Yüz yıldır
Çakma marşlar
Çalıntı sözler
Ama hep aynı
Mesela;
Bir “Kardan Aydınlık” olmadı hiç
Neyse bu ağır gelir…
Anadolu’yu perişan edenler
Yeniden yola çıkıyor
Yok
Aynı yerdeler
Seküler dünyada ne ileri ne geri
Hep geri
Hep geri
Trump'ın Brezilya'ya uyguladığı %25 gümrük vergilerinin gerekçeleri arasında, birçok kişinin fark etmediği bir konu daha var;
PIX...
PIX sıradan bir banka kartı değil.
Visa veya Mastercard gibi kart ağlarına ihtiyaç duymadan, doğrudan banka hesapları arasında 7/24, saniyeler içinde ve tüketiciler için ücretsiz para transferi sağlıyor.
Bugün Brezilya'da yaklaşık 170 milyon kişi PIX kullanıyor. Ülkedeki ödeme işlemlerinin yarısından fazlası bu sistem üzerinden gerçekleşiyor.
Trump yönetimi, PIX'in Amerikan ödeme şirketlerini olumsuz etkilediğini ileri sürerek Brezilya'ya yönelik ticaret soruşturmasında bu sistemi de hedef gösterdi.
Ardından Brezilya ürünlerine %25 gümrük vergisi uygulanacağını açıkladı.
Bu olay çok önemli bir gerçeği gösteriyor;
Ödeme sistemleri artık sadece finans teknolojisi değil, jeopolitik güç mücadelesinin bir parçası.
Bugün hedefte PIX var.
Yarın kendi milli ödeme altyapısını kuran başka ülkeler de benzer baskılarla karşılaşabilir.
Bu yüzden Türkiye'nin TROY sistemine yalnızca bir banka kartı olarak değil, finansal egemenliğin önemli bir parçası olarak bakmak gerekiyor.
Brezilyalılar bugün tek cümle söylüyor:
"O PIX é nosso." — "PIX bizim."
Bizim de söylememiz gereken belli;
TROY bizim , BOYKOT bizim
@ist4nbuI__@zaman_tevhid “laik Cüneyt” koparttı dostum ya😂😂 bayadır bu kadar gülmemiştim. Araştırmaları nereden yaptıysan söyle de yanlışlıkla biz de bakmayalım
Fatih Altaylı ile yakın ilişkileri bulunan hukuk bürosu, Kitaptayazmaz kanalına karşı YouTube'u savundu. Sekülerler bu vatanın milli güvenlik sorunudur!
Ya arkadaş;
Yandaş medya, trol vs ile bin yıldır bitmeyen söyleminize karşılık cümle şu;
Yahudiler neden medyayı elinde tutarlar?
Ve kapatma...
Yahu Sözde Selefi Halis;
Senin kanalın kapatılmaz
Yahu sekülerler;
Bin küfürle kanalınız kapatılmaz
Yahu beyler;
Şimdi kim ne yapıyor acep?
Yahudiler ve Eşcinseller korunan grup;
Fatih Altaylı'nın biriciği Gönenç'te grubun ülke avukatı...
Başvurucu yani biz, başka youtube hesabıda açamıyormuşuz.
Hocam sizin özgürlüğünüzü de, sizi de...
Yeni platform, yeni kanal, daha fazlası...
Şükürler olsun.
Gazzemizin sokaklarında
Ömer Halisdemir'izin fotoğrafı
İzzet ve asaletin şehrinde
İzzet ve asaletin mührü bir öncü şehit
Tüm şehitlerimize
252 şehidimize, 70 bin üzerindeki şehidimize
Bir Hilâl Uğruna
Yeryüzünün her yerinde can veren, şan verenlere
Sonsuz rahmet ve minnetle
-Daha 2 ay önce, Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı, AB'nin en üst düzey yetkilisi Ursula Von Der Leyen, tüm Avrupa'nın politik kurumsal kararını açıklamış ve şöyle demişti.
