“rahou ma vadda3ouna”
“vedasızca gittiler...”
edemediler veda çünkü katledildiler. koparıldılar yaşamdan, bizden. oysa hepsi bizimle olabilirdi bugün, tüm ölümler önlenebilirdi. içimiz asla soğumayacak, yüz yıl da geçse dinmeyecek öfkemiz ve affetmeyecek, helalleşmeyeceğiz asla
Özşen Madencilik'te İhmaller Yangını!
Özşen Madencilik'te yangın çıktı; itfaiye yok, su yok, kepçe operatörü dumanlar arasında canı pahasına çalışmak zorunda bırakılıyor. Gasp edilen haklarını almak için 15 gündür direnen Özşen Madencilik işçilerinin sistematik ihmaller sonucu mecbur bırakıldıklar çalışma koşulları ortada.
Haklarını almak için direndiklerinde önlerine barikatlar kurulan, polis işkencesine maruz bırakılan maden işçileri hiçbir güvenlik önleminin alınmadığı koşullarda her gün ölümle burun buruna çalıştırılıyor.
ÖZŞEN MADENCİLİKTE YANGIN VAR; İTFAYE YOK, SU YOK!
İş sağlığı güvenliği önlemlerinin alınmaması, eksik çalışan, yapılmayan bakımlar sonucunda mecbur bırakıldığımız çalışma koşulları ortada. Kepçe operatörü dumanlar arasında çalışmaya zorlanarak ölümle burun buruna bırakılıyor.
Bir canımız var bize kalan, onu da kâr hırsınıza kurban etmemek için bütün kavgamız!
#KiremitçiyeHuzurYok
Sedef Tersanesi işçileri kazandı. Biz kazandık!
Dün ve bugün tersane kapısında kurulan direnişle, Nisan ve Mayıs ücretleriyle birlikte içeride tutulan alacaklar işçilerin IBAN’larına yatırıldı.
Bu kazanımı Ankara’da hakları için dövüşen Doruk Maden işçilerine, Tekirdağ'da dövüşen Özşen maden işçilerine, Anadolu’nun dört bir yanında direnen işçi sınıfımıza armağan ediyoruz.
Mutlaka ve mutlaka biz kazanacağız!
#SedefTersanesi
Gençlik göreve!
Ankara’yı direniş alanına çeviren Doruk Madencilik işçileri, yarın Yıldızlar SSS Holding önünde olacaklar.
Sözlere rağmen maaşları yatırılmayan maden işçileri, barikatlara yine bedenlerini siper edecekler. Açlar açığa, madenciler yola çıkıyor!
Gençliğin tüm üniversite bileşenlerini, inisiyatiflerini ve örgütlerini yarın Yıldızlar SSS Holding önüne çağırıyoruz. Bu onurlu direnişin safında gençlik yine olacak!
Hene Ebuzeyneb'e Ne Oldu?
Konya’da okuyan 19 yaşındaki üniversite öğrencisi Hene Ebuzeyneb, yarı zamanlı çalıştığı kafede elleri arkadan bağlı bir şekilde ölü bulundu.
Ölümü yerel basına intihar olarak yansıtılsa da kamuoyu baskısının devreye girmesiyle soruşturma resmi olarak “şüpheli ölüm” merkezli yürütülmeye başlandı.
Türkiye madencine sahip çık!
Yarın saat 10.00'da Tekirdağ Namık Kemal Yaypet Dinlenme Tesisleri'nden yürüyüşe başlıyor, saat 14.00'de Kirtemçiler Grup Ofis önünde toplanıyoruz.
Yürüyüş öncesinde herkesi #KiremitçiyeHuzurYok demeye çağırıyoruz.
Bugün yaşanan gelişmeleri devletin “nihayet görevini yapması” gibi sunmak, altı yıllık karanlığı görünmez kılmak anlamına geliyor. Türkiye’de yargı hiçbir zaman siyasal iklimden bağımsız işlemedi.
🖋️Sevda Karataş Şahin yazdı: Gülistan Doku nerede? https://t.co/AZ1Vx9EjZc
Onur Ayı’nın ilk gününde Deniz Soydam yaşamına son verdi. Deniz, hayatı boyunca transfobik baskıya, dışlanmaya ve şiddete maruz bırakılmış; buna rağmen yaşam mücadelesini sürdürmeye çalışmış bir trans kadındı. Geçtiğimiz aylarda evi kundaklanmıştı.
2025 yılında verdiği bir röportajda şöyle diyordu:
“Uyum sürecinden önce gizli kimlikte olmama, erkek gibi gözükmeme rağmen çokça taciz edildim. Şimdi bir de trans bir kadın olarak kimliğimi gizlemem mümkün olmadığı için iş aramaya bile cesaret edemedim. Gidecek yerim yok, maddi sıkıntılarım var. Yaşamıyorum ama ölmemeye çalışıyorum.”
Deniz Soydam; transları yoksulluğa, güvencesizliğe, yalnızlığa ve sistematik şiddete mahkûm eden düzen tarafından ölüme sürüklendi.
Onur Ayı Geldi!
Onur Ayı'nın fitili; 1969 yılında New York'ta lubunyalar tarafından başlatılan Stonewall isyanıyla ateşlenmiştir. Bu ateş enternasyonal yüzlerce örnekle birlikte tüm dünyaya yayılmıştır. Türkiye'de de Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü’nün translara uyguladığı sistematik baskı ve işkencelere isyan etmek amacıyla trans kadınların 1987’de gerçekleştirdiği açlık grevine varana dek gittikçe alevlenmiştir.
