Our consciousness is programmable! If you don't program it for yourself, someone else will do it for their own benefit and you probably won't even realize it.
Doğru ve yanlış kavramlarını kişilerden, inançlardan veya çıkarlardan bağımsız, değişmez birer ölçüt olarak kabul ederim. Benim için hakikat; kimin söylediğine, siyasi görüşe veya kişisel menfaatlere göre esnetilemeyecek kadar mutlak bir değerdir. Doğru bir tane kimden gelirse gelsin doğrudur. Yanlış da babamdan da gelse yanlıştır.
Kendi savunduğu değerlere aykırı davranma pahasına kısıtlı zekasıyla toplumu manipüle etmeye çalışan, amacı çözüm üretmek değil sadece saldırmak olan ve hakikati aramayan her türlü oluşum benim için safi oksijen israfı gereksiz bir yükten ibarettir. Bu zihniyetteki kişi veya kurumlara bir şeyler anlatmaya çalışmak, insanın kendi öz saygısına yapabileceği en büyük hakarettir.
Dün yalnızca ERLİK’in paylaştığı videoda dile getirilen iddiaları aktardım.
📍 Böyle bir durumla karşılaşabileceğimi öngördüğüm için kullandığım dile özellikle dikkat ettim. Kimseyi suçlamadım, kimseye hakaret etmedim ve kimseyi töhmet altında bırakmadım.
Yorumlarda kim seviyesizlik yaparsa yapsın buna müsaade etmedim. İddiaları peşinen doğru kabul edip suçlamaya yönelenlere, bunların ciddi meseleler olduğunu ancak hâlâ kanıtlanması ve farklı kaynaklardan doğrulanması gerektiğini hatırlattım.
Bunların hepsi İsrail’in oyunu, FETÖvari işler diyenlere de her önüne geleni FETÖ’cü diye etiketlemeyi bir silah olarak kullanmamaları gerektiğini söyledim. Ortada araştırılması gereken çok ciddi iddialar olduğunu vurgulayarak her iki tarafa da net sınırlar çizdim.
Erlik denen şahıs yalan söylüyorsa bunun delilleriyle ortaya konmasının yöneticilere duyduğumuz güveni ve saygıyı artıracağını belirtmiştim. Fakat iddiaları doğruysa, sorumluların kim olduklarına bakılmaksızın derhâl görevden alınmasını ve yerlerine işini layıkıyla yapacak insanların getirilmesini talep etmenin neresi yanlış?
Politikacıların çok sevdiği ve sık sık dile getirdiği o meşhur Ömer adaletini hatırlayalım. Anlatılan rivayete göre Ömer bin Hattab, devlet başkanı olduğu dönemde minberden halka seslenirken şu soruyu sorar:
Şayet bir gün adalet yolundan saparsam ne yaparsınız?
Bunun üzerine Seleme bin el-Ekva‘ olduğu söylenen, bazı rivayetlerde ise kimliği farklı aktarılan bir sahabe ayağa kalkar ve şu tarihî cevabı verir:
Seni şu kılıçlarımızla doğrulturuz!
Sert ve öfkeli mizacıyla bilinen Ömer, bu cevap karşısında celallenip Sen kimsin de bana racon kesiyorsun? demek bir yana, ellerini şükürle kaldırarak şöyle karşılık verir:
Hamdolsun Allah’a ki Ömer yoldan saparsa onu kılıçlarıyla doğrultacak bir topluluk var etmiş!
Madem Ömer adaletini bu kadar önemsiyoruz, yöneticilerden hesap sormayı ve yanlış yapanların görevden alınmasını istemeyi neden yanlış buluyoruz?
