İzmir Çeşme’de sahilleri kapatarak vatandaşın hakkını gasp ederek para kazanan işletmenin ziyaretine gidene bakın.
Çeşme Belediyesi Başkanı’nın Basın danışmanı aynı zamanda Hürriyet yazarı.
Sahil alanını kapatan ve sayısız insanın şikayet ettiği yeri ziyaret edip Turizme katkısı için teşekkür ediyor.
Bu işletme girişte size harcama kotası koyuyor. 4 bin TL ile 8 bin TL arasında değişiyor. İlgili hiçbir kurum adım atmıyor.
Başka bir ülkede bu olsa bu şahıs dahil tüm yönetim istifa eder. Utanmadan bir de burayı gazetede yazacağını açıklamış.
@cesmebld@laldenizlicesme@csbgovtr
Yargı sistemimize göre İ. Melih Gökçek'in sabahın köründe evden alınması, gözaltı ve muayene sırasında videolarının çekilip yayınlanması, mallarına elkonulması, şirketlerine kayyım atanması gerekmiyor mu ?
Bugüne kadar herkese bunlar yapıldığı için sordum.
Troll saldırısı başlamış…
Aynı görseller, aynı sorular, aynı cümleler peş peşe servis ediliyor.
Demek ki bu akşamki yayın daha başlamadan birilerini ciddi biçimde rahatsız etmiş.Ateş bacayı sarmış!
Ama gündemi değiştiremeyeceksiniz.
Bu akşam saat 21.00’de; Gökçek ailesinin Almanya’daki milyonlarca dolarlık yatırımlarını, bu servetin nasıl oluştuğunu, paranın Türkiye’den yurt dışına nasıl taşındığını ve nelerin satın alındığını belgeleriyle anlatacağım.
Troller konuşsun, saat 21.00’de belgeler konuşacak.
Bekliyoruz👇
https://t.co/HrmgXJnfeK
Hukuk devletinde bu olamaz.
"Mevcut ve eski Milletvekili araçlarının plakalarına radar veya kırmızı ışık cezası yazılamaz."
Normal vatandaşlar ise radar ve kırmızı ışık ihlalinde yüksek para cezalarıyla karşı karşıya kalıyor.
Bu adaletsizliği düzeltin.
@TC_icisleri@mustafaciftcitr@Akparti@MHP_Bilgi
Gazi ve şehid yakınlarımızı ziyaret ettik. Sadece bir rezaletle karşılaştık. Vatanı için can veren, ayağını, elini, gözünü uzuvlarını kaybeden insanlarımızın içinde olduğu durumu görünce içimiz kan ağladı. PKK’ya gösterilen hoşgörü neden gazilerimize gösterilmez. Savunma bakanı, İçişleri bakanı gelip onların hatırını sorsa, ziyaret etse, dertlerini dinlese ne kaybederler? PKK için oy veren, İmralı canisine gösterdikleri hoş görüyü gazilerine esirgeyen 467 milletvekili, ülkesi uğruna gazi olmuş insanlarına neden sahip çıkmaz? Yazık. Şehidine, gazisine sahip çıkmayan yönetimler ve uluslar çökmeye mahkumdur.
BREAKING: Israel just blew up the public water reservoir in Mansouri, South Lebanon — cutting off the town’s water supply.
Not a military target.
A water reservoir.
Essential civilian infrastructure.
This is a war crime.
This is an act of genocide.
Devletimiz bir İstanbulludan ortalama 35 bin TL vergi alıyor.
Karşılığında o İstanbullu için sadece 4.214 TL harcama yapıyor.
Bir Şırnaklının 796 TL vergi alıyor.
O şırnaklı için ortalama 13.600 TL harcıyor.
Yani kim sömürülüyor? Devlet kime bahmıyor?
Ülker tarafından 18 litrelik paketlerde endüstriyel olarak satışa sunulan ve lokantalarda kullanılan bitkisel susuz yağ içeriğinde;
Palm yağı,
Bütil Hidroksi Toluen ve
Dimetil Polisiloksan bulunuyor.
İşte yıllardır bunları satarak zengin oluyorlar!
https://t.co/v8o893Z3Hx
@ajansmuhbir1923 Orada bulunan mikrofonlara bakın Ülkenin ne hale geldiğini anlarsınız. @trt@trthaber bu zamana kadar size Ödemiş olduğum tüm bedeller haram olsun.Benim şehidim ve gazimin sesine kulak vermeyip şerefsizlerin sesine ses oluyorsunuz.
@yavuzyilmazd Sen kralsın sizi bir kere gördüm ve adam gibi adam olduğunuzu anladım.Allah sizden razı olsun sizleri yetiştiren anne babanızın ellerinden öpüyorum.
Meclisi mutat mesaisi dışında zoraki çalıştırarak, malum yasayı Sevr’in yıldönümü olan 10 Ağustos’a yetiştirme ısrarınızın kaynağı nedir?
Kime mesaj veriyorsunuz?
Siz bu milleti ölüm uykusuna yattı mı zannediyorsunuz?
Türkiye’nin yıllardır taşıdığı sorunların demokratik yollarla çözülmesini; silahların tamamen sustuğu, insanların kimlikleri ve düşünceleri nedeniyle ayrıştırılmadığı, herkesin kendisini eşit yurttaş hissettiği bir ülkeyi kim istemez ki?
