Yıldızlar SSS Holding’e peşkeş çekilen maden işletmelerinde çalışan yüzlerce işçi aylardır maaşlarını almak için Ankara’nın göbeğinde direniyor.
Bu direnişe gözünü kapatan, patrona hesap sormayı aklının ucundan bile geçirmeyen iktidar, ilk günden itibaren işçilere eziyet ediyor.
Bu açık işçi düşmanı saldırı bugün yeni bir aşamaya taşındı ve işçilerin örgütlü olduğu Bağımsız Maden-İş Sendikası Genel Başkanı Gökay Çakır ve sendikanın örgütlenme uzmanı Başaran Aksu tutuklandı.
İktidarın bu hukuksuz adımları derhal sonlanmalı, tutuklanan sendikacılar serbest bırakılmalı, işçilerin talepleri karşılanarak holdinglere peşkeş çekilen madenlerin tamamı devletleştirilmeli.
Gökay Çakır ve Başaran Aksu tutuklandı
📌Dün Soma'da gözaltına alınan Bağımsız Maden-İş Genel Başkanı Gökay Çakır ve Ankara'da gözaltına alınan Bağımsız Maden-İş Örgütlenme Uzmanı Başaran Aksu tutuklandı.
https://t.co/R14sbARKZ9
Genişletilmiş Cumhur İttifakı cenahı "çözüm" sürecine ve yeni anayasa dayatmasına karşı oluşan her türlü toplumsal direnci "dış kaynaklı ve maksatlı" diyerek yaftalama telaşına düştü.
ABD ve İngiltere öncülüğünde uluslararası sermayenin, Orta Doğu'yu yeni ticaret, enerji, lojistik ve üretim ağları üzerinden yeniden yapılandırması ve bölge ülkelerini etnik ve mezhepsel fay hatları üzerinden parçalamaya girişmesi "dış kaynaklı ve maksatlı"dır.
Türkiye'deki adımların, İran'ı çevreleme veya İsrail'in bölgesel güvenliğini sağlama gibi daha geniş ve yıkıcı senaryolar için bir pazarlık aracı hâline gelmesi, NATO'ya verilen tavizler, ABD'ye teslimiyet "dış kaynaklı ve maksatlı"dır.
Barış ve demokrasi gibi kavramların arkasına saklanarak Türkiye ve bölge ülkelerdeki emekçilerin, çok uluslu tekellerin kâr hırsı uğruna ucuz, güvencesiz, en ağır koşulların dayatıldığı bir iş gücü deposuna dönüştürülmesi "dış kaynaklı ve maksatlı"dır.
Eşitlikçi, laik bir toplumsal düzende Cumhuriyet'in yurttaşları olarak onurla yaşamak yerine, mezhepçi ve Yeni Osmanlıcı bir zeminde güya kardeşlik masalları anlatılması ve Türkiye'nin altına dinamit döşenmesi "dış kaynaklı ve maksatlı"dır.
Türkiye işçi sınıfının sınıfsız, sömürüsüz, laik ve bağımsız Türkiye mücadelesini baltalayacak; bizzat sorunun kaynağı olan emperyalist, kapitalist sistemin çıkarları doğrultusunda yürütülen, ayrışmayı derinleştirecek her türlü süreç "dış kaynaklı ve maksatlı"dır.
Sahte bir "yerli ve milli" söyleminin ardına gizlenerek ülkenin kaynaklarını, geleceğini, bağımsızlık ve egemenliğini emperyalizmin planlarına bağlayan "dış kaynaklı ve maksatlı" süreçlerin karşısında yükselen haklı itirazı yaftalamaya kimsenin gücü yetmeyecektir!
AKP, ABD ile ilişkilerinin 100. yılını kutlamaya hazırlanıyor, soL unutulan bir öyküyü hatırlatıyor👇
💬”Bundan yaklaşık 100 yıl önce makineli tüfekli bir zırhlı araçla, hedef olunan bir atmosferde karşılanmıştı Türkiye.
O günden bugüne değişen bir şey olmadı.
Türkiye, yıllar boyunca o silahların gölgesini hep ensesinde hissetti, ABD çıkarları neyi gerektiriyorsa, silahlar hep o doğrultuyu gösterdi.
