Aramızdan ayrılalı tam 1 yıl oldu.
Ona en çok ihtiyaç duyulan günlerden geçiyoruz.
Umarım bu rezil kepaze dönem geçip gider ve huzur içinde uyursun Nihat Genç...
#NihatGenç@cvpgenelmerkez@Veryansin_Tv
#ISATR#ISBTR ve kurucu hisselere “tamamıyla spek” demek hukuki gerçekleri inkârdır. Atatürk’ün İş Bankası vasiyeti, imtiyaz hakları ve devam eden hukuki tartışmalar ortadayken, hak arayışını spekülasyon diye nitelemek algıdan ibarettir.35 yıldır vasiyette yazılan uygulanıyor mu?
⚠️Komutanlık görevi yapmadan Tümgeneralliğe terfi ettirilen NATO’nun Türk Generali, Türkiye’de kurulması planlanan NATO Kolordusunun başına mı getirilecek?
Emekli Albay Orkun Özeller, Adana’da kurulması planlanan NATO Kolordusu’nun başına getirileceği iddia edilen Tümgeneral Eray Üngüder hakkında çarpıcı iddialarda bulundu:
‘Ordumuzda böyle mümtaz Hulusiler hiç bitmiyor.’
•NATO’da böylesi önemli bir pozisyonda bulunup ülkemizin içine adeta bomba yerleştiren NATO Kolordusu projesini onaylayan Tuğgeneral Eray Üngüder’in safahatını merak edip araştırdım.
•Açık kaynaklardan gördüm ki NATO tarihinde ilk kez IMS’de direktör seviyesinde göreve getirilen Üngüder, çok başarılı bir subaylık hayatının ilk görevi hariç Ankara doğuşuna hiç atanmamış, ABD’de 2 yıllık yüksek lisans eğitimi yapmış veABD Silahlı Kuvvetler Akademisinde bir yıl eğitim görmüş olması.
•Amerikan ordusu ve sistemiyle oldukça iç içe olduğunu görmekteyiz.
•NATO’ya bildirdiği biyografisinde de hiç komutanlık görevi görünmüyor. Ben de sorduğum kişilerden komutanlık görevi yaptığını bilen birisine rastlamadım.
•Hiç komutanlık yapmadan Tümgeneral olmak çok istisnai bir durum. Boncuklu...
•Ankara’da görev yaptığı dönemde 2020-2022 yıllarında tüm kritik atamaları terfileri ve emeklilik kararların planlandığı MSB atama koordinasyon daire başkanı olduğunu da açık kaynaktan öğreniyoruz.
•Bu görev Eray Üngüder için, o dönemde albay olmam sebebiyle tüm subaylar gibi benim de şahsi dosyama bakarak sicilimi görme imkanı tanıyan bir görevdi. Hani şu binlerce albayın bir anda TSK’dan tasfiye edilerek kadroların tüyü yolunmuş kuşa döndüğü dönem.
•2023 yılından itibaren de NATO’daki göreviyle ABD ile yakın ilişkisini sürdürmeye devam etmektedir. NATO IMS birimine atanan ilk Türk olması da büyük bir başarıyla basınımızda yer almıştır.
•Fakat Eray Üngüder hakkında öğrendiğim bazı bilgilerin doğru olup olmadığına da Milli Savunma Bakanlığı cevap vermesi gerekir.
Kendisinin NATO biyografisinde yer alan bir cümle ilgimi çekti.
•Orta doğu bölgesinde eğitmenlik görevi yapmış. 2 yıl süreyle Orta doğu görev yaptığı yerin İsrail olduğu ve iyi düzeyde İbranice bildiği doğru mudur?
•Amerika’daki Silahlı Kuvvetler Kursuna gideceklerin belirlendiği komutanlıkça tespit edilen adayların girdiği sınava girmemiş olmasına rağmen, sonradan adeta kişiye özel bir sınav yapılarak Amerika’ya gitmesinin önü açıldığı doğru mudur? Bu esnada Ankara’da hangi görevi yürütmekteydi?
