"Allah sizden iman edip güzel işler yapanlara, kendilerinden öncekileri yaptığı gibi onları da muhakkak yeryüzünün hükümranları yapacağına, onlara kendileri için hoş gördüğü dinlerini kuvvetle icra etme gücü vereceğine, -
Kelamınız, avamın yarasını tedavi etmediği gibi yara bandı dahi olmadı. Şüpheleri izale etmedi, bilakis dev şüphe sütunları inşa etti. İnsanlar şüphe duyan bir kalpten Allah’a sığınmak yerine, şüphelerin meşruiyetine fazilet atfeder oldu.
Gençlerin din telakkisi kelam ve felsefe merkezli bir çerçeveye büründükçe, İslam ve ahiret tasavvuru değişti. Gaye tevhidin ikamesi ve zikrullah ile Allah’ın rızasına ve cennetine ulaşmak iken, artık kişisel kimlik inşası oldu. İslami kimlik ise statü, unvan ve sosyal görünürlük getiren bir araç.
Sahi, ilim beni cennete götürmeyen şeyin adı olabilir mi? Yozlaştıran, zühdümü zedeleyen, ahlakımı bozan, Müslümanlarla arama kin ve haset sokan şeyin adı.
Peki kelam ve felsefeyle iştigaliniz sizde hangi hâli tetikledi? Güzel ahlakı ve kuşandığınız zahidane bir ömrü mü; Müslümanlarla aranıza kin ve haset sokan, en basit ihtilafları dahi kişisel tatmin çabanızın bir parçası olarak ele almanıza yol açan bir tutumu mu?
Meşru kelamı; özellikle din dışı akımlara, oryantalist söylemlere karşı yararlı buluyorum. Ancak kendisinden sadece Allah ve Resulünün (sav) bildirdiği kadarıyla haberdar olabileceğimiz gaybî meselelerde kelamla iştigal ediyorsanız, hele de bunu toplum önünde yapıyorsanız Allah’tan korkun kendinize niyetinizi sorun. İnsan en çok kalbin ve dilin amellerini ıskalar ve helâk olur. Özellikle 16-25 yaş aralığındaki gençler bunu yapsın.
Selef, ilmi tahsil ederken onun getirdiği mesuliyet altında ezilirdi. Bu minvalde ilmi ağlayarak tahsil edin diye çokça nasihat de görürüz. Bu hususta “İlim Amel Etmeyi Gerektirir” ismiyle tercüme edilmiş Hatib el-Bağdâdi’nin eserini öneririm.
Öyleyse neye, niçin kıymet atfettiğimize dikkat etmemiz icap eder. Nenenin birine pazarda gezinirken bir kelamcıyı işaret edip "Şu adam öyle bir alim ki yüz şüpheni sor, yüzüne de cevap verir." demişler. Nene demiş ki: "Onun yüz şüphesi olmasa yüz cevap aramazdı."
Nene ilk bakışta burada tenkide oldukça açık bir ithamda bulunuyor. Ama ifadenin üzerinde biraz durursak; bir şüpheye bin cevap bulmak için ömür tüketen kelamcının ulaşabileceği nihai mertebe, tam olarak bu nenenin kavi imanıdır.
Ezcümle; ilim asabiyet taşır. Öyle ki bu hâli ümmetin hidayet imamlarında dahi görüyoruz. Zira onlar da birer beşerdiler. Ancak ilim bize ahireti kazandıran şeydir. Herkesin korkudan gözlerinin belireceği o gün, bizi selamette kılan şeydir. Dindarlığımızı artıran, ahlakımızı güzelleştiren, Müslümanlarla hemhâl kılan, ünsiyet kazandıran şeydir. Hayatı bizi bunlardan mahrum eden taşları ata ata katetmek ve ölene dek bunu sürdürmek zorundayız.
🔴 Mısırlı muhalif Mahmut Fethi’nin kızlarından Cumhurbaşkanı Erdoğan’a çağrı:
“Babamı Mısır’a gönderirlerse direkt idam ederler.
Şu an babam nerede bilmiyoruz, korkulu ve endişeliyiz.
Lütfen bize yardım edin.”
