Ali Şeriati bahsiyle ve biraz da İran ile ilgili temel mesele, Türkiye İslamcılığının bu konularda itikadi bir rahatsızlık duymamasıyla ilgili. Türkiye'de 1960'ların sonu 1970'li yılların başı itibariyle teşkil edilen modern İslamcı fikir belli bir itikadi davete sahip değil. Hem Tahavi akadinin hem Nesefi akaidinin hem de Nureddin es Sabuni'nin Maturidiyye'sinin aynı grubun farklı şehirlerdeki yapıları içerisine ders olarak okutulduğunu görmüşlüğüm var. Daha da radikal bir zemin olarak aynı gençlik örgütü içerisinde kendisini Selefi olarak tanımlayanların da Mealci olanların da ve hatta İran'a sempati duyanların da birlikte bulunduğu dönemler oldu. 2003 - 2010 arası İstanbul üniversite hareketi tam olarak böyle kaotik bir yapıya sahipti.
Esasında 1980'li yıllarda tebarüz eden İrancılık cereyanı Türkiye İslamcılığının eklektik görüntüsü içerisinde çok bariz olmayan bir renkti. Bunun kırılma noktası 2011 yılı itibariyle başlayan Suriye devrimi oldu. İran'ın allanıp pullanan ve küresel anlamda İslami yapılara örnek olarak gösterilen "vahdet için kendi mezhep perspektifini ikinci plana atma" faziletinin tümüyle bir illüzyon olduğu aşikar oldu. Bu noktadan sonra aslında itikadi olarak Şiilik ile bir kavgası olmayan Türkiye İslamcılığı'nın bir kısmı İran'a biraz da hayal kırıklığı ile net bir tepki geliştirdi. Mutezile görüşlerine yakın olarak gruplar dahi bence beklenmedik bir şekilde Suriye'de Sünni tonu çok baskın olan muhalif gruplarla güçlü temaslar kurdu. Ancak bu siyasi destek hiçbir zaman itikadi bir bahis haline gelmedi.
Şimdi gelelim işin acı tarafına.
Hakikat odur ki aslında Türkiye'deki İslamcılık düşüncesi itikadi zeminde İran'ın taarruzlarından bariz bir şekilde müessir olmuştur ancak bunu idrak edebilmesi için gerekli itikadi temellere sahip değildir. Zira "ümmetin siyasi birliği"ni sağlama mefkuresinden ötürü aslında hiçbir itikadi vurgunun olmadığı, ameli davetin temele konulduğu ve bu konudaki en marjinal meselelere dahi tepki geliştirilmeyen bir vasat inşa edildi. Altay Bey'in bahsettiği Ali Şeriati'nin mevzubahis fikirleri gayet biliniyordu ancak önemsenmiyordu. Çünkü Hz.Osman ile ilgili mesela Arap Sünnilerinde olan türden bir tepki yahut refleks Türkiye'deki Sünnilerde istisnalar hariç olmak üzere hiç genel bir tavra dönüşmedi.
Şam sokağı ile temas ettiğimde Ali Şeriati'nin Şam'daki kabrinin mesela hiçbir Arap Sünni için bir ehemmiyeti olmadığını fark etmiştim. Türkiye'den gelen İslamcılar için ise bir uğrak yeriydi. Fikri anlamda da Arap sokağı için Ali Şeriati bir anlam ifade etmiyordu Türkiye İslamcıları için ise umre öncesi Ali Şeriati'nin Hacc kitabını okumak fazilet gibiydi. 2005 yılında Ramazan umresi öncesi koca bir kafile Harameyn'in ruhaniyetini idrak edebilmek maksadıyla bu kitabı okumuştuk hatta yanında getirenler dahi vardı.
Kabul görür yahut görmez fakat şahsi kanaatim Türkiye'de cari İslamcılık siyasi açıdan kutsiyet atfedilmiş bir maksad uğruna itikadi bir tavır geliştirmemeyi ittihad-ı İslam'ın şiarı görmektedir.
Haliyle zaten Suriye meselesini bir parantez olarak görüp kapatarak İran ile eskiye dönmeye dünden razı bir temel fikir ortadayken ve hazır İran'ın da 40 senedir mahallede konuşulan meşhur İsrail'e karşı savaşı başlamışken bu türden tartışmaların "hiç zamanı" değil. Zaten ne zamanın uygun olduğunu sorarsanız bir cevap almanız da pek mümkün değil.
Açık açık "Bizim aslında İran ile de Şiilik ile de bir sorunumuz yok ve 50 seneden uzun bir müddettir kurduğumuz bir mahalle düzeni var" diyemeyen bu bağlamı "İran, İsrail ile savaşırken şimdi mezhepçi görüşlerle fitne çıkarmak ABD'nin ve İsrail'in ekmeğine yağ sürmektir" türünden, tam da kalıtsal fikir kabızlığının bakiyesi olan yaklaşımlar geliştirerek estetize ediyor.