"Avrupa kıtasını Rus, Türk veya Çin etkisine bırakmamalıyız"
Avrupa, sadece Türk etkisine girmeyecek, güvenliği için, kendi yetersizliği sebebiyle mecbur kaldığı Türk etkisi - Türk savunma sanayii ekosistemi ile ancak varlığını sürdürme imkanı olacak.
-NATO 3.0 için kavramsallaştırmasının temel ve en kısa anlamı şu.
Avrupa Birliği, kendi savunması için artık NATO'da daha somut, daha aktif, daha gerçek katkı sunmak zorunda.
Bugüne dek, ABD'nin, AB ülkelerine sunduğu onlarca güvenlik paketi, bundan sonra olmayacak.
- NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, tam olarak şu cümleyi kurdu.
"Önceliğimiz, daha güçlü bir NATO içinde daha güçlü bir Avrupa anlamına gelen "NATO 3.0"ı inşa etmek. Bunun için savunma sanayisi üretimini ciddi ölçüde artırmamız gerekiyor."
Ankara'yı, Türkiyemizi, yeni küresel akışın tam merkezine konumlandıran da tam olarak bu açmaz.
Bugünkü Avrupa Birliği'nin "savunma sanayii üretimi" nerdeyse yok. AB'nin iki çekirdek ülkesi Almanya da Fransa da aralarında bir çok güven sorunu yaşıyor.
Ülkelerinin güvenliği için de AB güvenliği için de apayrı hatta karşıt ajandalara sahipler. Ki, devasa bütçe ile yola çıktıkları 6. nesil insansız savaş uçağı projesini durduklarını açıkladı Almanya ve Fransa.
Mark Rutte ile devam edelim.
Şu cümle de bizzat kendisine ait.
"Rusya, üç ayda NATO'nun bir yılda ürettiği kadar mühimmat üretiyor.
Yakın zamana kadar Rusya, tüm NATO müttefiklerinin toplamından daha fazla mühimmat üretiyordu."
Bakınız sadece mühimmat üretiminde bile AB ve NATO müttefiklerinin toplamından bile daha fazla diyor Rutte.
Türkiyemiz ise bu ahval ve şeraitte, sadece mühimmat üretiminde bile, bir kaç şirketi ile, bir çok AB ülkesini şimdiden geride bırakmış durumda.
İ. H 📌
Özgür ben sana bir şaka yapayım;
Adamın biri sanki ülke restoranmış gibi kendini şef ilan etmiş.
Yetmemiş bu restoranda Allah diyeni yakarım demiş.
Allah diyen çok olunca, ben sağırım duymadım demiş…
Laiklik falan filan işte…
Yavrum bu topa sen girme, az vaktin kaldı hedef olursun…
Şaka şaka,
Top sana gelince bekleme vur nasıl olsa atan sen tutan sen
Bak sözde Selefi’lerde içeri girmişken arada kaynama…
Şaka şaka,
Sen kayna, kaynak işini seversin
Bak bu da şaka olsun
Bir tane daha yapmıyorum,
İnanç konusuna girme Özgür, cenaze defnetmeye benzemez.
Şaka şakaaa
Kıymetli Dostlar,
Basında geminin İstanbul’a gelmeyeceğine ilişkin haberler yer aldı. Ancak şunu açıkça görüyoruz:
CİMER’e yapılan yoğun başvurular, kamuoyunda oluşan güçlü toplumsal hassasiyet ve milletimizin kararlı duruşu sonuç vermeye başladı.
Demek ki ses çıkarınca oluyor.
Demek ki millet iradesini ortaya koyunca karşılık buluyor.
Fakat unutmayalım:
MESELE SADECE bir GEMİ MESELESİ DEĞİLDİR!
Bugün bir organizasyon geri adım atsa bile, yarın benzer organizasyonlar farklı isimler ve yöntemlerle yeniden karşımıza çıkıyor. Nitekim Türkiye’yi hedef alan yeni uluslararası organizasyonlar şimdiden ilan edilmeye başladı bile..
