This morning at 08:10, in my prison cell, I was notified of the court’s arbitrary decision: I am barred from attending my own trial.
The indictment bears my name. The case was built around me. Yet the court blocks me and restricts the defense of those facing the gravest charges, and their lawyers.
This is not a trial. It is a severe violation of the most basic right of defense, the pinnacle of what jurists call “enemy criminal law.”
A panel redesigned after the case was filed, in open defiance of the principle of the natural judge, can claim neither independence nor impartiality. As of today, it has abandoned even the appearance of judicial process. The “lawlessness of the century” has collapsed into a pile of extrajudicial execution.
And all this happens while Türkiye hosts the leaders of the democratic world in Ankara. The elected Mayor of Istanbul and the Presidential candidate of the democratic opposition is silenced in a courtroom he is not allowed to enter.
I am exposing this lawlessness.
#SONDAKİKA Özgür Özel, Kılıçdaroğlu'nun "FETÖ artıklarını fark edemediğim, belediyedeki haramcıları ayıklamadığım için özür dilerim" sözlerini @ozgecanozgenc'e değerlendirdi:
"Kemal Bey bu sözleri hazır bir metinden kullanıyor. Bunlar TGRT'nin geçmişte Kemal Bey'e attığı iftiralardı. Kemal Bey'i 'FETÖ artıklarıyla' çalışmakla suçlarlardı, bazı danışmanlarını söyleyerek. Şimdi metin değişmemiş, ama Kemal Bey dönüp TGRT'nin, A Haber'in iftiralarını şimdi kendisi sahipleniyor. Arkadaşlarımıza bir yıldır ağza alınmayacak hakaretlerle, iftiralarla 'hırsız' diyor TGRT. Ne olmuş? Ankara'nın taşına bak, gözlerimin yaşına bak! TGRT hâkim olmuş, şu partinin haline bak! Uyan, uyan Gazi Kemal gözlerimin yaşına bak! Daha başka diyecek bir şey bulamıyorum."
Gelişmeler canlı anlatım sayfamızda➡️ https://t.co/ngko7frELy
🔴Ben Sena. 14 yaşından beri öz eniştem tarafından tacize uğruyorum. Yüzümü bu konuyla ilgili göstermek istemezdim ama son çarem sizsiniz. Lütfen sesimi duyurun.
Ailemle ilgili bir durum nedeniyle eniştem beni evimden alıp kendi evine götürmüştü. Ona bir baba yarısı gibi baktığım için güvenim sonsuzdu. Ailem de onunla olduğumu biliyordu. Bir gün, evinde odada otururken yanıma geldi ve bir anda bana saldırarak taciz etmeye başladı. O an yaşadığım korkuyu tarif etmem mümkün değil. Kimseye anlatmamam için tehdit etti. “Baban öğrenirse ikimizi de öldürür”, “Ailen seni suçlar, her şey senin yüzünden olur” diyerek beni susturdu.
Bu istismar yıllarca sürdü… Yaklaşık 3-4 yıl boyunca korku içinde yaşadım. Kendimden, insanlardan uzaklaştım. Psikolojim bozuldu, çok zor günler geçirdim.
Bir gün artık dayanamadım ve yaşadıklarımı arkadaşlarımla paylaştım. O gün her şey değişti. Ailem öğrendi ve hemen şikayetçi olduk.
Yaklaşık 2 yıldır bu davanın mücadelesini veriyorum. Elimde tacize uğradığıma dair görüntüler, ses kayıtları ve çeşitli deliller olmasına rağmen bugün mahkemede davayı kaybettim. Sanki kendi rızam varmış gibi bir kararla karşı karşıya kaldım. 14 yaşında bir çocukla 60 yaşında bir adamın nasıl gönül rızası olabilir?
Lütfen beni yalnız bırakmayın. Bu sizin kardeşinizin de başına gelebilirdi.
Özgür Özel, Akın Gürlek'in babasına seslendi:
"Amcacım senin oğlanın vicdanı yok, insafı yok. Senin oğlan, Erdoğan Cumhurbaşkanlığı'na devam etsin diye milleti çoluğundan çocuğundan ayırıyor.
Amcacım, senin oğlanda utanmak yok, sıkılmak yok. Milletin cep telefonunu alıyor, içinde mahrem yazışma arıyor, onu basına sızdırıyor.
