Genel Başkanımız Özgür Özel'in sesini daha fazla kişiye ulaştırabilmesi için destek hesabını takip etmenizi rica ediyoruz.
Lütfen bu paylaşımı RT ve takip ederek destek olun. Desteğiniz bizim için çok önemli çok kıymetli.
1919'da Samsun'a çıktığında ne ordu vardı elinde, ne de para...
İradesi ve aklı, bir de gençliğe ve milletine duyduğu sonsuz inanç vardı.
Kurtuluşu mümkün kılan şeyin koşullar değil, "Biz bunu başarabiliriz" diyen insanlar olduğunu biliyordu.
Bu 19 Mayıs'ı; o kararlılığı içinde bir yerde hâlâ taşıyan herkesle birlikte, özlemle ve umutla kutluyorum.
Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı'mız kutlu olsun!
Teğmen #EbruEroğlu’nun mahkemede tüyleri diken diken eden sözlü savunması:
“TSK’da erinden orgeneraline kadar herkes bu yemini etti. Biz TSK’dan uzaklaştırılabiliriz. Ünformamıza, kılıcımıza, kimliğimize el koyabilirler. Ancak kütüğe çaktığım plaket orada duruyor. Üniformamız ruhumuza mozaik gibi işli. Kılıcımız kınında, Türk düşmanlarına karşı çekileceği günü beklemekte. Orduevine girişimiz yasak olsa da Türk Milleti bize gönül kapılarını açmış, sofrasında bir tabak yemek, altımıza bir döşek vermek istemiştir. Bizim için önemli olan budur. Son sözü her zaman “TÜRK MİLLETİ SÖYLER” Ben de Türk Milleti’nin bir ferdi olarak diyorum ki; yaşa, var ol Harbiye, yıkılmaz satvetinle…”
#TeğmenEbruEroğlu
GÜNEŞİ ÜZERİNE DOĞDURAN ADAMIN, HAYATI YAKALAMASI MÜMKÜN DEĞİLDİR!
Gece yarılarına kadar o parlayan ekranlara bakıp lüzumsuz videolar izliyor, sonra da ertesi gün öğlene kadar yorganın altında yatıyorsunuz. Sonra kalkıp "Zamanım yetmiyor, hayatta hiçbir şeye yetişemiyorum" diye sızlanıyorsunuz. Sen günü kaçırmışsın be adam, hayatı nasıl yakalayacaksın!
Bakınız, "Ben gece insanıyım, gece daha iyi çalışıyorum" lafı, modern çağın tembellerinin uydurduğu kocaman bir safsatadır! İnsan biyolojisi güneşe göre ayarlanmıştır. Tarihteki bütün büyük dehalara, büyük devlet adamlarına, alimlere bakın; hepsi güne erken başlar.
Sabahın o ilk saatleri, zihnin en berrak, havanın en temiz, dünyanın en sessiz olduğu vakittir. Sen o vakti horlayarak geçirirsen, öğlen sersemliğiyle uyandığında zihnin zaten yorgun başlar. Descartes sabahın köründe kalkar çalışırdı, Mimar Sinan o şantiyelere güneş doğmadan giderdi. Başarı, güneş doğarken ayakta olanların, o sessizliği üretime çevirenlerin hakkıdır.
Zinhar "Hafta sonu bari uyuyayım" demeyin. Bedenin bir ritmi, bir disiplini vardır. Disiplini olmayan bir zeka, pusulasız bir gemiye benzer; sürekli dolanır ama hiçbir limana varamaz. Geceyi uykuya, sabahı zihnin inşasına ayıracaksınız.
Bu gece o telefonu, o tableti yatak odasının dışında bırakın ve alarmınızı güneşin doğuşuna kurun. Sabahın o sessizliğinde uyanıp bir kahve yapın, bir kitap açın. O bir saatlik bereketin, günün geri kalan on saatinden nasıl daha kıymetli olduğunu göreceksiniz.
Prof Dr : İlber ORTAYLI
Paşam çok içiyorsunuz. Halkın dedikodusu bitmiyor. Biraz azaltsanız mı? deyince, Mustafa Kemal gülümsemiş...
Başka bişey konuşuyorlar mı peki Salih? demiş.
Hayır Paşam. Varsa yoksa içkiniz
Elini Bozok'un omzuna koymuş;
Biz yedi cephede savaştık Salih.. Bir Vatan var ettik, Cumhuriyet'i ilân ettik. Bak kendin söylüyorsun, çaldı çırptı, vatanı sattı diyemiyorlar ya, bırak konuştukları içkimiz olsun...
İlber Ortaylı'yı kimler sevmez?
✓Cahiller sevmez,
✓Türkiyeliyim diyenler sevmez,
✓Türklük alerjisi olanlar sevmez,
✓Atatürk düşmanları hiç sevmez,
✓PKK'lılar, dinbazlar nefret ederler,
✓Siyonistler hiç sevmez.
