30 yaşında genç bir avukat olan değerli meslektaşım, müvekkilim ve dostum Mehmet Pehlivan (@mehmettpehlivan), avukatlık mesleğinin onurunu korumaya devam ediyor.
"Kelli felli" denilen veyahut toplumda "rağbet gören" meslektaşlar da ses çıkarmamaya devam etsinler (!). Tarih sizin bu sessizliğinizi de yazacak.
Şu aşağıdaki sözleri etmeye kimlerin yüreği yeter? Mehmet'in meslek onuru için yaptığı bu savaşta kullandığı sözleri aşağıya bırakıyor ve tüm meslektaşları Mehmet Pehlivan'a destek olmaya, mümkünse onu ziyaret etmeye davet ediyorum.
17.07.2025 tarihli tutukluluk incelemesinde söyledikleri
"... Ben avukatım. Beni tutukladığınız sevk yazısında her satır avukatlık faaliyetidir, ancak gerçek olsa ifadelere ulaşmaya çalışmak suç değil avukatlıktır. Şöyle ifade etmek istiyorum, ifadeye ulaşmaya çalışmak eğer örgüt üyeliği ise dosyadaki ifadeleri görüntüleri belgeleri bir kısım medya kuruluşlarına servis eden soruşturma makamı örgüt üyesi mi oluyor? Örgüte yardım eden mi oluyor? Bunu merak ediyorum. Avukatlar yargının asli öznesidir, adaletin hüküm sürmesi ve hukukun üstünlüğünün sağlanması ancak avukatlar ile mümkündür, avukatı usulü işlemler için zorunlu görmek yerine hukuk devletinin, bağımsız yargının asli bir unsuru olarak görmek ve başlamak soruşturma makamı için faydalı olacaktır … Mensubu olduğum tek örgüt meslek örgütüm olan İstanbul Barosu’dur … Avukatlığımı, meslek onurumu, şeref ve haysiyetimi birkaç zaman tutukluluk için çiğnemeyeceğim. 30 yaşındayım, hayatımın geri kalanını da beni yetiştiren anne ve babamın öğrettiği adalet ve ahlak doğrultusunda yasayacağım. 2.5 yaşındaki kızıma da bu adalet ve ahlak duygusunu öğreteceğim. Bu SEGBİS odasından hücreme mesleki ve insani ahlakımı koruyarak başım dik gideceğim …”
19.06.2025 tarihli tutuklama sorgusunda söyledikleri
“… Bugün burada bulunmamın tek bir gerekçesi vardır, Ekrem İmamoğlu’nun avukatlığını yapıyor olmam, yani hukukun bana yüklediği savunma görevini yerine getiriyor olmam. Ancak ne acıdır ki bu görevim hukuki bir faaliyet olarak değil, cezalandırılması gereken bir eylem olarak görülmektedir. Savunmayı yargının asli bir unsuru olarak değil, susturulması gereken bir tehdit olarak gören bir soruşturma makamının karşısındayız … Mesnetsiz iddialar ve gerçekle bağdaşmayan kurgular artık münferit vakalar olmaktan çıkmış, bilinçli ve organize şekilde savunma makamına yöneltilmiş, sistematik bir hedef göstermeye dönüşmüştür. Buradan açıkça sormak isterim, bir avukatın yalnızca mesleki görevini ifa ettiği için böylesine planlı biçimde hedef alınmasından kim, ne tür bir çıkar ummaktadır? Bu yüzden çok açık söylüyorum, bu iftiralara, bu hedef göstermelere boyun eğmeyeceğim. Ne tehdit ederim ne de tehdide teslim olurum. Ben avukatım ve mesleğimin onurunu çiğnetmem … Serbest bırakılmayı talep etmeyi onuruma, gururuma ve vicdanıma yediremiyorum çünkü burada bulunmam bir suçun değil, bir mesleğin ve bir duruşun sonucudur. Bu tablo karşısında kendim için bir ayrıcalık ya da merhamet değil, sadece ve sadece hukukun uygulanmasını talep ediyorum. … Savcılığın sevk yazısında avukatlığı nasıl yapacağım öğretilmektedir. Avukatlığı nasıl yapacağımı savcılık makamından öğrenmeyeceğim.”
Avukatım Yiğit Gökçehan Koçoğlu hakkında da gözaltı kararı olduğunu öğrendim.
Şuan kendisi Adıyaman’da.
6 Şubat Depreminde İsias Otel’de evladını kaybeden 35 ailenin, mağdurun avukatlığını yapıyor.
Yiğit, dün benim avukatımdı. Bugün depremde evladını kaybeden ailelerin avukatı. Yarın da adalet arayan kim varsa onun avukatı olmaya devam edecek.
Hakkındaki gözaltı kararını öğrendiğinde kaçmadı, saklanmadı, korkmadı. Evlatlarını kaybeden ailelerin avukatlığını yapmak için Adliye’ye gitti.
Avukatlar, adaleti ve gerçeği aramaya devam edecekler. Savunma susmayacak.
Daha önce zabıt katipleri hakim-savcı olabilsin diye kanun teklifi sunmuştu. Hukuk mezunlarıyla, avukatlarla ilgili bir sıkıntısı var sanırım. Seçim zamanı avukatlar sandık başına diye zırlama ama. Daha kötü ne yapabilir dedikçe daha kötüsünü yapıyorsun. Tarihin en kötü CHP başkanı.