Bugün o silahlar eliyle ülkemize hedef olarak İran, Rusya, Yemen ve dahası gösteriliyor, yine ABD çıkarları doğrultusunda.”
https://t.co/Achz9neQzc
O sırada patronlar: Koçların gemi filosu rota değiştirdi, Whatsapp'ın ortağı iki yatla geldi, Mango patronlarının yelkenlisi Bozburun’a demirledi
📌Türkiye'de milyonlarca yurttaş ay sonunu getirebilmek, pazar filesini doldurabilmek ve kirasını ödeyebilmek için kavurucu yaz sıcaklarında nefes nefese çalışırken yerli ve yabancı sermayenin temsilcileri Ege ve Akdeniz kıyılarında bambaşka bir paralel evrenin tadını çıkarıyor.
📌Karadaki derin yoksulluğa inat, suların üzerindeki ihtişam bize emeğimizin nereye gittiğini anlatıyor.
https://t.co/esjrewOQuw
soL’a yönelik en absürt suçlama elbette o isimden geldi
🔴Ruşen Çakır, "Öcalan her telden çalıyor, dediklerini bütün olarak vermek kamuoyunun kafasını karıştırma amaçlı" şeklinde absürt bir argümanla soL Haber'i aşağılamaya çalışırken Öcalan'ı ve halkı aşağılamayı başardı.
https://t.co/rLtXQqU09H
Patron ve iktidar temsilcilerinin Bodrum buluşması bize ne anlatıyor?
💬Bodrum Antik Tiyatro’da alkışlar dindi, iktidar sözcüleri ve patronlar özel araçlarına, lüks yatlarına, o yüksek güvenlikli dünyalarına geri döndüler. Geriye, bültenlere servis edilen bu şatafatlı PR metinleri kaldı.
💬Ancak Türkiye'nin gerçek hikâyesi, Bodrum'da çalınan aryalarla değil, Akbelen'de testere seslerine bedeniyle siper olanların, şantiyelerde üç kuruşa ölümüne çalıştırılanların ve bu sahte düzeni yıkmak için örgütlenenlerin iradesiyle yazılıyor.
💬Sanatın makyajı ağır olabilir ama sınıf mücadelesinin gerçekliği, o makyajı akıtacak kadar keskin. Sahnede şimdilik onlar var, fakat perde kapandığında, bu çürük düzenden başka kaybedecek hiçbir şeyi olmayanlar son sözü söyleyecek.
https://t.co/j6oXVvVJW0
Suriye’de iktidar değişikliğinden en fazla memnun olacak ülkelerden birinin İsrail olacağı belliydi. Açık gerçek bu ve tartışılacak tarafı yok. Dolayısıyla “İsrail planlarını bozuyoruz” söylemi, daha baştan inandırıcı olmaktan çıkıyor. Suriye’de kazananlar arasında Türkiye’nin olması ya da gösterilmesi, İsrail’in de çok büyük bir kazanç elde ettiği gerçeğini ortadan kaldırmıyor.
İsrail ile Türkiye arasında bir çıkar çatışması var mı? Var. Bölgesel rekabet konusu var her şeyden önce. Sonra Türkiye’nin Arap coğrafyasındaki etkisini sürdürebilmesi için İsrail saldırganlığının gemlemesi ya da en azından gemler gibi durması gerekiyor. ABD’nin rol dağıtımında öne geçmeye çalışmak gibi bir başka rekabet alanı da var.
Buna karşılık ortak noktalar daha öenmsiz değil. Her iki ülke de ABD’nin müttefiki. Her iki ülke de İran’ın bölgesel etkisini kırmak istiyor. Her iki ülke de geniş bir coğrafyada yeni sürüm Pax-Americana dayatmasına ortak durumunda.
Dikkatle bakınca Türkiye ile İsrail arasındaki çekişmenin sınırları olduğu görülür. Bu sınırlar ABD tarafından çizilmiştir. ABD’nin bugünkü ağırlığında yeni bir kırılma elbette bir dizi önemli başlıkta değişim demektir. Ancak bugünkü verilerde İsrail ve Türkiye gerilimi, yönetilir. Yönetirler.