•Personel azlığı ve görev yoğunluğu nedeniyle subayların normalde 4 defa (en az 3 olur) şark görevine gitmesi söz konusu olurken, bu generalimiz acaba kaç şark görevi yapmıştır? Bir mi?
•Akıllarda soru işaretleri uyandıran bu başarılı generalimizin müteakip görevi Adana’da kurulacak NATO kolordusu komutanlığı olabileceğini değerlendiriyorum?
•Ayrıca kendisinin iyi seviyede İbranice öğrenmiş olmasının nedenini bilemiyorum ama Tevrat’ı daha iyi anlamak için değildir herhalde. Bu arada TSK’da İbranice bilen başka general olmuş mudur acaba diye merak ettim.
•Bugüne kadar hakkında en ufak bilgi sahibi olmadığım Tümgeneral Eray Üngüder’in bu etkileyici safhatini öğrenmiş olduktan sonra da ben Adana’da konuşlanacak NATO kolodusunu ülkemizin içine yerleştirilecek bir bomba olarak görmeye devam ediyorum.
Ordumuzda böyle mümtaz Hulusiler hiç bitmiyor.”
@KumandanRte Kamuoyuna yansıyan her iddia araştırılmalıdır. Ancak 35 yılı aşkın süredir Atatürk’ün İş Bankası vasiyetine ilişkin tartışmaların ve hak sahipliği sorularının da aynı kararlılıkla incelenmesi gerekmez mi?
MHP Genel Merkezi MHP milletvekili İsmail Özdemir”n edepsiz bir X paylaşımını paylaşmış. Gereken cevabı Zafer Partisi Genel Merkezi vermiş. Ama bir husus eksik kalmış. İsmail Özdemir benim 15 Temmuz Henry Barkey ile birlikte olduğum utanmaz yalanını söylemiş.
Gelelim Barkey aslında kiminle birlikte sorusuna…Barkey ve Graham Fuller 1999’da bir kitap yazdılar. Kitabın adı Türkiye’nin Kürt Meselesi. Bu kitapta PKK ile müzakerelerin nasıl yürütüleceğini kaleme aldılar.
Bugün MHP’nin PKK’yla müzakerelerde yol haritasını işte bu kitap çiziyor. Müstafi tümamiral Cihat Yaycı, Fuller ve Barkey’in yol haritasını bütün anadoluyu gezerek de anlatıyor. Anladınız mı şimdi kim kim ile kolkolaymış. @zaferpartisi@zpgencresmi
Yeni Türkiye
Şeyh Sait kahraman oldu
Seyit Rıza bey oldu oldu
İskilipli şehit oldu
Apo Önder oldu
Mustafa Sabri alim oldu
Talat paşa hain oldu
Ülke cahil doldu
#Repost @ulusdevletisavunuyoruz with @use.repost
・・・
TERÖRİSTBAŞI ‘ÖCALAN’A ÖZGÜRLÜK’ MİTİNGLERİNE HAYIR
Türkiye dış güçlerin desteğiyle bölücü bir kuşatma altında…
Elli binden fazla insanın katledilmesinden sorumlu, PKK terör örgütünün ele başı Öcalan için etnik kimlikli DEM parti ve iş birlikçilerinin 27 Haziran Cumartesi günü Muş ve Mersin’deki, 28 Haziran Pazar günü Diyarbakır ve İstanbul’daki mitinglerine ve bu şekildeki mitinglere karşı çıkıyoruz.
Bir terör örgütünün başı için özgürlük mitingleri yapılamaz. Böyle mitingler; Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu’na göre terör örgütü propagandası yapmak, suç ve suçluyu övmek, halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik, yasalara uymamaya tahrik, suç için anlaşma gibi suçları oluşturmaktadır. Konusu suç oluşturan, suç işlenmesi konusunda açık ve yakın tehlike bulunan, kamu düzenini bozucu mitingler hak kullanımı değildir, açıkça yasaklanma nedenidir.
