Şu anda üç harfli bir kanalda dünkü olayin arka planı tartışılıyor; ancak tartışmaya katılanlar arasında eğitim bilimci, eğitimci ya da psikolog gibi konunun uzmanları yok. Bu kadar hassas ve çok boyutlu bir mesele, alan uzmanlarının rehberliğinde ele alınmalı.
Sn. Zafer Bey,
Akademisyenler, lisans eğitimi sonrası, Yüksek Lisans, Doktora ve Post-doktora süreçlerini tamamlayıp, en az 8-9 yıllık bir uzmanlık eğitimi ve araştırma deneyiminden sonra hoca olabiliyor. Ders, proje ve idari görevler ile gece-gündüz çalışıyorlar. Kariyer memurlarına verilen bu zamma karşı değiliz, ancak akademisyenler aynı şartlarda ve neredeyse benzer maaşlarda (kıdemli Doçent'lerin aldığı maaş 1. derece kariyer memurlarının aldığı maaş ile benzer) çalışmalarına ve yıllardır zam beklentileri olmasına rağmen böyle bir artışa neden dahil edilmediklerini anlamakta zorluk çekiyoruz.
Kaldı ki, laboratuvarlarda çalıştırdığımız kadrosu olmayan gençlerimizin durumu çok daha kötü. Bu genç araştırmacılar projelerden (TÜBİTAK vb) bursiyer olarak; Yüksek Lisans (YL): 19.000 TL, Doktora: 27.500 TL, doktoralı araştırmacı (Postdoc): 36.500 TL ve YÖK Ek-34 kapsamındaki sözleşmeli doktoralı araştırmacılar ise ~52.000 TL, BAP projelerinden ise (YÖK limitine göre) YL: 8.500 TL ve Doktora: 13.500 TL alarak geçim mücadelesi verip bilimsel çıktı üretmeye ve kendi alanlarında uzmanlaşmaya çalışıyorlar. Bizler yani hocalar akademide devam edecek yetenekli öğrenci bulmakta ve gençleri Türkiye’de kalıp üretmeye ikna etmekte ciddi zorlanıyoruz.
Bu konuda hem YL ve doktora öğrencilerimiz, hem doktora sonrası araştırmacılarımız, hem de tüm akademisyenlerimiz için gerekli düzenlemelerin yapılmasını talep ediyoruz.
Kariyer mesleklerine ilave zamlar yapılırken verilen onca söze rağmen akademisyenler yine görmezden gelinmiştir. Akademisyenliği kariyer meslekleri içerisinde görmemek tam bir akıl tutulmasıdır. Sizlere bilim ve bilimsel çalışmanın ülkelerin kalkınma ve gelişmesindeki rolünü tekrar tekrar anlatacak değiliz. Akademisyenleri yoksulluk sınırında yaşatmanın utancı ilgili herkese yeter. #akademikzam
Akademide gerçekten uluslararası standartlarda bilim yapacak, uzmanlık alanında bilgi üretip kaliteli araştırmacı/öğrenci yetiştirecek hocalar kalmayınca ne yapacak bu ülke? #akademikzam
@zafersahin06 Mesele nitelikli personelinin özel sektöre geçmemesi ise akademik personelin durumunun da düzeltilmesi elzemdir. Maalesef ciddi oranda akademisyenin sessiz istifa bağlamında kendisini geri cektigini düşünüyorum. Ne ek ders, hakemlik, proje vs... isteniyor artık... #akademikzam
LinkedIn’de Erkan Ayan yazmış:
📉 Türkiye’de Eğitime Dayalı Gelir Hiyerarşisi Çöküyor!
Türkiye’de sadece genel gelir dağılımı değil, eğitime dayalı gelir hiyerarşisi de hızla bozuluyor.
📌 2009 yılında üniversite mezunu bir çalışan,
– Okul bitirmeyen (okuma yazma bilmeyen) bir çalışandan 4,71 kat fazla gelir elde ediyordu.
– Lise altı eğitimli bir çalışandan ise 2,25 kat fazla kazanıyordu.
📌 2024 yılına gelindiğinde bu fark dramatik şekilde kapanmış durumda:
– Okul bitirmeyen ile fark 2,91 kata,
– Lise altı eğitimli ile fark 1,84 kata düştü.
✅ Yani eğitim artık gelir getirmiyor.
✅ Üniversite okumanın ekonomik karşılığı yıllar içinde silinmiş durumda.
✅ Bu tablo, ücret politikasının nitelikli iş gücünü cezalandırdığını çok açık gösteriyor.
⚠ Daha Büyük Tehlike: Ücretler Asgari Ücret Etrafında Sıkıştırılıyor.
Tablo çok net bir gerçeği gösteriyor:
🔸 Eğitimi olmayan gelir grupları asgari ücrete yaklaştırılıyor,
🔸 Eğitimli gelir grupları ise asgari ücrete doğru itiliyor.