Bir plaja gidip havlunuzu serip oturdunuz. Bir otel görevlisi yanınıza gelerek, “burası otele ait, uzaklaşmazsan sana zarar veririm” dediği anda hem otel görevlisi hem de onu görevlendiren otel yöneticisi TCK 109/3-b maddesinde gösterilen kişiyi hürriyetinden yoksun kalma suçunu işler ve 2 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (Yargıtay Ceza Genel Kurulu)
🔴 Geri Gönderme Merkezleri'ndeki muhacirlerin durumlarını tek listede anlık olarak takip etmek adına oluşturduğumuz "GGM Takip" paneli yayına girdi.
- Kimin, nerede, ne zamandır tutulduğu başta olmak üzere birçok bilginin yer aldığı panel, yetkililerin salıverme girişimlerine katkıda bulunmak ve daha profesyonel bir kamuoyu oluşturmak adına hizmete alındı.
https://t.co/bcY4IkSnYD
Bir israil askerleri Filistinlilerin içinde olduğu bir aracın içine bomba atıyor sonrasına kapıyı tutarak çıkmalarını engelliyor..!!
- Bu zulüm ne zamana kadar sürecek..!!
AKP Kızılcahamam Belediye Meclis Üyesi Fatih Oral'ın kullandığı aracın aşırı hızla çarpması sonucu evladı Yusuf'u kaybeden baba Abdulkadir Polat'ın adalet çağrısı yaptığı X hesabı, mahkeme kararıyla Türkiye'de erişime engellendi. Lütfen bu durumu duyurun. Bu kadar da olmaz. Bir babanın acısı üstüne acı ekleyecek kadar adaletten uzaklaşan arsızlara karşı sesimizi yükseltmeliyiz.
Bir zaman, bir padişahın mübtela olduğu bir hastalığın ilâcı, bir çocuğun kanı imiş.
O çocuğun pederi, çocuğu, hâkimin fetvasıyla bir para mukabilinde padişaha vermiş.
Çocuk, mecliste ağlamak ve şekva yerine gülmüş.
Sormuşlar:
Neden yardım istemiyorsun, şikayet etmiyorsun, gülüyorsun?
Demiş ki:
İnsan, musibete giriftar olduğu vakit; evvel pederine, sonra hâkime, sonra padişaha şekva eder.
Benim pederim, beni kesilmek için satıyor;
işte hâkim de ölmekliğime karar veriyor;
işte padişah benim kanımı istiyor...
Bu antika ve pek garib ve şekli çok çirkin ve hiç görülmemiş bu hale karşı, ancak gülmek ile mukabele edilir.
Nabiev, 5 çocuklu; çocukları hem okullarında hem de sporda çok başarılı.
6 ay önce "Papa geldi" diye alındı, 2 ay sonra mahkeme kararıyla serbest bırakıldı. Üzerinden bir ay geçmeden, Göç idaresine imza vermek için gittiğinde, bu sefer de "G-87 belası"ndan tekrar alındı.
Şimdiye kadar yapılan idari işlemler için;
-Anayasa Mahkemesi bireysel başvurusunda "hak ihlali" tespiti,
-Idare Mahkemesinde 4 defa "sınırdışı kararı iptali" kararı ve
-2 defa uluslarası koruma başvurusunun reddine ilişkin davada iptal kararı,
-2 defa savcılıkça KYOK kararı
- 3 defa Sulh ceza hakimliğince, idari gözetimin sonlandırılması kararı verildi.
Hepsinde, "ülkesine gönderilmesinde hayati risk" olduğu, aile ve ikamet sahibi olduğu belirtiliyor.
Beşinci defadır (yaklaşık 4 aydır) geri gönderme merkezinde.
Sınırdışı edilmesi mümkün değilse (yargı kararları da bunu söylüyorsa);
Bir suça karışmadıysa,
Yasal oturumu varsa,
Düzenli olarak imza veriyorsa,
Çağrıldığında göç idaresine geliyorsa,
Niye aylarca idari gözetimde tutulur, çoluk çocuğu, hayatı perişan edilir?
@TC_icisleri@mustafaciftcitr@mselamiyazici@Gocidaresi@kocaelivaliligi
5 çocuklu Nabiev, yargı kararlarına rağmen tam 5. kez Geri Gönderme Merkezi'nde tutuluyor. Çocukları okulda ve sporda başarılı, topluma entegre bir aile göz göre göre perişan ediliyor.
