Bu milli takım neden böyle ben size anlatayım.
- Dünya Kupasında rezil olan takımın hocası hala bugün hocası diye böyle.
- Maç 3-0 iken penaltı için kendini yere atan ahlaksız Barış Alper’ler yüzünden böyle.
- Futbolla alakası 3 sene önce biten Merih sırf bozkurt işareti yaptı diye hala milli takımda oynuyor diye böyle.
- Berke’yi sırf milli takıma almamak için son 5 yıldır kalecilik yapmayan adamları kaleye koydukları için böyle.
- Mafyavari bir adamı Federasyon başkanı yaptıkları için böyle.
- Liyakatın yerini adamcılık, ahlakın yerini kibir aldığı için milli takım böyle.
- Sözün ona milliyetçileri mutlu etmek için rezil bir zeminde İtalya maçını Bursa’da oynadığı için milli takım böyle.
- Herkesin milli marşını ıslıklayan soytarılar olduğu için böyle.
Bu kadar potansiyelli olup bu kadar rezil olan bir milli takım varsa sorun tek bir yerde değildir, tüm organizasyonda problem vardır. Düzelir mi?
Düzelmez. Çünkü toplum olarak böyle bir toplumuz.
Bu kadar potansiyelli, bu kadar
508 km. 28 days. One simple request: time to finish what we started.
The walk reached Ottawa. The story reached CityNews. Now the question needs an answer.
@MarkJCarney@LenaMetlegeDiab#ExtendTS2023#MarchToOttawa
https://t.co/chffSqCdHq
A 28-day journey ends in the nation's capital where a group of temporary residents from Türkiye and Syria asked the federal government to extend their temporary statuses.
https://t.co/fM0V2cqtAi
@Adiadna1234@Shirin4646@MarkJCarney@LenaMetlegeDiab@CitImmCanada You fuck off you motherfucker. You don't owe this country. Your motherland became an Indian gettho and safe heaven for radical Islamic organizations. Go deal with them before coming here to show your shitty mouth. Looser!
1983'te başlayan şey modern dönemin en büyük Kürt ayaklanmasıydı. 1993'te yenildi. 1999'da Apo yakalanınca bir daha yenildi. Sonraki 27 sene uzatmaları oynadı. Nihayet realite ile yüzleştiler, teslim oldular.
İyi mi ettiler? Bence iyi ettiler. Hayatta bazen yenilgi de var. Ben olsam teslim olur muydum? Kibrimi yenebilsem olurdum sanıyorum. Utanç içinde kalırdım, ama gerçekle yüzleşmenin daha doğru olduğunu idrak ederdim muhtemelen.
Bin defa söyledim, yine söyleyeyim. Kırk milyonluk, ulus bilincine ermiş bir millete ilelebet boyun eğdirmek bana imkansız görünüyor. Aklım almıyor. Gerçi tam imkansız da değil belli ki. Buyur Ermeni örneği var, Makedon örneği var.
Bundan sonra ne olur kestiremiyorum. Kürt ulusal hareketi uzunca bir süre bu yenilgiyi sindirmeye çalışacaktır. Uluslararası konjonktür kökten değişmese bir otuz-kırk sene o defter kapanmış görünüyor.
Ya biter, ya dirilir. Diğer ihtimali 2018-19'den beri zaman zaman dile getiriyorum. Üçüncü yol: Belki de Kürtler Türkiye'yi ele geçirir.
#extendTS2023@LenaMetlegeDiab
8 thousands people are looking your eyes Minister.
These people had to leave their life to build new one here. Canada is stronger with them.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Size bu satırları hemen yan hücremden gelen “Aşkın mapushanee, içindee ben mahkum” dizeleri eşliğinde yazıyorum.
