İstanbul Erkek Lisesi’nin 1960-61 mezuniyet yıllığına, okulun felsefe öğretmeni merhum Nurettin Topçu'nun yazdığı muhteşem not:
“Bizim işimiz sizin yalnız zekâlarınızı işlemekten ibaret değildir. Aynı zamanda kalplerinizi yoğurmaktır.
Biz sizin birtakım dersleri öğrenen zekâ makineleri olduğunuzu hiç düşünmedik.
Şahsiyet ve hâlleriniz, bizim hünerimizin gerçek eseridir.
Yükseltilen bir ruh, bir deha eserinden daha fazla bir şeydir…”
Görgü sonradan kazanılmaz arkadaşlar. Ailenizden gelir, sizde yer eder. Ve görgülü insan gösteriş bilmez, ayıp bilir, edep bilir.
Zaten ne demişler; “Asıl azmaz, bal kokmaz.”✨
Velinin bizdeki kadar kutsandığı başka bir eğitim sisteminin olduğunu düşünmüyorum.
Eğitim-öğretim süreçlerinde Veli işbirliği önemlidir ancak sınırlı ve kontrollü olmak zorundadır.
Yani öyle sacayağının biri falan değildir-olamaz.
Siz daha iyi bilirsiniz ama… deyip eğitimciye yön verecek haddi kimse kendinde görmemelidir.
Tapu memuruna, nüfus memuruna, adliye memuruna gösterdiği (göstermek zorunda olduğu) saygıyı, çocuklarını emanet ettikleri öğretmene göstermeyen bir sistem olamaz.
Fazla tevazunun sonu vasattan nasihat dinlemektir.
#egitimdeşiddetehayır
Basın Açıklaması
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta yaşanan elim hadiselerin ardından, sosyal medya üzerinden Milli Eğitim Bakanımız Yusuf Tekin'e yönelik yürütülen sistematik eleştirileri dikkatle takip ediyoruz.
Mevcut olayların sebeplerinin sağlıklı biçimde analiz edilerek kalıcı çözüm yollarının ortaya konulması gerekirken, meselenin farklı bir zemine taşınmaya çalışıldığı görülmektedir.
Millî ve manevi değerleri esas alan yönetim anlayışıyla eğitim sistemimizin güçlendirilmesi adına yoğun bir gayret ve sorumluluk bilinciyle görev ifa eden Sayın Bakanımızın bu süreçte ortaya koyduğu yaklaşım ve hassasiyet açıkça ortadadır.
Bu sürecin sağduyu, birlik ve dayanışma içerisinde aşılması gerektiğine inanıyor; Sayın Bakanımız Yusuf Tekin'e desteğimizi ifade ediyoruz.
#YusufTekinYalnızDeğildir
Bu öğretmenimizin söylediklerinin hepsine katılıyorum. Ben mesleğe 30 yıl önce öğretmen olarak başladım. O zamanlarda da okularda birçok vukuat olurdu. Okula bıçakla gelmeler, kavga dövüş etmeler, öğretmen dövmeler vs. ve veliler "benim çocuğum öyle seyler yapmaz" derdi.
📢 SINAVLA ÖĞRENCİ ALACAK ORTAÖĞRETİM KURUMLARINA İLİŞKİN MERKEZÎ SINAV BAŞVURULARI BAŞLIYOR! 📝
Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yapılacak 2026 Merkezî Sınav için takvim açıklandı! 🗓️
✅ Başvuru: 23 Mart – 10 Nisan 2026
✍️ Sınav Tarihi: 14 Haziran 2026
🎫 Giriş Belgeleri: 3 Haziran 2026
📊 Sonuçlar: 10 Temmuz 2026
🌟 Bu yıl ilk kez:
İki oturum arasında talep eden öğrencilere beslenme paketi verilecek!
Kuru meyveli yulaf bar
Kuru üzüm
Ceviz
Su
📌 Önemli Notlar:
🙋♂️ Sınava katılım isteğe bağlıdır.
💻 Başvurular e-Okul üzerinden yapılacaktır.