Bu yaklaşımın ağır sonuçları:
• Nitelikli ve eğitimli çalışanlar mesleklerinden uzaklaşıyor.
• Ülkede kalma motivasyonu eriyor.
• Gençler ve uzmanlar yurt dışına yöneliyor.
• Türkiye kalıcı insan sermayesi kaybı yaşıyor.
• Sorumluluk – risk – gelir dengesi tamamen bozuluyor.
💬 Sonuç olarak eğitim – gelir – sorumluluk hiyerarşisi çöktükçe tüm sistem bozulur.
Kaynak: Veriler TÜİK’ten alınmıştır.
Karanlık Akademi: Üniversiteler Nasıl Ölür?
Yazar Peter Fleming, Dark Academia kitabında üniversitelerde yaşanan değişimi sorguluyor.
Fleming'e göre üniversiteler birer bilim yuvası olmaktan çıkıp ruh emici birer şirkete dönüşüyor.
O'na göre üniversiteler artık kamu yararını düşünen kurumlar değil.
Tıpkı birer şirket gibi kâr, büyüme ve verimlilik takıntılı hale geldiler.
Bu yeni modelin adı "Eğitim Fabrikası" (Edu-Factory).
Bu fabrikada öğrenciler "müşteri", akademisyenler ise "işçi" olarak görülüyor.
Adına "karanlıkokrasi" (darkocracy) denilen boğucu bir bürokrasi ve akademisyenleri canından bezdiren tonlarca anlamsız "angarya iş" üretiyor.
Öğrenci memnuniyet anketleri, dergi sıralamaları, atıf sayıları.... Bu "metrik tiranlığı", "yayın yap ya da yok ol" kültürünü körüklüyor.
Bu baskı o kadar yoğun ki, bazı akademisyenler sırf "prestijli" bir dergide yayın yapmak için verileriyle oynamaya veya hile yapmaya yönelebiliyor.
Müşteriyi, yani öğrenciyi memnun etmek için notların şişirilmesi de cabası!
Fleming'e göre nu yeni düzen "hasarlı insanlar" yaratıyor.
Öğrenciler, ağır borç yükü , barınma sorunları ve korkunç bir başarı baskısı altındalar.
Kampüslerde anksiyete, depresyon ve hatta intihar vakaları rekor seviyede.
Yazar bu durumu "Öğrenci Cehennemleri" olarak adlandırıyor.
Akademisyenler, aşırı çalışmaktan tükenmiş, güvencesiz sözleşmelerle çalıştırılan ve sürekli endişe içinde olan bir meslek grubu haline geldiler.
Kitap, bu baskıya dayanamayıp hayatına son veren akademisyenlerin trajik hikayelerine de yer veriyor.
Fleming'e göre akademisyenler de tamamen masum değil.
Birçoğu bu rekabetçi kariyer oyununa kendini kaptırmış durumda.
Üniversite, birkaç "yıldız akademisyen" yaratıp onları ödüllendirirken, geri kalanların iş yükünü artırıyor.
Bu "akademik yıldız kompleksi", kıskançlığı ve dedikoduyu körükleyerek meslektaşlık ruhunu yok ediyor.
Sonuç olarak, üniversiteler büyük bir patlamayla değil, amacını unutarak yavaş yavaş, içten içe ölüyor.
Fleming'in kitabında hepimiz için üzerinde düşünmemiz gereken, rahatsız edici argümanlar var.
Kitap, Türkçeye de tercüme edilmiş durumda.
Keşke bu metriklerle olduğu kadar bu sıralamaları yükseltmede önemli pay sahibi olan akademisyenlerin yoksullukla olan imtihanlarıyla da ilgilenseniz sayın @erolozvar#akademikzam
Uluslar arası bir çok kriteri ve akreditasyonu karşılayan onlarca üniversitemiz var. Bin bir ekonomik sıkıntı içerisinde bu rekabeti sürdüren yüzlerce Dr. Öğretim üyesi, Doçent ve Profesör #akademikzam diye günlerdir çırpınıyor. Lütfen bu sese kulak verin.
@RTErdogan@NumanKurtulmus@memetsimsek@erolozvar
Her geçen yıl lisansüstü eğitim için gelen öğrenci sayısı da kalitesi de azalıyor. Akademinin insan kaynağı için ilerisi pek parlak görünmüyor. Bu ekonomik şartlarda anormal bir durum değil... #akademikzam
Gerçekten ilginç. Gündemdeki spor, siyaset, sanat vb. konulara yorum yapmak ancak memurun, akademisyenin içerisinde bulunduğu ekonomik güçlüğe ilişkin herhangi bir görüş belirtmemek, iyi de bu da gündem... Kimi hocalarımız oldukça aktif, takipçisi çok ama ses yok... #akademikzam