Öyle bir hava estiriliyor ki zaten herkes İran ile ve Şii emperyalizmi ile tam hesaplaşmaya başlayacakken ansızın İran ve İsrail savaşa girmiş zannedilebilir. Halbuki İran'a teşne olmadan ABD ve İsrail'in savaşına karşı çıkmak gayet mümkündü.
Son olarak gerçekten Ali Şeriati'nin tartışılmasıyla İran ve İsrail arasındaki savaşın ne ilgisi var?
Türkiye'de Ali Şeriati'nin Hz.Osman ile ilgili görüşleri ortaya konulduğu için İran mı füze atmayı bırakacak yahut İsrail mi İran'a karşı tasallut iddiasını geri çekecek?
İçine doğduğumuz dünyayı tanıyoruz. 50 yaş üstü İslamcılar veya 50 yaş altı ama zaten kendisini Sünni olarak tanımlamayan İslamcılar için Ali Şeriati vazgeçilmez bir ehemmiyeti haiz olabilir.
Peki "ümmetin birliği" ve "ittihad-ı İslam" için itikadi temelleri bile ikinci plana koymak gayet mümkünken mesela neden bu tartışmada Ali Şeriati ile ilgili sert eleştirileri görmezden gelmek mümkün olmuyor?
Merhum Hasan el Benna'nın yerli yersiz sürekli kullanılan "İttifak ettiğimiz konularda yardımlaşır, ihtilaf ettiğimiz konularda birbirimizi mazur görürüz" yaklaşımı mesela şu an Altay Cem Meriç için neden geçerli değil? Diyelim ki Altay Cem Meriç ile de ittifak etmiyorsunuz, neden ondan mesela Ali Şeriati'ye veye Mutahhari'ye veya Beheşti'ye gösterdiğiniz hoşgörüyü esirgiyorsunuz?
Umarım konunun bağlamının şahıslar olmadığı anlaşılır lakin koca bir kavram kargaşasının ve kaotik bir fikir evreninin ortasında şahsa göre muamelenin ve örgütsel çıkarcılığın estetize edilmesi de bu imtiyaza hep İran'ın yahut aynı itikadi zeminin sahip olması da bana makul gelmiyor.
Evet, bu ameliyatlar cinsiyeti değiştiren değil iptal eden ameliyatlardır;cinsiyet hormonla veya ameliyatla değiştirilemez,sadece üreme ve cinsel işlev bitirilmiş işeme işlevi sakatlanmış olur, yaşam süresi de 20-28 yıl kısalır, bunları anlattığım bilimsel makalelerim aşağıda👇
Bu sözü söylerken Halep işgal edilmiş, Suriye’de 500 binden fazla insan katledilmişti. ABD SDG’ye tır tır silah veriyor, üstüne Türkiye’de maşalarıyla darbe planlıyordu. Ülkede hendekler kazılmış, büyük bir iç savaş senaryosu yazılmıştı.
Darbeyi durdurdu, PKK’yı askeri olarak bitirdi, kurucusuna “artık anlamımız kalmadı” açıklamasını yaptırdı. Üstüne Esad’ı devirdi, SDG’nin planlarını alt üst etti.
Bu sırada muhalefet:
- Darbe tiyatroydu,
- YPG terör örgütü değildir,
- Esad’la anlaşmalı,
- Suriyeliler Esad’a teslim edilmeli,
- Bizim Suriye’de, Libya’da ne işimiz var?
diyordu.
Tüm bedellerine rağmen Cumhurbaşkanımız haklı çıktı.
Bize de onun yanında durmuş olma gururu düştü. Çok şükür.
Millet farkında değil yaşananların.
Türkiye, 10 yıldır ilmek ilmek ördüğü stratejisini, tek kurşun atmadan tamamkadı.
PYD denilen örgütü tarihe gömdü 😂😂😂
Sadece bir haftasonunda.
Doğrudan kimseyi karşısına almadan.
Sıfır kafa ağrısı.
Bu Esad’ın düşmesi kadar önemli olay
"Onlar sıkıştıklarında, yani deşifre olduklarında Almnaya'ya gider, ama benim gidecek başka bir yerim yok. Dolayısıyla memleket kaybederse, ben zaten kaybetmişim demektir. Memleketimi kaybedeceğim bir konuda da gümbür gümbür söylerim"
- Altay Cem Meriç
Darkweb,Muhbir, Daily Türkist,Boşuna Tıklama,BPT Haber
Çocuklarınız bunları okuyor.Sürekli İsrail yanlısı haber giriyorlar.Cimer'e şikayet edin.Ha bunlardan şikayetçi değilseniz ben sizden şikayetçiyim.Sen ve ben belkemiğiyiz bu devletin.
Müslümanlar uyanın karşınızda leşler var!
Hasılı ;
Ülke menfaatleri aleyhine ve dış ülkeler lehine sürekli dezenformasyon ile 5.kol faaliyeti yapan, sistemli bir ağ şeklinde halkı kışkırtan, güvenlik tehditi oluşturan “Muhbir” türevi hesapların sahiplerinin incelenmesini talep ediyoruz.
@TC_icisleri@adalet_bakanlik