**
Dünden bu yana Adalet Bakanı Gürlek hakkında yöneltilen iddiaların hiçbirine ne bir yalanlama ne de bir yanıt geldi. Aksine Gürlek, bu iddiaları dile getiren kişileri, elindeki yetkiyi kullanarak susturma yoluna gitmeyi tercih etti. Bu tutum, benim gözümde söylenenlerin artık yalnızca birer iddiadan ibaret olmadığı kanaatini güçlendirdi. Hatta gördüklerimizin ve duyduklarımızın ötesinde, çok daha fazlasının olduğuna inanmama neden oldu.
Sizden korkan Allah'tan korkmaz, Allah'tan korkan ise sizden korkmaz! Bu saatten sonra alayınıza gider lan!
@AvukatBelcin Ne alaka?
Konuya odaklanmak varken neden meseleyi şahıslara indiriyorsunuz ki! Bize ne Mehmet'ten senden aranızda ki ilişkiden kimin kimi desteklediğinden..
Derdimiz Çankaya belediyesinin yaptığı o*spu çocukluğu..
@belediyetakipx Buradan da görüldüğü gibi, dünyanın neresinde ana arter olan bir caddeyi trafiğe kapatıp araçları yan şeride yönlendirirsen İstanbul’dakine benzer bir trafik oluşur.
Yani bu, Diyarbakır’a özgü bir durum değil.
Görünüşe göre herkes fikirlerini gözlemlediği sonuçlara dayanarak oluşturuyor; ancak ilginç bir biçimde, kimse bu sonuçları doğuran temel nedenleri sorgulamıyor. 13-15 yaşlarındaki çocukların neden romantik partnerleri olduğunu kimse sormuyor. Hatta bu yaşa gelene dek birkaç kız veya erkek arkadaşı olmamış çocukların akranları tarafından alaya alınması bile kimseyi endişelendirmiyor gibi görünüyor. Dahası; ailece izlediğimiz, karmaşık ev içi ilişkilerle ve sadakatsizlikle dolu televizyon dizilerinin karşımıza kim tarafından getirildiğini ya da bu tür içeriklerin toplumsal dokumuzu nasıl dönüştürdüğünü de kimse sorgulamıyor.
Tüm bu temel nedenlerin döşediği bir yolda ilerleyip istenmeyen bir sonuca vardığımızda üzülmenin pek bir anlamı yok. Eğer sonuçları tartışacaksak, öncelikle bu sonuçlara zemin hazırlayan etkenlerle yüzleşmemiz gerekir.
Dün yalnızca ERLİK’in paylaştığı videoda dile getirilen iddiaları aktardım.
📍 Böyle bir durumla karşılaşabileceğimi öngördüğüm için kullandığım dile özellikle dikkat ettim. Kimseyi suçlamadım, kimseye hakaret etmedim ve kimseyi töhmet altında bırakmadım.
Yorumlarda kim seviyesizlik yaparsa yapsın buna müsaade etmedim. İddiaları peşinen doğru kabul edip suçlamaya yönelenlere, bunların ciddi meseleler olduğunu ancak hâlâ kanıtlanması ve farklı kaynaklardan doğrulanması gerektiğini hatırlattım.
Bunların hepsi İsrail’in oyunu, FETÖvari işler diyenlere de her önüne geleni FETÖ’cü diye etiketlemeyi bir silah olarak kullanmamaları gerektiğini söyledim. Ortada araştırılması gereken çok ciddi iddialar olduğunu vurgulayarak her iki tarafa da net sınırlar çizdim.
Erlik denen şahıs yalan söylüyorsa bunun delilleriyle ortaya konmasının yöneticilere duyduğumuz güveni ve saygıyı artıracağını belirtmiştim. Fakat iddiaları doğruysa, sorumluların kim olduklarına bakılmaksızın derhâl görevden alınmasını ve yerlerine işini layıkıyla yapacak insanların getirilmesini talep etmenin neresi yanlış?
Politikacıların çok sevdiği ve sık sık dile getirdiği o meşhur Ömer adaletini hatırlayalım. Anlatılan rivayete göre Ömer bin Hattab, devlet başkanı olduğu dönemde minberden halka seslenirken şu soruyu sorar:
Şayet bir gün adalet yolundan saparsam ne yaparsınız?