Türkiye'de Onur Ayı, devletin en başından beri süregelen tüm baskıları ve engelleme girişimlerine rağmen çeşitli etkinliklerle 1993 yılından bu yana kutlanmaya devam etmekte. Onur yürüyüşü 1993 yılında valiliğin yasaklamasından sonra ilk defa 40 kişinin katılımıyla 29 Haziran 2003'te yapılabilmiştir.
O günlerden bugüne ise devletin LGBTI+’lar ve onların yaşamları üzerindeki tahakküm ve baskısı sistematik olarak artmış, lubunyalara adeta nefes aldırmaz hale gelmiştir.
Bugün bu topraklarda transların yaşadıkları evlerin kapıları mühürleniyor, hormona erişimleri engelleniyor; katlediliyorlar. Katilleri de elbette korunuyor. "Aile yılı" adı altında lubunyalar yaşamın her alanında devlet eliyle görünmezleştirilmeye, kriminalize edilmeye çalışılıyor. Onur yürüyüşleri yasaklanıyor, eylemlerde polis işkencesi devletin normal rutini haline geliyor.
Tüm bu senaryonun ortasında Onur Ayı; yakılarak öldürülen Hande Kader'i, babası tarafından cinsel yönelimi sebebiyle katledilen Ahmet Yıldız'ı, sistematik olarak maruz bırakıldığı transfobi sonucu intihara sürüklenen Eylül Cansın'ı ve aile-devlet iş birliğiyle katledilen, intihara sürüklenen tüm lubunyaları saygıyla anmanın ve bu katil düzene karşı mücadeleyi büyütmenin en görünür vakti olarak karşımıza çıkıyor.
Onur ayı kutlu olsun!
Müfredat aracılığıyla okullarımızda üretilen homofobiye, akran zorbalığına, psikolojik baskı ve şiddete, “Okullarda LGBT dersi anlattırmam” diyerek LGBTİ+ varoluşunu hedef gösteren Yusuf Tekin’e karşı liseli lubunyalar olarak vardık, varız, var olacağız!
Babası ve amcası tarafından eşcinsel olduğu için 17 yaşında öldürülen Roşin Çiçek’in; nefret cinayetiyle katledilen, intihara sürüklenen tüm lubunyaların öfkesini kuşandık.
Liselerden sokağa renklerimizle var olmaya, mücadele etmeye devam edeceğiz. Nefrete inat yaşasın hayat!
Ethem Sarısülük Anmasına Saldırı
2013 yılında Ankara’da Gezi İsyanı eylemlerinde polis kurşunuyla katledilen Ethem Sarısülük için Güvenpark’a yürünerek yapılacak anmaya polis biber gazıyla saldırdı.
Doruk Madencilik İşçileri Ayakta!
Doruk Madencilik işçileri, kendilerine 3 bakanlığın garantörlüğünde haklarının teslim edileceğine dair söz verilmesine rağmen hiçbir gelişme yaşanmamasının ardından tekrardan ayakta. Madencilerin Ankara’ya ulaşmasını engellemek için üç kez otobüsleri iptal edildi, şoförleri emniyet tarafından “Ceza vereceğiz!” denerek tehdit edildi, yolları kesildi. Tüm bu yasaklara rağmen madenciler kararlı mücadelelerini sürdürerek Ankara’ya doğru yola çıkacaklarını duyurdu.
#MadencilerAyakata
Onur ayımız kutlu olsun!
1969 yılının haziran ayında ABD'de LGBTİ+'lar polis baskısı ve kamusal alandan dışlanmalarından dolayı ayaklanmış, isyan etmişlerdi. O seneden sonra her haziran ayı Onur Ayı olarak kutlanmaya başlanmış ve tüm dünyaya yayılmıştı.
Dünyada olduğu gibi Türkiye'de de LGBTİ+'lar kimliklerine, varoluşlarına, yaşamlarına, bedenlerine uzatılan ele karşı Onur ayı boyunca vardık varız var olacağız demekten ilk günden beri asla vazgeçmedi.
Aile, ahlak, nesil gibi safsatalarla toplumda fobiyi yeniden yaratanlara, hormonları yasaklayarak transların kendi bedeni üzerindeki söz hakkını yok edenlere, lubunyaları gettolara sıkıştırıp daha sonra o mahalleleri mühürleyip barınma hakkını gasp edenlere, onlarca LGBTİ+'ı nefret politikalarıyla katledenlere karşı nefrete inat yaşasın hayat demeye devam edeceğiz.
Biliyoruz ki holdingler ve onların siyasi temsicileri kendi çıkarlarına ne uygunsa ona göre hareket ederler. Yıllar önce Onur yürüyüşüne izin verenler şimdi de her türlü baskı aracıyla LGBTİ+'ları ortadan kaldırmaya çalışıyor.
Emperyalist Batı ise milyonlarca işçiyi sömürüp halklara zulmederken LGBTİ+'ları reklam yüzü olarak kullanmaktan çekinmiyor. Soykırımcı savaş aygıtı İsrail'i LGBTİ+lar için cennet ilan ederken utanmıyor. Tüm bu iki yüzlü kan emici katiller karşısında onurumuzla var olacağız.
Bu yolda kaybettiğimiz Hande Kader, Eylül Cansın, Poyraz Esen, Ahmet Yıldız ve nicesini onurlu mücademizde yaşatmaya devam edeceğiz.
Nefrete inat yaşasın hayat!