Terör sorununu çözmüş hiçbir ülkede örneği olmayan bu mitinglerin amacı, terör elebaşı Öcalan'ı meşrulaştırarak ülkenin bütünlüğünü, barışını ve huzurunu bozacak yasal ve anayasal değişiklik girişimlerine toplumsal zemin hazırlamaktır. Siyasi iktidar tarafından ülkemizde çoktan bitirildiği ifade edilen PKK terör örgütüne, hangi ad altında olursa olsun ülkemizde veya bölgemizde can suyu vermeye çalışanlar, tarih ve bağımsız yargı önünde hesap vermekten kaçamayacaklardır.
“Vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü koruyacağına, Anayasaya, Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı kalacağına” yemin etmiş yetkililer ile adli ve idari makamlarda bulunan sorumluları görevlerini yapmaya davet ediyoruz.
ANAYASA’NIN DEĞİŞTİRİLEMEZ MADDELERİNE SAHİP ÇIKIYORUZ
27 ve 28 Haziran tarihlerinde bebek katiline özgürlük için mitingler düzenleyecek DEM Parti ve taraftarları. Bu sözde mitinglere tepki olarak evine, iş yerine, ofisine , arabana Türk bayrağımızı asalım!
27 Haziran 'da Ankara Tandoğan Meydanı'na bayrağınla gel.
#BayrakAçıyorum
Türkiye Futbol Federasyonu Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu, “Başdanışmanım yıllarca Recep Tayyip Erdoğan'la çalışmış olan Yusuf Yerkel’dir.” demiş. Yoruma hacet yok, neden bu durumda olunduğu anlaşılmıştır…
Okuduğum en cahilce yazılmış yazılardan biridir bu. @dfikrisaglar KK sizin kimyanızı bozmuş.
Yazınızın bir bölümü şöyle:
"İddia odur ki, CHP yönetimindeki Atatürk hisselerini hazineye devrettiği takdirde, İş Bankası çalışanlarının elinde bulunan çoğunluk hissesinin de bir yolla, hazineye devredilebileceği söyleniyor…
Eline geçen hisselerle hazine, “İş Bankası’nın sahibi “olacak…
İktidar cephesinin planlarına göre, “İş Bankası’nın “yeni sahibi’ olan Hazine tarafından Cumhurbaşkanı’nın yönettiği “Varlık Fonu’na aktarılacağı” söylentileri, Meclis kulislerinde “yüksek sesle” dillendiriliyor"
1- CHP sadece vasiyetnamenin denetçisi. Atatürk hisselerini hazineye devretmek gibi bir yetkisi zaten yok‼️
➡️Vasiyetnameye uyulmaması, Medeni Kanunumuza ve Anayasaya aykırı.
2- İş Bankası bir A.Ş./özel şirket ve hisseleri borsada işlem görüyor. Çalışanları ise bu %40 hisseyi, yıllardır bütün çalışanların maaşından kesinti yapılan Emekli Munzam Sandığında toplanan parayla satın aldı. Kimse bağışlamadı.
3- İş Bankası'na el koymak, hisselerini hazineye devretmek vs., hiç bir koşul altında hukuka uygun değil. Bunun adı "Özel bir Bankaya/Şirkete Çökmek" olur.
Ne yapıyorsunuz?
RTE'a yol mu gösteriyorsunuz?
Yayınlarınızda Atatürk’ün vasiyetine ve İş Bankası hisselerine ilişkin değerlendirmelerde bulunuyor, bu vasiyetin korunmasının önemine dikkat çekiyorsunuz. Kamuoyunun doğru ve eksiksiz bilgilendirilmesi adına sizlere önemli bir araştırma çağrısında bulunmak istiyorum.