Bunu her iki taraf da bilmektedir. Zaten Netenyahu bir biçimde gidecek, onun fanatizmiyle elde edilen kazanımları arsızca cebine koyan daha “makul” bir siyonist gelecek ve gerilimlerin daha kolay kontrol edileceği bir süreç başlayacaktır.
Suriye’de iktidar değişikliği ile birlikte “yeni çözüm süreci”nin gündeme gelmesi rastlantı değildir. Sürecin başlamasıyla birlikte yine “İsrail’in planlarını bozduk” iddiası önce Bahçeli, sonra Öcalan ve nihayetinde AKP kanadınca defalarca dillendirildi. İsrail’in bölgedeki Kürt gerçekliğini bir koz olarak kullandığı açık. Ancak bu kozun ABD ve İngiltere’nin isteği doğrultusunda Türkiye’yi belli bir yöne doğru ittirmek için şantaj olarak değerlendirilmediğini kim söyleyebilir?
Geldiğimiz noktada Öcalan İran’ı halletmek için göreve talip olmakta, daha da önemlisi, Cumhuriyet’in formatlanarak Yeni-Osmanlıcı bir yapıya ulaşılmasını, sürecin temel hedefi olarak ilan etmektedir.
Burada İsrail’in oyunu filan bozulmamaktadır. Tersine bölgede ABD ve İngiltere’nin kurduğu yeni bir oyunun içinde sürüklenilmektedir.
Sürüklenilmektedir çünkü AKP iktidarı tam olarak ne yaptığını bilmemektedir, ABD her istediğini alacak durumda değildir, kartlar yeniden karıldıkça bölgede rekabet derinleşmektedir, kafalardaki plan ya da fantezilerin yol açağı türbülanslarla başa çıkacak bir akıl da göze çarpmamaktadır.
Ve bütün bunlar olurken, “muhalif” birileri Türkiye’nin demokratikleşeceğini, birileriyse ulusların kaderlerini tayin hakkında ilerleme kaydedileceğini anlatıp durmaktadır.
Hani ne oldu “Saray rejimi”ne?
Pardon, “halkların mücadelesi” onu geriletti, köşeye sıkıştırdı değil mi!
İmamoğlu ile başlayan ve birçok belediye ile devam eden operasyonlar, yolsuzluk vardır-yoktur tartışmasından bağımsız bir biçimde, “seçme ve seçilme hakkına müdahale” anlamına geldiği için güçlü bir itirazı hak ediyor.
Şimdi gündemde tarikatlar var. İktidarın motivasyonu aynı olabilir. Ancak eğer AKP’yi iktidara taşıyan ve orada tutan dinamikleri doğru kavrıyorsanız ve azıcık da olsa Cumhuriyet değerlerini önemsiyorsanız, bir kısım tarikata, evet hadi adını koyalım, bir kısım “muhalif tarikata” dönük operasyonlara aynı mantıkla itiraz edemezsiniz.
Tarikatları haber kovalayan gazeteciyle, siyasi partilerle aynı düzleme yerleştirip, “papazı vermeyecektik” türünden öyküler anlatamayız.
Tarikatların topyekun sorgulanması yerine “zaten varlar bari muhalif olanlar ayakta kalsın” yaklaşımının tercih edilmesi, bir kısım muhalif çevrenin neden zamanında ve belki şimdilerde Fethullahçılara umut bağladığını da açıklıyor.
“Sizin tarikat gerçeğini ortadan kaldıracak gücünüz yok, o zaman onlardan iyisini tercih edeceksiniz” türünden yorumlar yapılmakta. AKP iktidarı ile bu şekilde mücadele edebileceklerine düşünenler var demek ki!
Şu anda “iyi tarikat, kötü tarikat” ayrımından en fazla AKP yararlanır, bunun farkındalar mı acaba!
Holdinglerin sömürü çarkından çıkan pis kokular etrafa saçıldığında ya da iktidar bir sermaye grubuna müdahale ettiğinde, “koşun bizimkilere çökecekler” diye çığlık atmak yerine bütün stratejik sektörlerde devletleştirmeyi savunmak nasıl zorunluluksa, tarikatlar bir nedenle gündeme geldiğinde benzer bir talep ileri sürülmesi de zorunluluktur.
Ha “hayal dünyası”nda geziniyoruz değil mi!