Amcacım bir evlat yetiştirmişsin ama senin bu oğlanın duru durağı yok, kimseye acıdığı yok, Allah'tan bile korkusu yok. Gizli tanık buluyor, onun lafıyla tutuklama yapıyor. O gizli tanık vazgeçince, aynı ifadeyi kopyalayıp başka bir gizli tanığa yazıyor.
Amcacım, senin oğlan kadına, 'Ekrem'e iftira at, evinde git rahat yat, yoksa sana güle güle' diyor. Senin oğlanın kumpasında imza atmayanı Türkiye'nin öbür ucuna yolluyorlar.
Amcacım, Mehmet Murat Çalık lenfoma ile boğuşuyor, Bülent Arınç'a kadar herkes serbest kalmasını istiyor, senin oğlan 'İtirafçı olsun bırakayım' diyor.
Ben amcamın ellerinden öperim de, amcacım senin oğlan bildiğin gibi değil. Senin oğlan kul hakkına giriyor."
🔴Öldürüleceğini açıklamıştı!
O röportajtan çarpıcı bir kesit;
“Ben 5 Mayıs’ kadar hayatta kalabileceğimi düşünmüyorum. Ben ve kızım bir şekilde hayattan koparılacağız. Biz öldükten sonra adaletin sağlanmasını istemiyorum. Başıma bir şey gelirse bu karanlık yapı ve beni koruyamayanlar, sesimi duyup da susanlar sorumludur. Kamuoyuna sesleniyorum; intiharım asla söz konusu değildir. Başıma bir şey gelirse intihar süsü verilerek üzerinin örtülmemesini, peşine düşülmesini istiyorum.”
Değerli arkadaşlar ben Özgür Turhan. Güzel ülkemizde komedyenlik yapıyorum. Yarın Cübbeli Ahmet Hoca ile ilgili hakaret davasında ifade vereceğim. Cumartesi günü ise, Galatasaray tarafından şahsıma dava açıldığı için karakola imza vermeye gideceğim, yaklaşık 9 aydır gidiyorum. Yaşadıklarımla beraber, almış olduğum tehditler, yapmış olduğum işi engellemeler ise şu an burada bahsi geçirilmeyecek kadar hafif geliyor.
Eti atmış olduğum tweetten dolayı, yayınlanmayan reklamlarında oynadığım için zarara uğradıklarını söyleyerek sözleşmeyi tek taraflı feshetti. Tarafıma reklamdaki zararlarını karşılamak için tazminat davası açtılar. Reklam setinde içtikleri kahvelerden, beyran çorbalarına kadar benden talep ettikleri tutar, bütün masraflar yaklaşık olarak 5 Milyon TL. Dava anlayamadığım bir şekilde aleyhimde sonuçlandı.
Pazar günü yapacağımız gösteri çekimimizden önce ne suç ne değil diye söylediğimiz bütün kelimeleri gözden geçirdik. Yasalarımıza göre herhangi bir suç işlemediğime kesinlikle emin olduğum gösterimde, eşim dostum ne zaman içeri gireceğim diye gün sayıyor.
Arkadaşlarım, tanıdıklarım yalnızca espri yaptığı için tutuklular, davaları var.
Ben komedyenim, bu ülkede yalnızca esprilerimi sizlerle paylaştığım için başıma bunlar geliyor.
Artık çok yoruldum. Ülkemizin geldiği duruma üzülüyorum, çocuklarımızın geleceğine üzülüyorum, kendime üzülüyorum. Ne yapacağımı ne diyeceğimi bilmediğim garip bir durumdayım.
Buradan Bütün Vicdan Merhamet Sahibi Ablalarım Abilerime Kardeşlerime Adalet İçin Bize Ses Olamaya Çağrımdır.
Saat Tam 20.00'da Bir Tag Çalışması Yapacak İçi Çüümüş Olan Kurumlara Kamuoyu Baskısı Verip Gerçekleri Açığa Çıkaracağız.
ROJİN Hepimizin Kardeşi Hepimizin Evladıdır.
#RojineSesOluyorum
#Rojinsiz1Yıl #RojininFaileriBulunsun
@avcemilcicek49 Bu videoda bahsedilen her söz çok önemli ve gündem olması gerekir. Neyi eleştirdiğinizi anlayamadım. Her haberi bu iki vahim olayla kıyaslayacaksanız hiçbir haberin haber değeri olmamalı.