Velilerimizin ve öğrencilerimizin süreci kaçırmaması önemle rica olunur. 📣
Tüm öğrencilerimize şimdiden başarılar dileriz! 🎓✨
@tcmeb@Yusuf__Tekin
Valimiz Davut Gül, Avcılar Merkez Ulu Camii'nde Cihannüma Dayanışma ve İş Birliği Derneği ve sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla düzenlenen “Aileler Sabah Namazında Buluşuyor” programına katıldı.
Namazın ardından vatandaşlarla musafaha yaparak sohbet eden Vali Gül’e, Esenyurt Kaymakamı Fatih Çobanoğlu eşlik etti.
@gul_davut
📍#Avcılar
Valimiz Davut Gül'ün katılımıyla Avcılar Merkez Ulu Camii'nde Cihannüma Dayanışma ve İş Birliği Derneği’nin tarafından düzenlenen “Aileler Sabah Namazında Buluşuyor” programı...
@gul_davut
📍#Avcılar
Erkeni geçi yoktur; baba hep erken gider.
İnsan kaç yaşına gelirse gelsin, içinin bir köşesinde hep aynı cümle durur:
“Baba olsaydı, bu böyle olmazdı.”
Çocukken anlamazsın.
Gençken anlamazsın.
Öfkenden, triplerinden, “ben hallederim” havandan anlamazsın.
Hayat seni büyütmeye başlayınca anlarsın.
Baba gidince insan bir anda büyür.
Zorla, ani, hoyratça.
Bir sabah kalkarsın,
artık arayıp fikrini soracağın biri yoktur.
Sana “Hadi be evlat, boşver geçer” diyecek o güven dolu ses yoktur.
Sığınacak yer olmaz.
Ses olur, koku olur, hatıra olur ama baba olmaz.
Sonra yıllar geçer…
Ölümün ağırlığını geç anlamaya başlarsın.
Dertleşemediğiniz geceler,
yan yana oturup bir futbol maçını yorumlayamamak,
hiç yapamadığınız o baba–oğul/baba–kız sohbetleri…
Hepsinin acısı sonradan çöker.
Bir de en zoru vardır:
Mutlu gününde bile gözünün kenarına çöken o karanlık gölge.
“Keşke burada olsaydı.”
Düğününde, mezuniyetinde, taşınırken, çocuğun doğduğunda…
Hatta küçük bir başarı kazandığında bile içinden bir ses fısıldar:
“Görseydi, gurur duyardı.”
Ve insanın içi sessizce çöker:
“Keşke beş dakika daha olsaydı.
Sadece beş dakika…”
Baba erken gidince insanda bir “eksik kalmak” hissi kalır.
Hayatın her köşesinde duran görünmez bir boşluk.
Kimse dolduramaz, kimse tamir edemez.
O boşluğun adı “baba”dır.
Çünkü baba sadece bir insan değildir;
duvardır, omuzdur, gölgedir, dayanak noktasıdır.
O duvar yıkılınca, insanın içinde rüzgâr uğultusu hiç dinmez.
İnsan babası ölünce iki kere büyür:
Bir kere çocukluğu biter,
bir kere de güven duygusu.
Erken gitti diye kızamazsın.
Hesap soramazsın.
Sadece özlersin.
Ve bilirsin…
Bu özlem, insanın kendi ölümüne kadar süren türdendir.
Baban hâlâ hayattaysa,
susup sarıl; kelimeye bile gerek yok.
Ama eğer erken gittiyse…
O eksiklik senin karakterinin bir parçası olur.
Kimse bilmez, kimse anlamaz;
ama sen yaşarsın:
İnsan babası ölünce,
kalan ömrünü biraz eksik yaşar...
Ankara'daki bir lisedeki bu görüntüler, Türkiye'deki zorunlu eğitimin bir kez daha acilen gözden geçirilmesi gerekliliğini ortaya koyuyor.
Ancak ağır koşullarla, belki sanayide torna ile eğitilebileceklerin sınıf ortamında tutulması sınıf güvenliği için de, ihtiyacı karşılanmayan sanayi için de açık bir tehditdir.