Memleketi iliklerine kadar yağmalayan holdinglerin arasından dost, elbirliği ile laikliği yiyip bitirip iktidar ve rant alanlarını kendi aralarında paylaşan tarikat ve cemaatlerden kurtarıcı aramak ise gerçekçi politika!
Bizim hayallerimiz, böylesi bir gerçekçilikten daha akılcıdır, kusura bakmayın.
Van’da uyuşturucu satışına karşı gece nöbeti tutan kadınlar ifadeye çağrıldı: Gerekçe, “halkın rahatsız olması.”
📌Mahalleli ise nöbetler sayesinde torbacıların uzaklaştığını söylüyor ve mücadeleyi sürdürmekte kararlı.
https://t.co/P3Uo3C3sax
📱 Facebook, Instagram ve YouTube çocuklara nasıl bir tuzak kuruyor?
📌6 yaşında sosyal medya bağımlılığı, günde 16 saate varan ekran süresi, genç kızlarda bozulan beden algısı…
📌Şirketlerin kendi iç araştırmaları, çocuklar üzerindeki zararların bilindiğini; buna rağmen büyüme ve kârlılık uğruna bağımlılık yaratan özelliklerin sürdürüldüğünü ortaya koyuyor.
Sosyal medya tekelleri için yeni bir “Big Tobacco Moment” mı yaşanıyor?
https://t.co/s7uH5Bqx54
Zübük siyasetinden yorulduk!
“Cemil Tugay, AKP’ye geçecek mi?”
İzmir kent gündeminde uzun süreden beri bu soru var. Kimileri, Cemil Tugay’ın AKP’ye katılmak için önümüzdeki seçimlerde yeniden İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı adayı gösterilme koşulunu öne sürdüğünü söylüyor. Kimileri, Cemil Tugay’ın AKP Genel Başkanı cumhurbaşkanından vize alamadığını… Geçisin zamanlaması konusunda anlaşılamadığını söyleyenler de var. AKP’nin kuruluş yıl dönümünde değil de, “9 Eylül” gibi sembolik bir dönemde gerçekleşeceğini iddia edenler var.
İddialar, her yönden etrafa saçılıyor. Saçıldıkça da, ortada bir pazarlık olduğu netleşiyor.
Ancak, bir kişi de çıkıp, “Hiç olur mu öyle şey! Cemil Tugay’ın siyasi karakteri belli, ilkeleri belli. Yapmaz öyle bir şey!” diyemiyor. Çünkü, İzmir halkı Tugay’ı çok sevdiği için oy vermemişti. İzmir halkının Tugay’ı belediye başkanı yapmasının nedeni , AKP’yi istememesiydi. Fakat, kısa sürede, Cemil Tugay’ın herhangi bir AKP’liden, Tugay’ın eski partisi CHP’nin de AKP’den belediyecilikte herhangi bir farkı olmadığı ortaya çıktı.
İhale düzenini savunmada, özel şirketlere rant sağlamada, işçi düşmanlığında aynı olduklarını artık herkes biliyor. Tugay, aynı konuya dair, birbiri ile çelişen, birbirinin tam zıddı açıklamalar yaptıkça, “hık demiş de burnundan düşmüş” dersiniz.
12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra, aslında MHP’li Agah Oktay Güner tarafından söylenen ancak Alparslan Türkeş’e atfedilen “Biz hapisteyiz, fikirlerimiz iktidarda” sözünü bilenler vardır. Eminiz ki, şimdi, AKP’liler, Cemil Tugay için benzer cümleleri kuruyorlar. “Cemil Tugay’ın hangi partide olduğu fark etmez, fikirlerimiz zaten iktidarda.”
İşte bu nedenle, Tugay, AKP’ye geçse, mutlaka bir kılıf bulacaklar.
Hatırlar mısınız? Ergenekon davalarından hapis yatan Mehmet Ali Çelebi isimli bir teğmen vardı. Önce CHP’den milletvekili oldu, ardından Memleket Partisi’ne, oradan da 2022 yılında AKP’ye geçti. Geçme gerekçesi de, “Cumhuriyet neferi” olması ve Atatürk’ün vizyonunun AKP’de temsil edilmesiydi.