Hakkında verilen net yargı kararları şunlar:
▪️ AYM'den "hak ihlali" tespiti,
▪️ İdare Mahkemesinden 4 kez "sınırdışı iptali",
▪️ Savcılıktan 2 kez takipsizlik (KYOK),
▪️ Sulh Ceza'dan 3 kez tahliye kararı.
Tüm mahkemeler "Sınırdışı edilemez, hayati riski var, ailesi ve ikameti burada" diyor.
Bir suça karışmadıysa, yasal oturumu varsa ve çağrıldığında imza vermeye kendisi gidiyorsa; sınırdışı edilmesi hukuken imkansız bir insan neden 4 aydır idari gözetimde tutuluyor?
Yargı kararlarına uyun, Nabiev’i ailesine geri verin! @Gocidaresi
Bir Afrika seyahatimde Uganda, Kongo ve Ruanda’ya gitmiştim. Ruanda gezim esnasında genellikle orman içlerinde ya da çeperlerinde yaşayan, tatlı patates, muz ve havuç yetiştiren Pigmeler ile tanışma şansım olmuştu. Pigmeler malum kısa boylu, fiziken bizlerin neredeyse yarısı kadar olan insanlar.
Benim tanıştıklarım arasında adı Yahya olan bir Pigme vardı. Çoğu Sünni Maliki mezhebinden Müslüman. Yahya 1.15-1.20 boylarında, zayıf, çelimsiz görünümde biriydi. Hutuların 1 milyon civarında Tutsi’yi katlettiği feci Ruanda Katliamı esnasında 35 Tutsi’yi bir ay kadar süren katliam boyunca köyünde, evinde oluşturduğu bir alanda gizleyerek kurtarmış Yahya.
Kendisine bu senin kavgan değildi, neden böyle bir risk aldın diye sordum. Hutular yakalasa onu ve ailesini de palalarla doğrayarak öldürecekti. Yahya soruma “Ben Müslümanım” diye cevap verdi ve ekledi: “Benim inanışıma göre bir insanı kurtaran tüm insanları kurtarmış gibi olur. Ben 35 insanı kurtardım. Allah’ın bundan dolayı beni bağışlamasını ve cennete almasını umuyorum.” Yahya’ya baktım, düşündüm. Ben olsam aynı şeyi yapabilir miydim diye kendime sordum. Evet kesin ben de böyle yapardım diyemedim açıkçası. 1.20 boyunda bir adam ama mangal gibi yürek… O an bana dağ gibi geldi Yahya’nın heybeti. Ardından din işte bu diye düşündüm. Somurtan bet suratlarıyla sabah akşam insanlara ayar veren kibir abidesi, inancını, imanını yitirme noktasındaki insanları teferruat denizinde boğan, ufunet yayan tiplerin sözleri değil.
Doğduğu gün, öleceği gün ve yeniden dirileceği gün selam olsun Yahya’ya.
V’esselam
🇲🇱🇹🇷 Malili muhalif isimlerden Seyyid bin Bella:
Türkiye'deki Müslümanların bizi anlaması gerekir. Bizler terörist değiliz. Hakkımızı ve sizlerle ortak kimliğimiz olan dinimizi savunuyoruz.
Burada Müslümanları öldüren rejime silah satılmaması gerekir. Erdoğan'a kadar ulaştık. Videolu ve görüntülü deliller ulaştırdık. Bu durumun böyle devam etmesi artık kabul edilemez.
Japonya'da yaşamış birinden Başıboş Köpek Sorunu hakkında birkaç kelam dinleyin.
Türkiye 🇹🇷 - 🇯🇵 Japonya karşılaştırması yapmamı isteyen çok arkadaş oldu o yüzden bu konu hakkında yazma zamanım geldi.
İlk olarak birçok metropolde belirli sürelerde yaşamış biri olarak bugüne dek herhangi bir sokak köpeğine denk gelmediğmi belirtmek istiyorum.
Japonya'nın güneyinden Fukuoka'dan tutun, güney merkezde Osaka ve Kyoto, Doğuda Tokyo ve kuzeyde Hokkaido şehirlerinde insan yaşam alanlarında hiçbir sokak köpeğine rastlamadım.
