Quaresma: "2007'de Porto formasıyla İnönü'ye geldim. Son dakikada gol attım ve kazandık. Maç bittiğinde stadyum benim adımı haykırıyordu. Buna çok şaşırdım. Çok etkilenmiştim. Gerçek şu ki, kaderden kaçılmaz."
• Yazın 70 milyon euro bonservis harcaması yapılmış (tarihi rekor) bir takımın başına sezon başında gelip sadece bir ay sonra Ekim'de lige havlu atan Sergen Yalçın.
• Kışın bir 60 milyon euro daha harcatıp (tarihi rekor) karşılığında bir tane bile derbi kazanamayan Sergen Yalçın.
• 318 milyon euro yükümlülüğü olan bir kadro (tarihi rekor) ile Avrupasız sezonda ligde dördüncü olan, kupada ise yarı finalde Konyaspor'a elenen Sergen Yalçın.
• Geldiği günden beri yanlış yaptığı bir şeyi bile düzeltememiş; hala Ndidi'ye iki stoperin arasında oyun kurdurtan, hala Asllani'yi çift pivotta kullanan, hala Murillo'yu ve Bilal'i çizgiye bastıran, hala Agbadou'yu hamle, Emirhan'ı ise denge stoperi olarak kullanan Sergen Yalçın.
• Hala tek kapalı savunma açma planı çizgiden ceza sahasına orta açmak olan, 4-4-2 kapanan takıma da 5-3-2 kapanan takıma da tek bildiği hücum seti olan 3-1-6 ile futbol oynadığı için geçişten gol yeme rekoru kıran, "rest defence" kalıbını ömründe duymamış Sergen Yalçın.
• Forma adaletini ayaklar altına almış, Jota'nın ve Djalo'nun her iyi oynadığı maçı formadan keserek cezalandıran, Cengiz'e ve Gökhan'a sezon başından beri evlatçılık yapan Sergen Yalçın.
• Geldiği günden beri bir tane oyuncuya dokunamamış, seviye atlatamamış Sergen Yalçın.
• Aylardır "4. 5. 6. ligi bir yerde bitiririz işte" diyerek camiaya negatiflik aşılayan, "maçlar kaybedilir o da bir sonuç" diyecek kadar pişkin ve boş vermiş bir Sergen Yalçın.
• 50.000 kişinin stadı "Sergen istifa!" diye inlettiği, kafasına şişe atıldığı maçtan sonra bile istifa etmeyerek yutmadığı tek sözü olan "taraftar istemezse giderim" sözünü de yutmuş olan Sergen Yalçın.
Sergen Yalçın'ın vasat bir teknik direktör olduğu, çok ama çok başarısız olduğu, Beşiktaş'a zarar verdiği ve acilen istifa etmesi gerektiği gibi meseleler artık birer düşünce ve fikir değildir.
Her Beşiktaşlı için somut realitedir.
Bunları inkar edenlerin derdi Beşiktaş değildir, Beşiktaş'ı küçültmektir. Beşiktaş'ı gittikçe daha da borçlandırarak Beşiktaş'ın satılmasına uzanan yolun taşlarını ince ince döşemektir.
Beşiktaşlılar gözlerini açmıştır, kendisini uyutmaya çalışan bu aciz güruhun gerçek yüzünü nihayet görmüştür.
Beşiktaşlılara Beşiktaşlılık öğretme cüretinde bulunan çakma sosyal medya mafyalarının aslen Bursasporlu olduğunu, kendini Pep Guardiola sanan kalemi de onuru gibi satılık muhabirlerin aslen Fenerbahçeli olduğunu anlamıştır.
Bugün sosyal medyada dönen çakallıklardan bariz bir biçimde bellidir ki Beşiktaş yönetimi, Trabzonspor ile oynanacak maçın biletlerini kendi yandaşlarına dağıtarak camianın bir sezondur gördüğü bu kabusu süresiz olarak uzatma niyetindedir.