Bir düzeltmeyle başlayayım; tanımadığım ve görüşmediğim bir avukat “Deniz bizi unutmayın dedi ” gibi bir bilgi yaymış. Ne böyle bir duygum var ne de öyle bir talebim oldu. Aksine sürekli beni paylaştığını öğrendiğim arkadaşlarıma şu mesajı yolladım: “Abartma be king, yaz böyle geçmez.” Hazır hayatımın ilk tekzibini yapıp kendimi bir şey sanmışken hız kesmeden ikinciyi de yapayım. Biraz gecikmeli olacak ama tutuklandığımı öğrenince söylediğim “neşemizi çalamazlar” mesajını tırnak içinde olduğunu vurgulayarak söylemiştim. Nöşömözü çolomozlor gibi. Ama adliyeden Twitter’a ulaşana kadar yolda ironik tırnaklar kaybolmuş. Bana bu haberler geç geldiği için özetle şöyle diyebilirim; romantik, arabesk ya da talepkar bir cümle duyarsanız bilin ki doğru değildir. Çünkü ruh halim — olumlu anlamda — üçünden de uzak.
Evet, Çorlu’da birinci ayımı doldurdum. Ankara, Çorum, Antalya ve İstanbul’dan sonra en çok vakit geçirdiğim şehir Tekirdağ oldu. Beş Şehir’i tamamladım. Gelirseniz gezdiremem ama şehrimizin en çok ziyaret edilen noktası olan cezaevine çoğu Tekirdağlıdan daha hakimim. En iyi köfteciyi herkes bilir.
Moralim yerinde, sağlığım iyi. Bir ay boyunca kötü hissettiğim tek bir an bile olmadı. Tabii ki cezaevi romantize edilebilecek bir yer değil. Bunu herkes bilir. Monopoly’de bile kodese girince sinir krizi geçiren arkadaşlarım oldu. Yine de adettendir, benden de duyun; cezaevine girmeyin mecbur kalmadıkça.
Aile, arkadaşlar, iletişim ve seyahat özgürlüğü, gözetlenmediğim bir oda, güneş, sahne, sokakta yürümek gibi mahrumiyetlerin yanında önemini burada anladığım şeyler de oluyor. Klavye ve bıyık makası benim için önemliymiş. Klavyeye hazırlıklıydım ama bıyık makası sürpriz oldu. Berber prosedürünü öğrenene kadar bıyıklar ağzımı kapattı. Kantin listesinde olmamasına rağmen şansımı deneyip “Bıyık makası?” diye dilekçe yazdım; cevap verilmeyen tek dilekçem oldu. Bir filmde dev makası olan bir adam gördüm. Çok özendim. Hayatımda ilk kez canım makas çekti. Neyse ki bıyığım Türkiye’de övgü alabileceği en kritik kişiden övgü aldı; ziyarete gelen Erkan Baş’tan.
Özetle cezaevine girmemeye çalışın ama işinizi olması gerektiği gibi yapmanın karşılığı buysa en huzurlu uykular burada uyunuyor. Sonraki gün yapacak işinizin ya da verilmiş sözünüzün olmaması da cabası.
Kaldığım cezaevi “Kuyu Tipi” olarak biliniyor. Bu konuda uzmanların, avukatların ve uzun süre tecrübe etmek zorunda kalmış insanların yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim. Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.
Ben belki kısa süreli olacağını umduğum için dışarıda da bazen yaptığım goblin moduna geçerek şimdilik uyum sağladım. Ama öğlen 7 metrelik duvarları olan avluda yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor. Yolu bir şekilde bu kuyuya düşen güvercin* ve dev çekirgeler duvarları aşamadıkları için benimle beraber kalıyorlar, haklarında CİMER şikayeti olmamasına rağmen. Yalnız hissettirmiyorlar. Gönderdiğiniz kitap kargoları ve şimdiden plastik komodinimin iki çekmecesini dolduran mektuplar hayatımdaki en kalabalık zamanımı yaşamamı sağladı hücrede. Hepsini okudum mektupların, kalışım uzarsa cevap da yazacağım. Yakın arkadaşlarımdan “Niye cevap yazmıyorsun şerefsiz, bu sefer turnede olmadığını hepimiz biliyoruz” tarzı mektuplar gelmeye başladı. WhatsApp’tan kurtuldum, bu sitemden kurtulamadım. Kitap hediyeleri ve mektuplarla memurlara ek mesai çıkardık. Size de, şikayet etmeden hızla yardımcı olan memurlara da teşekkürler.