Şehir merkezlerini geçelim, taşrada ve doğal alanlarda bile tek bir sokak köpeğine denk gelmedim, gören varsa çok nadir bir olaya şahit olmuş demektir. Onlar da kesinlikle terkedilen zavallı evcil hayvanlardan biridir.
Bu dediğim kediler için geçerli değildir, sahipsiz kediler az da olsa vardır, birçoğunun kuyruğunu da kesik görürüz. Kedilerin kuyruğunun kesilme olayı da kültürel bir inanışa dayanıyor (bkz: https://t.co/zwaqtL4ljX)
Kedilerin ölümcül bir saldırı yapma ihtimalinin çok düşük olması ve kuduzu insana taşıma riskinin de
köpeklere göre çok daha düşük olması sebebiyle onlara daha fazla tolerans gösterilmiş, bu yüzden sokak kedileri ile az da olsa metropollerde rastlaşabilirsiniz.
「ーーー」
Peki ama Japonya sokak hayvanları sorununu nasıl çözdü?
Gelin tarihsel bağlamda yüzeysel bir bakış atalım ve günümüzdeki durumu değerlendirelim. Sonucunda ise ülkemizde gerçeklenebirliğini tartışalım.
Evvelde:
Kediler ve Köpekler hem Şintoizmde hem Budizmde önemli bir yere sahiptir, onlara zarar vermek bu inanışlarda negatif karmaya yol açar ve reenkarnasyon döngüsünü kötü etkileyebilir.
Aslında bu husus tüm canlılar için geçerlidir
ancak geçmişte Budist rahiplerin en çok kedi ve köpekleri barındırarak bakım sağladığı yazılır. Bunda da kedi ve köpeklerin insanlık tarihindeki yeri şüphesiz etkilidir.
Köpeklerle ilgili çok ilginç bir bilgi var, Japonya Edo döneminde, Tokugawa Tsunayoshi hükümranlığında köpeklerin korunmasına ilişkin bazı düzenlemeler getirilmiş. Bu da onun 'Köpek Şogunu' olarak anılmasına yol açmış. Hazırlattırdığı kanunlarda hayvan haklarını korumayla ilgili maddeler en çok köpekleri ilgilendirmiş. 'Köpek Şogunu' (犬公方 Inu Kubou) lakabı buradan geliyor.
「ーーー」
Yakın Tarih:
Kedi ve Köpeklerin Edo döneminden (17-19 YY) bugüne dek nüfusuna dair beklenildiği üzere bir çalışmaya rastlamadım. O dönemlerde dünyada insan nüfusu bile makul bir doğrulukla zor sayılıyor.
Ancak 20.YY'da ve özellikle 21. YY'da son çeyrek asırda elimize ciddi çalışmalar geçmiş durumda.
20. YY'da kuduz vakalarındaki artışı ve nasıl sonlandırıldığını, son çeyrek asırda da Japonya'nın sokak hayvanları konusunda nasıl önlemler aldığını ve günümüzdeki duruma nasıl geldiklerini istatistikler eşliğinde inceleyelim.
1900'lerin başında kuduz vakalarının ani artışı ile İmparatorluk duruma müdahale etmek için aşılama ve itlaf çalışmalarına resmen başlıyor. 1957'ye kadar kuduz hastalığı Japonya'dan siliniyor.
Alttaki grafiklerde gördüğünüz üzere yaklaşık 50 yıllık süreçte büyük şehirlerden kuduz vakaları tamamen siliniyor.
1957'den itibaren raporlanan iki kuduz vakası var, bunlar da Nepal ve Filipinler'den Japonya'ya geri dönen vatandaşlar. İkisi de hayatını kaybetmiş.
Bu iki ülkede sokak hayvanlarını kontrol altına alma konusunda Japon yetkililerden danışmanlık alıyor çünkü ciddi derecede muzdaripler.
Özetle Japonya kuduz sorununu bu tarihte kökünden çözüyor ve günümüze kadar aşılama
ve itlaf yöntemlerini gerektiğince uyguluyor. Dikkatinizi çekerim, burada gördüğümüz hibrid bir çözüm.
