MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI KUL HAKKINA GİRİYOR
Geçtiğimiz günlerde bakanlık, gelişim raporlarıyla ilgili "Botlarla yapılan girişleri takip ediyoruz, siliyoruz" minvalinde bir duyuru yayınladı.
Çok açık bir şekilde söylüyorum, bakanlık göz göre göre YALAN söylüyor. Tüm girenler ne de olsa botlar aracılığıyla girmiştir diyerek bütün girilmiş verileri silmişler.
Saatlerce bilgisayar başında oturup raporları doldurduğuna şahit olduğum meslektaşlarımın bütün emeklerini bakanlık zayi etmiş. Şimdi öğretmen arkadaşım diyor ki bu kez doldurmasam suçum var mı?
Hem tamamen gereksiz ve de angarya bir iş üreteceksiniz hem de öğretmenin emeğini hiç edeceksiniz.
Bunu yapanlar kimse onlara sesleniyorum:
Siz hem devletin en üst kademelerinde görev alıyorsunuz, bu milletin ekmeğini yiyorsunuz hem de Türkiye'deki eğitimi tam bir çıkmaza sokacak işler yapıyorsunuz.
Kendinize gelin ve hiçbir yaraya merhem olmayacak icatlar çıkarmayın başımıza. Eğer niyetiniz samimi ise oturun, öğretmenlerin söylemekten dillerinde tüy bırakmadıları sorunlarımızı çözün.
@ogretmensitemiz Bunun gibilere cevap verirken ağzı bozmak lazım ama ben yine de sabredip sadece şunu söylemek istiyorum:
Ulan bi tarafınızdan içi boş isimler üretip boş boş konuşuyorsunuz. "Okul çalışması" derken ne kastediyorsun acaba? Bana ne olursun bir izah et okul çalışması dediğin ne?
Önce 8 Haziran diye ilan ettiler. Kılavuzda 16 Haziran dediler. Şimdi de 26 Haziran diyorlar. Devletin bir düzeni, işleyişi olur. Çocuklar bile oyun oynarken bu kadar gelişigüzel yapmıyorlar.
Biri müdür yardımcısı 3 öğretmenin şahit olduğu böylesine vahim bir hadise var ortada ve hiçbir şey yapılmamış. Olan mağdura, haklıya olmuş yine.
Milli Eğitim birilerinin derebeyliği haline gelmiş; herkes gemisini yürütmenin, borusunu öttürmenin peşinde. Kim dur diyecek bu gidişe?
Irmak öğretmenimiz hakkındaki iddialar gerçekten vahim. Resmi makamlardan hâlâ bir açıklama gelmemiş olması da düşündürücü.
Mobbing hadiseleri bazı narsist özellikler taşıyan idareciler söz konusu olduğunda hayal bile edemeyeceğimiz seviyelere çıkabiliyor.
İl/ilçe müdürleri sorumluluk alanında çalışan öğretmenlerin problemlerini çözebilecek kapasitede değiller. Kapasite bir yana böyle bir niyet dahi taşımıyorlar zaten.
Geriye sendikalar kalıyor ki onların da ne olduğu herkesin malumu. Güçlü olanlarının maksatları başka, maksadı sahih olanın da gücü yok.
Yani eğer iddialar doğruysa, Irmak Öğretmenin ölümünde hepimizin parmağı olduğunu söylesem durumu hiç de romantize etmiş olmam. Aksine apaçık bir hakikat bu.
Bu minvaldeki hadiseler gün geçtikçe artacak. İşin en korkutucu tarafı da bu.
Yakınlarınıza, eşinize dostunuza sahip çıkın, göz kulak olun.
#IrmakÖğretmenİçinAdalet
İşini yapmayan, odasında yan gelip yatan rehberlikçi yok mu? Kesinlikle var. Ama genelleme yaparsanız hata eder, doğal olarak tepki alırsınız. Ders anlatmayan, goy goy yapan, sürekli film izleten bir sürü branş öğretmeni de var ona kalırsa. Her meslekte böyle çürük adam olur. Böylelerine göz yuman amirlere hesap sormak lazım.
Kim soracak, eğer sorması gereken de aynı kafadaysa?
Ahmakça bir istihza ile bize "İdealleştirdiğiniz bu İslâm haritada nerede?" diye soracak birine, ben hiç tereddütsüz şu karşılığı veririm: Önce haydi siz bana bir Hıristiyan toplumunun, bir sosyalist toplumunun bulunduğu yeri parmağınızla haritada gösterin bakayım!
Roger Garaoudy
"Türkler Anadolu'ya geldiklerinde Müslüman olarak geldiler. Anadolu'yu vatan haline getirmeleri aynı zamanda burayı İslam toprağı haline getirmeleri anlamına gelir. Bu nedenle bu topraklardan İslam'ı çektiğiniz vakit Türklük de kalmaz; zira Türklerin bu topraklarda yaslanabilecekleri İslam'dan başka bir mazileri yok. Bu şu demektir, Türkler eğer bu topraklarda varlık iddialarını sürdürecekse bunun meşruiyetini ancak İslam'ı referans olarak sağlayabilirler demektir. Bu aynı zamanda Anadolu'yu Müslümanlık sayesinde vatan edinen farklı Müslüman etnik gruplarla da birlik olmamızın tarihi meşruiyet zeminini sağlar.