Beşiktaşlı; 15 milyonluk iradesine tecavüz etmeye yeltenen bu iki adama cevabı sahada, statta, tribünde verecektir.
Beşiktaşlı hiç bir yandaş taraftar grubundan korkmayacak, onların provokasyonuna dahil olmayacak; camianın kalbinden geçen doğruyu var gücüyle haykıracaktır.
Beşiktaşlıların istemediği hiç kimse, Beşiktaş'ta herhangi bir koltuğu işgal edemez.
Beşiktaş halkın takımıdır, Beşiktaş'ın tek sahibi Beşiktaşlılardır.
Beşiktaş kimsenin çiftliği değildir, Beşiktaş Beşiktaşlılarındır.
Beşiktaş, 2'den büyüktür.
Pusuyla gelen pusuyla gitmedi.
Bu adamın her maçında oyuncuları ıslıklandı.
Öbürü kötü sonuçlara rağmen çiçeklerle karşılandı. Son maçın son dakikasına kadar destek verildi
Winston Churchill depresyonuyla tuğla örerek mücadele etti. Kent’teki kır evinde saatlerce tuğla dizdi. Hatta tuğlacılar birliğine katıldı. 1921’de bunun neden işe yaradığını yazdı. Psikolojinin bunu kavraması ise 75 yıl sürdü.
Depresyonuna “Kara Köpek” diyordu. Onu yıllarca takip etti. Buna karşı geliştirdiği yöntem son derece basitti: saatler boyunca tuğla üstüne tuğla koymak.
Churchill, bu yaklaşımını The Strand Magazine için yazdığı uzun bir yazıda anlattı. Geçimini düşünerek sağlayan insanların, yorgun bir zihni sadece dinlendirerek düzeltemeyeceğini yazdı. Kendilerinin farklı bir yönünü kullanmaları gerekir: gözleri ve elleri hareket ettiren tarafı. Ahşap işleri, kimya, ciltçilik, tuğla örme, resim… Zihnin tek başına çözemeyeceği bir probleme bedeni dahil eden her şey.
Modern psikoloji buna “davranışsal aktivasyon” diyor. Depresyon tedavisinde en çok araştırılan yöntemlerden biri. Depresyon bir davranış tuzağı kurar: kötü hissedersin, bir şey yapmazsın; daha az yapmak, iyi hissedecek daha az şey demektir. Daha kötü hissetmek, daha da az yapmana yol açar. Döngü sıkışır.
Davranışsal aktivasyon bu döngüyü eylem tarafından kırar. İstemesen bile önce eylemi planlarsın. Yapmak küçük ödüller üretir: bir duvar düzleşir, bir tablo tamamlanır, dağınık bir oda toparlanır. Bu küçük ödüller zamanla beyni yeniden şekillendirir. Önce eylem gelir, his ardından gelir.
2006’da University of Washington araştırmacıları bunu test etti. Majör depresyonu olan 241 yetişkini inceleyerek üç yöntemi karşılaştırdılar: davranışsal aktivasyon, konuşma terapisi ve antidepresanlar. En ağır depresyondaki kişilerde davranışsal aktivasyon, ilaçlar kadar etkiliydi ve konuşma terapisini geride bıraktı. 2014’te 26 çalışmada 1.500’den fazla kişi üzerinde yapılan bir inceleme de bunu doğruladı.
Tuğla örme gibi fiziksel işler ek bir etki yaratır: ruminasyonu, yani zihni kemiren döngüsel düşünceleri bastırır. Bu iş iki eli de meşgul eder ve her tuğlada geri bildirim verir: düzgün ya da eğri. Bir saat sonra ortaya çıkan duvar nettir. Zihinsel geviş getirmeye yer kalmaz.
“Depresyon hareket eden hedefi sevmez” sözü şiir gibi durur. Bilimsel karşılığı daha nettir: depresyon, başka bir işle meşgul olan beyni sevmez.