19 yaşındaki bir fidana kıyacaklar bu gece...
13 yıl önce bugün Eskişehir’de ara bir sokakta döve döve öldürdüler, 19 yaşındaki Ali İsmail Korkmaz'ı.
"Vurmayın, öldüm" dedi, vurdular öldürdüler...😢
#AliİsmailKorkmaz
“Düşlerinde özgür dünya…”
Gezi’den bugüne, adalet ve hürriyet mücadelemiz sürüyor.
Halkımıza kapatıp, İngiliz taraftarlara açtıkları Gezi’de ay yıldızlı bayrağımızın altında hep birlikte buluşacağımız günler gelecek.
13. yılında, Gezi için düşene, dövüşene bin selam olsun.
Basına yansıyan haberlerde; Cumhuriyet Halk Partisi yönetimine hukuken son derece tartışmalı bir ihtiyati tedbir kararıyla getirilen ve kamuoyunun geniş kesimlerinin tepkilerine rağmen bu görevi kabul eden Kemal Kılıçdaroğlu yönetimi tarafından gerçekleştirileceği belirtilen bazı satışlardan elde edilecek gelirin derneğimize bağışlanmasının planlandığı öğrenilmiştir.
Derneğimiz, kuruluşundan bu yana Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda; hukukun üstünlüğünü, demokrasiyi ve hukuk devletini savunan, temel hak ve özgürlüklerin korunması için mücadele eden ve çalışmalarını partiler üstü sürdüren bir sivil toplum örgütüdür.
37 yıldır kararlılıkla savunduğumuz bu ilkeler gereği; demokratik hayatın vazgeçilmez unsurları olan siyasi partilerin, özellikle de ana muhalefet partisinin yönetimine, olağan demokratik süreçler ve kurultay iradesi dışında kayyum niteliğinde bir müdahaleyle getirilen bir yönetimden gelecek herhangi bir bağışın derneğimiz tarafından kabul edilmesi mümkün değildir.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
İlk yurtdışı çıkışım, Barselona, üniversite yılları. Hediyelik dükkanında refleks olarak pazarlık yapmaya başladık. Tezgahtar suratımıza öyle bi baktı ki… ‘Durun bi sorayım’ dedi gitti patrona, indirimle döndü. Meğer indirimi paramız yetmez diye üzülmüş de almış.
Epstein belgeleriyle ilgili burada ve tv'de yaylan teorileri topladım, arşivden kontrol edip esasen yazışmalarda ne konuşulduğunu aktarmaya çalıştım yeni bir dosyada. Şimdi burada özet geçicem; baktığım iddialar ve analizleri şunlar:
📌 Çocuk cinayetini gösterdiği iddia edilen belge
New York Güney Bölgesi ABD Başsavcılığı'na Bryan Miller adlı bir kullanıcı tarafından 2020'de gönderilmiş bir ihbar e-postası. Gönderen kişi Prens Andrew ve Epstein'in çocukları öldürdüğünü iddia ediyor ve diyor ki bana pasaport verin ABD'ye geleyim. Pek ciddiye alınmamış ama yasalar gereği arşive konmuş.
📌 Hitler'i Rothschild ailesi mi yetiştirdi?
Epstein, Ariane de Rothschild ile gayet samimi şekilde mailleşmiş. Üstelik tarih 2018. Yani Epstein'in suçları az çok biliniyor! Neyse. Demiş ki, "Harvard'daki bir Hitler dersinde bir hikaye anlatılıyormuş. Buna göre o bir zamanlar o kadar fakirmiş ki evsizler ve yoksullar için yapılmış, üç zengin aile tarafından finanse edilen bir sığınakta yaşıyormuş. Bunun senin hoşuna gideceğini/ilgini çekeceğini düşündüm. Bu aileler Gutmann'lar, Epstein'lar ve Rothschild'ler. Bunun doğru olduğu ortaya çıktı."
Rothschild de cevap vermiş ve "Hitler'in politikasını bizim desteklediğimiz yönünde yıllardor komplo teorileri var, bundan rahatsızım."