Bu sebeple;
❗ Durmak yok.
❗ Rehavet yok.
❗ YASAL DÜZENLEMELER ÇIKINCAYA KADAR mücadeleye devam.
Çanakkale ruhu rehaveti değil, nöbeti gerektirir.
Yarın Beyazıt Meydanı’nda güçlü bir katılımla toplumsal hassasiyetimizi bir kez daha ortaya koyuyoruz.
📍 Beyazıt Meydanı
🗓️ 28 Haziran Pazar
🕜 13.30
Ailemiz, çocuklarımız ve kültürel değerlerimiz için sizleri de bekliyoruz.
İran ile Amerika arasında imzalanan anlaşmanın ilk etkisi tankların sustuğu cephede değil, Tahran’daki sahnede görüldü.
Sürgünden dönen bir rock sanatçısı, yıllar sonra kendi şehrinde şu sözleri söyledi:
“İyi hâlim birkaç dakika sürse de… yine de Tahran’da hayatı seviyorum. Burası benim şehrim.”
Bu cümle, sadece bir konser cümlesi değil…
İran’da rejimin yeni dönemde nasıl bir yol aradığını gösteren ilk kültürel işaret.
King Raam’ın Tahran’da sahneye çıkmasına izin verilmesi şaşırtıcı. Zira o, yıllarca rejime mesafeli durmuş, babası Kavous Seyed-Emami’nin Evin Hapishanesi’nde ölümü üzerinden İran yönetimiyle ağır bir hesaplaşma yaşamıştı.
Buna rağmen sahne açıldı.
Ardından başka isimler döndü.
Eskiden Amerika’da yaşayan pop şarkıcısı Gheysar da Tahran’da rejim yanlılarının bulunduğu bir etkinlikte sahne aldı.
Bir başka dikkat çekici nokta şu;
Bu dönüşler doğrudan “rejime bağlılık” diliyle değil, “İran’a bağlılık” diliyle kuruldu.
Yani yeni denklem şu olabilir:
Rejimi sevmek zorunda değilsin; fakat İran’ın yanında duruyorsan sana kapı aralanabilir.
Bu, İran açısından çok önemli bir eşik.
Çünkü savaş sonrası dönemde yönetim, toplumu yalnızca güvenlik diliyle tutamayacağını gördü.
Ekonomi kötü.
Enflasyon ağır.
Gençler gelecekten umutsuz.
Göç fikri yayılıyor.
Siyasal baskı ise devam ediyor.
Böyle bir zeminde rejim, önce siyaseti değil kültürü gevşetiyor.
Konserler.
Kafelerde canlı müzik.
Kadın erkek karışık kamusal alanlar.
Başörtüsüz kadın görüntülerinin devlet medyasında daha görünür hâle gelmesi.
İnternet erişiminin yeniden açılması.
Sokak müzisyenleri.
Hatta bazı yerlerde kamusal dans sahneleri.
Bunların tamamı aynı soruya bağlanıyor:
İran gerçekten değişiyor mu, yoksa sadece kendini yeniden mi ambalajlıyor?
Benim kanaatim şu:
İran’ın kazancı askerî sahada değil, toplumu yeniden pazarlık masasına çekme becerisinde aranmalı.
Rejim şunu söylüyor gibi:
“Siyasete dokunma, gündelik hayatına daha az dokunayım.”
Bu, kontrollü bir Amerikan nefesine benzedi ve hatta oldu bile.
Tahran’da sahneye çıkanlar bize şunu gösterdi:
İran-Amerika anlaşmasının ilk sonucu diplomasi masasında değil, müzik sahnesinde duyuldu.
Şimdi asıl soru şu:
İran gerçekten kazandı mı?
Eğer kazanmak, rejimin ömrünü uzatmaksa: evet, İran taktik bir kazanım elde etmiş olabilir.
Asıl sınav bundan sonra başlayacak.