Deniz Göktaş hakkında başlatılan hukuki süreçlerle ilgili olarak "bu lafların sonucu belli" kabullenişinde olanlardan tutun "reklam bedelini göze almış" diyenine kadar her türlü tepki var, ama "ifade özgürlüğü ne oldu" diyen yok. Espriye yer bırakmayan toplumlar tel tel dökülür.
Ekrem İmamoğlu:
Ben bu memleketin çocuklarına çok güveniyorum, çok inanıyorum. Yürekleri başka. Ama çocukların feryadı var. Çocuklar üzgün. Çocuklar feryat ediyorlar, çünkü canları yanıyor. Eşit değiller. Özgür değiller. Gelecekten en fazla onlar hissederek, şüphe duyarak hareket ediyorlar. Bakın az önce not verdim. 11 yaşında, 1913’te Nazım ne demiş biliyor musunuz? Bu çok bilinmez bir şiiri.
Feryad-ı Vatan: Sisli bir sabahtı henüz / etrafı bürümüş bir duman / uzaktan geldi bir ses ah aman aman / sen bu feryad-ı vatanı dinle işit / dinle de vicdanına öyle hükmet / vatanın parçalanmış bağrı / bekliyor senden ümit.
Geleceğimizin teminatı çocuklarımız için çalışmaya devam edeceğiz. 23 Nisan'ımız kutlu olsun.
Ekrem İmamoğlu, tutuklu yakın koruması Çağlar Türkmen’in 11 yaşındaki oğlu Ediz’i aile sıralarında görünce salona seslendi:
“Bu memleketin çocuklarının feryadı var, çok üzgün, canları yanıyor. Eşit değiller, gelecekten şüphe duyarak hareket ediyorlar. 11 yaşında 1913’te Nazım ne demiş, Feryad-ı Vatan:
Sisli bir sabahtı henüz
Etrafı bürümüştü bir duman
Uzaktan geldi bir ses ah aman aman!
Sen bu feryad-ı vatanı dinle işit
Dinle de vicdanına öyle hükmet
Vatanın parçalanmış bağrı
Bekliyor senden ümit.
Bunu 11 yaşında Nazım söylemiş. Balkan savaşından hemen sonra… Çocuklar hissediyor, ben onların vicdanına güveniyorum. Çocukların geleceğe hayal kurarak koşmasını engelleyen zihniyetle mücadale edeceğim.
Eşit bakan cumhuriyeti bertaraf etmeye çalışan, çocukları okulda aç bırakan zihniyete karşı mücadelenin yeri burasıdır. Burası öylesine bir mahkeme değildir, çocuklarımızın geleceği için mücadelenin mahkemesidir. Onun için burayı ve buradaki çocuklarımızın mücadelesi için burayı takip edin. İşte Ediz bu nedenle burada. Çocuklarımızın her birinin alnından öpüyorum, herbirine çok güveniyorum. Geleceğimizin teminatı çocuklarımız için çalışmaya devam edeceğiz, 23 Nisan’ımız kutlu olsun.”
Ekrem İmamoğlu:
"Ben bu kürsüde sadece diplomamı değil, devlet ile vatandaş arasındaki güveni savunuyorum. Ben bu ülkenin evladıyım. Hayatımı, devletin koyduğu kurallara ve verdiği belgelere güvenerek kurdum. “Geçerlidir” denilen bir diplomayla çalıştım, görev yaptım, hizmet ettim.
Bugün devlet, 35 yıl sonra dönüp bana “Benim verdiğim belge geçersizdir” diyor. Bu söz sadece bana söylenmiş değildir. Bu söz, hukuk devletine söylenmiştir. Bu ülkede kazanılmış tüm haklara söylenmiştir.
Bugün bu söz; tapusuna, diplomasına, mesleğine, parasına, onuruna, haysiyetine güvenen herkese söylenmektedir. Bu nedenle bu dava kişisel bir dava değildir. Bu dava bir ülke davasıdır."
Tayfun’u bugün 1 saat cam ardından acı içinde gördüm!
Anayasa Mahkemesi kararı UYGULANMADIĞI İÇİN, masum yere hapiste olan eşim Tayfun Kahraman, sağlığını kalıcı biçimde etkileyecek çok ağır ve sancılı bir süreç yaşıyor.
Oysa 4 senedir kimseye bir zeval gelmeden, geri dönüşü olmayan bir hasar almadan bu haksızlık bitsin diye dua ediyordum…
Tayfun geçirdiği MS atağı nedeniyle dün bütün gün daracık havasız bir ring aracı içinde oradan oraya götürüldü.