Madalyonun Diğer Yüzü, Hibrid çözümün itlaf ayağı: Ölüm Kafesleri
Evet, itlaf yöntemi olarak Japonya uzun süredir bunu kullanıyor. İtlafı kararlaştırılmış hayvanları kapalı bir odada karbondioksite (CO2) maruz bırakarak itlaf ediyorlar. Bu en çok tercih edilen itlaf yöntemi olmasına karşın alternatifler de var.
1) Ölüm Kafesi yöntemi ile itlaf edilen kedi ve köpek sayılarının yıllara göre değişimi
2) Tüm yöntemlerle birlikte toplam itlaf sayılarının yıllara göre değişimi
3) Yıllık ortalama itlaf sayısı
Son grafiğe göre Japonya günde yaklaşık 500 evcil hayvanı ve sokak hayvanını itlaf ediyor.
(https://t.co/5q3V5G7Ob4)
Bütün bu olanlar, itlaf ve kuduz kontrolü aslında iki yasanın sonucu:
- Kuduz Önleme Yasası
- Hayvan Koruma Kanunu
İlk yasa kapsam��nda başıboş köpekler ve kayıp evcil hayvanlar toplatılmak zorunda. İkinci yasa da bütçe izin verdiği ölçüde toplatılan hayvanların bakımını üstlenmeyi kapsıyor.
Tahmin edeceğiniz üzere ilk yasa daha baskın bir şekilde yürürlükte. Bu yasaya göre kaybolan bir evcil hayvanın sahibi 3 gün içerisinde bildirim vermezse bu hayvan bile itlaf ediliyor çünkü barınaklar dolu. Yasanın bu maddesinden evcil hayvan sahiplerinin %60'ı haberdar bile değilmiş.
İkinci yasa da dediğim üzere bütçe el verdiği sürece sağlık merkezleri (保健所 hokenjo) ve hayvan refah merkezleri (動物愛護センター doubutsu aigo sentaa) ile sağlanıyor.
Buradaki hayvan sayıları itlaf edilene göre çok düşük, buna rağmen Japonların ekseriyeti sahiplenmek yerine yeni bir hayvanı Pet shoplardan almayı tercih ediyor.
Şu an ki Pet endüstrisi 1.6 Trilyon Japon Yenini geçmiş durumda (1 milyar doları aşkın)
Pet endüstrisinde cins üretimi, denetimsiz salma gibi olaylar Japonya'da da yaygın. Zaten yukarıdaki yasaların gerekçelendirmesi esas olarak bunlardan biri, denetimsiz terketme ve pet endüstrisinin çakallıklarını da kapsıyor.
「ーーー」
21.YY - Günümüz:
Son uygulamalardan bir örneğe bakalım, Japon Çevre Bakanlığı'nın (環境省 kankyoushou) yayınladığı verilere göre 2019 Nisan - 2020 Mart arasındaki 1 yıllık süreçte:
- 8932 yetişkin kedi
- 18.176 yavru kedi
- 4584 yetişkin köpek
- 1051 yavru köpek
itlaf ediliyor ve bunlar resmi açıklanan sayılar. Bir de itlaf kapsamına girmeyen bazı durumlar var. Japon STK'lar bunlarla birlikte sayıların daha fazla olduğunu açıklıyorlar.
STK'lar ise bizdekilere göre çok daha aklı selim davranıyor. Mesela başıboş hayvanların beslenmemesi gerektiğini halka öğretmeye çalışıyorlar.
Bizdeki durumu açıklamaya gerek yok, herhangi bir grubun adına pati veya paw ekledikten sonra gelsin paralar. Başıboş hayvanların eksponansiyel nüfus artışını ve artan sorumluluğu düşünen yok.
---
Günümüzde Japonya'da evcil hayvan sahibi olmak gerçekten çok masraflı, tüm kedi ve köpekler dijital olarak sisteme kayıtlı, hatta dileyen kedilerine ve köpeklerine bu dijital kaydın fiziksel bir kimlik ile taşıtabiliyor.