Bunun üzerine Seleme bin el-Ekva‘ olduğu söylenen, bazı rivayetlerde ise kimliği farklı aktarılan bir sahabe ayağa kalkar ve şu tarihî cevabı verir:
Seni şu kılıçlarımızla doğrulturuz!
Sert ve öfkeli mizacıyla bilinen Ömer, bu cevap karşısında celallenip Sen kimsin de bana racon kesiyorsun? demek bir yana, ellerini şükürle kaldırarak şöyle karşılık verir:
Hamdolsun Allah’a ki Ömer yoldan saparsa onu kılıçlarıyla doğrultacak bir topluluk var etmiş!
Madem Ömer adaletini bu kadar önemsiyoruz, yöneticilerden hesap sormayı ve yanlış yapanların görevden alınmasını istemeyi neden yanlış buluyoruz?
**
Dünden bu yana Adalet Bakanı Gürlek hakkında yöneltilen iddiaların hiçbirine ne bir yalanlama ne de bir yanıt geldi. Aksine Gürlek, bu iddiaları dile getiren kişileri, elindeki yetkiyi kullanarak susturma yoluna gitmeyi tercih etti. Bu tutum, benim gözümde söylenenlerin artık yalnızca birer iddiadan ibaret olmadığı kanaatini güçlendirdi. Hatta gördüklerimizin ve duyduklarımızın ötesinde, çok daha fazlasının olduğuna inanmama neden oldu.
Sizden korkan Allah'tan korkmaz, Allah'tan korkan ise sizden korkmaz! Bu saatten sonra alayınıza gider lan!
"ERLİK" adıyla bilinen kişi, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in bir paylaşımının altına yüksek topuklu ayakkabı görseli eklemesinin ardından, yetkililer tarafından "milli güvenlik ve kamu düzeninin korunmasının ihlali" gerekçesiyle sosyal medya hesaplarının engellenmesi üzerine bir video yayımladı. Videoda, Akın Gürlek, yakın çevresi ve diğer bazı kişi ve yapılar hakkında ciddi iddialarda bulundu.
ERLİK, Akın Gürlek ve ekibinin, yargı yetkisini kötüye kullanarak kişi ve şirketlerin mal varlıklarına el koyduklarını, ayrıca kara para aklama ve yolsuzluk gibi eylemlerde bulunarak bir "suç örgütü" gibi hareket ettiklerini öne sürüyor. İddiaya göre bu grup, kendi çıkarlarını korumak veya rakiplerini tasfiye etmek amacıyla erişim engelleri getirilmesi ve şafak operasyonları düzenlenmesi gibi yargı süreçlerini manipüle etti.
Videoda, Akın Gürlek’in çeşitli varlıklar, gayrimenkuller ve lüks harcamalardan oluşan büyük bir servet edindiği; bu servete dair detayların ise bazı devlet görevlileri tarafından sızdırıldığı iddia ediliyor. Ayrıca, söz konusu ağın servetini kara para aklama, şirketlere zorla el koyma ve yasa dışı yollarla mülk edinme yöntemleriyle oluşturduğu öne sürülüyor.
Videoda, yargı süreçlerine müdahale veya diğer faaliyetler aracılığıyla Akın Gürlek ve ekibiyle bağlantılı olduğu iddia edilen kişi ve şirketlerden bazıları şunlardır:
Veysel Şahin: "Bahis baronu" olarak tanımlanan Şahin ile ilgili olarak, grubun onun el konulan kripto para cüzdanlarından ve fonlarından yasa dışı kazanç sağladığı iddia ediliyor.
İbrahim Barut: İbrahim Barut ile ilgili davada yüklü miktarda komisyon toplandığı öne sürülüyor.