Barışa kim karşı çıkabilir?
Kardeşliğe huzura özgürlüğe kim itiraz edebilir?
Ancak gerçek barış yalnızca bir kanun çıkarmakla kurulmaz. Barışın temeli adalettir, hukuktur, güvendir ve toplumsal mutabakattır.
Bugün Türkiye’nin en büyük meselesi, vatandaşın devlete ve adalete duyduğu güvenin ağır biçimde zedelenmiş olmasıdır.
CHP’li belediyelere ve başkanlarına yönelik operasyonların gerçekleştirildiği; henüz yargılama süreçleri dahi tamamlanmadan seçilmiş belediye başkanlarının suçlu muamelesine maruz bırakıldığı bir dönemdeyiz.
Üstelik bununla da yetinilmiyor; belediye başkanları görev yaptıkları ve ailelerinin yaşadığı şehirlerden yüzlerce kilometre uzağa, ağır tecrit koşullarıyla anılan kuyu tipi cezaevlerine gönderiliyor. Adeta zulmeder gibi bir muameleye maruz bırakılmaları ise ayrıca sorgulanması gereken bir durumdur.
AYM kararlarının tartışıldığı, AİHM kararlarının uygulanmadığı, seçilmişlerin iradesinin yargı kararları ve kayyum uygulamalarıyla ortadan kaldırıldığı, insanların söyledikleri bir söz nedeniyle soruşturulma endişesi taşıdığı bir ortamda demokratikleşmeyi yalnızca belirli bir mesele üzerinden konuşamayız.
Böyle bir ortamda demokratikleşmeden söz ediyorsak önce şu temel gerçeği kabul etmek zorundayız:
Demokrasi herkes içindir ya da demokrasi değildir.
Hukuk herkes içindir ya da hukuk değildir.
Özgürlük herkes içindir ya da özgürlük değildir.
Bir taraftan demokratikleşmeden söz ederken diğer taraftan siyasi rakipleri yargı yoluyla tasfiye etmeye çalışmak, toplumun bir kesimine hukuk vaat ederken başka bir kesimini hukuksuzluğa mahkûm etmek gerçek bir huzur getirmez.
Kaldı ki TBMM’ye sunulan Çerçeve Yasa konusunda hukukçular tarafından son derece ciddi hukuki ve anayasal itirazlar dile getirilmektedir.
Hukukçuların Anayasa ve evrensel hukuk ilkeleri açısından ciddi sakıncalar gördüğü bir düzenlemenin, yeterince tartışılmadan ve toplumun bütün kesimlerinin kaygıları giderilmeden yasalaştırılması yeni sorunlar doğurur. Millet bilmeden, toplum tartışmadan, farklı kesimlerin kaygıları giderilmeden yapılan siyasi mutabakatlar, toplumsal mutabakatın yerine geçmez.
Benim demokrasi anlayışımda millet, sonucu kendisine açıklanan bir sürecin seyircisi değildir.
Millet bu ülkenin sahibidir.
Bu nedenle yapılması gereken bellidir:
Anayasa ve mahkeme kararlarını eksiksiz uygulamak, yargının bağımsızlığına ilişkin toplumdaki şüpheleri ortadan kaldırmak.
Seçilmişlerin iradesini güvence altına almak ve düşüncesini açıklayan hiç kimsenin korkmadığı bir ülke olmak. Tüm bunlar sağlandıktan sonra da milletin önüne hiçbir soru işaretine mahal vermeden çıkmak en doğru seçenek olacaktır.
Türkiye’nin Kürt meselesi dâhil hiçbir meselesi çözümsüz değildir.
Ancak Kürt meselesinin çözümünü bir dönem daha iktidarda kalmanın, bir seçim daha kazanmanın hesabına endekslerseniz; yıllarca cezaevinde tuttuğunuz siyasetçileri ve milletvekillerini seçim hesaplarının bir parçası hâline getirdiğiniz izlenimini güçlendirecek adımlar atarsanız, toplumun sürecin samimiyetini ve gerçek niyetini sorgulamasının önüne geçemezsiniz.
Türkiye’nin ihtiyacı kapalı kapılar ardındaki mutabakatlar değil, milletin önünde kurulmuş büyük bir toplumsal mutabakattır.
Ve milletin bu konuda vereceği yetki doğrultusunda da gerekli demokratik düzenlemeler, açık ve şeffaf bir biçimde, millet iradesinin tecelligâhı olan TBMM çatısı altında hayata geçirilmelidir.
Son cümle olarak şunu söylemek isterim:
Unutmamak üzere isimlerini köprülerimize, alt ve üst geçitlerimize kazıdığımız şehitlerimizin aziz hatıralarına haksızlık edildiği duygusuyla vicdanlarımızın sızlamasına izin vermemek, bu ülkenin vatandaşları olarak hepimizin en önemli sorumluluklarından biridir.
@ardanzenturk Üzülmeyin biz sizleyiz Türk milleti bu yaşananları yapılanları görüyor ve herkesin notunu veriyor.Gerekeni https://t.co/Ox52HUBAxt mutlu Türküm diyene
Subay yemini okuyanMustafa Kemal askerleri affedilmedi ancak Türkiye Cumhuriyetini yıkmaya yeminli Öcalan’ın teröristleri affediliyor. @zaferpartisi@zpgencresmi