Kısacası Epstein, "Biz de büyük aileyiz şovu yapmaya çalışmış bu hikayeyi anlatarak. Zaten ikili arasında 25 milyonluk bir anlaşma da var.
📌 Mamdani bebekken Epstein adasına mı gitti?
Epstein, NY belediye başkanı Mamdani'nin yönetmen anasının filmi için bir afterparty vermiş bu doğru. Filmi bilirsiniz Amelia. Kadının adı başka bir bağlamda geçmiyor belgelerde. Ama Mamdani'nin bebekken anasının kucağında Epstein ile fotosunun olduğu yalan. Yapay zeka ürünü bir görsel dolaşıyor.
📌 Epstein ve Bill Gates'in pandemiyi planladığı iddiası
Buralar çokomelli. Bill Gates'in think tank'i bgc3'teki projelerinden Epstein'in tek tek haberi var. Adama adeta rapor vermiş Bill'in yardımcıları. Bill'in zaten seks düşkünü olduğu biliniyordu ama bu belgeler itibarını yok edecek nitelikte. Neyse Bill, pandemi simülasyonu yapıyormuş 2017'de. Bunu da Epstein'e bir mailde haber vermişler. Pandemi simülasyonu şu demek değil: Bill Gates pandemi yaratacaktı prova yapıyordu. Peki ne demek?
Pandemi simülasyonları sık yapılır ve zaten bilim dünyası covid'den önce de olası bir pandemi gelebilir, iklim krizi ve çevre tahribatı falan uyarıyordu. Bu tür simülasyonlar genellikle bir salgın anında sağlık sisteminin kapasitesi, lojistik tedarik zinciri yönetimi ve kriz anındaki karar alma mekanizmalarını test etmek amacıyla hazırlanıyor.
Ama belgelerde bu saçmalıktan çok daha flaş bir şey var. Bill Gates nöroteknolojilerin biyolojik silah olarak kullanıp kullanılamayacağını da araştırmayı düşünüyormuş. Araştırdı mı? Ne buldu? Bu araştırmayı kim istedi? İyi niyetli miydi, niyeti neydi? Bu belgelerden bunları bilemeyiz. Ama şunu bilebiliriz: Epstein'in tüm bunlardan haberi varmış yıllar boyu.
📌 Alzheimer'ın silah olarak kullanıldığı iddiası
Bu iddia tuhaf. Aslı şu: Bill Gates'in babası Alzheimer olup hastaneye yatıyor. Bill'in firmasında Alzheimer üzerine çalışan bir bilim insanı, belki babasının durumundan dolayı Bill bana daha çok destek olur umuduyla çalışmalarını Epstein'e anlatıyor. Olay bu.
📌 Richard Dawkins'in Epstein ile ilişkisine yönelik iddialar
Epstein bu bilim camiasına girmek için epey uğraşmış ve lobi yapmış, bağış yapmış. Bunu net görüyoruz. Belki prestij devşirecekti, belki de başka işler peşindeydi. Bilemiyoruz. Belgelerde Dawkins'in, 2002'de Epstein'ın özel jetiyle bir TED Konferansı'na gitmek üzere uçtuğu görülüyor. Bu uçuşta Dawkins'e ünlü bilim insanları Steven Pinker ve Daniel Dennett eşlik etmiş. Bu seyahatin, hem Dawkins'in hem de diğer bilim insanlarının yayıncısı John Brockman tarafından organize edildiği belirtiliyor. Dawkins'in Epstein partilerine katıldığı yönünde ise hiçbir şey yok. Ama Epstein adamın peşinden koşmuş. Link aşağıda:
Epstein belgeleriyle ortaya çıkan ilişkiler ağı bize ne anlatıyor. New York Tımes'daki bu makale çok iyi tarif ediyor. Özetle:
Anand Giridharadas bu yazıda Jeffrey Epstein e-postalarını, tek tek kişilerin ahlaki zaaflarını anlatan bir skandal dosyası olarak değil, günümüz küresel elitinin nasıl davrandığını ve birbirini nasıl koruduğunu gösteren bir kayıt olarak ele alıyor. E-postalar, Epstein’in 2008’deki mahkûmiyetinden sonra yeniden kabul görmesini sağlayan çevrenin; siyaset, finans, akademi, medya, teknoloji ve hayırseverlik dünyalarından gelen, ideolojik olarak birbirine zıt ama aynı toplumsal konumda buluşan bir elit ağı olduğunu ortaya koyuyor. Bu ağda Donald Trump’la temaslı isimler, Steve Bannon, Lawrence Summers, Ehud Barak, Peter Thiel, Noam Chomsky, Deepak Chopra, Woody Allen, Michael Wolff, Kenneth Starr ve Obama döneminde Beyaz Saray hukukçuluğu yapıp daha sonra Goldman Sachs’a geçen Kathryn Ruemmler gibi figürler yan yana yer alıyor. Yazıya göre bu kişileri birleştiren şey ortak fikirler değil; sürekli hareket hâlinde olmaları, aynı mekânlarda dolaşmaları, aynı kapalı çevreye erişmeleri ve esas sadakati birbirlerine duymaları. E-postalar bu çevrenin işleyişini açık biçimde gösteriyor: İlişkiler “neredesin?” sorularıyla kuruluyor, New York, Davos ve Aspen gibi duraklarda temaslar tazeleniyor, kamusal bilgi değil kulis bilgisi değerli sayılıyor ve karşılıklı olarak özel, herkese açık olmayan bilgiler paylaşılıyor. Epstein bu ağda insanları birbirine bağlayan bir aracı işlevi görüyor; finansçıları siyasetçilere, akademisyenleri milyarderlere, gazetecileri güç merkezlerine yaklaştırıyor. Yazı, bu ilişkiler ağının para, prestij, entelektüel meşruiyet ve bilginin birbirine çevrildiği bir düzen yarattığını vurguluyor. Giridharadas’a göre Epstein’in bu çevrede barınabilmesi, çevresindekilerin gerçeği bilmemesinden değil, başkalarının acılarına bakmamayı öğrenmiş olmalarından kaynaklanıyor; finans krizleri, savaşlar, eşitsizlik ve toplumsal zararlar karşısında kayıtsız kalabilen bir elit, cinsel suçları da görmezden gelebiliyor. E-postalar, bu ağın kamuoyunda çatışıyor gibi görünen üyelerinin, söz konusu kendi konumları olduğunda birbirlerini kolladığını ve ilke ile ağın devamı arasında seçim yapıldığında ağın tercih edildiğini gösteriyor. Metin, Epstein dosyasını bugünkü demokratik krizlerin öncesine yerleştiriyor ve kapalı bir elit çevrenin uzun süre kendi çıkarlarını genel yararın önüne koymasının toplumda dışlanmışlık ve güvensizlik duygusunu derinleştirdiğini anlatıyor; yazı, Epstein’in mağdurlarının dayanışmasını ve gerçeği dile getirme ısrarını bu kayıtsızlığa karşı ortaya çıkan ilk gerçek kırılma olarak işaret ederek sona eriyor. https://t.co/Upkw0NckJJ
Tarihin doğru tarafındayız. Biz haklıyız.
Partimizin tüm kademelerinde, tüm üyelerimizle birlik içindeyiz.
Genel Başkanımız Özgür Özel liderliğinde, Cumhuriyetimize ve halkın partisi CHP’ye sahip çıkacağız.
Gerçekten üzerine epey düşündüm. Anlamaya çalıştım. Hiçte fena sayılmam, iyi okuyucuyumdur . Ama kötü bir yazı olmuş. Peki ama neden?
Mine Söğüt’ün yazısı, ifşanın gücünü ve kadınların suskunluğu bozduğunda düzeni sarstığını söylüyor. Ama yazı tam da burada duruyor: kadınların mücadelesini edebî bir alegoriye çeviriyor ve politik özünü bulanıklaştırıyor.