Düzenli ziyarete gelen avukatlar da nefes oluyor. Cezaevinin yıldızları onlar. Ton balığını cezaevi kantinine ekleten avukatla tanıştım, çok heyecanlandım. Burada Oğuzhan Uğur’dan daha popüler. Dışarıya dair haberleri de onlardan alıyorum.
Okul arkadaşlarım başta olmak üzere dışarıda destek olan, dayanışma gösteren herkese de çok teşekkürler. Sabah 8 sayımlarında memurlar gelene kadar uyanık kalabilmek için “Bugün kim tutuklandı” temalı programlar izlemeye alışmışken, bir sabah ODTÜ Mezuniyet pankartlarıyla uyandım. Gözlerim doldu ilk kez. İyi ki varsınız. Athena Gökhan’ın törende benle ilgili yaşadığı kafa karşılığına çok güldüm. Sansürcü Punkçı da Türkiye’ye kısmetmiş.
Anarchy in THE UK
AcunMedya in Turkey
Böyle diyorum ama NATO ve Dünya Kupası bittiğinden beri Masterchef izliyorum. Açar açmaz orada da bir Karadenizli kazandı. Bütün ülkeyi kısık ateşte karadenize ettiler. (Deniz içerde şimdi ne şaka malzemesi biriktirmişsindir? Aynen kardeşim ful böyle notlar alıyorum, özür.) Burçin ve Tolğa favorim.
İlk hafta ülkeme dair moral tazelemek için Aktroll kanalları izledim; NATO Zirvesi Özel. Programlarda önce bana sövüp ahlak dersi veriyorlardı, sonra Donald Trump övüyorlardı, Türkiye için büyük şansmış varlığına duacılar. Ben de dersimi aldım.
“Değerleri aşağılayan komedyen” den, “Değerli dostum”a terfi etmek için eksiklerim:
- Epstein ile kanka olmak
- Gazze’yi Netanyahu ile birlikte tatil köyü yapma vaadi
Bir kelime şakası ve bir didaktik çıkış yaptığıma göre aylık güncellememi sonlandırabilirim. Hala kararlıyım, Moby Dick’i bitireceğim. Geçen öyle yazdım ama elime geçmedi henüz. Diğer kitaplar geldi, Moby Dick hala kontrolde. Cezaevi okuma komisyonu da bitiremiyor, bela bir kitap. Aslında cezaevi kütüphanesi çok iyi, Chomsky bile var. Belki o da Epstein kontenjanından girmiştir.
(*) 2 haftadır benimle yaşayan güvercin Leo ile tanıştığımız günün öyküsünü yazdım, Uğur Gürsoy Uykusuz Ağustos sayısında çizdi. Benim yerime de okuyun, buraya Uykusuz sokamıyormuşuz.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.
Soldaki “tutuklarsanız tutuklayın” diyerek muhalefette kalan Sinem Dedetaş. Az önce Tekirdağ cezaevine gönderildi.
Sağdaki AKP’ye geçmek için 40 takla atan Eren Ali Bingöl. Az önce AKP’ye geçti.
Üzerinden 40 yıl da geçse bu omurgasız zübükleri unutmayacağız, unutturmayacağız!
Bu kızın adı Aya Hader.
Tıp fakültesini birincilikle bitirdi ve dermatoloji ihtisasına başladı. 28 Haziran’da kaçırıldı. Ertesi gün ise “hastalık nedeniyle öldüğü” söylenerek cenazesi ailesine teslim edildi. İddialara göre tek suçu kadın ve Alevi olmaktı. HTŞ’nin Suriye’de Alevilere yönelik sistematik zulmünü sürdürdüğü yönündeki iddiaların bağımsız ve şeffaf şekilde soruşturulması, sorumluların hesap vermesi ve sivillerin korunması için uluslararası toplumun harekete geçmesi çağrısında bulunuyoruz.
@UN_Women@UNHumanRights@amnesty@hrw