Türkiye 12 yıllık zorunlu eğitimi ve arkasından tüm gençliğinin üniversitede okutulması beklentisini daha fazla taşıyamaz.
Önlem alınmazsa 12 yıllık zorunlu eğitimi ve üniversiteyi bitirdikten sonra, herkesin her şey olabileceğine dair gittikçe şişirilen beklenti ve bu beklenti ile uyumlu olmayan hayatın acı gerçekleri, gençlerimizin geleceğini çalmakta ve onları ciddi bir gençlik isyanı ile baş başa bırakmaktadır.
Evlatlarımızı sürekli ötelenen ve asla karşılanamayacak umutlarla daha nereye kadar kaybetmeye devam edeceğiz?
📍İstanbul
İlim Yayma Vakfı tarafından Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın teşrifleriyle gerçekleştirilen Türkiye'nin Akademi Ödülleri programına iştirak ettik.
Sosyal, kültürel ve bilimsel gelişmeler, bir ülkenin kalkınma sürecinin hem itici gücü hem de nihai hedefleri arasında yer almaktadır.
Bakanlık olarak ülkemizin her alanda öncü olmasını hedefleyen, bilimsel çalışmalarını güçlendiren ve taltif eden organizasyonları ülkemizin geleceği için kıymetli buluyoruz.
Bu vesileyle ödül töreninin düzenlenmesinde emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.
Bir Akademisyenden Daha Fazlası: Prof. Dr. Şener Aktürk’ün Sessiz Dehası
İlim Yayma Ödülleri’nde Sosyal Bilimler alanında yılın ödülünü alan
Prof. Dr. Şener Aktürk, kürsüye çıktığında gösterişsiz, sakin, ama bilim insanına yakışır bir tevazu ile teşekkür etti.
Basit cümlelerle…
Ama arkasında bir ömürlük birikim, onlarca akademik eser, uluslararası literatürde yankı bulan çalışmalar ve Türkiye sosyal bilimler dünyas��na sessiz ama derin bir katkı var.
Bugün Türkiye’de sosyal bilimler alanında gerçek anlamda uluslararası referans olabilen,
adı yalnızca yurtiçinde değil Harvard’dan Stanford’a pek çok akademik çevrede geçen,
veriye dayalı, ciddi, metodolojik katkılar sunan çok az isim var.
Şener Aktürk tam da o dar, seçkin kadronun içinde.
Neden Özel Bir Akademisyen?
1. “Türkiye’yi Türkiye’deki akademisyenlere anlatan” bilim insanı
Aktürk’ün en özgün tarafı; Türkiye’nin etnik, kültürel, siyasi yapısını Batı sosyolojisine rehin olmayan bir perspektifle incelemesi.
Ne batıcı ezberlerin esiri, ne de iç politikaya endeksli yüzeysel şablonların tutsağı…
Türkiye’yi kendi özgünlüğüyle anlamaya çalışan nadir bilim insanlarından.
2. Teoriyi sahaya çeviren bir araştırmacı
Aktürk’ün çalışmaları “Türkiye’de etnisite”, “azınlık hakları”, “kimlik politikaları” gibi konuları,
Türkiye’nin tarihsel tecrübesiyle uyumlu bir gerçeklik üzerinden ele alıyor.
Sadece iddia etmiyor, belgeliyor.
Sadece yorumlamıyor, açıklıyor.
3. Akademide yıldız olup, tevazusunu koruyan bir kişilik
Ödül kürsüsündeki o sade cümle, aslında çok şey anlatıyor.
Bazıları daha küçük başarılarda bile gövde gösterisi yaparken,
Aktürk uluslararası etkideki çalışmalarına rağmen her zaman bilim insanı ağırbaşlılığıyla hareket ediyor.
Bu Ödül Neyi Gösteriyor?
Bu ödül, rastgele bir tercihin değil, uzun yılların ilmî emeğinin,
sessiz ve derin bir akademik üretimin,
Türkiye’de sosyal bilimlerin dünya standartlarında yapılabileceğinin somut bir göstergesi.