Peker Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı (Peker GYO) ve Tera Yatırım:
İddialara göre, Peker hisseleri üzerinde manipülasyon yapıldı, şirket birleşmelerine usulsüz şekilde onay verildi ve Tera Yatırım aracılığıyla çeşitli finansal işlemler gerçekleştirildi.
Erden Timur: Peker Holding ile ilgili bir anlaşmazlığın —özellikle "Nef Ataköy" projesi ekseninde— Erden Timur’un tutuklanmasıyla bağlantılı olduğu öne sürülüyor.
Hayrettin Koç ve Deniz Eko: İddialar, Hayrettin Koç ve oğlu Efe Koç’un dahil olduğu halka arz (IPO) süreçlerinde usulsüzlükler yapıldığına işaret ediyor.
Muzaffer Yıldırım (Bebek Hotel): Şirketin statüsü ve operasyonlar sırasında ele geçirilen verilerle ilgili çeşitli iddialar bulunuyor.
Nihat Özçelik ve Diğer Borsa Figürleri: Borsa manipülasyonu suçlamasıyla tutuklanan kişilere yönelik hukuki süreçlerin nasıl yürütüldüğüne dair soru işaretleri mevcut.
Söz konusu grup tarafından hedef alındığı veya baskı gördüğü öne sürülen kişiler arasında Haluk Levent ve Yüksel Ersoy gibi isimlerin yer alması dikkat çekicidir; bu durum, bahsi geçen vakalar ile son dönemde kamuoyunun büyük ilgisini çeken bazı önemli adli operasyonlar arasında olası bir bağlantı bulunduğunu iddia ederek bununla ilgili bazı kaynaklar paylaşıyor.
İbn Mâce, Fiten 24 (Hadis No: 4036), İmam Ahmed ve Taberânî'den Allah resulü s.a.s şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir;
"İnsanlar üzerine öyle aldatıcı yıllar gelecek ki, o dönemde yalancılar doğrulanacak, doğru söyleyenler ise yalanlanacak. Hainlere güvenilecek, güvenilir kimseler ise hain sayılacak. Ve o dönemde 'Ruveybida' konuşacaktır."
Sahabenin "Yâ Resûlallah, Ruveybida nedir/kimdir?" sorusuna şu cevabı vermiştir:
"Kamunun (herkesin) işi hakkında söz söyleyen (hüküm veren) değersiz, cahil ve niteliksiz adamdır."
Şüphesiz Allah resulü doğru söyledi.
https://t.co/1t67HaqW8F
Eee ne olmuş? 🙄
Türkiye'de serbest ticaret modeli uygulanır. 1₺ maliyet ile aldığın ürünü 1000₺'ye satmak için tezgah'a koyar alacak olan müşterilerine "ARZ" edersin. Gidip tezgah'dan onu da 1000 lira verip "TALEP" eden de varsa alan razı veren razı demektir.
Alın size ekonomi101 dersi;
Arz ve talep, ekonomide bir malın veya hizmetin piyasadaki fiyatını ve miktarını belirleyen en temel iki kuvvettir.
Biraz ön bilgi;
**
Arz (Supply): Üreticilerin veya satıcıların belli bir fiyat düzeyinde piyasaya sunmaya/satmaya istekli ve yetenekli olduğu mal veya hizmet miktarıdır. Genellikle bir malın fiyatı arttıkça üreticiler o malı daha fazla üretip satmak ister (Arz artar).
Talep (Demand): Tüketicilerin belirli bir fiyat seviyesinden satın almak istediği ve buna alım gücünün yettiği mal veya hizmet miktarıdır. Genellikle bir malın fiyatı düştükçe tüketicilerin o mala olan talebi artar.
**
Formül:
**
Talep > Arz (Talep Fazlası): Bir ürüne olan ilgi ve satın alma isteği, piyasadaki ürün miktarından fazla ise ürünün fiyatı yükselir.
Arz > Talep (Arz Fazlası): Piyasada ürün çok fazla ama alıcı az ise üreticiler elindekini satabilmek için fiyatı düşürür.