Acaba bir gazete ve televizyon kuruluşu olarak, 1991 yılından bugüne kadar Atatürk’ün vasiyetine konu gelirlerin Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu’na gerçekten Atatürk’ün vasiyetine uygun şekilde tam olarak mı, yoksa yıllardır kısıtlı ve eksik olarak mı ödendiğini araştırıp, ulaştığınız sonuçları kamuoyuyla paylaşmayı düşünür müsünüz?
Çünkü tartışılması gereken temel mesele, yalnızca İş Bankası hisselerinin geleceği değil; Atatürk’ün vasiyetinin fiilen yerine getirilip getirilmediğidir.
İddialara göre, 1991 yılından bu yana Atatürk’ün vasiyetine konu gelirler Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu’na vasiyet hükümlerine uygun şekilde tam olarak ödenmemekte; kısıtlı ve eksik ödeme uygulanmaktadır. Bu iddia doğruysa, üzerinde durulması gereken asıl husus, Atatürk’ün iradesinin uygulanıp uygulanmadığıdır.
Kamuoyunun merak ettiği soru şudur:
Atatürk’ün vasiyetini yerine getirmekle yükümlü olanların (vasiyeti tenfiz görevi bulunanlar ile vasiyet hükümlerinin uygulanmasını sağlamakla sorumlu olanların), Atatürk’ün açık vasiyet iradesine uygun hareket edip etmedikleri hiç araştırıldı mı?
Eğer gerçekten Atatürk’ün vasiyet gelirleri uzun yıllardır eksik veya kısıtlı ödeniyorsa, bu durum yalnızca mali bir tartışma değil; aynı zamanda vasiyet hukukunun, miras hukukunun ve hukukun üstünlüğü ilkesinin de tartışılması gereken bir konudur.
Bu nedenle, konunun bütün yönleriyle araştırılması; ilgili belgelerin, mahkeme dosyalarının ve resmî kayıtların incelenerek kamuoyunun aydınlatılması, gazeteciliğin en temel görevlerinden biridir.
Gazetecilik göreviniz kapsamında, elinizde bulunan veya tarafınıza sunulacak bu belgeyi; Anayasa’nın 134. maddesi, Türk Medeni Kanunu’nun vasiyetin yerine getirilmesine ilişkin 550-556. maddeleri ve Atatürk’ün vasiyeti çerçevesinde bağımsız bir hukukçuya inceletmeyi ve bu hukuki değerlendirmeyi kamuoyuyla paylaşmayı düşünür müsünüz?
Söz konusu belgede, Türkiye İş Bankası’nın Atatürk’e ait kurucu intifa senetlerine kâr payı yönünden sınırlama uygulandığı ve buna bağlı olarak Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu’na vasiyete konu gelirlerin sınırlı şekilde ödendiğinin beyan edildiği görülmektedir.
Bu belgenin hukuki sonuçlarının; Atatürk’ün vasiyeti, Anayasa’nın 134. maddesi ve Türk Medeni Kanunu’nun vasiyetin yerine getirilmesine ilişkin hükümleri bakımından ne ifade ettiğinin, bağımsız hukukçular tarafından değerlendirilmesi kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.
Kamuoyunun da cevap beklediği soru şudur:
Bu belge, Atatürk’ün vasiyetinin uygulanması bakımından hangi hukuki sonuçları doğurmaktadır? Bu nedenle, belgenin uzman hukukçular tarafından değerlendirilerek sonuçlarının kamuoyuna açıklanması, gazeteciliğin araştırma ve denetim işlevinin önemli bir gereğidir.
Bugün Atatürk hisselerinin Hazine’ye devri veya kayyum atanması tartışılıyorsa, öncelikle şu temel sorunun cevaplandırılması gerekir:
Atatürk’ün vasiyetinin, vasiyeti korumak ve yerine getirmekle yükümlü olanlar tarafından eksiksiz uygulanıp uygulanmadığı…
Atatürk’ün vasiyetine konu gelirlerin, Anayasa’nın 134. maddesi ile koruma altında bulunmasına rağmen, kurucu intifa senetleri ile A ve B grubu imtiyazlı hisselere ilişkin gelirlerin sınırlandırılması ve bu nedenle vasiyet alacaklısı kurumlara yıllardır eksik veya kısıtlı ödeme yapıldığı yönündeki iddialar, hukuken cevaplandırılması gereken en önemli meseledir.