İkinci husus; ‘keşke Anadolu Müslüman olmasaydı’ ifadesine açıkça itiraz etmeyen seçkinlerin, bizzat Türklüğün bu topraklardaki varlığını hedef aldığının altını çizmek gerekir. Türkler buraya Müslüman olarak geldikleri gibi, burası onlar eliyle Müslümanlaştırıldı. Dolayısıyla 'Anadolu Müslüman olmasaydı' demek Türkler keşke gelmeseydi demektir."
Akif Emre
"Türkiye’yi bir gecede Batı medeniyetine dâhil edeceğini varsayan tasavvurla, bir gecede olmasa da bir iktidar döneminde veya bir siyasi hamleyle yeni bir medeniyet kuracağını tasavvur eden bakış açısının gerçekçilik payı birbirine benziyor."
Akif Emre
Sonra diyorlar ki neden hükümet eleştiriyorsun sürekli. Al işte sana sebebi. İsteyince yapabiliyorlarmış demek ki. Güç kimdeyse mesul odur. Muhalefeti suçlayacak değiliz ya.
Sırf tivıtırdan kaç tane mesele çözdü adam iki gün içinde. Allah niyetini ve istikametini bozmasın, her türlü şerden muhafaza etsin.
Seçim zamanı Akp teşkilatı gibi oy çağrısında bulunup yanlışlarını eleştirmeye gelince biz siyasetten uzak dururuz diyen cemaatler zaten dolaylı olarak bitirildiler ama gün gelecek gerçek anlamda kapatılacaklar böyle giderse.
Bizim konuyu çarpıttığımız falan yok sadece siz bazı şeyleri fark etmek istemiyorsunuz.
Atatürk ilke ve inkılaplarıyla ilgili yayın yasağı daha önce Basın İlan Kurumunun kararında geçiyor ve 1994'te Başbakanlık tarafından Resmi Gazetede tebliğ edilmiş.
Kanun maddesine ise şimdi ekliyorlar. Şimdi bu ileri bir adım mı, geriye bir adım mı yoksa yerinde sayım mı? Bir şeyin kanunlaşması demek yerini daha da sağlamlaştırmak demek.
Baş örtüsü için de aynı adımı attılar mı mesela? Kanun çıkardılar mı? Yoksa sadece yönetmelik düzenlemesinden mi ibaret?
İslamî hassasiyetlerinizden ötürü desteklediğiniz adamlar nasıl oluyor da karşıt görüşlerinizi desteklemek konusunda daha aceleci oluyorlar ama
sizinkilere gelince oralı bile olmuyorlar?
Bunu hiç mi anlamsız bulmuyorsunuz?
Öğretmenlerin rapor meselesi kaç gündür konuşuluyor. Bir iki kelam edeyim ben de.
Öncelikle bu sadece öğretmenlerle ilgili bir durum değil. Memur veya özel sektör fark etmeksizin her meslekte sahte rapor almaya çalışan mutlaka vardır. Çünkü insanlar köle gibi çalıştırılıyor. Yıllık izin denilen şey 20-30 gün. İnsanlar bu süreyi zar zor dinlenmeye ayırabiliyorsa zaten ne ala. Günümüzde insanların çoğu gurbetçi bir de. Memlekete ana babayı görmeye git gel yıllık izin zaten bitiyor.
E bu adamların yıl içinde hiç mi işi çıkmayacak?
Aracını sanayiye götürecek, tapuda işi olacak belki. Hastası, cenazesi olacak ya da. Ölüm iznini falan geçin, birinci dereceye var sadece o. Çok sevdiğim arkadaşım veya komşum öldü mesela ne olacak? Ya da eşimle dostumla tartıştım moralim çok bozuk. İlla fizyolojik bir rahatsızlık mı olması lazım. Özellikle öğretmen, hakim, doktor... gibi mesleklerin morali bozukken işlerini adamakıllı yapabileceğini zannediyor musunuz?
Peki neden en çok öğretmenler konuşuluyor? Çünkü öğretmenlerin diğer çalışanlara göre tatili fazla. "Zaten tatilleri çok bir de raporla artırıyorlar" algısı var.
Bu rapor almaların artmasının bir sebebi de artık herkesin karı koca çalışıyor olması. Çocuğu hastaneye götürecek mesela, anne ya da baba gidip rapor alıyor mecbur.
Öğretmenlerin yıl içinde 10 gün mazeret izni hakkı var. Bazı yerlerde sıkıntı çıkarıp kullandırtmıyorlarmış. Bunlara boyun eğenlere zaten diyecek laf bulamıyorum ben.
Doktorların yaptığı hataya düşüp de doktorlara atıp tutacak değilim. Ama doktorlardan yakınlarına/tanıdıklarına bol keseden rapor veren yok mudur? Her meslekte ahlaksız illaki vardır. İğneyi kendine batırmadan başkasına çuvaldız dürtmenin anlamı yok.