Yer İtalya, hamileyim, kontrole gitmişim.
Doktor, beni görünce merakla sordu “Kızım sen çocukken nerede yaşadın?” Sorunun ne anlama geldiğini anlamadığımı söyleyince, kanımdaki antikorun fazlalığından, buhran çıksa kanımın aşı olarak kullanılacak seviyede bir sürü farklı virüs ve bakteri İçin antikor üretmiş olduğumdan, kardiyovasküler sistemimin alerjik reaksiyonları yenecek halinden, kan basıncımın ne kadar düşük olduğundan ve bunun damarlarıma nasıl güç vermiş olduğundan, Sokakta pislik yesem sarsılmayacağımdan, hamileyken bile dünyanın her yerinde istediğim gibi rahat edeceğimden bahsetti doktorum.
Avrupa’da pek görülen bir durum değilmiş bu. İnsanların kanı hiç geçirmedikleri hastalıklardan uzakta oldukça sadeymiş.
O gün tahlillerime baktım, bir sürü virüs ile savaşmış ve savaşı kazanmış bir beden de ne varsa ben de varmış, fark ettim.
Neden acaba diye düşündüm ve başladım araştırmaya. Sonunda anladım:
Hayvanlar!
Çocukken sokak hayvanları ile olan yakın temasım sayesinde hayat beni bir sürü antikor ile ödüllendirmiş! Ciddi söylüyorum, sokakta beslediğim hayvanlarla yakın temasta olmak beni güçlendirmiş!
Bir hayvanı beslemek istediğinde
“Aman dokunma pistir!” Diyen bir annem olmadı, “Dokunduktan sonra sakın ellerini ağzına götürme, kesin yıka ki, hayvanda parazit varsa sana da geçmesin.” Diye öğreten bir annem oldu. İşte annemin yaklaşımı sayesinde o hayvanlardan belirli dozlarda aldığım virüsler bedenime resmen aşı olmuş!
O zaman anladım, dünyanın ücra köşelerine seyahat ederken hastalanan bir sürü arkadaşımın yanında neden bana hiçbir şey olmuyordu... çünkü hayvanlara olan sevgimin karşılığını sağlık olarak vermişti hayat.
Çocukken hayvanlar ile yaşayan insanlar işte bu yüzden daha sağlıklı oluyor. Bu konu ile ilgili o kadar araştırma var ki, buyurunuz bir tanesini profilimdeki linke koydum, lütfen okuyunuz.
Evinize Hayvan alamıyorsanız bile Sokakta yaşaması İçin bir kaç tanesine yardım etmeniz bile yeterli.
Bir sokak köpeğinin ortalama ömrünün 2 yıl olduğunu unutmayın. Doğuyorlar, acı çekiyorlar ve ölüyorlar... Sizin göstereceğiniz ilgi hem sizin hem de onun hayatını çok güzel etkileyebilir. Hayata verdiğimiz her emek bize iyilikle geri dönecek."
~ Azra Kohen ~
Yaşasın hayvanlarla içiçe hayat .
Milyon tane sorunu olan baroya başkan seçildin ve ilk sözlerin değişmez maddelere dokunmak öyle mi? Hani avukatlar için geliyordun? Sizin derdiniz hak hukuk adalet değil, avukat hiç değil! Yazıklar olsun!
Deprem zamanı biri şöyle demişti madenciler için;
“Ben Hızır’ı ak sakallı bir dede zannederdim, meğer değilmiş, madencilermiş”
Şimdi onların desteğe ihtiyacı var, tek istedikleri insan gibi yaşamak için HAKLARINI almak.
Çıplak ayakla yürüdüler, gözaltına alındılar, kişisel eşyalarına el konuldu… Ve 3 gündür açlık grevindeler…
Sosyal medyanın gücünü hepimiz biliyoruz, lütfen onlar için ses olalım…
#MadencilerKazansın #Madencilerleyim
#madencilerinyanındayım
Vallahi de billahi de zebânilere yaşıyoruz! ŞUNUN EMRİNİ VEREN DE YAPAN DA İNSAN OLAMAZ 😡 VAHŞET
Birbirlerini parçalasınlar
diye zindanlara koyulmuşlar!
Ölsünler diye bırakmışlar, tedavi etmeyerek öldürmüşler! Buyurun bakın exotic bully yasaklı diye resmen karanlık hücreye konmuş başka köpeklerle ve o karanlıkta, o şartlarda deliren (her canlı delirir) diğer köpeklere parçalatmışlar!!! Arkadaş bu nasıl bir gaddarlıktır, bu ancak ruh hastalarının yapabileceği bir şey! Ülkenin şirazesi kaydı!!!! Her şey bir yana hayvanlar birbirlerini parçalarken çıkan seslerden rahatsız olmadan çayınızı içmeye devam mı ettiniz? BU RESMEN PSİKOLOJİK RAHATSIZLIK, HEM DE ÇOK TEHLİKELİ TÜRÜNDEN!
#BarınaklarÖlümKampı
#YasayiİptalEtAYM
#ümraniyedekatliamvar
Narin’e yanarken, Sıla’nın acısı geldi.
İkisine yanarken, İkbal ve Ayşenur yaktı içimizi.
Çocuğumuz, kadınımız derken bugün katlettiler hayvanlarımızı.
Bu ülkede her şey çökmüş durumda.
En çokta insanlık ve adalet!
#KadınaÇocuğaVeHayvanaDokunma