RUHUN ŞAD OLSUN GÜZEL İNSAN 🙏❤️
On altı yıl dünyanın 3cü ekonomisine sahip ülkesini yöneten bir kadın…
Angela Merkel
Sonra bir gün, tek başına bir Türk dönercisinde, 6 Euro’luk döner kuyruğunda.
Ne konvoy var.
Ne siren.
Ne de etrafı yararak açılan yollar.
İşte mesele tam burada başlıyor.
Gücü bırakınca halkın arasına karışabiliyorsan, o koltuk seni büyütmemiş demektir.
Devlet yönetmiş biri, bir taburede sessizce döner yiyebiliyorsa, orada sistem kişiden büyüktür.
Döner 6 Euro olabilir.
Ama o fotoğrafın değeri çok daha pahalıdır.
Çünkü asıl güç;
Korumasız yürüyebilmek,
Gösterişsiz yaşayabilmek,
Ve koltuktan indikten sonra da insan kalabilmektir.
CELAL ŞENGÖR HOCA'dan MÜTHİŞ YAZI...
Türkiye halkı kravat takar, lüks otomobillerde dolaşır, bikinili hatunları sosyetik plajları doldurur, plansız şehirlere şekilsiz gökdelenler inşaa ederek yaşanmaz hale getirir, ama tüm bu halk zenginiyle fakiriyle, şehirlisiyle köylüsüyle zır cahildir.
Kendi tarihinden habersizdir. Aslında ne dilini, ne dinini bilir, ne geleneklerini tanır, ne de toplumsal değerlerinin evriminden haberdardır.
Muhteşem Yüzyıl diye televizyonlarda alkışladığı dönemde, devletinde Amerika'dan gelen gümüşün ilk enflâsyonu başlattığını bilmez (çünkü Avrupalı dünyayı keşfederken, muhteşem(!) padişahları hareminde gönül eğlendirmekte, dünyayı öğrenelim diyen Pirî Reis'in kafasını vurdurmaktadır...
O, muhteşem(!) yüzyılda Anadolu'da medrese o kadar ayağa düşmüştür ki, öğrenci haydutluğa başlamıştır (buna softa şekâveti denir). Avrupa'da ilk yenilgimizi Muhteşem(!) Süleyman devrinde aldığımız gibi (1.Viyana bozgunu 1529), Hint Okyanusuna her çıkışımızda mini mini Portekiz'den sopayı yiyip Kızıldeniz'e veya Basra Körfezi'ne tıkılışımız da bu büyük(!) padişah efendimizin devrindedir.. Yine onun zamanında dünya keşfedilirken, Hint Okyanusu'na kadırga denen sandallarla açılan ve 1554'te Hindistan'da karaya oturan büyük(!) bir amiralimiz, yürüyerek üç senede Hindistan'dan Edirne'ye gelmiş ve meşhur bir kitap (Mirât-ül Memâlik) yazmıştı. El alemin dünyayı öğrendiği bu dönemde Seydî Ali Reis gazel söyleyip, eğlence partilerini anlatmaktan başka tek bir detaylı coğrafya bilgisi toplamayı gerekli bulmamıştı...
Büyük(!) Sultanımız Süleyman'ın Fransa kralı 1.François'i hapisten bir mektupla kurtardığını okurduk mektepte. O François'nın kurduğu Collège de France bugün dünyanın en önemli araştırma kurumlarından biridir. Bizimkinin hangi kurumu ayakta kaldı? Hangi kurumunun insanlığa beş paralık bir faydası oldu?
Tek becerdiği kalıcı şey, aklı başında öz oğlu Şehzade Mustafa'yı Hürrem uğruna katlettirip, devleti bir ayyaşa teslim ederek halkının geleceğini karartmak oldu..
Artık yeter!. Bu ve benzeri rezillikleri yalanlarla bezeyip yücelten, buna karşılık bize bütün dünyada saygınlık kazandıran, aklımızı kullanıp onurlu insanlar olmamızı sağlayan Atatürk'ü aşağılayan âlim pozlu, ukala tavırlı zır cahilleri her gün halkın karşısına diken televizyon kanallarından ve gazetelerden gına geldi. Yükselen ahlaksızlık grafiğimiz kimin eseridir sanıyorsunuz? Cehalet tüm fenalıkların anasıdır. Biz de o anayı besleyip büyütüyor, onun tosuncuklarına oylar veriyoruz... Artık yeter! Memleketimde her elimi attığım yerde cehalet çirkefine bulaşmaktan bıktım...
Prof.Dr. Celal Şengör
Ayrıca, halka bilgi vermekten çok uyutmaya odaklanan, kavgalarla Reyting toplamaya çalışan, yok kuaförüm sensin, yok yemekteyiz veya temizlik benim işim gibi basit, birbirini aşağılayan, saçma sapan programlardan da bıktık, usandık, bu kanalları yönetenleri şiddetle kınıyor ve bir an önce aydınlatıcı öğretici programlar yapmalarını diliyorum.