Tugay için de aynısını yaparlar. İzmir için her şeyi yapmayı göz alan, kendi onurunu bile feda eden bir figür olarak yansıtırlar. “İzmir, yatırım görecek en azından” argümanı kullanıma sokulur. Bu yetmediğinde, Tugay’ın, artık siyasi bir araç haline gelen tutuklamalar ile tehdit edildiğini, korkutulduğunu söyleyenler çıkar.
Tugay, AKP’ye geçmezse de… Herkes kendi hikâyesini yazar. AKP, Tugay’ı kendine layık görmediğini açıklar. Tugay da, AKP’den hiç hazzetmediğini söyler. Ancak, kapalı kapılar ardından el sıkışmaya devam ederler. Lafın kısası, Tugay, AKP’ye geçse de geçmese de, onlar için sonuç değişmez. İzmir’i, sermayeye peşkeş çekmeye, halk ve emekçi düşmanlığı yapmaya devam ederler.
Bu gidişatı durdurabilecek tek güç ise, İzmir halkının ve İzmir Büyükşehir Belediyesi emekçilerinin tavrıdır. Birbirinin aynısı olan düzen partilerini de, kişisel çıkarlar üzerinden yürütülen siyaseti de reddediyoruz. Hayatımızı zehir eden, insanca yaşamayı unutturan bu çirkin düzene karşı gelin birlikte mücadele edelim. Kendimiz için, çocuklarımız için, sevdiklerimiz için… İnsanca yaşanacak bir ülkeyi yeniden inşa edelim.
🖊️Cangül Örnek (@CangulOrnek) yazdı
1918-1923 momentine geri mi dönüyoruz?
❝ Yurttaşlığın fiilen ortadan kalktığı, rejimin 'ümmet olarak tebaa' yaratma politikasının son hız ilerlediği bir vasatta, tanım istediği gibi değiştirilsin Kürtler için fiilen ne değişecek? Hayatlarında tam olarak ne farklılaşacak? ❞
https://t.co/9bMbQJdrxX
“Cumhuriyet yenileniyor” deniyor. Cumhuriyet gibi dönüşümler devrim veya benzeri ağırlıktaki toplumsal alt-üst oluşların eseridir. Şimdi ne oldu? Her sabah bir belediye başkanının tutuklandığı bir adaletsizlik ve yoksulluk denizinde sürüklenirken demokrasi adasına mı çarpacağız?
Hamaney'in danışmanı: Ukrayna ‘yanlışlık oldu’ dedi, hazırlandığımız saldırıyı durdurduk
İran lideri Hamaney’in danışmanı Rızai, Ukrayna'nın Hazar Denizi’nde İran’a ait gemiyi hedef almasının ardından Ukrayna’nın üç bölgesine saldırı planladıklarını söyledi.
Rızai Kiev'den gelen “yanlışlık oldu” açıklaması üzerine konuyu araştırmak üzere saldırıyı durdurduklarını açıkladı.
https://t.co/wAarUjFWn6
Cezaevindeki 14. gününde ölüm haberi geldi: Özcan Aksu işkenceyle mi öldürüldü?
Silivri Cezaevi’nde tutulan Özcan Aksu’nun ailesi kapalı görüşte yüzünde ağır darp izleri ve bilinç bulanıklığı gördükleri Aksu’nun işkenceyle katledildiğini ve ölüme terk edildiğini iddia ederek sorumluların cezalandırılmasını istiyor.
https://t.co/0adRo3xVjH
🇨🇺Abluka ağırlaşıyor, Küba hayatın her alanında direniyor!
ABD ablukasının yarattığı daralmaya karşı direnen Küba; üretimden savunmaya, kültür sanattan spora kadar hayatın her alanında mücadelesini sürdürüyor.
https://t.co/2O4KXFS7Tk
Balıkesir’in Gönen ilçesindeki Ülkü Ocağı binasında Y.Ç. adlı bir çocuğa işkence yapıldığı öne sürüldü.
📌İddiaya göre çocuğun üzerine idrar yapıldı, kolonya dökülerek yakılmaya çalışıldı; burnu, kolu ve kaburgaları kırıldı.
Olayla ilgili iki kişi tutuklandı.
https://t.co/E7kUSV1Fgw