Arz = Talep (Denge): Piyasada satılmak istenen miktar ile satın alınmak istenen miktar eşitlendiğinde ideal denge fiyatı oluşur.
**
Fiyat pahalı mı geldi kral bir daha gitme amk. Sen ilgi ve satın alma isteği göstermez de talep etmezsen fiyatının düşmesi kaçınılmazdır.
Eee ne olmuş? 🙄
Türkiye'de serbest ticaret modeli uygulanır. 1₺ maliyet ile aldığın ürünü 1000₺'ye satmak için tezgah'a koyar alacak olan müşterilerine "ARZ" edersin. Gidip tezgah'dan onu da 1000 lira verip "TALEP" eden de varsa alan razı veren razı demektir.
Alın size ekonomi101 dersi;
Arz ve talep, ekonomide bir malın veya hizmetin piyasadaki fiyatını ve miktarını belirleyen en temel iki kuvvettir.
Biraz ön bilgi;
**
Arz (Supply): Üreticilerin veya satıcıların belli bir fiyat düzeyinde piyasaya sunmaya/satmaya istekli ve yetenekli olduğu mal veya hizmet miktarıdır. Genellikle bir malın fiyatı arttıkça üreticiler o malı daha fazla üretip satmak ister (Arz artar).
Talep (Demand): Tüketicilerin belirli bir fiyat seviyesinden satın almak istediği ve buna alım gücünün yettiği mal veya hizmet miktarıdır. Genellikle bir malın fiyatı düştükçe tüketicilerin o mala olan talebi artar.
**
Formül:
**
Talep > Arz (Talep Fazlası): Bir ürüne olan ilgi ve satın alma isteği, piyasadaki ürün miktarından fazla ise ürünün fiyatı yükselir.
Arz > Talep (Arz Fazlası): Piyasada ürün çok fazla ama alıcı az ise üreticiler elindekini satabilmek için fiyatı düşürür.
Arz = Talep (Denge): Piyasada satılmak istenen miktar ile satın alınmak istenen miktar eşitlendiğinde ideal denge fiyatı oluşur.
**
Fiyat pahalı mı geldi kral bir daha gitme amk. Sen ilgi ve satın alma isteği göstermez de talep etmezsen fiyatının düşmesi kaçınılmazdır. Tabi eğer FİŞ'i bak biz nerelerde takılıyoruz da neler neler yiyoruz diye paylaşmadıysan.
İddia ediyorum, Polonya'daki "darbe" denilen süreci geçmişiyle birlikte incelediğinizde, "Ama biz bunu Türkiye'de gördük" diyeceğiniz kadar büyük benzerlikler bulacaksınız. Gelin biraz geçmişteki gelişmeler ekseninde dün yaşananlara bakalım. Bakalım benzerlik görecek misiniz.
@tuy__gun Tüm bekçiler birlikte hareket edebilse ve bu duruma karşı aynı anda iş bıraksa, belki hem ekonomik hem hukuksal hemde politik olarak bazı iyileştirmeler elde edebilirler.
Yoksa gerisi komedi.
Ben çarşı ve mahalle bekçisi olsam doğrudan istifa ederdim. Hem toplumun huzurunu korumak için canımı tehlikeye atacağım hem de sabıkası bulunan bir saldırgana karşı kendimi savunmak zorunda kaldığımda, öldürme kastı olmadan bacağına ateş ettiğim için tutuklanacağım. Üstelik beni tutuklayan da uğruna canımı tehlikeye attığım, hizmet ettiğim bu devlet olacak.
Bu nasıl iş arkadaş? Kendini savunduğu için tutuklanan polis, bekçi ya da jandarma haberlerini daha kaç kez göreceğiz?
Ağız dolusu küfürler etmek istiyorum.
Ağız dolusu küfürler etmek istiyorum.
Ağız dolusu küfürler etmek istiyorum.
Ağız dolusu küfürler etmek istiyorum.