Biz kadınların ifşası, ‘psikolojik şiddet’ ya da ‘yargısız infaz’ değildir. Bu, erkeklerin dilidir. Erkeklerin kendi konumlarını korumak için ürettikleri kavramların aynısını kadınlara yöneltmek, ifşayı faille aynı zemine çekmek, en tehlikeli yanılgıdır. Çünkü ifşa, şiddet değil; şiddeti kıran bir öz-savunmadır.
‘Mağduriyet üzerinden iktidar’ söylemi ise büsbütün sorunlu. Biz mağduriyetimizden iktidar devşirmiyoruz. Tam tersine, erkekliğin binlerce yıldır kurduğu iktidarı ifşa ederek sarsıyoruz. Mağduriyetin dile getirilmesi, güç kazanmanın değil, şiddetin gizlenmesine karşı politik özneleşmenin yolu…
Ayrıca yazıda ifşa, bireysel cesaretin meselesi gibi sunuluyor. Oysa biz biliyoruz ki ifşa sadece tek başına bir kadının haykırışı değil, kadınların örgütlü mücadelesinin ürünüdür. Dayanışma olmadan hiçbir ifşa varlığını sürdüremez.
Kadınların beyanı hukukun, siyasetin ve toplumsal düzenin meselesidir.
Beyanı esas almak, erkek adaletin delil ve masumiyet kılıfı altında kadınları susturan mekanizmalarına karşı kurulmuş bir politik hattır. Yazının görmezden geldiği yer tam da burasıdır.
Bu yüzden Mine Söğüt’ün yazısı, iyi niyetli bir tartışma açıyor gibi görünse de, aslında kadınların beyanını edebîleştiren, (!) mağduriyeti sorunlaştıran ve ifşayı ‘karşı şiddet’ diye niteleyen yaklaşımıyla patriyarkanın diline tehlikeli biçimde yaklaşmaktadır.
Bizim için ifşa, şiddetin diliyle değil, dayanışmanın ve adaletin diliyle kurulur.
Kadınların sözü, erkeklerin itibarıyla eşitlenemez.
Yaşadığım büyük deprem felaketinde maalesef her iki bacağımı kaybettim. O gün, hayatımın en zor anıydı… Bir anda her şey değişti, alıştığım düzen, hayallerim, günlük yaşamım. Şimdi ise yeniden tutunmaya, yeniden ayağa kalkmaya çalışıyorum.
Şu an hidrolik protez kullanıyorum ama ne yazık ki güvende hissetmiyor, sık sık düşüyorum. Bu da hem günlük yaşamımı hem de hayallerimi yarım bırakıyor. Tekrar özgürce yürümek, sevdiklerime koşmak, kendi ihtiyaçlarımı bağımsızca karşılamak ve hayallerimin peşinden gitmek istiyorum. Bunun için biyonik proteze ihtiyacım var.
Çünkü biyonik protez benim için sadece yürümek değil; özgürlüğümü geri kazanmak, sevdiklerime koşmak, kendi ihtiyaçlarımı daha bağımsız karşılamak ve hayallerimin peşinden gitmek demek.
Bu nedenle biyonik proteze ulaşabilmek için sizlere sesleniyorum. Bana destek olabilecek, yol gösterebilecek ya da doğru kişilere yönlendirebilecek herkese şimdiden minnettarım.
Bu tweeti RT’leyip bana yardımcı olabilecek iş insanlarını etiketlerseniz çok sevinirim.
Atacağınız en küçük adım bile benim için çok büyük bir umut olacak. Çünkü bazen tek bir el, bir insanın bütün hayatını değiştirebilir.
Vaktinizi ayırıp okuduğunuz için çok teşekkür ederim. İnanıyorum ki dayanışmayla imkânsız bile mümkün olur.
Bizim üst jenerasyonun karı-koca seçimleri bizi ilişki gurmesi haline getirdi maalesef, bunlar gibi seçim yaparız diye ödümüz kopuyo kimseyi seçemiyoruz.