İslam ülkeleri liderleriyle bir araya geldikleri Gazze konulu toplantıda, Erdoğan’ı yanına oturtan Trump, büyükelçisi Tom Barrack’a “Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu şeyi verelim” demiş.
Neymiş o?
“Meşruiyet!”
Bu sözler apaçık küstahlık içeriyor!
Türkiye’de iktidar, meşruiyetini yalnızca milletten alır!
Milletimizin onur ve haysiyeti de her devlet ve her makamdan üstündür.
Çıkıp açıklamak zorundasınız;
ABD'ye gidip ne teklif ettiniz?
Ne önerdiler ve siz ne dediniz?
Nasıl böyle patavatsızca konuşabiliyorlar?
Saray hükümetinin bu saygısızlığa sessiz kalması, milletimizin onurunun aşağılanmasına sessiz kalmak demektir.
Bir toplumda kılık kıyafet, teşhircilik ya da ahlaki normlar üzerine fikir beyan etmek elbette meşrudur.
Ancak bir kişiyi, somut şekilde ismiyle, görüntüsüyle, cinsiyetiyle, kamuoyunun önüne atmak ve onu kolektif öfkenin hedefi haline getirmek bambaşka bir eylemdir.
Bu artık bir fikir tartışması değil, kişisel hedef göstermedir. Böyle bir linç kültürü, ahlaki duyarlılık kisvesi altında aslında güç uygulaması ve sosyal şiddet üretir.
Kolektif linç ile fikir beyanı arasındaki çizgi şuradan geçer:
Soyut meseleye mi odaklanıyorsun, yoksa somut kişiyi hedefe mi koyuyorsun?
İlki tartışmadır. İkincisi infazdır.
Kişilerin üzerine basarak yükselmeyi marifet sananlar kendi üzerine alınabilir. Aynısının bir gün sizler için yapılmamasını dilemekten başka bir sözüm yok.
Aziz milletim, sizden istirhamımdır. Lütfen bunları görün ve paylaşın.
Yokluğumu fırsat bilip "Kanal İstanbul" denen rant ve talan projesi uğruna Avrupa Yakası’nın en önemli su kaynaklarından biri olan Sazlıdere Barajı’nın etrafında 24 bin konutun inşaat��nı başlattılar.
Bu kez alelacele TOKİ'yi devreye almışlar. Dozer ve iş makinelerini mutlak koruma alanının içine, suyun dibine kadar sokmuşlar.
İBB’nin ve İSKİ’nin resmi uyarılarını dikkate almadıkları gibi Cumhurbaşkanlığı kararıyla Sazlıdere Barajı’nın içme suyu kullanım oranını %100’den %0’a indirmişler. Bunu hiç utanmadan kamuoyundan saklayıp, İSKİ’ye bile bildirmemişler.
Şunu herkes anlasın ki, bizim gözbebeğimiz İstanbulumuz’da feda edilecek bir tek damla su kaynağımız yok. Bu haksız, hukuksuz ve fırsatçı yaklaşımla mücadeleyi asla bırakmayacağız.
Sizin iklim değişikliği ve çevre koruma konusunda zerre kadar samimiyetiniz olsaydı, İstanbul’un su kaynaklarına böylesine saldırmazdınız.
Hukuka, ekonomiye, demokrasiye verdiğiniz zararın yanına çevreye, İstanbul'un su kaynaklarına verdiğiniz zararı ekliyorsunuz. Tüm dünyanın cebelleştiği, yeni yol ve yöntemler aradığı iklim krizine bir kriz de siz ekliyorsunuz.
Hemen vazgeçin bu rant ve talan projesinden. Millet sizi zaten gönderecek bari gitmeden toprağa, suya, havaya daha fazla zarar vermeyin.
Sayın Ekrem İmamoğlu’na kurduğunuz kumpasın maliyeti: 45 milyar dolar.
Anaokulundan liseye kadar her çocuğa bir öğün ücretsiz yemek verseydiniz: 4,8 milyar dolar.
Cumhurbaşkanı Adayımız Ekrem İmamoğlu'nu hapse atmak için yaktığınız paranın 10'da 1'ini bu çocukların karnı bir öğün doysun diye vermediniz, yazıklar olsun!
bu konuşma kalsın hafızada…hiç kimsenin aklından çıkmasın. kimsenin unutturmasına da izin vermeyin. hukuk devleti, demokrasi nutukları çekilirken çarpın suratlarına. ta ki sorumlular cezasını çekene kadar.