Nitekim 1963 tarihli Anayasa Mahkemesi kararında, Atatürk’ün vasiyetine yapılacak en küçük müdahalenin dahi kabul edilemeyeceği vurgulanmıştır. Bu yaklaşım esas alındığında, vasiyet gelirlerine müdahale edildiği ve bunun uzun yıllar uygulandığı iddialarının hukuki sonuçlarının değerlendirilmesi hukuk devletinin gereğidir.
Bir yandan “Atatürk’ün hisselerine ve vasiyetine sahip çıkıyoruz” denilirken, diğer yandan vasiyetin eksiksiz uygulanıp uygulanmadığı konusunun görmezden gelinmesi önemli bir çelişkidir. Öncelikle cevap verilmesi gereken husus, Atatürk’ün vasiyetinin bugüne kadar tam ve eksiksiz yerine getirilip getirilmediğidir.
Bu nedenle mesele “kayyum” tartışması değildir. Asıl mesele, Atatürk’ün vasiyetinin hukuka uygun şekilde ve eksiksiz olarak yerine getirilmesinin sağlanmasıdır.
Sorulması gereken soru şudur:
Atatürk’ün vasiyet gelirleri eksik veya kısıtlı ödenmeye devam mı etsin; yoksa hukuk devleti ilkesi gereğince vasiyetin tam ve eksiksiz uygulanması yasal yollarla sağlansın mı?
Tartışılması gereken konu kayyum değil; Atatürk’ün vasiyetinin eksiksiz yerine getirilmesidir.
Yargı, uyuşmazlığın esasına ilişkin ileri sürülen tüm delilleri tartışarak bir değerlendirme yapmamıştır. Kararda, kurucu intifa senedi haklarının rıza alınmaksızın ortadan kaldırılamayacağı yönünde bir hukuki tespit yapılmasına rağmen, bankanın mahkemeye sunduğu yazılı beyanlarda hak sahiplerinden rıza alınmadığını kabul ettiği hususu kararın gerekçesinde değerlendirilmemiştir.
Aynı şekilde, Atatürk’ün vasiyetine konu gelirlerin yıllardır kısıtlanarak vasiyet alacaklısı kurumlara eksik ödendiğine ilişkin ileri sürülen iddialar ve bu konuda sunulan deliller de, tüm ısrarlı taleplerimize rağmen gereği gibi incelenmemiştir.
Buna rağmen, kamuoyuna sanki yargı Atatürk’ün vasiyet gelirlerinin eksik ödenmesini hukuka uygun bulmuş gibi bir algı oluşturulması doğru değildir. Kanaatimizce, ortada delillerin değerlendirilmesi bakımından ciddi eksiklikler bulunmaktadır.
Tüm dava dilekçeleri, cevap dilekçeleri, savunmalar, mahkemeye sunulan belgeler ve gerekçeli kararlar olaya özel internet sayfasında yayımlandığında, kamuoyu sürecin tamamını bizzat inceleme imkânı bulacaktır. O gün geldiğinde, kimin hukuki dayanaklarla hareket ettiği, kimin eksik veya yanıltıcı değerlendirmelerde bulunduğu herkes tarafından görülecektir.
Kamuoyuna “yargıdan gerekli karşılığın alındığı” yönünde yapılan açıklamalar gerçeği yansıtmamaktadır. Hukuki süreçler tamamlandığında, yargının değerlendirmesinin herkes açısından bağlayıcı sonuçlar doğuracağı açıktır.
Hukukun üstünlüğüne olan inancımızla, tüm delillerin eksiksiz değerlendirileceği ve gerçeklerin ortaya çıkacağı günü bekliyoruz.