Hastaneden koğuşuna geri götürüldüğünde ilaç dağıtım saati geçtiği için almak zorunda olduğu Neurotin adlı ilacı verilememiş! Tüm geceyi ağrı içinde bir başına geçirmiş!
Hastaneye tekrar sevki ve yatışı planlanıyor!
Ne yapalım biz? Kime anlatalım derdimizi?
Tayfun’un 4 senedir haksızca içinde barındırıldığı fiziksel ve psikolojik yaşam koşullarının hastalığının bugün geldiği seyre etkilerini hangi mahkeme değerlendirecek? Nereye başvuralım?
Masalarında Tayfun’un hastalığının ilerlediğine dair heyet raporu olmasına rağmen, AYM kararını uygulamayıp Tayfun’u tahliye etmeyenlerin ve hiç böyle bir şey olmamış gibi susanların hiç mi vicdanı yok, bu nasıl insanlık?
Resmi gazetede yayınlanmış AYM kararına göre dışarıda olması gereken Tayfun neden zırhlı araç içinde gün boyu şehirlerarası yolculuk yaparak tahlil, tetkik ve takip altında kalıyor?
Bizim daha ne yaşamamız gerekiyor?
Bu kadar zulüm, bu kadar gaddarlığı nasıl sineye çekelim?
Başımıza gelenlerin ve geleceklerin sorumluluğu kimde?
Ekrem İmamoğlu:
"Savunmamı Ahmed Arif'in şiiriyle bitireceğim.
Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip…
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının…
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.
Gör, nasıl yeniden yaratılırım,
Namuslu, genç ellerinle.
Kızlarım,
Oğullarım var gelecekte,
Herbiri vazgeçilmez cihan parçası.
Kaç bin yıllık hasretimin koncası,
Gözlerinden,
Gözlerinden öperim,
Bir umudum sende,
Anlıyor musun?"
avukatın birisi gitmiş cezaevindeki adamı serbest bırakmak vaadiyle 2 milyon dolar almaya çalışmış, bakan da çıkıp ‘bu konunun yargıyla ne alakası var’ diyor. konunun kimle alakası var, niğde manavcılar ve pazarcılar odasıyla mı alakası var…
Canlı yayında @eczozgurozel 'in dile getirdiği iddialar, fındık kabuğu kadar demokrasiye sahip herhangi bir ülkede iktidarı sallar ama kimse "Ne olacak yani? Bizde bir şey olmaz" demesin.
Demokrasi ve adalete ulaşmak istiyorsak yüksek sesle talep etmekten vazgeçmemeliyiz.
Özgür Özel itirafçı (iftiracı) beyanları üzerine kurulu çürük dosyayı çökertecek bombayı iktidar cenahının kucağına bırakarak çok önemli bir hamle yaptı.
Siyaseti magazin gibi "hype" için takip eden "muhalif"leri memnun etmese de siyaseti bilenler için bu hamlenin önemi kritik
Delil bulamadıkça zorla yeni ifadeler alıp yeni kişileri gözaltına alıyorlar, onlardan da delil çıkmıyor, onlara da başkalarının adlarını verdirtiyorlar. Kısır döngüye girdi soruşturma. İddianameyi hazırlayamıyorlar çünkü mantıklı bir kurgu yapacak kadar bile malzeme yok.
Aziz İhsan Aktaş, Tutdere’ye iftira atmış ama diğer başkanlar hakkında doğru konuşmuş. Buna inanmamızı bekliyorlar. Tabii böyle bir şeyin inandırıcı bir yanı yok. Aziz İhsan Aktaş’ın iftiracı olduğu tescillendi.
Traktörünün patlamış lastiğiyle yangına su götürmeye çalışan köylü... Tıpkı bir asır önce kağnısıyla cepheye mermi taşıyan köylü gibi... Bir asırda ancak kağnıdan traktöre terfi edebilmiş. Yük yine her zaman olduğu gibi onun sırtında.
Eskiden bu tipleri İBB ve ABB gibi metropol belediyeleri besliyordu. Taşraya gitmelerine gerek kalmıyordu. Ancak ellerinde metropol belediyesi kalmadığı için mecburen Konya'ya kalmışlar. İşte İBB'ye falan çökmek isteme sebepleri bu. Pastaları küçüldü.
Muhalefetsiz Türkiye projesi için kullanılan Aziz İhsan Aktaş ile üniter cumhuriyeti yıkmak için kullanılan Veysi Aktaş kuzen çıkıyor. İkisi de aynı dönemde sahnede. Biri terör örgütü yöneticisi, diğeri suç örgütü yöneticisi. Ama ikisi de cezaevinde değil.
Ne tesadüf ama…