Masraf demişken, 2000 evcil hayvan sahibi ile yapılan bir araştırmada kedi ve köpek sahibi olmanın yıllık ortalama ne kadar masrafa tabi olduğuna bakalım:
- Kedi (160.000 Japon Yeni, yaklaşık 1100$)
- Köpek (300.000 Japon Yeni, yaklaşık 2050$)
Bu masraflara mama, sağlık bakımı, sigorta gibi giderler dahil. Hayvan yaşlı ise bu ortalamanın üstüne çıkıldığı söyleniyor. Bu tarz şeyler Japonya'da oldukça yaygın hayvan hastanelerinde(動物病院 doubutsu byouin ) hallediliyor. Buralar bildiğimiz veteriner ama teknik donanım ve çalışan olarak çok iyi durumdalar.
Hayvanların ömür boyu bakımları ise bu rakamların yaklaşık 15 katına tekabül ettiğini görüyoruz, yani:
- Kedi (16-20 bin $)
- Köpek (30-45 bin $)
Görüldüğü üzere hayvan sahibi olmak epey masraflı, zaten Japonların evcil hayvanlarını çocukları gibi gördüğünü söyleyebiliriz. Bebek arabasında köpeğini taşıyan birçok insana rastladım.
Peki ama evcil hayvan sahibi olmayanlar bir hayvanla etkileşime giremeyecek mi?
Girecek, çünkü sayısız pet kafeler mevcut. Her türlü hayvanı sevebileceğiniz kafeler oldukça mevcut. Basit bir 'Japan Pet Cafe' araması yaparsanız karşınıza envai çeşit hayvan çıkacaktır. Kirpiden tutun tür tür kedi ve köpekler, tavşanlar, çifrlik hayvanları vs.
Bakın bunlar hayvanat bahçesi değil, bildiğiniz oturup yan yana hayvanlarla iç mekan ve dış mekan takıldığınız mekanlar.
(Bu noktayı unutmayalım)
「ーーー」
Sonuç:
Gördüğünüz üzere Japonya'da sokak hayvanları son 125 yılda bu şekilde kontrol altına alındı ve hala yönetmeliklere tabi, yoğun çalışılan bir konu, olması gerektiği gibi.
Sizlere Japonya örneğinden madalyonun iki yüzünü de göstermeye, anlatmaya çalıştım.
Japonya gibi ekonomi devi bir ülke bile tümden kısırlaştırma ve barınak gibi çözümlere gitmedi. Çünkü bunu kaldıracak bir ekonomi yok, bunun hesabını yapmak için ordinaryus olmaya gerek de yok.
Neticede Türkiye'de kuduz vakalarının tekrar hortlaması, insanların zaten emniyetsiz hissettiği bir havada daha da emniyetsiz hissetmesine neden olan sayısız saldırı vakaları birçoğumuzu olduğu gibi beni de derinden üzüyor.
İnsanlık tarihine bu kadar entegre olmuş iki türün kontrolsüz ve yanlış bir şekilde çoğaltılmasına ve bunun üzerinden birçok kişinin sinsi bir şekilde para kazanarak bu hayvanlara iyilik değil aksine kötülük yaptıklarının bilincindeyiz.
Çözümün geciktirildikçe çoğalacağını da belirtmeden geçmeyelim. Bu sorun çoktan partiler üstü, milli bir güvenlik sorunu halini almıştır.
Naçizane tavsiyem, paw örgütlerinin bu tarz kafe işletmelerine kaymaları ve toplumla barışmaları, devletin de buna olanak sağlayarak yeni bir işletme alanı açması. Bir yandan da sokak hayvanları sorununu çözerek halk sağlığını ve güvenliğini en azından bu parametrede garanti etmek.
Sonuç olarak bir yöntem belirlenip uygulanmak zorunda, bu işi çıkmaza sürenlerin tespiti ve cezalandırılmasından başlanıp uzmanlar eşliğinde en makul çözümün ülkemiz için hemen yürürlüğe konulması dileğiyle.
😼
Sayın AHBAP üyeleri ve yöneticileri, raporunuzu okudum ve raporun çoğunluğunun bilimsel gerçekliğin dışında olduğunu anlamak hiç zor değil.
