Tripoliçe bir başlangıçtı:
1821-1922 arasında,
📍 Mora
📍 Güney Balkanlar
📍 Anadolu
geniş coğrafyasında yüz binlerce Müslüman halk sistemli şekilde yok edildi.
Yunanistan’ın kuruluşu ve genişlemesi, bu etnik ve kültürel soykırım;
dökülen Müslüman kanı üzerine inşa edildi.
Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri
Mârifetnâme'de kendimizle olan yıpratıcı iç savaşımızı bitirecek o sarsıcı teşhisi koyar :
"İnsan, ilah-i Takdir'e rıza göstermediği ve gaybı kendi aklıyla yönetmeye kalkıştığı sürece kederden ve yorgunluktan kurtulamaz."
1821-1830 yılları arasında Mora Yarımadasında Müslüman Türk ahali sistematik olarak katledilmiştir.
Bu imha politikasına, ibadet yerlerinden medreselere, mezarlıklardan diğer kültürel miras unsurlarına kadar uzanan planlı bir yıkım ve tahribat da eşlik etmiştir.
Tripoliçe katliamının 205. yıldönümünde, acımasızca katledilen Müslüman Türk sivil halkı rahmetle anıyoruz.
Kavramsal düzeyde kaldığı müddetçe herkesin sahip çıktığı, gerçekleştiği anda ise birkaç istisna karakter hariç herkesin kaçacak delik aradığı erdem, gözünü sevdiğim ADALET.
Ustam ve Ağabeyim Prof. Dr. Derda Küçükalp'in Siyasetin Metafiziği adlı son kitabı nihayet yayımlandı. Son derece özgün teklif ve filozofik değerlendirmelerin bulunduğu bu yetkin çalışmasından dolayı Ustamı tebrik eder, tüm dost, arkadaş ve öğrencilerime bilhassa tavsiye ederim.
Yıllardır şahsıma ve fikirlerime yönelik eleştiri, itham ve hatta hakarete varan söylemlere cevap vermemeyi bir ilke olarak benimsedim. Ancak bir konuşmamdan, bağlamından koparılarak alınan bir kesit üzerinden başlayan ve yer yer tekfire kadar varan bu süreç karşısında, meselenin hakikatini merak eden kardeşlerim için bir ders yapma ihtiyacı duydum.
Bu konuşma bir savunma ya da saldırı değil hakikati ortaya koyma, bir muhasebe yapma ve meseleyi birlikte müzakere etme çabasıdır.
Bağlamı ve bütünlüğü içinde halisane bir şekilde meseleyi anlamak isteyen kardeşlerimin dikkatine sunuyorum.
https://t.co/ZyOpgtblTv
Soykırımcı İsrail’in içinde vicdan ve merhamet taşıyan insanlığa yaptığı en büyük kötülüklerden biri, insanlığı böylesi korkunç bir vahşete alıştırmasıdır.
Daha dün enkaz altından, aralarında yetmiş masum çocuğun da olduğu 100 şehidin naaşına ulaşıldı. Böylesi bir katliamın bile haber ve gündem değerini kaybetmesi; zulmün nasıl sıradanlaştırıldığını ve insanlığın vicdanının nasıl köreltildiğini gösteriyor. İnsanlık adına bundan daha korkunç ne olabilir?
Gazze’de enkazların altında çocuk bedenleriyle birlikte her gün insanlık da can çekişiyor. Bugün onları hiç değilse hatırlamak, yaşananları duyurmak ve o mazlumları unutturmamak insani olduğu kadar İslami de bir sorumluluktur. Çünkü zulme karşı söz söylemek, en azından onu görünür kılmak ve unutulmasına izin vermemek de hepimiz üzerinde bir borçtur.
Yarın mazlumların karşısında, gördüğümüz hâlde sustuklarımızla da hesaba çekileceğiz. Ve bu sessizliğin vebali çok ağır olacaktır.
Rabbimiz, bir an önce bütün insanlığı bu ağır vebalden halas eylesin. Mazlumlara sabır, güç ve nusret ihsan buyursun.
XVI. yüzyılda bir Osmanlı âlimi nasıl yetişiyordu? Hangi kitapları okuyor, hangi ilimlerden geçiyor; müderris olduğunda talebelerine ne okutuyordu?
Bunu, dönemin büyük âlimlerinden Taşköprülüzâde Ahmed Efendi’nin (ö. 968/1561) kendi kaleminden takip edebiliyoruz.
1495’te doğan Taşköprülüzâde’nin otobiyografisi; Ankara’dan Bursa ve Amasya’ya, oradan İstanbul’a uzanan tahsil hayatını; ardından Dimetoka, Üsküp, İstanbul ve Edirne’de sürdürdüğü tedris faaliyetlerini adım adım kaydeder. Bir bakıma karşımızda, XVI. yüzyılda yetişmiş bir Osmanlı âliminin zihninin hangi metinlerle ve hangi ilmî aşamalardan geçerek kurulduğunu gösteren şahsî bir tahsil ve tedris müfredatı vardır.
Şimdi gelin, Taşköprülüzâde’nin kendi anlatımını takip ederek Kur’an’dan sarf ve nahve, mantıktan kelâm ve felsefeye, fıkıhtan hadis ve astronomiye uzanan bu ilmî güzergâhın hangi kitaplar üzerinden kurulduğunu adım adım takip edelim.👇
“Hâzâ min fadli Rabbî”
Hat: Mehmet Özçay
"Bu Rabbimin fazlındandır, O'na şükredecek miyim, yoksa nankörlük edecek miyim diye beni denemekte olduğu için. Kim şükrederse, artık o kendisi için şükretmiştir, kim nankörlük ederse, gerçekten benim Rabbim Gani (hiçbir şeye ve kimseye ihtiyacı olmayan)dır, Kerim olandır. (Neml Süresi, 40)”
Cumanız mübarek olsun.
Giderek yüzsüzleşiyoruz.
Bir heyulaya dönen yüzümüz yöneldiği arzu nesnelerinin biçimini alıyor.
Görülmeden görme ve istediği kadar gösterme arzusu hepimizi ekrana hapsederken,
biz farkında olmadan yüzümüzü de bir ekrana dönüştürüyor.