Uzakta bir türkü Boğazıma düğümlenmiş
Sevda dediler Bana dağları, Bana insanı, Bana isyanı sevdirdiler
Şimdi gece Yıldızlar suskun Ben yine Aynı yerde Aynı ateşte Yanıyorum
Anadolu, Sen benim Kırık türküm Sen benim Sonsuz hasretimsin.
Dağlar eğilmiş başıma Karıncalanmış avuçlarım Sırtımda yorgun Anadolu Yüreğim çatlamış bir su kabağı gibi
Gün batıyor Ufukta kızıl bir yara Köylü kadınlar eğilmiş tarlaya Elleri toprakla dolu Gözleri hasretle
Prangalar eskitmiş ayaklarım Yollar bitmemiş
her şeyin boş olduğu doğru değil.
her şey, sanal da değil.
birine söylediğin bir söz, yaptığın bir iyilik, uçup gitmiyor ki.
birini güldürdün mü mesela, uçup gitmiyor ki.
yanağında izi kalıyor, belki bin yıl.
her şeyin boş olduğu doğru değil.
her şey, sanal da değil.
birine söylediğin bir söz, yaptığın bir iyilik, uçup gitmiyor ki.
birini güldürdün mü mesela, uçup gitmiyor ki.
yanağında izi kalıyor, belki bin yıl.
içinde bencillik olmayan hiçbir mutluluk da yok. kimse kimseyi mutlu edemez. mutluluk sadece gasp edilebilir bir şey. hayatın boyunca mutlu olduğun anları toplasan, on beş yirmi dakikadan sonrası haksız kazanç gibi gelir.
bir şeylerden kaçar gibisin. soluk soluğa ama hiçbir şey anlatmayacağına yemin etmiş gibi sakinsin gitmek istediğin belli bir yer yok ama kalmak istemediğinden de artık eminsin sadece biraz olsun herkesin ve her şeyin susmasını istemişsin kendini duyabilmek için.kendimle hasbihal
#Perşembe günü enerjim nerede kaldıysa Allah belasını versin 😩
Sabah "bugün fırtına gibi olacağım" dedim, şu an masada kahve içip "yarın başlarım" modundayım
Sizce Perşembe laneti gerçek mi? Yoksa bahane mi?
#Perşembe
Reha Muhtar yine ortalığı karıştırdı ama asıl mesele şu:
Biz niye her şeye bu kadar kolay inanıyoruz hala?
Medya mı bizi aptallaştırıyor, yoksa biz mi medyayı hak ediyoruz?