Aynı zamanda genç akademisyenlere sessiz bir mesaj:
“Gürültü değil, üretim kazandırır.”
Türkiye’nin Entelektüel İklimi İçin Değerli Bir Kazanım
Türkiye’de sosyal bilimler çoğu zaman gündelik polemikleri tekrar eden bir alana sıkışmışken,
Şener Aktürk gibi isimler, akademinin gerçek anlamda ne ifade etmesi gerektiğini hatırlatıyor:
-veriye dayalı çalışma,
-disiplin,
-bilimsel dürüstlük,
-ve en önemlisi: fikri cesaret.
Bu ödül yalnızca bir akademisyene değil,
aynı zamanda Türkiye’nin sosyal bilimler iddiasına verilmiş sayılır.
Hak Edilmiş Bir Takdir
Prof. Dr. Şener Aktürk’ün aldığı ödül, hem kendisi için hem Türkiye akademisi için hak edilmiş, gecikmiş ve yerinde bir takdir.
Bug��n Türkiye’de sosyal bilimlerin dünya sahnesinde söz söyleyebileceğini gösteren,
akademiyi sade, net ve bilimsel bir çizgide tutan bu yaklaşım,
ülkenin entelektüel iklimine büyük bir kazanım.
Bazen bir insanın kıymeti,
kendini övmekle değil, yaptığı işi hakkıyla yapmakla ortaya çıkar.
Aktürk tam da bu kategoriye giren bir isim.
#İlimYaymaÖdülleri2025
🔴 Çarpıcı bir Türkiye fotoğrafı
Papa’nın Türkiye ziyareti üzerine neredeyse işgal girişimi ve bölünmeye kadar giden komplo teorileri yazılırken zamanlamasıyla çarpıcı bir ödül sahibini buldu.
İlim Yayma Sosyal Bilimler ödülü
Prof. Dr. Şener Aktürk’e verildi.
Şener Hocanın ödül alma sebebi;
Papalığın yaklaşık 500 yıl boyunca tüm Avrupa’da Müslüman ve Yahudilere yaptığı katliamlar, zulümleri ortaya koyan çalışmasıydı. @ilimyaymavakfi@senerakturk
İbrahim Kalın:
- Allah katında sabredenler mi üstündür, yani yoklukla ve zorlukla imtihan edilenler mi?
- Yoksa şükredenler mi, yani varlık ve nimetle imtihan edilenler mi?
- İnsan bunu ara ara kendine sormalı!
- Hepimizin hayatında ara ara sabır ve şükür dönemleri olmuştur.
Prof. Dr. Özcan Erel’in ödül sonrası yaptığı konuşması: “İlim Yayma Ödülleri 2025 Büyük Ödülü’ne layık görülmek, benim için büyük bir onur olduğu kadar derin bir sorumluluktur.
Bilimsel çalışmalarım boyunca temel hedefim; laboratuvarda geliştirdiğimiz yöntemlerin sağlığa gerçek bir katkı sunması, ülkemizin bilim üretme kapasitesini güçlendirmesi ve Türkiye’nin dünyada söz sahibi bir ülke olmasına destek vermek oldu.”
#İlimYaymaÖdülleri2025
“Bir ‘ilim meclisi’ olarak gördüğüm bu kıymetli merasimde emeği geçen herkese, teşekkür ediyorum. Sizlerin şahsında, ülkemizde ve dünyanın farklı köşelerinde ilmi çalışmalara ömür veren tüm hocalarımıza, muhabbetlerimi ve hürmetlerimi iletiyorum.
İlim Yayma Ödülleri’nin önümüzdeki yıldan itibaren uluslararası bir nitelik kazanacak olmasını ise ilim yolculuğumuzun sınırları aşarak dünyanın dört bir yanına ulaşacak kıymetli bir adım olarak görüyorum.”
Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın bu özel gecede, gecenin ruhunu yansıtan konuşmalarından dolayı kendilerine; şükranlarımızı sunuyoruz.
#İlimYaymaÖdülleri2025