Japonya gibi dünya devi bir ülke bile toptan kısırlaştırmanın ekonomileri tarafından karşılanamayacağını belirterek hibrid çözümlere gittiler ve bugün sıfır sokak hayvanı politikasını gerçekleştirdiler (detaylar ve istatistikler için yazım: https://t.co/IEtJPMGFqU)
Türkiye gibi sokak havyanları sorunu arşa ulaşmış ve GDP'si 1 Trilyon dolar bile olmayan bir ülkeden bunu beklemeniz akıl kârı değil. Raporu hazırlayanların ciddi bir çalışma yapmadığını düşünüyorum (görselliğe uğraşmışlar ama haklarını yemeyelim):
1. Küçük hayvan destek üniteleri diye masraf kalemlerini belirttiğiniz sayfadaki giderler hem çok iyimser, hem de bakım maliyetleri ve çalışan maliyetleri eklenmemiş. Ve bunlardan binlercesi yapılmalı diyorsunuz (5000 TL toplam ofis mobilyası demişsiniz, gerçeklikten kopuk rakamlar)
2. Bu konteyner alanlarının bahçe peyzaj planlarını bile çizmişsiniz ama bunların giderlerini eklememişsiniz.
3. Köylerdeki koruma köpeklerinin ve çoban köpeklerinin şehirlerdeki başıboş köpekler kadar yavruladığını söylemişsiniz, tamamen gerçeklikten uzak bir şey bu. Köylerdeki köpekler kuru mama yaş mama nedir bilmez, doğurganlık oranları şehirlerdekilerle asla kıyaslanamaz bile. Biraz köylere gidiniz ve bunları müşahade ediniz. Konu hakkında çalışmayıp sonuca ulaşmışsınız, lise performans ödevi mi bu?
4. Pilot bölge uygulaması (Düzce) giderlerini belirtmemişsiniz, böyle bir raporu kimse ciddiye almayacaktır ve TBMM'nin bu raporu ciddiye almasını bekliyorsunuz öyle mi?
5. Raporun sonlarına doğru çözüm önerinizde yasaklı hayvanlar ve ampüte hayvanlardan bahsedip sadece soruna değinmişsiniz, çözüm önerisi başlıklı bölümde çözüm yok neredeyse, bunu birkaç illüstrasyonla anlatmışsınız ve ciddiyetsiz olmuş. Ve tabii yine maliyet planlaması yok, yasaklı ırka bile rehabilitasyon gerekiyor demişsiniz, bunun personeline değinmemişsiniz bile.
6. Sokak hayvanlarını kontrol altına alan ülkelerden örnek verip 'kısırlaştır, aşıla, yerinde yaşat' ilkesini benimsemiş demişsiniz, çok yanlış bir bilgi. Kontrolü sağlayan ve başı çeken Japonya örneğini yukarıdaki linkteki yazımdan okuyabilirsiniz. Barınakların limiti dolu olduğunda kayıp sahipli köpekleri bile 3 gün sonra itlaf ediyorlar, ki çoğunlukla barınakların kapasitesi tam doludur.
Sonuç:
Fazla iyimser ve üzerinde iyi çalışılmamış bir rapor. Maliyet raporu yok denecek kadar az ve gerçek dışı. TBMM'nin bu raporu ciddiye almasını beklemeyin lütfen.
Raporu hazırlayanların AHBAP olduğu bilinmese DW tarafından hazırlanmış izleniminden kaçışı yok bunun. Ki onların konu hakkında yerel haber ve Türkiye'deki ajanslarından yaptıkları haberlerin ikiyüzlülüğünü bilmeyen görmeyen kalmadı.
🔴 Yahudi Asıllı İş Adamı Rahmi Koç'tan Kürt Kadınlarına Hakaret
Katliamcı İsrail ile pek çok ticari ilişkisi bulunan Rahmi Koç'un ahlaksız şakası tepkilere yol açtı.
🔴 Milleti alenen aşağılayan Rahmi Koç hakkında yapılan yorumlar:
- Zengin olduğu için muhtemelen hakkında bir soruşturma başlatılmayacak.
- Adam sırf zengin diye esprisine gülüyorlar.
- Bu adamlar servetlerini bu milletin emeklerine borçlu ama ona rağmen bu millete düşmanlar.
- Meğer gerçekten kendinden başkasını “goyim (alt insan)” gören zihniyete sahipmiş.