuk için…
Yine fermuarı bozuk olsun.”
Geri itmeye çalıştım.
“Elinizi değil,” dedi.
“Kırılan yürekleri onaran düzeninizi destekliyorum.”
Çıktı.
İzmit ayazına, başı dik.
Ben 72 yaşındayım.
Sırtım ağrıyor, ayaklarım şişiyor.
Ama dünyanın en güzel işini yapıyorum.
Bu ülkede değer para ile ölçülüyor.
‘Kendin hallet’ diyorlar.
“Bot yoksa bağcığını çek,” diyorlar.
Ama ben bu eski dükkânda şunu öğrendim.:
Onur, yardımdan daha kıymetlidir.
İnsan bir şeyi alırken ezilmiyorsa…
Bir çocuğun başı dik çıkıyorsa kapıdan…
Bir babanın gururu kırılmıyorsa…
Dünyanın en büyük iyiliği budur.
Bu yüzden yalan söylemeye devam edeceğim.:
“Fermuar bozuk.”
“Sap gevşek.”
“Salı indirimi.”
Çünkü önemli olan fiyat değil…
O fiyat etiketini taşıyan omuzlardır.
Gerçek mi.?
Kimi zaman eczacı Sevim Abla…
Kimi zaman kırtasiyedeki abi
Bazen restoranda çalışan komşu abla…
Bazen pastanede çalışan Havva…
İsimleri değişir, yüzleri değişir ama
aynı iyilik dokusu hep kalır.
Ve bilin ki bu insanlar bu ülkede çoktur…
Hem de sandığınızdan daha çok.
Her yerdedirler.
Ve bir ülkeyi yoksulluk değil…
Yoksulun utandırılması çürütür.”
Allah, üşüyeni ısıtanın elini güçlendirsin…
Görmeyenin gözünü açsın...!!!!
~•~/#ALINTI🦅
(Begendiyseniz İzin
almadan paylaşabilirsiniz.)
Baldız bacanak, AK Parti teşkilatlarından referansla gelen ne kadar yeteneksiz, kabiliyetsiz, torpilli tip varsa okullara doldurulur, sonra biz neden böyle insanlar yetiştiremiyoruz diye şikayet edilir.
Tipik dönem paylaşımı...
He bu arada Marmara üniversitesi Ortadoğu Araştırmalarına beni Doktora programına alan da Ahmet Uysal'dır ancak sorun şu ki, benim bölge dillerini bildiğimi ve bölge konularına hakim olduğumu bildiği için almıştır. Bizim programda benden başka Arapça bilen tek bir kişi bile yoktu. Benim elbette referansım vardı ancak Arapçamın ve ingilizcemin gayet iyi olduğunu biliyordu, deneyimlerime de az çok vakıftı.
Muhalif olduğumu anlayınca çok pişman olmuş olmalı ki ders dönemi sonrasında hiç bir olumlu temas gerçekleşmedi. Şu an bırak akademiyi bu tür kişiler sayesinde, AK Parti'den referansın yoksa devletin hiç bir kurumundan içeriye burnunu dahi uzatamazsın, gayet net ..
Saniyede ≈ 205 bin TL
Dakikada ≈ 12,35 milyon TL
Saatte ≈ 740,8 milyon TL
Günde ≈ 17,78 milyar TL
Ve sadece 2 ayda toplam: 1 trilyon 49 milyar TL.
Bu bir şirketin, bir fabrikanın ya da uluslararası bir firmanın kazancı değil.
Ne mi?
2026 yılı Şubat ayı sonu itibarıyla vatandaşa kesilen para cezalarının toplamı.
Bu meblağ, yılın tamamı için beklenen tutarın da tam 3 katı.
Hükümet, çarkı nasıl döndüreceğini bulmuş:
Üretim yok, istihdam yok, tarım yok, sanayi yok.
Millete verdiği üç kuruşu da
cezayla, vergiyle fazlasıyla geri alıyor.
Cümleten hayırlı işler!
“Kötü kuzen” desteği gibi görünmüyor. Batı’nın Ortadoğu’ya müdahaleleri laik-dinci ortak Sevr Sendromu’nu tetikliyor. Kuşatıldıkları ve adım adım sıranın Türkiye’ye gelmekte olduğu sanrısının üzerine bir de bu korkudan siyasi kazanımlar devşirmeye odaklanan aşırı milliyetçi ve İslamist ajandalar işletiliyor. İktidar da uzun vadeli stratejik gereksinimler yerine bu nadir toplumsal konsolidasyonu önceleyince ortaya bugünkü seçim kazandıran ama F-35 kaybettiren tablo çıkıyor.
Havana ile İstanbul arası 10.200 KM.
Rojava ile İstanbul arası 1.200 KM.
Şu videoda olanların bir çoğuna “Kürt” veya “Kürdistan” dediğinizde tüyleri diken diken oluyor.
10.000 km uzaktaki ülke için özgürlük istiyorlar ama kendi ülkelerinde “Kürtçe eğitim dili olsun” dediğinde zombiye dönüşüyorlar.
İnanılmaz bir riyakarlık ve dehşet verici bir utanmazlıkla karşı karşıyayız.
KDP-İ Genel Sekreteri Dr.Abdurrahman Qasımlo ölüm emrini veren Hamaney'di.
Ahmedinejad da Kasımlo'nun öldürüldüğü masada müzakere ettiği ekibin içindeydi, o zaman bir şekilde kaçmayı başarmıştı.Bu kez kaçamamış.!