Hasılı, bu mesele en başta ekonomiyle alakalı. Meslek grubu fark etmeksizin köle gibi çalışıyor herkes. Ve hak ettiği ücreti de alamıyor üstüne eşler de çalışıyor. Bunu konuşacağınıza sağa sola taş atıyorsunuz.
Sayın Saran,
Uzun süredir sizi takip ediyorum; sürekli memur, özellikle de öğretmen aleyhinde paylaşımlar yapıyorsunuz. İlk paragraftaki ifadelerinize rağmen, konuyu yine öğretmen aleyhine çekmeyi başarmışsınız. Millî Eğitim Akademileri konusunda bile öğretmen aleyhtarlığı yapmak yerine, eski bir vali olarak bu yapıların gereksizliğini, devlete mali yükünü ve kaynakların nasıl israf edildiğini ön plana çıkarsaydınız keşke.
Bir öğretmen, bir sendikacı ama en çok da bir ilahiyatçı olarak söylüyorum; Akademinin öğretmenlere tek bir faydası dahi yok. Dolayısıyla bu kuruma yapılan harcama açıkça israftır. Böyle bir tabloda insanları angaryaya mahkum etmek, gerekli ihtiyaçlarını karşılayamayacak kadar düşük ücrete tabi tutmak da açıkça zulümdür.
Lisedeyken edebiyat hocamız bir hikaye anlatmıştı: Adamın biri şehrin epey dışına bir ev yapmış. Elektrik için başvurduğu kurum, "Siz bizim sorumluluk alanımızda değilsiniz, orası diğer ilçenin sınırı" demiş. Diğer ilçeye başvurduğunda da aynı cevabı almış. İki taraf da sorumluluk kabul etmeyince adam elektriksiz kalmış. Hocamız bu hikayeyi anlattıktan sonra sordu: "Sizce burada sorun ne? Hatalı olan adam mı, yoksa devlet mi?"
O günkü liseli aklımla, "Hata adamda hocam, bir ilçenin sınırına giren yere ev yapsaymış" diye cevap vermiştim. Hoca tam da bu cevabı bekliyormuş gibi, "İşte tam bir devletçi bakış açısı!" dedi.
Sayın Saran; 657'yi, memurun yükümlülüğünü falan bırakın kenara. Ortada bir israf ve zulüm var. Hem de bir hiç uğruna.
Şimdi devletçilik yapmanın yeri ve zamanı mı?
MEB: “MASRAFLAR SİZDEN, EĞİTİM BİZDEN”
PES DOĞRUSU!
Millî Eğitim Bakanlığı’nın “Yönetici Yetiştirme Programı” adı altında yayımladığı uygulama, eğitim yöneticilerini geliştirmekten çok ekonomik olarak yıpratan bir anlayışın belgesine dönüşmüştür.
Çünkü Bakanlık açıkça şunu söylemektedir:
“Yakıtı siz karşılayın…
Yolu siz ödeyin…
Yemeği siz alın…
Gerekirse konaklamayı da…
Ama eğitime mutlaka gelin!”
Yani hafta boyunca okulun tüm yükünü taşıyan, kriz yöneten, güvenliği sağlayan, personel eksikliğiyle mücadele eden okul yöneticisine şimdi bir de ekonomik yük dayatılmaktadır.
İlçede görev yapan bir okul yöneticisi düşünün…
Sabah okulun kapısını açacak…
Gün boyunca öğretmenin sorunuyla uğraşacak…
Velinin baskısını yönetecek…
Kavgayı ayıracak…
Disiplini sağlayacak…
Eksik personelin yükünü taşıyacak…
Akşam herkes gittikten sonra okuldan en son çıkacak…
Yetmeyecek…
Hafta sonu kendi aracıyla il merkezine gidip kilometrelerce yol yapacak…
Depoyu kendi maaşıyla dolduracak…
Yemeğini cebinden ödeyecek…
Belki konaklamasını bile kendi imkânıyla karşılayacak…
Ve bütün bunların adına da vicdansızca “mesleki gelişim” denilecek!
Akaryakıt fiyatlarının geldiği nokta ortadayken, maaşların enflasyon karşısında eridiği, eğitim çalışanlarının ekonomik olarak nefes almakta zorlandığı bir dönemde; eğitim yöneticilerine yeni mali külfetler yüklemek vicdanla bağdaşmamaktadır. Kamu adına zorunlu tutulan bir programın maliyetini yine kamu karşılamalıdır!
Eğitim yöneticisinin emeğini, zamanını, aile hayatını ve fedakârlığını sürekli tüketen bu anlayış; yöneticiyi güçlendirme değil, açıkça yıpratma anlayışıdır. Fedakârlığın istismar edildiği yerde ne adalet kalır ne motivasyon…
Eğitim yöneticisini sürekli harcayan bir sistem, yarın yönetecek insan da bulamaz!
#MilSen #MaarifSen #MustafaDağaşan #EğitimYöneticisi #MEB
@Yusuf__Tekin@farukyelkenci@cftcblnt@tcmeb@afarici@mucahit2929@milsenofficial@maarifsen